SATICI

SaticiWordPress.com

Efendimizin Gönlündeki Sirlar

Efendimizin Gönlündeki Sirlar

Fahr-i Kainat Efendimizin ahlakindaki sonsuz güzellik, insanlik meziyetleri konusundaki akil almaz ihtisam, asil manevi sirrini onun gönlündeki esrardan alir. Yani Fahr-i .Kainat Efendimizin gönlündeki esrari anlayamazsak onun ne kadar mükemmel oldugunu kavrayamayiz.

Fahr-i Kainat Efendimizin bu gönül sirrini anlamak için yaratilisin zamandan önceki devrine. yani elest ve ezele dönmemiz lazim. Evrenin yaratilisi. bütün varliklarin yavas yavas sergilenisi. zamandan çok önce, “ezel” dedigimiz öncesi, zaman ötesi bir planda zuhur etmistir.

Cenab-i Hak, yarattigi mahlûkatin kendisine olan yakînligini özel bir imtihanla tespit etmek istemistir. Çünkü bütün varliklar alem-i kesrete döndükten sonra, kendisine has bir benlik duygusuna düserler ki. bu benlik duygusu insanlarda nefis seklinde tezahür eder. Bunu fizikte bir direnç seklinde. çesitli canlilarda da kendini koruma seklinde görüyoruz. Ama. hepsinin ötesinde melekler ve ruhlar da dahil olmak üzere bütün varliklarin Cenab-i Hakka karsi pozisyonlari fevkalade önemlidir.

Fahr-i Kainat Efendimizin insanliga ögrettigi o müthis “La ilahe illallah” sirrinin ezelde de bütün varliklar tarafindan ne denli benimsendigi Allah’in “elest” imtihaninda belli olmustur.

Kendisinde ufak tefek kisilik gören varliklar, Cenab-i Hakkin, “Ben, sizin Rabbiniz degil miyim?” emrinin azameti karsisinda bir anlamda panige düsmüslerdir. Çünkü bu emir, kendi varliklarini yok eden bir emirdir. “Elestübi Rabbiküm” (Ben, sizin Rabbiniz degil miyim?) emri, bir danisma veya onlardan bir cevap almanin çok ötesinde, bütün varliklarin kendilerinin benlik ve kisilik tasimasinin mümkün olamayacagini beyan eden Ilâhi bir emirdir.

Bunun için böyle bir emir karsisinda varliklarin panige düsmesi ve hemen, “Evet,” yani “Beli” diyememeleri bir anlamda esyanin tabiatindandir. Ama, Allah istiyordu ki, esyanin tabiatindaki bu hadiseye ragmen varliklar “Beli” desin. Bir baska anlamda, biri çiksin. “Evet, sen Rabbimizsin, Senden baska hiçbir sey yok” desin. Bu hikmeti kazanmak ise çok zor bir operasyondur. Yani kendi benliginden vazgeçmek, kendi varligini yok saymak sirri ki, iste bu sir Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünden parladi. Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünden parladigi için de, dogrudan dogruya kesretle var olan bir varlik, bir anlamda vahdetin sirrini, daha dogrusu Cenab-i Hakkin zatiyetini yansitti.

Cenab-i Hakkin bir yerde zatiyetinin yansiyabilmesi için orada tam bir mahviyet tesekkül etmesi gerekir. Iste Fahr-i Kainat Efendimizin gönlündeki hususiyet budur. Fahr-i Kainat Efendimiz, özünün de özünde, iç dünyasinin da iç dünyasinda öyle bir mahviyet tesekkül ettirdi ki, bu mahviyet Cenab-i Hakkin o muazzam zatiyet cereyaninin tecellisine sebep oldu. Bu tecelli ile birlikte ruh-u Muhammedi, gönl-ü Muhammedi yaratilmis oldu, yani ayri bir nakis, ayri bir yansima oldu. Bu yansimanin esrarin da Fahr-i Kainat Efendimizin ahlakindaki kalb-i Muhammedi sirri tesekkül etti ki, bu kalb-i Muhammedi sirri, bütün varliklari kurtarma operasyonuydu.

