SATICI

SaticiWordPress.com

En büyük sanatkar;YERKÜRE



Yerküre milyonlarca yıldır eğiliyor, bükülüyor, bazen sıkışıp bazen geriniyor. Bu kendine özgü dansıyla doğa harikası heykellerini oluşturuyor.

Erzurum Tortum Gölü’nün kıyısından geçenler, gölü çevreleyen kayaçlara şaşkınlıkla bakakalırlar. Yüzlerce metre kalınlığındaki katmanlarında milyonlarca yıl öncesinin izlerini taşıyan kayalar, bazı kesimlerde öylesine kıvrılmıştır ki; onları bu şekle sokabilen gücün ne olduğunu merak etmemek elde değil. Çok değil, göle 100 kilometre mesafedeki, Narman’ın kırmızı peri bacaları ise doğanın bir başka yönünü anlatır. Kapadokya’da doğa, tarih ile iç içe geçer, kutsal hikâyeler fısıldar. Pamukkale, doğanın saflığını vurgular. Kaçkar dağlarındaki buzul göllerinin öyküsüyse, binlerce yıl öncesine götürür bizi…

İNSAN, KÜLTÜREL; DOĞA, JEOLOJİK BİR MİRAS BIRAKIR

Doğada gözümüzle görebildiğimiz olayların sayısı oldukça azdır aslında. Her şey biz farkında olmadan akıp gider, oluşur veya değişir. Bizden önce yaşamış insanların bıraktığı kültürel mirası inceler, anlamaya çalışır ve koruruz. Çok eski tarihli bir tableti çözümleyerek binlerce yıl öncesinde yaşayanlar hakkında detaylı bilgiler edinebiliriz. Çünkü birileri, bir miras niteliğindeki öyküleri bir yerlere kaydetmiştir. Bu kültürel koleksiyonu oluşturan her eser, binlerce yıl öncesinden insanların mesajlarını günümüze aktarır.

Yaklaşık dörtbuçuk milyar yıl yaşındaki yeryuvarı da oluşumundan günümüze dek başından geçen her öyküyü kayaçlara kaydetmiştir. Ve her jeolojik oluşum ile geçmişi hakkındaki birçok bilgiyi bugüne taşır. Bu kayıtları, bazen bir tortul kayacın bünyesine, bazen de magmadan gelen bir mineralin bünyesine gizler.

DOĞANIN GİZLİ MESAJLARI

Magmatik, başkalaşım ve tortul kayaçları inceleyen yerbilimciler, yerkürenin geçmişi hakkında değerli bilgilere ulaşabiliyorlar. Özellikle tortul kayaçlarda bulunan fosiller, canlı yaşamına ait önemli kayıtlar olarak değerlendiriliyorlar. Yaşadıkları dönemin tanıkları olarak her türlü bilgiyi günümüze aktarıyorlar. Kayacın oluştuğu dönemin iklimi, o dönemdeki biyolojik çeşitlilik, tortul kayaçların yaşı, çeşitli tektonik olaylar fosiller sayesinde ortaya çıkarılabiliyor.

Deniz Tabanı Yayılması sırasında oluşan yastık lavlar ise, bir zamanlar o bölgenin okyanus diplerinde bir açılma yaşandığının en ilginç kanıtlarından biri olarak görülüyor. Toroslar’da, Himalayalar’da ve diğer yüksek dağlardaki kayaçların içinde deniz canlısı fosillerinin görülmesi, bir zamanlar buraların denizlerle kaplı olduğunun en büyük delilleri olarak karşımıza çıkıyor. Ya da kıvrılmış kayaç katmanları geçmiş dönemlerinde bölgenin bir sıkışma yaşadığının en güzel kanıtları oluyorlar. Günümüze ulaşmayı başaran bazı jeolojik oluşumlar, bir mesaj olmanın yanı sıra, görünüşleri ile de insanları cezbetmeye devam ediyor.

JEOLOJİK HEYKELLER

Yerkürenin gelişiminin belli bir döneminde meydana gelmiş, gerek oluşum, gerekse bulunuş şekli ile ender bir doğal anıt görünümünde olan ve korunmaya alınmadığı takdirde yok olma tehlikesi altında olan bölgeye, kayaçlara, fosil, mineral ve yer şekillerine ‘jeolojik miras’ diyoruz.

Jeolojik mirasla ilgili çalışmalar ilk kez Avrupa’da başladı ve Fransa’nın Digne kenti, 1991 yılında Jeolojik Mirası Koruma Sempozyumu’na ev sahipliği yaptı. Bu sempozyumda alınan kararlar yayımlanarak, tüm ülkelere jeolojik mirası koruma hususunda çağrı yapıldı. Bugün dünyada hemen her ülkede jeolojik mirası korumak için gönüllü, yarı resmi ve resmi kuruluşlar bulunuyor. Türkiye’de de bu amaçla 1999 yılında bazı duyarlı yerbilimcilerin önderliğinde JEMİRKO (Jeolojik Mirası Koruma Derneği) kuruldu. Dernek, Türkiye’deki jeolojik miras envanterini çıkararak, ‘jeolojik miras’ olabilecek doğal anıtları koruma altına almayı hedefliyor. Son yıllarda, Maden Tetkik Arama Enstitüsü de bir çalışma grubu oluşturdu ve konuyla ilgili araştırmalarını başlattı.

TÜRKİYE’NİN JEOLOJİK MİRASI

Jeolojik miras kabul edilen oluşumları iki farklı ketegoride değerlendirmek mümkün. Fazla görsel değeri olmayan ama bilimsel değeri yüksek olan birinci grup; bir fosil yatağı veya bir mineral oluşumu bu gruba örnek verilebilir. Bilimsel değerinin yanı sıra, görsel değeri de yüksek olanlar ise ikinci grubu oluşturur. Türkiye her iki grup açısından da oldukça zengin bir ülke. Kuzeyden güneye, batıdan doğuya her bölgede jeolojik miras olabilecek doğal anıta sahip. Kapadokya, İscehisar Peri bacaları, Narman Kırmızı Peri bacaları, Kuşca Peri bacaları, Pamukkale, Tuz Gölü, Meke Gölü, Tortum Gölü, Nemrut Kalderası, Kula Volkanları, Damlataş Mağarası, Ballıca Mağarası, Karaca Mağarası, Dupnisa mağarası, Tortum Şelalesi, Muradiye Şelalesi, Marmaros Şelalesi (Gökçeada), Kestanbol Antik Granit Ocakları, Boyabat Sütün Bazaltları, Çamlıdere Fosil Ağaç Ormanı, buzul gölleri, Kaçkar, Cilo ve Aladağlar buzulları, Saklıkent ve Vala kanyonları en çok bilinen doğal anıtların başında gelir. En önemli özelliği, görsel olarak da ilgi çekici olmalarıdır. Bunların yanı sıra, ülkemizde jeolojik miras olabilecek yüzlerce başka alan daha bulunuyor.

DOĞA SANATIN TA KENDİSİ

Her bir jeolojik miras öğesi önce ilginç oluşum öyküleri ile dikkat çeker. Peri bacaları volkanizma sonucunda çökelen volkanik küllerin jeolojik zaman içinde aşınmasıyla meydana gelir. Doğanın sanatçı yönünü en çok burada fark ederiz. Şelaleler ve derin kanyonlar, aslında geçmişte meydana gelmiş büyük ölçekli depremlerin; buzul gölleri ve buzullar, günümüzden birkaç bin yıl önce ülkemizde meydana gelmiş son buzul devrinin izlerini taşır günümüze. Mağaralar ise hem muhteşem görüntüler sunarlar, hem de sağlık açısından da ilgi çekicidirler. Başta Damlataş Mağarası olmak üzere birçok mağaranın astım hastalığına iyi geldiği bilinir.

YERKÜRENİN ÖYKÜSÜNÜ KORUMAK

Dünyanın birçok bölgesinde, özellikle Avrupa ülkelerinde jeolojik miras özellliği taşıyan oluşumlar koruma altına alınıyor. Korumanın ilk amacı, bu doğal anıtların zarar görmemesine odaklanıyor. Jeolojik miras kapsamına alınan bölgelerde jeoparklar yapılarak bu bölgeler turizme açılıyor.

Jeolojik mirasla ilgili çalışmaların yapılması, yüzlerce milyon yıl öncesinden günümüze kadar gelen birçok bilginin korunması anlamına geliyor. Bu bilgileri koruyarak, gelecek kuşakların yerkürenin öyküsünü kendisinden dinlemelerini sağlayabiliriz.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on Nisan 13, 2008 by in dünya, fosil, göller, JEOLOJİK, KÜLTÜREL; DOĞA, peri bacaları, resim, yerküre, İNSAN.
%d blogcu bunu beğendi: