Ramazanda tok tutan yiyecekler


Ramazan kapiya dayaninca, gazetelerde yazi basliginda oldugu turden haberler gorunce ister istemez once bir tebessum ediyor insan. Ardindan da acaba nelermis diye goz atmadan gecemiyor. Hani Bektasi’nin, “11 mubarek ay nasil da carcabuk gecip gitti…” demesi gibi…

Isin sakasi bir yana, yazi basligiyla muhteva arasinda bir bosluk olusmamasi acisindan, ozellikle bu Ramazanda ilk defa oruc tutmayi deneyecek olan cocuklar (yada yetiskinler) icin, ola ki faydasi olur diye yazi sonunda konuyla ilgili birkac satir yazmayi dusunuyorum. Ama bu vesile ile benim anlatmak istedigi mevzu bundan tamamen farkli.

Gecen hafta gazetelerden birinde bu turden bir haberle ilk karsilastigimda, “bilim adamlari keske daha cok calissalar da, insanin her turden acligina karsi tok tutan unsurlari da kesfedebilseler ve ilacini da gelistirseler…” diye dusunmeden edemedim.

Yunus Emre bir siirinde, “Bunca varlik var iken, gitmez gonul darligi” der. Maddiyattaki cesitlilik ve bolluga, bir de insandaki doymazlik ve dunya malina sahip olmada sinir tanimamazlik duygusu eklenince, insanoglunu tok tutmak oylesine zor ki… Hemen her kulturde degisik ifade bicimleriyle de olsa var olan, “Gozunu toprak doyursun” sozu bosuna soylenmemis demek ki… Kisacasi, doymaz insan…

Sahip olduklarina sukretmektense, sahip olamadiklarina derin bir ic gecirmek, insanoglunu mutsuz eden temel etkenlerin basinda gelmektedir. Atalarimiz, “kanaat en buyuk zenginliktir” derken bunu anlatmis olmalilar…

Bunlari nasil doyuracagiz?

Halbuki insanoglunun doyurulmasi en kolay yonu midesidir. Bir simitle, kuru bir dilim ekmekle bile cogu kere doyar insan. Bu acidan, ramazanda belli saatler arasinda ac kalma olayi abartilmamali ve “az daha acliktan ve susuzluktan oluyordum…” denilerek oruc olayi trajik hale getirilmemelidir. Korkmayin, 30 gun de ac susuz kalsaniz olmezsiniz. Teroristlerin bir hic ugruna ve anlamsiz bir kavga icin aylarca aclik grevine girdigi dusunulurse, sirf Allah rizasi icin tutulan oruc ibadeti karsisinda, 10 saat yemedim icmedim diye ovunmenin veya dovunmenin abartilacak bir yani yoktur.

Ramazan orucunu, sadece yemek-icmekten belli saatler arasinda sakinmak gibi basit bir sekilde algilamak, isin ozunu ve Islam’in bes sartindan biri olan bu onemli ibadetin temel mahiyetini gozden kacirmak olur.

Orucun temel fonksiyonu,

bireyleri sadece karin acligiyla imtihan etmek degildir!

Karin acligina iftar saatinde bir lokma yiyecekle de olsa care var. Ya makam mansiba, sehvete, paraya, sohrete karsi aclik duygusu nasil frenlenecek? Insandaki bu duygular nasil doyurulacak? Bu konularda kanaatkarlik nasil saglanacak?

Inkar yok… Hepimiz ayni Allah’in kullariyiz ve aclik sadece midemizde degil bizim. Uc kurus menfaat yuzunden birbirini yiyen kardesler, uc bes yillik fani dunya hayati icin olcusuz koltuk kavgasina giren siyasiler veya burokratlar, kamu veya ozel sektorde bir ust pozisyonlara gelmek icin bin takla atmayi goze alan doymak bilmez ac ruhlar nasil tatmin edilecek? Bu konularda tok kalabilme nasil basarilacak? Bunlari elde etmek icin sarf edilen enerji kaybi nasil telafi edilecek?

Ramazanda insanlari tok tutan yiyecekleri siralarken diyoruz ki; keske san sohrete, makam mansiba, paraya pula ve sehvete olan insani ve nefsani duygularimizi frenlememize yarayacak formuller de gelistirilebilse…

Diyeceksiniz ki, o formuller zaten var kitaplarimizda ve kulturumuzde… Mesele de o zaten. Kitabina uygun yasam tarzi neden yok ki hayatimizda?

Ramazan ayi bunu da sorgulamamiza yardimci olmali… Feyziyle ruhlarimizi dingin hale getirerek kendimizi dinleme, silkinme ve cevremizi fark etme acisindan da ola ki bereketinden istifade ederiz.

Gelelim yaziya baslik olan konuya…

Tokluk hissini uzun zaman hissetmek icin sunlari oneriyor uzmanlar…

Oncelikle karbonhidratli yiyecekler. Bilindigi gibi karbonhidratlar kepek, bugday gibi tahil urunlerinde, sebze ve meyvelerde bulunur. Iclerinde bulunan lifler, sindirim sistemini harekete gecirir. Ayrica bu besinler insani tok tutarak aclik hissini engeller. Demek ki Anadolu’daki ramazan kulturunde ramazan oncesi hazirliklar yapilirken, onun icin hamur isi besinler hazirliyormus analarimiz… Bilimin yeni farkina vardigini, onlar yuzlerce sene oncesinden tespit etmisler.

Kromlu yiyecekler vucuttaki insulin dengesini korumaya yardimci olmaktadir. Kan sekerinin dusmesi acliga yol acar. Ayni zamanda kisinin daha uzun sure tok kalmasini saglar. Krom ihtiyacini karsilamak icin findik, ceviz gibi kabuklu yemisler ve tahil urunleri yemek gerekir. Demek ki, ramazanda yapilan hamur isi besinler uzerine bunun icin findik, ceviz dokuyormus analarimiz.

Ozellikle muz, avokado, yulaf ve peynirde bulunan triptofan ise, proteinlerin buyuk bolumunde bulunan bir cesit aminoasittir. Can sikintisini giderir ve istahi kapar. Bezelye, fistik ve fasulyede bulunur.

Yaziyi bitirmeden once, oruca yeni baslayanlar icin kolay acikmaya neden olan yiyeceklere de ornekler verelim.

Cocuklarin cok sevdigi patates kizartmasi cok cabuk acikmaya neden olur . Yapisinda bulunan bilesikler kan basincini dusurucu etki yapar. Kirmizibiber de istah acar. Acili ketcap da hakeza… Onun icin, aci bir yemek yediginizde doydugunuzu cok kolay anlayamazsiniz.

Karalahana : Karaciger ve bazi kan kanseri turlerine de iyi gelen kara lahana, istah acici ozelligi nedeniyle cabuk aciktirir. Diyet yapiyorsanuz uzak durmaniz gereken besinlerden biri de greyfurttur. Istah acici ozelligi vardir.

Son olarak sunu soyleyelim:

Bugun eger evinize ramazan alisverisi yapacaksaniz,

temel gida maddelerinden olusan bir poset malzeme alarak,

mahalledeki bir ihtiyac sahibinin kapisina birakmaya ne dersiniz?

Tum okuyucularimizin Ramazan ayini tebrik ediyorum

RAMAZAN ayı bereket ayı

Ramazan ayı çok şereflidir

Bu konuda, İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Mübarek Ramazan ayı çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevab, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevab verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.

Bu ayda, emri altında bulunanların işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.

Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.

Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.

Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.

Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]

(Ramazan orucunu farz bilip, sevab bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]

(Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi]

(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]

(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevabdır.) [Deylemi]

(Oruçlu çirkin konuşmasın! Birisi sataşırsa, “Ben oruçluyum” desin!) [Buhari]

Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi)

Dini bir mazeret varsa, oruç tutmamak günah olmaz.

Mutevazi hayat mi hayirli, musrif hayat mi?


Onceleri mutevazi bir hayati vardi. Sabahtan aksama kadar isinde kosturuyor, yoruluyordu, ama sihhati yerinde, bir sikintisi yoktu, zengin olma arzusundan baska tabii. Son gunlerde ise bu zengin olma arzusu gittikce hirsa donusmeye basladi. Kendi kendine diyordu ki:

– Sabahtan aksama kadar kosturmaktan iskelet haline geldim. Bedenimde tek gram yag bile kalmadi. Yine de bir araba alacak para biriktiremedim. Halbuki benim de luks bir arabam olmali, yurumeyi birakmaliyim. Bol imkânim olmali, cesidi bol zengin sofralar kurmaliyim!

Cevresindeki luks arabali, zengin sofrali kimseleri goruyor, kendisinin de benzeri luks arabaya binmesi, bol cesitli sofraya oturmasi gerektigine iyice inaniyordu. Yoksa mutsuz ve sanssiz biri olarak gorecekti kendisini. Cuma namazina bile bu dusunceleriyle bogusarak gidiyordu artik. Gariptir ki kursudeki hocaefendi sanki kendisine hitap ediyor gibi konusuyordu cumada:

– Ille de bol cesitli sofralara oturmayi, mutlaka luks arabaya binmeyi hayirli sanma! Senin istedigin sana hayirli olmayabilir. Sen uzerine dusen calismayi yap, gerisine karisma, “Benim hakkimda hayirlisi buymus.” diyerek kismetine razi ol. Sana verilen senin hakkinda hayirli olandir, unutma, diyordu.

Bu sozlerin etkisiyle birazcik rahatladi. Ama bu defa da hocaefendi ile kavga ediyordu hayalinde:

– Luks arabaya binmek, bol cesitli sofraya oturmak hayirsizlik mi sanki? Bu hocalar da halen bir lokma, bir hirka felsefesindeler.

Zihni, bol cesitli sofrayla luks arabaya kilitlenmisti sanki. Hayirli ise Rabb’im versin demiyor, mutlaka istiyordu bunu. Bir sey asiri arzu edilirse Rabb’imiz de onu ihsan edermis.

Nitekim isleri yavas yavas yoluna girmeye basladi. Araba parasini biriktiriyordu. Cok gecmedi topladigi parayla hayal ettigi luks arabaya nihayet kavustu. Artik eskisi gibi butun gun yurumuyordu. Zaten ahdetmisti. Arabasi olursa yemege dahi arabayla gidecekti. Hayal ettigi bol cesitli sofrasini da kurmaya baslamis, yedigi onunde yemedigi de copteydi.

– Ha soyle, diyordu. Iste hayat budur. Ne istersen beklemeden yiyorsun, nereye istersen yurumeden gidiyorsun!.

Bu minval uzere haftalar, aylar gecerken bir ara sismanlayan bedeninde bir rahatsizlik hissetti.

Hemen doktora kostu. Beyaz gomlekli doktor kalbini dinledi, ic organlarini kontrol etti. Filmler cekti. Sonra masasina oturup sorular sormaya basladi:

– Beyefendi, dedi, sofran bol cesitli mi? Istah acici yemekler fazla mi onunde? Hep arabayla mi dolasiyorsun? Hic yaya yurumen yok mu? Ilave etti. Bu rahatsizlik bol cesitli sofraya oturanlarla, yurumeyi birakanlarda olur da onun icin sordum. Doktor sozlerine daha da aciklik getirdi: Senin ic organlarini yag baglamis. Anlasilan bol cesitli sofra kurmus, fazla kalorili gida almissin. Ustelik yedigini de (yurumedigin icin) yakmamissin, organlarini yag baglamis.

Kisik sesle: “Care? “diyebildi.

– Care, bol cesitli sofrayi hemen terk edeceksin. Mutevazi sofraya oturacak, halk cogunlugunun yedigi yemekleri yiyeceksin. Ayrica da her gun yuruyeceksin. Arabayla gitmeyeceksin her yere. Biriken yaglarin eritilmesi icin en tesirli ilac: Oruc tutar gibi az yemek, teravih kilar gibi cok yurumek! Sana ayrica ilac yazmiyorum.

Ikazdan ibaret ilaclarini boylece aldiktan sonra yine cuma icin camiye yoneldi. Bu defa itirazsiz dinledigi hocaefendi sanki yine kendisi icin konusuyordu:

– Ey insan! Nefsini degil aklini dinle. Ulasamadigin israfli hayata kafani takma. Sana ne verilmisse ona razi ol. Bol cesitli sofra, luks araba, her zaman herkese hayirli olmayabilir!

Bu defa tasdik ederek soyleniyordu: ‘Dogru soyluyorsun hocam. Keske daha once de boyle dusunseydim de, az yemekle yetinse, cok yurumeyi de birakmasa, mutevazi hayatima razi olsaydim! Simdi ‘gobegim kup gibi cikmayacak, bacagim da cop gibi kalmayacakti!’

Ne dersiniz, israfli degil iktisatli hayati mi tercihe layik gormeliyiz?

Gıda zehirlenmelerine dikkat!

Gıda zehirlenmelerine dikkat!
Hangi yemekler, kaç derecede bozulur? Gıda zehirlenmelerinde oda sıcaklığına ve besinlere dikkat edin!

Pişirilmiş gıdaların oda sıcaklığında 1,5 saatten fazla bekletilmesinin, yemeklerin yeterince pişirilmemesinin, gıda zehirlenmelerine yol açabildiği belirtildi.

Tarımsal Kalkınma Vakfı ve Konya Büyükşehir Belediyesince yürütülen 57 bin 630 avro bütçeli AB destekli Gıda Tüketicisini Koruma ve Bilinçlendirme Projesi kapsamında görevliler, Konya’daki bir alışveriş merkezinde açılan stantta, tüketicileri güvenli gıda tüketimi konusunda bilinçlendirmeye çalışıyor.
Tüketicilere hazırlanan CD’leri izlettirerek alışverişin püf noktaları, gıda zehirlenmeleri, sağlıklı gıda tüketimi konusunda geniş bilgi veren görevliler, ayrıca Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Konya İl Kontrol Laboratuvarı yetkililerince hazırlanan ‘Gıda Tüketicisi El Kitabı”nı dağıtıyor.

Kitabın ”gıda güvenliği” başlığı altındaki bölümünde, gıda zehirlenmeleri konusunda bilinmesi ve öğrenilmesi gereken bilgiler yer alıyor.

Gıda zehirlenmelerine yol açacak mikropların bulaştığı gıdaların görünüş, tat ve kokusunda hemen fark edilebilecek önemli bir değişiklik olmayacağının vurgulandığı el kitabında, her yıl binlerce kişinin gıdadan zehirlendiği, bunlardan önemli bölümünün zehirlenmeden habersiz olduğu, bazılarının ise öldüğü belirtiliyor.

Kitapta, gıda zehirlenmelerinin başlıca 10 nedeni şöyle sıralanıyor:

”-Yemeğin çok erkenden pişirilmesi ve sıcak ortamda bekletilmesi.

-Pişirilmiş yemeğin dolaba konmadan önce 1,5 saatten fazla tehlikeli derecede tutulması (genelde oda sıcaklığı).

-Yemek tekrar ısıtılırken yeterince ısıl işlem görmemesi ve mikropların ölmemesi.

-Zehirleyici mikropların bulaştığı gıdaların tüketilmesi.

-Yemeklerin yeterince pişirilmemesi.

-Kümes besinlerinin pişirilmeden önce yeterince buzunun çözülmemesi.

-Pişmiş yemeğe çiğ yemeğin dokunması.

-Sıcak yemeklerin vitrinde 63 dereceden düşük bekletilmesi.

-Hazırlanma sırasında yemeğe insanlardan hastalık mikrobunun bulaşması.

-Artık yemek yenmesi.

Türkiye’yi zengin edecek şey!

Türkiye'yi zengin edecek şey!
Türkiye’yi zengin edecek şey!
24 Ağustos 2008 Pazar 11:18
Türkiye’de öyle zenginlikler var ki dünya gözünü bizden alamıyor. Eğer bu kaynaklar hayata geçerse artık zenginiz!

Türkiye maden rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir servetin üzerinde yaşıyoruz. Türkiye, maden çeşitliliği itibariyle dünyanın 10. ülkesi, toplam altın rezervimiz ise 6,5 ton civarında!

MTA verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin karmaşık jeolojik yapısı çok çeşitli madenlerin ülkede bulunmasına olanak sağlıyor. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28’inci, maden çeşitliliği itibariyle 10’uncu sırada yer alıyor. Türkiye başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere, metalik madenler, enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından zengin bir konumda bulunuyor.

Türkiye’de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77’sinin varlığı Türkiye’de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve mineral üretimi yapılıyor.

Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0,4’ü, endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5’i, kömür rezervlerinin yüzde 1’i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8’i Türkiye’de bulunuyor.

Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3,066 milyar ton ile dünya rezervlerinin yüzde 72’ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.

ALTIN POTANSİYELİ
Türkiye’nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10’u bulundu ve altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.

Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye’de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının 100-150 tonu Türkiye’de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise yurt içinde tüketiliyor.

JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ
Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7’inci, Avrupa da ise birinci konumda bulunuyor. Türkiye’nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye dünya sıralamasında 5’inci konumda.

KÖMÜR
Enerji ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanması politikası kapsamında da son 3 yılda yapılan kömür arama projeleri kapsamında (özellikle derin sondajlar yaparak) 20-25 yıldır değişmeyen 8,3 milyar ton kömür rezervi, 300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi bulunarak yüzde 28 oranında arttı. Toplam linyit rezervi de 10,6 milyar tona yükseltildi.

YILDA 5-6 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER
Türkiye’de yılda 150 milyon ton seviyelerinde üretilen maden ürünleri, inşaat sektöründe ve sanayide ham madde olarak tüketilirken, yılda Türkiye’ye 5-6 milyar dolar katma değer kazandırıyor.

Endüstriyel ham madde potansiyeli açısından Türkiye dünya rezervinin yüzde 2,5’ine sahip. Bazı endüstriyel ham madde mineralleri açısından ise çok daha fazla oranlarda rezerve sahip olan Türkiye’de maden ihracatının en büyük kısmını (yüzde 70-80’ini) endüstriyel ham maddeler oluşturuyor. Özellikle de 1 milyar doları aşan ihracatla mermer, 400 milyon dolar ihracatla bor önemli yer tutuyor.

DERİN MADEN ARAMACILIĞININ ÖNEMİ
Türkiye’nin zengin kaynaklara sahip olduğu madenler arasında bor, linyit, mermer, perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit, sodyumsülfat, kayatuzu, trona, jips, stronsiyum tuzları, zeolit, olivin, asbest, lületaşı, sepiyolit, profilit, dolomit, kalsit, fluorit, kuvars-kuvarsit, siliskumu, zımpara, diyatomit, kireçtaşı, yer alıyor.

Söz konusu madenler ile daha çok kömür rezervi bulmak için derin maden aramacılığı ve işletmeciliğine geçmek önem taşıyor.

Diğer önemli maden rezervleri şöyle:

-Çinko-kurşun: Türkiye’nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2,3 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.

-Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.

-Krom cevheri:Türkiye’nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.

-Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72’sini elinde bulunduruyor.

-Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.

-Bakır:Türkiye’de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1,5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3,5 milyon tonu buluyor.

-Trona:Türkiye’nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.

-Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye’nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.

-Mermer ve doğal taşlar: Türkiye’nin 80 bölgesinde 150’den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye’nin mermer potansiyelinin 5,1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.

-Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye’de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1,3 milyar ton kuvars kumu, 2,3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.

-Çimento ve diğer yapı malzemeleri:İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1,5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5,7 milyar ton düzeyinde.

-Bentonit: Türkiye’de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.

-Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor.

Haber Kaynağı:A.A

İhracat için ‘güvenli çiftçi’ aranıyor

İhracat için ‘güvenli çiftçi’ aranıyor
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Rusya krizinin ardından yeni bir uygulama başlatıyor

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Rusya’ya yapılan yaş sebze-meyve ihracatında yeni bir sorunun yaşanmaması için ”güvenli çiftçi” ve ”güvenli ihracatçı” uygulaması başlatıyor.

Bakanlık, sözleşmeli veya kontrollü üretim yapan ”güvenilir çiftçilerin” belirlenmesi için harekete geçti. Bu çiftçilerden alınan ürünler, ”güvenilir ihracatçılar” tarafından paketlenip, herhangi bir kontrol yapılmadan Rusya’ya ihraç edilecek.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Rusya’ya yaş sebze ve meyve ihracatının yapıldığı Antalya, Mersin, Adana, Hatay, Muğla, İzmir ve Bursa’da tarım il müdürlüklerine söz konusu uygulamanın başlatılması için talimat gönderdi.

Buna göre, söz konusu illerde ilk aşamada örtü altı üretimi, narenciye üretimi ve organik tarım yapan üreticilerin ürünleri belirlenen kriterlere (üretilen ürün, üretim yeri, kullanılan zirai ilaçlar…vs kısacası üretim zincirindeki her aşamayı kayıt altına alacaklar) göre incelenecek ve bunlar kayıt altına alınacak. Denetimden geçen çiftçilere ”güvenli çiftçi”, bu çiftçilerden ürün alan ihracatçılara da ”güvenli ihracatçı” belgesi verilecek. Bu çiftçi ve ihracatçılarda sıkı analiz uygulamaları kaldırılacak ve azaltılmış kontrol sistemi uygulanacak.

Güvenilir çiftçilere verilecek barkod numaraları, ürünler paketlenirken, paketlerin üzerine yansıtılacak. Ürünün hangi çiftçiden alındığı belli olacak ve çiftçiler üretim aşamasında denetlenecek. Böylece, ihracat aşamasında bu ürünlerin tekrar kontrol edilmesine gerek kalmayacak. Denetimlerde herhangi bir eksikliği bulunanların belgesi ise hemen ellerinden alınacak.

İlk aşamada örtü altı üretimi (seracılık), narenciye üretimi ve organik tarım ürünlerinde başlayacak uygulama daha sonra sebze üretiminde yapılacak, sonra da tüm tarım ürünlerine yayılacak.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkilileri, ”Çiftçi Rusya’nın isteklerini bilecek ve ona göre üretim yapacak. İhracatçı da bu çerçevede ihracatını yapacak. Çiftçiler ürününün alıcısının isteklerini dikkate alarak üretim yapmak zorunda. İhracatçılar ürünü kimden aldığını bilecek” diye konuştular.

SİSTEM İHRACATÇININ İŞİNİ KOLAYLAŞTIRIYOR

İhracatta kontrol yapılmamasını ihracatçıya sunulan önemli bir avantaj, kolaylık olduğunu, laboratuvar masraflarının ortadan kalkacağını anlatan bakanlık yetkilileri, bu nedenle ihracatçının bu sistemin içine dahil olmak için büyük çaba sarf edeceğine işaret ettiler. İhracatta sağlanacak bu avantajlar nedeniyle, sisteme hem çiftçilerin hem de ihracatçıların sahip çıkacağı vurgulanıyor.

Yetkililer, ”güvenilir ihracatçı” tarafından gönderilen üründe herhangi bir şekilde Rusya’nın istediği limitlerin üzerinde kalıntı çıkması halinde, ihracatçının ve çiftçinin sistemden önce çıkarılacağını, ayrıca başka ticari yaptırımlar da uygulanacağını belirttiler.

RUSYA’DA SİSTEME SICAK BAKIYOR

Bakanlık yetkilileri, Rusya ile Temmuz ayında imzalanan protokolde öngörülen ”güvenilir çiftçi-güvenilir ihracatçı” sistemine Rusya’nın da çok sıcak baktığını ve bu sistem çerçevesinde gönderilen belgeli ürünlerin ithalat aşamasında kontrol edilmemesini kabul ettiğini söylediler.

Kimyasal ilaç kullanımının kontrol altına alınması amacıyla başlatılan pilot proje kapsamında halen 10 ilde çok sayıda çiftçiye ilaç kullanımlarını kayıt etmeleri için ”kayıt defteri” dağıtıldığını belirten yetkililer, bu çiftçilerin de tarım il müdürlükleri ve tarım danışmanları tarafından kontrol edildiğini anlattılar. Yetkililer, bu nedenle ”’güvenilir çiftçi” bulmakta sorun yaşanmayacağını, 10 bine yakın çiftçi ile bu sistemin başlayabileceğini ifade ettiler.

Öte yandan, güvenilir çiftçi ve güvenilir ihracatçıların listesinin Kasım ayında Rusya’ya verilmesi öngörülüyor. Rusya’nın gıda kontrol laboratuvarlarını da incelemek üzere, Kasım ayı içinde bir heyetin de gönderilmesi planlanıyor.

RUSYA’YA YAPILAN SEBZE-MEYVE İHRACATI

Rusya Federasyonu son olarak, Türkiye’den ithal edilen domates, patlıcan, patates, üzüm ve limonda ilaç kalıntısı bulunduğu gerekçesiyle 7 Haziran 2008 tarihinde Türkiye’den ithalatı durdurmuştu. Daha sonra Tarım ve Köyişleri Bakanlığının girişimleri sonucunda ülke 2 Temmuz 2008 tarihi itibariyle söz konusu yasağı kaldırmıştı.

Türkiye’de 30 milyon ton sebze, 14 milyon ton meyve olmak üzere yılda yaklaşık 44 milyon ton sebze ve meyve üretimi yapıldığı tahmin ediliyor. Yüksek miktardaki üretime karşın, bunun ancak yüzde 4’ü ithal edilebiliyor.

Meyve ve sebzede geçen yıl yapılan 1,5 milyar dolarlık ihracatın yaklaşık 510 milyon doları Rusya’ya, 600 milyon doları da Avrupa ülkelerine yapılmıştı. Rusya’ya bu yılın ilk 6 ayında yapılan sebze-meyve ihracatı ise 350 milyon doları buldu
Kaynakhttp://www.tarimsalbilgi.org/forums/haberci/rusyaya_yapilan_sebzemeyve_ihracati-t2642.0.html

Ayet+Hadis+Dua

Günün Ayeti

” Her kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehine yapmış olur. Kim de bir kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur.

Rabbin kullara zulmedecek değildir.” Fussilet Suresi: 46

Günün Hadisi

Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.

Hz. Muhammed (s.a.v.)
Günün Sözü

Can konağını aramadaysan Cansın;Bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin;Şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir:

Neyi arıyorsan O’sun sen. Hz. Mevlâna Muhammed Celaleddin-i Rûmî (k.s.)

Günün Duası

“Allah’ım, senden senin sevgini ve seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine beni ulaştıracak amelleri dilerim. Allah’ım, senin sevgini, nefsimden çoluk çocuğumdan ve soğuk sudan daha sevgili kıl.” Amin..

Alemlerin efendisi Hz.Muhammed (sav) efendimize salâtu selam ile… Rabbime emanet olunuz Selam ve Dua ile..