Fahr-i Kainat Efendimiz, kendisini mahviyetle yok sayarken, amaci, bütün varliklari kurtarip Allah’a karsi “Evet” demelerini mümkün kilmakti. Ondan dolayidir ki, Efendimiz, ezelden tâ ebede kadar bu hususiyetini korumustur koruyacaktir. Çünkü onun gönlü, bütün varliktan kurtarmak için kendisinin kisiligini yok eden bir fedakarliga sahipti. Iste bu yüzden kalb-i Muhammedi “bütün beseriyeti kurtarma azmiyle, süphesiz ki insanlar basta olmak üzere Cenab-i Hakka muhatap kilma hazziyla çarpar. Bundan dolayidir ki, Fahr-i Kainat Efendimizin insanlik sevgisini kavrayabilmek mümkün degildir. Her insanin mutlaka kurtulup, Cenab-i Hakkin ebedde verecegi sonsuz nimetlerden istifade etmesini ister. Bu, kalb-i Muhammedi’nin “elest”teki coskusudur. Bu cosku, Fahr-i Kainat Efendimizin yeryüzündeki zaman süreci içerisinde ahlak-i Muhammedi seklinde tezahür etmistir. Her türlü merhamet, her türlü infak hikmetleri, hep bu kalb-i Muhammedinin insanlari kurtarma sirrindan dogar.

Fahr-i Kainat Efendimizin hayat süresinde bunu aksettirmesi, kendisinin arzu ettigi, yahut güzel gördügü seyi baskasinin sahip olmasi duygusu ile yansitmistir ki. Hiçbir varlik, güzel gördügü, hosuna giden herhangi bir seyi kendisinin disinda görme zevkine ulasamaz. Mutlaka kendi zevki içerisinde mütalaa etmek ister. Bu yalniz Fahr-i Kainat Efendimize mahsus bir hadisedir. Onun içindir ki, Fahr-i Kainat Efendimiz yeryüzüne tesrif ettikleri zaman, “Ümmetim!” diye seslenmistir.

Daha ilk nefesini, ilk oksijeni aldigi zaman, “Ümmetim!” diye seslenmistir. Buradaki ümmetimden murad, “Elest Meclisi”nde kendisi ile beraber hamd niyazina istirak kabiliyeti olan, gönüllerinde titresim olan, yahut kalb-i Muhammedîden çikan cereyani kendi ekranina aksettirebilen varliklardir ki, iste bunlar mü’minlerin, Müslümanlarin çekirdegidir. Bu çekirdege yansiyan sefkat-i Muhammedi öylesine coskulu yansimistir ki, gerek Islamiyeti teblig ettigi siralarda, gerek ondan sonra, mümkün oldugu kadar büyük kadrolarin Allah’a takdimi için akil almaz bir çaba, akil almaz bir yorgunluk sebebi olacak yipranmanin her türlüsünü göze almistir. Çünkü Fahr-i Kainat Efendimiz nasil “Elest”te kendisini yok sayarak insanlari ve diger mahlûklari kurtarmis, Allah’a takdim etmis, onlarin “La ilâhe illallah” diyebilmelerini gönlünden verdigi cereyanla saglamissa, hayatta yasadigi Asr-i Saadet zaman dilimindeki tüm hadiselerde de ayni motifi dalgalandirmistir.

Efendimizin müteaddit tebliglerine karsilik Cenab-i Hakkin kendisine hitabinda, “Habibim, ben sana bir defa teblig et dedim. Sen yüzlerce defa teblig ediyorsun ve kendini öldürecekmis gibi büyük bir coskuyla bu isin içindesin” demesinden adeta üzüldügünü hissediyoruz. Fahr-i Kainat Efendimizin bu hikmeti insanlik sevgisinin temelidir. Yani hiç kimse bir insani Efendimiz gibi sevemez.

Varliklari Allah’in o sonsuz kudretinin karsisinda var tutan Fahr-i Kainat Efendimizin gönlündeki cereyandir. Bu gönlündeki cereyanin esrarini birçok maddesel hadiselerde bile görüyoruz. Galaksilerin dönmesi, güneslerin, yildizlarin birbirlerine olan cazibeleri, özellikle de atom ve çekirdeginin seyri sirasindaki varolus sirri, tamamen Fahr-i Kainat Efendimizin cereyanindan dogar. Bunu bir misalle hatirlatmak yerinde olur.

Bir elektron, atom çekirdeginin müthis manyetik cazibesi içerisinde, elips dedigimiz yumurta biçiminde yörüngede döndügü için, dönüs çizgilerinin fizik ve geometrik zorluklarina ugrar. Yani bu elipsin merkeze uzak noktalarinda hizini azaltmak, yakin noktalarda ise arttirmak zorundadir. Böyle bir çeliski, elektronun saniyede yüz bin defa atom çekirdegi etrafinda dönmesi için fevkalade içinden çikilmaz bir zorluktur.

Bu zorlugu asmanin formülünü “manyetik chip in” dedigimiz bu dört noktaya yaklastigi zaman elektronun çekirdege dogru secde eder gibi bir titresim yapmasina baglamaktadirlar ki, bu eletronun çekirdegi etrafindaki seyri sirasinda manyetik sipin olmazsa, elektronun ya çekirdege hizla çarpmasi, ya da uzak noktalara gidince firlayip uzaklasmasi lazim. Bu seyrini tamamlayabilmesi, yani varligini sürdürebilmesi için manyetik chip in yapar ki, bu manyetik chip in Efendimizin bir anlamda ta “Elest”te varliklara yansittigi secdenin sirridir. Yani bir elektron Fahr-i Kaninat Efendimizin talimati ile secde ettigi için esya vardir. Bunlari taht-i tasarrufuna alan kalb-i Muhammedinin bizim için en iyi bilinmesi lazim gelen sirri, ilk insandan son insana kadar bütün insanlarin Cenab-i Hakka karsi yaptiklari her türlü harekatin iyi yaniyla da, kötü yaniyla da kalb-i Muhammediye aksetmesidir. Bu, çok müthis bir olaydir.

Fahr-i Kainat Efendimizin gönlüne yansiyan bu hareketler onun sefkati ile yogrularak tekrar insanlarin kurtulmasina sebep olur. Bir ‘mü’minin yaptigi bir hatada Fahr-i Kainat Efendimizin duydugu üzüntüyü hissettiginiz zaman, o mü’minin iman cereyani, Fahr-i Kainat Efendimize sevdasi devam ediyorsa kalb-i Muhammediden yeniden cereyan vererek onu düstügü yerden kurtarir. Binaenaleyh, kalb-i Muhammedi dedigimiz zaman, özellikle mü’minler açisindan bir noktayi çok iyi bilmemiz gerekir.

Kalb-i Muhammedide bütün esyanin nizam bozukluklarindan Fahr-i Kainat Efendimiz rahatsiz olur. Yani bir galaksinin dönüsünde bir ariza olsa kalb-i Muhammedi rahatsiz olur. Çünkü Cenab-i Hakka karsi bir tarz kefil oldugu esyanin, Ilahi nizamdaki rakslarindaki güzelligi seyretmek Allah’a büyük bir riza, büyük bir zevk vermektedir.

Iste Fahr-i Kainat Efendimiz, bu Ilahi sevdanin bir an, çok ufak da olsa bir noktasinda hirpalanmasindan çok müteessir olur. Onun için bir mü’minin yaptigi her harekette Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünü üzüp üzmedigini çok iyi hesap etmesi lazim gelir. Bizler, yaptigimiz hatalarda karsilikli özür dileriz. Bunun çok ötesinde her yaptigimiz hatada Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünde özür dilememiz lazim gelir. Çünkü asil üzülen, müteessir olan odur. Bizlerin üzüntüleri sûnidir, aldaticidir, yalancidir, icabinda nefislerimize yöneliktir. Ama, Fahr-i Kainat Efendimizin gönlündeki üzüntüler dogrudan dogruya riza-yi Ilahinin, mukaddes zevk-i Ilahinin zedelenmesi. yahut da azalmasi tarzindaki üzüntülerdir ki, bunlar çok mühim hadiselerdir.

Bu nedenle gerek Allah’a karsi, gerekse ahlak-i Muhammediye karsi bir hata yaptigimiz zaman, mutlaka kalb-i Muhammediden özür dilemeli, onun o üzüntüsünü silebilmek için elimizden geldigi kadar gayret göstererek tekrar ahlak-i Muhammedi halkasina, ahlak-i Muhammedi çizgisine dönebilmemiz lazim.


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on Ağustos 19, 2008 by in alimler, evliyalar, Hadisler, söyleşi, İBADET.
%d blogcu bunu beğendi: