SATICI

SaticiWordPress.com

Amazonlarca kurulan şehir Akhisar

Hititlerin savaşçı kadın rahipleri olan Amazonlarca kurulan Akhisar ve çevresi ile ilgili Arkeolojik kalıntılar Akhisar’ın 25 Km. kuzeyinde bulunan ve Kırkağaç yakınlarındaki Gelenbe bucağının bir köyü olan Bostancı Köyüne aittir.İ.Ö.3000-2500 yıllırıyla tarihlenen bol ve dağınık bir şekilde bulunan bulgular en fazla Alaşehir yakınlarındadır. Bunlar topyu halde YORTAN MEZARLIK KÜLTÜRÜ adını alırlar. 1900 -1901 yıllarında Goudin ve M. Victor Chapot tarafından yapılan ilk kazılarda, yapılar kerpiç ve ahşaptan olduğu için konut bulunamamış, sadece ölüye ait mezar hediyeleri saptanabilmiştir.

İ. O. 3000 yıllarında Anadolu’ nun Batı kısımlarında yaşayan Luwi halkının dili Hint-Avrupa dillerinden idi. Batı Anadolu’ da sonu RA eki ile biten kent, dağ vs. adları Luwi dilinin eseridir. Böylece Akhisar’ın adı olan Thyateira’ nın o dönemin ismi olduğunu ve o dönemde kurulduğunu düşünmek mümkündür. Zaten kentin Orta Anadolu’da bulunan Hititlerin kadın savaşçıları olan Amazonların diliyle Luwi dilinin birbirine çok yakın olduğunu göstermektedir. Hermos (Gediz) nehrinin kollarından biri olan Lykos (Gördük) Çayı’nın kıyısında kurulan Thyateira antik kenti üzerinde Akhisarın bulunduğu ve ilk iskan izlerinin erken prehistorik döneme (M.Ö.3000) rastladığı yerde kurulmuştur.

Akhisar’ ın stratejik konumundan dolayı birçok devlet, yöreyi koloni olarak seçmiştir. Ayrıca Akhisar’ ın Bergama – Sart, Manisa – İzmir yollarının kavşak noktasında olması da bu stratejik konumunu arttırmıştır. Antik dönemde Roma’ ya bırakılıp bırakılmaması konusunda çıkan isyanlarda zarar gören Thyateira’ da dokumacılık,yün boyamacılığı etkilendi,tarım yapılamaz hale geldi. Roma imparatorluğu zamanında rahat yaşam süren Thyateira 395’te Roma’nın ikiye ayrılmasıyla Bizans’a bağlandı. Daha sonra 1243′ te Slçuklu Devleti’nin yıkılışıyla Lyidia topraklarını alan Saruhanoğulları Manisa’ yı başkent yaptı ve Thyateira’ ya Akhisar adını verdi. Akhisar; Luwi, Frigya, Lidya, Pers, Makedonya, Selevkos, Bergama, Roma, Bizans, Selçuk, Saruhan ve Osmanlı devirlerine tanık olmuştur.

İSİMLERİ:

Akhisar tarih boyunca Thyateira , Pelopeia, Ta Siyateyra, Semiramis, Euppia, Aspro – Kastro, Kökliçe ve Akhisar isimlerini almıştır. Thyateira: Akhisar’ın ilk adı olan Thyateira, Akhisar’ın kurucuları olan Amazonların en yiğit önderlerinden birinin adıdır.

Pelopeia: Akhisar’ın Thyateira’dan sonra gelen ikinci önemdeki adıdır. Yunan mitolojisindeki Pulops’un kızıdır.

Ta Siyateyra: Hıristiyanlık döneminde Akhisar’a verilen “Kutsal Kilise” anlamına gelen isimdir. İncil’e göre “7 Kutsal Kilise”den biri Akhisar’da bulunmaktadır. Bunun için Akhisar Hıristiyanlara göre bir hac merkezidir.

Semiramis: Bir Asur kraliçesinin adı olmakla birlikte kentin bu kraliçe ile bağlantısı olup olmadığı kaynaklarda açıkça belirtilmemiştir.

Euppia: Ekmel İzdem, Euppia’mn “hara” anlamına geldiğini ve Büyük İskender’in Granikos Savaşından sonra atlarını bir süre Akhisar ovalarında barındırıp otlattığı için bu adı aldığını yazmaktadır.

Aspro-Kastro: Bizans dönemi isimlerindendir. Bizans imparatoru Konstantinos zamanında Prens Theodorous Gölmarmara’ya sürülür.Daha sonra Akhisar’a gelen Prens şimdiki istasyon ile hastane arasına beyaz bir kale yaptırır. Bu yüzden kente “Beyaz Hisar” manasındaki Aspro – Kastro denir.

Köklice: Osmanlı döneminde Akhisar’a verilen isimdir . Fazla kullanılmamıştır.

Akhisar: Yöreyi fetheden Türklerce verilen bir isimdir. Osmanlı döneminde çok kısa bir süre kullanılan Köklice’ den sonra yeniden kullanılmaya başlanmıştır. Kent halen Akhisar adıyla anılmaktadır.
Kente Hakim Olan Tanrı İnançları:

Akhisar’da ilkçağdan günümüzedeğin birçok tann’ya inanılmıştır. En önemlileri

ANATANRIÇA: Manisa’daki Spil Dağını mekan tutmuştur.Manisa’mn yöreye yakınlığı nedeniyle yöre halkı Anatanrıça kültüründen etkilenmiştir.

BAŞ TANRI ZEUS: En büyük tanrı ve tanrıların babasıdır. Roma dönemi Akhisar paralarının bir yüzünde Tanrı Zeus’un başı vardır.

HERA: Zeus’un eşidir. Grek Tannçasıdır.
POSEİDON: Zeus’un erkek kardeşi ve denizler tanrısıdır.
HADES: Zeus’un kardeşi ve yeraltı ölüler ülkesinin tanrısıdır.
DEMETER: Toprak ve bereket tannçasıdır. Roma dönemi Akhisar paralarında görülür.
ATHENA: Zeus’un kızı ve 12 Olympos Tanrısından birisidir. Bazı Thyateira paralarının üzerinde miğferli olarak kabartmaları bulunur.
ARTEMİS: İlkçağ Akhisar paralarında büstü vardır. Anadolu Ana tanrıçasının Helenlerdeki adıdır. En önemli tapım yeri Batı Anadolu’daki Ephesos (Efes) dur.
APOLLON: Yerel Akhisar paralarında en çok rastladığımız Tanrı, Tanrıça Leto ile Tanrı Zeus’un oğlu Apollon’dur. Bu bir Anadolu Tannsıdır.Roma döneminde Akhisar’da gösterişli Apollon festivali ileri düzenlenirdi. HEPHAİSTOS: Zeus ve Hera’nın oğludur . Çirkin ve topal olduğundan Olympos tanrıları tarafından dışlanmıştır. İlkçağ paralarında demirci olan bu Tanrının kabartmaları vardır.
DİONYSOS: Anadolu kökenli bir Tamıdır. Dağlarda, ormanlarda, yabani hayvanlarla ve yaratıklarla yaşamakla birlikte bir şarap Tannsıdır.
APHRODİTE ve EROS: Aprhodite aşk ve güzellik tannçasıdır. Sevgiyi ve sevişmeyi simgeler. Eros ise attığı oklarla tanrıçaya yardım eder.
HERMES: İlkçağ Akhisar paralarında görülen bir tanrıdır. Tanrıların, özellikle de Zeus’un habercisidir. Tüccarları korur.
PAN: Küçükbaş hayvanların ve çobanların tanrısıdır. Keçi ayaklı insan başlıdır.
ASKLEPIOS: İlkçağda hekim ve sağlık tannsıdır. En önemli tapınaklarından biri Bergama’dır ve Asclepieion adını alır. Akhisar sikkeleri üzerinde kabartmaları vardır.
TYKHE: İlkçağ Akhisar paralarında kabartması olan “Kader Tannça”sıdır. Hellenistik devirde tanrıçalığıyla bütün tanrıları unutturmuştur.
SERAPİS: Mısırlılarla Yunanlıların ortak tanrısıdır. Akhisar paralarında kabartması vardır.
ROMA: Akhisar antik çağ paralarında kabartmalarının bulunması bize Thyateira kentinde de bir Roma tapınağı bulunduğunu kanıtlar
KORE: Persephone’nin ikinci adı olan Kore “Genç Kız” anlamına gelir. Akhisar paralarında rastlanır.
PERSEUS : Bir Yunan kahramınıdır. Akhisar paralannda kabartması görülür.
HERAKLES: İnsanın doğaya yenilmezliğini simgeler. Yaptığı işler insanların iyiliği yönündedir.

BİZANS DÖNEMİ’ NDE AKHİSAR

Vahiylerde bildirildiği üzere Asya’nın ilk 7 Kutsal Kilisesi Ephesos(Efes), Symnira(İzmir) Pergamon(Bergama), Thyateira(Akhisar), Sardeis(Sard), Laodikeai(Goncalı), Philadelphia (Alaşehir) da kurulmuştur. Buna bağlı olarak İncil’de iki farklı yerde Thyateira ismine rastlanır. St.Jean’ın vahiylerinde Aziz, Asya’daki 7 kiliseye ve bu arada Thyateira’ya mektup yazmaktadır. Aynen aktarıyoruz: “Ve Thyateira’da olan kilisenin meleğine yaz… Ateş alevi gibi gözleri olan ve ayaklan parlak tunca benzeyen Allah’ın oğlu şu şeyleri diyor: Senin işlerini ve sevgini ve imanını ve hizmetini ve sabrını ve son işlerinin öncekilerden daha çok olduğunu bilirim. Fakat sana karşı bir şeyim var, kendisine peygamber diyen Jezebel kadını bırakıyorsun ve o, kullarıma zina etmeyi ve put kurbanları yemeği yedirip saptırıyor. Ve tövbe etsin diye kendisine zaman verdim. Ve o kendi zinasından tövbe etmek istemiyor, işte onu bir yatağa ve onu işlerinden tövbe etmezlerse kendisi ile zina edenleri büyük sıkıntıya atacağım ve onun çocuklarını öldüreceğim. Ve bütün kiliseler bilecekler ki, gönülleri ve yürekleri araştıran benim. Fakat size, Thyatiera’da olan diğerlerine, kendilerinde bu talim olmayanların hepsine onların dediği gibi gelinceye kadar sizde olan sıkı tutun ve galip olup, sona kadar işlerini tutana, ben de babamdan nasıl aldımsa ona milletler üzerinde egemenlik vereceğim, çömlekçi kapları parçalandığı gibi onlar demir çomakla gidecektir. Ve ona sabah yıldızını vereceğim.Kulağı olan işitsin,Ruh kiliselere ne diyor…”

İncil’ de Thyateira adının ikinci kez geçmesine St.Paulus’un Thyateiralı bir erguvan satıcısı olan Lydia’dan yardım alması ve onun evinde kalması şeklinde şahit oluyoruz.(7)

Thyateiralılarla hrıstiyanlığın tanışması kesin bir tarihe dayandırılamamaktadır. Buna rağmen M.S. 100 yıllarında Thyateira’da yoğun bir hrıstiyan nüfusunun bulunduğu bilinmektedir. İncil’deki metinlere dayanarak Thyateira’nın Anadolu’da hrıstiyanlığın yayıldığı ilk kentlerden biri olduğu kanısına varabiliriz. Makedonya’nın Filibe kentine ticaret için giden Lydia’nm orda erguvan satması o çağ Akhisar dokumacılığı hakkında bize bilgi vermektedir. O dönemde Akhisar’ da dokumacılık lonca şeklinde bir örgütlenmeye de girmiştir. Thyateira kendi ve eski Lydia Toprakları Bizans döneminde Thracesia Thema’sında bulunmaktaydı. Bizans başkentinin İznik olmasına rağmen, kış ve ilkbahar aylarının Nymphainon ve Periklystra (Pınarbaşı) da geçirilmesi devlet hazinesi ve darphanesinin başkente uzak olan Magnesia (Manisa)da bulunması zayıf olan devleti iyice yıprattı. Böylece kısa bir süre içinde Batı Anadolu kalıcı bir şekilde Türklerin eline geçti. 1300’lü yıllarda Moğolların Anadolu’yu terk etmeleriyle Batı Anadolu etnik ve siyasi yönden Türkleşti.

Akhisar’dan Geçen Belli Başlı Tarihi Yollar:

Lydia ülkesinin merkezinden geçip iran’a kadar ulaşan “Kral Yolu”nun Akhisar bağlantısı vardı. Pers imparatorluğu döneminde bu yol çoğunlukla hükümet ve idareye yönelik hizmet görürdü. Suriye selevkos krallığının ön Asya’daki egemenliği sırasında çok kullanılan “Doğu Ticaret Yolu’ nun da Akhisar ile bağlantısı vardır. Roma döneminde ise çeşitli eyaletleri Roma’ya bağlamak amacıyla Ephesos ve Kapadokya arasında “Doğu Yolu” ve orta Anadolu’yu Ege Denizine bağlamak amacıyla “Kral Yolu”na uyan bir ‘hat’ mevcuttu. Anadolu’nun Arap akınlarına maruz kaldığı yıllarda “Akhisar-Khoma” arasındaki bir yolun kestirme olması nedeniyle hafif ve hızlı Arap alaylarınca özellikle tercih edildiği bilinmektedir. Roma döneminde imparator Caracalla Thyateira’yı ziyaret için “Pergamon-Thyateira Yolu’ nu tercih etmiştir. İlk çağda “Thyateira-Pergamon, Sardies’ den geçen ana yola” hem Gölmarmara-Salihli, hem de Daldis ve Satala yolları bağlıydı, kentin önemi bu şekilde vurgulanabilir. Pergamon ve Thyateira’ dan geçerek Sardies’e götüren anayol çok eski ve işlek olan önemli bir yoldu.

OSMANLI DÖNEMİ’ NDE AKHİSAR

Osmanlıların ilk zamanlarında Akhisar’da dini, hukuki ve kazai her türlü görevleri üstlenen kadılar, dirlik sahibinin adına onun gelirlerini mahallinde toplayan haklarını onun adına kullanan voyvodalar, halkla devlet arasındaki ilişkilerden sorumlu kethüdalar bulunurdu. Çelebi Sultan Mehmet’in Saruhanoğlu beyliğini tamamen, Aydınoğlu Beyliğinin de bir bölümünü almasıyla Akhisar, Osmanlı topraklarına girdi. Osmanlıların Saruhan’ı ele geçirdikleri ilk yıllarda, Çelebi Mehmet devrinin en önemli iç olaylarından biri olan dini, politik ve sosyal yönlü olan Şeyh Bedrettin ayaklanması patlak vermiştir. İzmir, Aydın-manisa topraklarında sahne alan Şeyh Bedrettin ayaklanması Akhisar’ın da bulunduğu Saruhan topraklarının yakılıp yıkılmasına sebebiyet vermiştir. Ankara savaşında Timur’a esir düşen Yıldırım’ın oğlu Mustafa Çelebi serbest bırakılınca Mehmet Çelebi’ye karşı başlattığı ayaklanmada Aydınoğlu Cüneyd Bey’i yanında buldu. Mustafa Çelebi’ nin Sultan Murat’a yenilmesiyle Cüneyd Bey işine gelen tarafa döndü ve İzmir’e kaçtı. Ayasuloğ bölgesinde hem fikirleriyle bir olup adına para bastıran Cüneyd Bey, Sultan Murat’ın kendini takip ettirdiğini öğrenince İpsili Kalesine kaçtı. Bunun üzerine Hamza Bey komutasındaki Osmanlı ordusu Akhisar’a gelerek, yörü yakınlarında bir yerde Cüneyd Bey’le savaştı. Tekrar İpsili kalesine sığınan Cüneyd bey, yakalanarak tüm ailesiyle birlikte idam edildi.

Osmanlı Döneminde Akhisar’da Sosyal Yaşam,Ticaret ve Sanayi:

Pamuk üretiminde söz sahibi olan Akhisar’ın Aydınlı tacirlere keten bezi sattıkları bilinmektedir O dönemlerde Akhisar’ın ticari ve ekonomik canlılığı aldıkları ihtisab vergisinin yüksekliğine bağlıydı. 1607 tarihli bir kayda göre İzmir, Akhisar, Menemen, Tırhala ve Gördes kadılarına pamuklu dokumaların ihtiyaçlar karşılanmadan tüccarlara satıldığı gerekçesiyle 15 Ağustos 1597 Cuma günü bir emir gönderildiği ve bu yolla satışların engellenmeye çalışıldığı belirtilmiştir. İstanbul’a sevkedilen “Yeniçeri çuhası ya da astan” Akhisar’ın pamuk dokumacılığındaki üstünlüğünü vurgular.!640’lı yıllarda İstanbul pazannda en çok aranan ürünlerin başında Akhisar bezi,kuşağı ve pamuk ipliği geliyordu. Aynca devletin istediği yelken bezi ve esir gömleklerinin büyük bir bölümü de Akhisar tarafından üretiliyordu.

Yönetim Şekli

Saruhan sancağının Manisa dışında en önemli kazası Akhisar’dı. Kaza l534′ te 21, 1575’te 19 köye sahipti. Akhisar’a bağlanan Palamud nahiyesi diye bilinen Zeytinli Ovanın ise 1531’de 17 adet köyü ve mezrası vardı.

Vergi Sistemi

16. ve 17. yüzyıllara ait Tahrir Defterleri incelendiğinde Akhisar’ın en eski mahallesi olan Divan-ı Süleyman’da 31 tane vergi vermekle yükümlü mesken vardı.kaza kadıları, Akhisar’daki her haneden 207 akçe toplayarak, bunları en geç Ramazan ayının 20’sine kadar Aydın -Güzelhisar’a getirmeliydiler. Çeşitli yüzyıllardaki avarız miktarları incelendiğinde avarızhanelerin giderek azaldığını, buna bağlı olarak da Akhisar’da ki sosyal yaşamın ve ekonominin gerilediğini gözleriz.

Konar-Göçerler

Saruhan’da yaşayan yörük gruplannın içinde “elliciler” denen bir grup da bulunuyordu. 1574-75 yıllarında devlet görevi için çağrılan saruhan ellicileri göreve gitmemek için sürekli itirazda bulunmuşlar ve bunun üzerine Akhisar, Nif, Marmara ve Menemen kadılarına ellici yörüklerinin göreve gelmeleri yönünde hükümler gönderilmiştir. 1578-79 yılındaki göreve büyük kısmı gelmeyen ellicilerden ” IRGADIYYA AKÇESİ” alınması kararlaştırılmıştır. Ayrıca, Akhisar, Nif, Gördük ve Manisa’daki ellici yörüklerden adam başına vergiyi açıklayan defter bilgileri de vardır.

Tarımsal Durum

Saruhan Sancağı sınırlan içinde yetişen en önemli ürünler, hububat, buğday ve arpadır. Tarımda ikinci önemli ürün pamuktur. Saruhan sancağında pamuk konusunda söz sahibi olan kazalar Akhisar ve Turgutlu’ dur. Ayrıca zeytincilik, zeytinyağı üretimi, palamut, susam, bağcılık ve bostan gibi ürünlerde Akhisar’ın ticari yaşamını yönlendiren ürünlerdir. Bunların dışında kazada tabakhaneler de mevcuttur. Osmanlı döneminde Ulucami çevresinde olan tabakhaneler şehir içinde kötü koku ve kirliliğe neden olduğurdan 1925-1926 yıllarında Akhisar Belediye Başkanı Tirelizade İsmail Bahri Bey tarafından şehir dışına taşınmıştır. Akhisar’ın Kaza Olduğuna Dair İlk Belge Akhisar’ın kaza olduğuna dair ilk bilgilere 1531 tarihli bir kaynakta rastlıyoruz. Şu anda Akhisar’a bağlı olan Zeytinliova’nın Manisa’ya bağlı olduğu ve Manisa’nın en büyük kazası olduğu biliniyor. O zaman 55 köye sahip olan kazanın şu anda köylerinin çoğu Akhisar’a bağlıdır. Zeytinliova Nahiyesi Akhisar’ın batı taraflarını içine alır ve burada en büyük iki yerleşim birimi Mecidiye ve Zeytinliova’ dır.(9)

İSYANLAR

Saruhan topraklarında halkın huzurunun bozulmasına sebep olan isyanlar şunlardır:

Kalenderoğlu, Yusuf Paşa, İlyas Paşa, Cennetoğlu, Köleoğlu, Bölükbaşı, Deveci Ali ve aşiretlerin isyanları:

Kalenderoğlu İsyanı İç ve Batı Anadolu’yu etkisine alan Kalenderoğlu aslen Ankara’lıdır. Birçok devlet görevi yapmıştır.Fakat sonradan eşkiyalığa başlayıp huzuru bozmuştur. 1607 yıllarında Kalenderoğlu’ nun Saruhan sancağındaki Manisa’ya girmemesi için halk 44 yük akçe ödeme teklifi yapmıştır. O yıl ülkede kıtlık olmuş, veba salgını çıkmış ve çoğu kişi hayatını kaybetmiştir. Böylece Saruhan sancağı zayıflamıştır. Bu durum tüm Saruhan sancağını olduğu gibi Akhisar’ı da olumsuz etkilemiştir.

Yusuf Paşa İsyanı Yusuf Paşa da kalenderoğlu’nun yanı sıra Sarıhan köy ve kasabalarını soymuştur. 1608-1609 yıllarında “Celali Perişanlığı” diye anılan Yusuf Paşa isyanı halkı çok zor durumlara maruz bırakmıştır.

İlyas Paşa İsyanı Devlet otoritesini zayıf bulan İlyas Paşa, Manisa’yı alarak adamlarını çevre köy ve kasabaları yağmalamaya gönderdi. Saruhan’da İlyas Paşa’nın en önemle yandaşları Akhisarlı Mahi Hatunoğlu Hasan Ağa ile Dergah-ı Ali müteferrikalarından alay Beyzade Mehmet Ağa idi. 4.Murad zamanında teslim olan İlyas Paşa cellatlarca öldürüldü

Cennetoğlu İsyanı Bir tımarlı sipahi olan Cennetoğlu zamanla halk içine girerek sancakbeyi, kethüda ve ağaların yaptıkları zulümleri ortadan kaldıracağını bildirmek suretiyle taraftar topladı.İlk önce ayan ve eşraftan “Sekban Akçesi”adı altında vergi isteyen Cennetoğlu, 1600 yaya ve 1000 atlıdan oluşan bir kuvvet hazırladı. Akhisar ve Palamud civarında da faaliyetlerde bulunduğunu Palamud nahiyesinde ortaya çıkan Cennetoğluna bağlı eşkiya ve sekbanların ellerindeki silahlara devlet tarafından elkonularak İstanbul’a Cephane-i Amire’ye gönderilmeleri istenen bir fermandan anlamaktayız.

Deveci Ali İsyanı Deveci Ali İsyanı hakkındaki tek bilgiler 1653 ve 1655 yıllarında Manisa’da yapılan duruşmalardır.Bunlann dışında devlet görevlilerinin ve kadıların yolsuzlukları ile Karahaydaroğlu isyanlanda Saruhan Sancağını üzen olaylardandır. Evliya Çelebi’nin Akhisar Hakkındaki Görüşleri XVII.yüzyılda Akhisar için bir diğer önemli olayda ünlü Osmanlı gezgini Evliya Çelebi’nin Akhisar’ı ziyaretidir.Osmanlı İmparatorluğunda birçok eyaleti gezen Evliya Çelebi Batı Anadolu’ya da uğramış ve 1671-72 yıllarında Salihli,Gördes,Yayakızladığı(Akhisar Yayakırıldık Köyü),Şahan Kaya, Berkle (Akhisar Topluca Köyü) yolu ile Akhisar’a gelmiş ve oradan Gölmarmara’ya geçmiştir. Evliya Çelebi Akhisar için şunları yazmaktadır. “1596 yılında Celali Karayazıcı ve kardeşi Deli Hasan’in korkusundan şehre (Akhisar) ait bir ferman ile şehir halkı birleşip Eğri Fatihi Sultan Mehmet döneminde bu kaleyi yeniden inşa etmişlerdir.Biz bu kaleyi onaran kimseler ile konuşup onlardan nakil ile bunu yazdık. Burası Vali Macar Ali Paşa döneminde düz ve geniş bir ovanın tam ortasında kerpiçten yapılma, yuvarlak, alçak duvarlı ve kuleleri kapılı olan gösterişli bir kaledir. Kule ve duvarlarda mazgal delikleri vardır ve tamamı çepeçevre 8600 adımdır. Ve bütün kuleleri kiremit örtülü, birer topu bulunan bayındır burçlardır. Fakat yurt içinde bulunduğundan dolayı muhafız ve erleri yoktur. Ancak onarımlar için vakıfları çoktur. Eski çağlarda şehrin tam ortası olan yerde şimdiki halde Yusuf Efendi sarayı yükselen bir zemin meydana getirir. Orada büyük bir kale varmış, halen yer yer asıl binaları ve bir kısım surlar ile kalıntıları hala bellidir. … tarihinde Saruhanoğlu kaleyi zamanında fethedip, bir daha burasının dinsiz düşmanın karargahı olmasın diye yıkıp tahrip etmiştir. Halen nice yazılan görülen eski bina kalıntıları vardır. Kütahya eyaletinde Saruhan sancağından Aişe Sultan hassıdır. Burada Baltacılar kethüdası egemen idi. Onda misafir olup şehri gezdik. Ve 150 akçe asil kazadır. Yıllık 20 kese hasıl olan 300 akçelik hoş bir kazadır. Ve nahiyesi ancak 12 köydür. Fakat her biri kasaba örneği bağ ve bahçeler , cami, han ve hamamlı beldelerdir, ve bu şehrin şeyhülislamı, nakibi, sipahi kethüdası yeniçeri ve serdarı vardır. Ve ileri gelen bilginleri ve askeri çoktur. Ve eski günlerde çok büyük bir şehir imiş. Fakat yine şimdi bayındır bir büyük ovanın ortasında tekrar gelişmiştir. Anadolu vilayetinin cennet kokulu bir şehridir. Çevresi gül kokuludur. Bağ, bostan , gülistan, cennet bahçeleri gibi bol yemiş veren bezenmiş, bayındır, ferah ve hoş bir şehirdir. Ve cümle haneleri kale içindedir; hepsi kiremit örtülü 2600 hanedir, bağ ve bahçeli, akarsuyu olan, havuz ve şadırvanı bulunan güzel evlerdir. Zengin ve fakir evlerinde şüphesiz birer çeşme vardır. Bu şehrin canibi erbaası yayladır. Bu ırmaklar yüksek dağlardan aşıp şehri sularlar. Sultanlara özgü ve çok işlek olan bütün yollarında kaldırımlar üzerinde insan beli kalınlığında akarsular akıp, çağlar ırmaklı böyle güzel bir şehirdir, ve tamamı 24 mahalle ve 47 mihraptır, lO’u cuma kılınır camidir ve 12’si kargir (taş ve tuğla karışımı) minerali dir. Diğerliri tahtadandır. Ve çarşı içinde cemaatı çok bol Ahmet Paşa camii, kargir minareli ve üç adet kargir kubbeli ve üç kapılı ve avlunun ortasında abdest havuzlu ve avlunun çerçevesinde medrese hücreleri ile donanmış ve bütün bu imaretler kurşun ile örtülü bulunmaktadır. Camii, aydın, bayındır bir belgedir. Kıble kapısı üzerinde sülüs yazısı ile yazılmış olan tarihi şudur: “Özge tarih didim Şerhi bu hayrabihamdillah oldu tamir cami Sene 1005”. Ve Sultan Alemşah camii derler ama validelerinindir. Halk dilinde Fethiye Camii derler cami ise eski zamanda kilise imiş.Düşmandan kesin olarak fethedilip mihrabı Kudüs iken Mekke-yi Mükerremeye çevrilmiş olduğundan Fethiye Camii (Ulu Camii) adını almıştır. Minaresi yıkılmış olup tekrar yapılmıştır. Kiliseden bozma camiidir. Kargir kubbe ve kurşun örtülüdür. Ve Sinan Kadı Efendi Camii (Aynalı Camii) minaresiz ve kurşunsuz bir camidir. Ve İslambollu Hasan Efendi Camii ve Emetli Camii ve Hacı Mustafa Camii ve San İbrahim Efendi Camii ve Hacı Süleyman Cami ve Eski Camii. Bunlardan başka mescitleri ve üç hamamı vardır. Paşa Hamamı ve biri Gülruh Sultan Hamamı ki suyu, havası ve binası hoştur, hangi adamın rengi tunç kırmızısı ise gerçekten gül kokulu bir adam olur. Ve Şaşa Bey hamamı ve tamamı 1000 adet dükkanlardır. Ve üç kubbeli kargir bir bina olan bedesteni vardır. Baştan başa kurşun örtülü bir imarettir. Bu hayır kuruluşu dahi Gülruh Sultan’ın binasıdır. ve 10 adet bayındır ve şen kargir bina hanları vardır. Tamamı Paşa Hanı, Hüseyin Efendi Ham, Kimyon Efendi Hanı Boşnak Mustafa Efendi Hanı,Musa Efendi Hanı ve Baltacı Mahmut Ağa’nın namazgahı ve Bende Mahmut Ağa Hanı ve pazar yerinde han örneği lonca yeri, kiremit örtülü ve taş sütunlu binalandır. Bu iki binanın altında pazar günleri çok değerli eşyalan olan tüccarlar buralarda alım satım yaparlar. Biner adam sığabilen geniş örtülü meydanlardır. Bu şehir içinde 7 medrese, l darülhadis ve l dari kura, 23 sıbyan mektebi ve nice kaynaklı hayat suyu vardır. Ve bütün çeşmelerin kaynağı şehrin kuzey yönünde Gördükkale denilen kale dibinde Soğuk Pınar (Şimdi Su Deliği denilen yer) adı verilen kaynaktan çıkan saf su büyük oluklar içinde şehrin her tarafına yayıldıktan başka evlerden hariç olarak sebil gibi akan 2000′ den çok çeşme var diye şehir halkı övünürler. Ve suyunun ve havasının güzelliğinden peçeli güzel kızlan vardır. Ve cümle halkı tüccardır. Giysileri baştanbaşa Cezayir leventleri giysisi şeklinde daracık bağır yelekleri ve bellerinde pala çatal bıçaklan vardır ve başlanna kırmızı fesler giyerler.

Cesur ve yürekli yiğitleri meşhurdur. Ve cümlesi garip dostu adamlardır. Nimetleri zengin ve fakire, misafire, konu komşuya çok boldur. Ve bütün çarşı pazarları içinde büyük çınarları vardır. Her çarşı ve pazar türlü türlü gölgeli gezinti yerleri olan çarşılardır. Bu cümleden Paşa camii ve hamamı önünde bir geniş meydanda çınarlar vardır. Sayesinde 500 adam altında oturup kahve içerler.Altını asla güneş etkilemez. Bütün dostlar burada oturup tavla ve satranç oynarlar. Bu toplanılan yer,zarif,hoş bir lonca yeridir Bu meydan çevresinde dükkanlar vardır. Ve çoğunlukla bu şehrin yollan iki tarafı ağaçlıklı yol şeklindedir. Bu şehrin yiyecek ve içecek sanaiatının övülecek yanı vardır. Önce has ve beyaz mekik ekmeği demekle tanınan güzel ekmeği bulunur. Örneğin Şam’ da olan zerdalisi, selvi ağacı ve zeytini ve inciri ve üzümü ve limonu ve turuncu ile şehir süslenmiş bezenmiş irem bağı şeklinde bir yalılar şehridir. Burada 2 gün dinlenip Şevki Çelebi’nin ve Mahmut Ağa ve Mirza Ağa ile vedalaşıp, güney yönünde düz ovalar içinde birçok bayındır köyler geçerek dördüncü saatte Marmara kasabasına gelinir. Evliya’mn anlattığı gibi Akhisar, XVII.yüzyılda oldukça gelişmiş ve bayındır bir beldedir.(lO) 18. ve 19. Yüzyılda Akhisar 1833 yılında Mısır ordusu Kütahya’yı terkedince Anadolu eyaleti sancaklarından 4 vilayet kuruldu. Bunlardan biri de merkezi Aydın olan Aydın vilayetiydi. Bu eyalete Aydm, Menteşe(MUGLA), Siğla (İZMİR) ve Saruhan (MANİSA) sancakları bağlandı. Akhisar kazası da Aydın vilayeti sınırı içine dahil oldu 1845 yılında Saruhan sancağı Aydın’dan aynldı,merkezi Manisa olmak üzere kazası(BALIKESİR) ile birleştirildi. Hüdavendiyar eyaleti de denen bu eyalet uzun sürmedi. 1847’de Saruhan ve MANİSA sancakları ile bunlara bağlı Akhisar gibi kazalar tekrar Aydın vilayetine bağlandılar. 1841 yılnda ise eyalet merkezi Aydın’dan İZMİR’e nakledildi. 1922 yılına kadar Aydın vilayetine bağlı kalan Saruhan sancağıaynı yıl bağımsız oldu. 1923 yılında il olan Saruhan 1927 de Manisa olarak isim değişikliğine uğramıştır. Saruhan sancağının merkezi MANİSA olmak üzere diğer kazalan, Akhisar, Güzelhisar, Menemen, Marmara, Mendehorya, Gördük, Gördes, Adola, Kayacık, Yeni ve Eski Foça, Nif ve Demirci’dir. Daha sonra da Alaşehir, Kula, Eşme, Salihli, Kırkağaç, Bergama, Soma ve Gediz kazalan sancağa katılmıştır. Akhisar halkı Türkler,Rumlar,Ermeniler ve Yahudilerden oluşuyordu. 19. yy’da Akhisar’ı her yönden etkileyen önemli bir noktada Akhisar’dan geçen İZMİR-Kırkağaç demiryolunun açılışıdır. Yönetim Sancak,13 kadının birleşmesinden oluşmuştur.Sancağın kazalanndan Akhisar,Turgutlu,Demirci Menemen,Hafsa Sultan evkafından, Gördes serbest zeamet,Marmara ise Lala Paşa evkafı kazası idi. Karaosmanoğulları dünden bugüne Akhisar’da hem politik.hem ekonomik yönde etkili olmuştur. Karaosmanoğulları’ nın güçlendiği dönemde Akhisar’daki isyan ve eşkiyalık hareketleri bastırılmıştır. Karaosmanoğulları’ndan ilk müsetellim (Kaymakam)ve ilk mültezim (Vergi tahsildan) Hacı Mustafa Ağa’dır. lS.yy’de Saruhan sancağı içinde bazı aşiretler yazın ve kışın iskan bölgelerinin dışına çıkarak ekinlere zarar vermiştir. Bu da şikayetlere yol açmıştır. Bu konuda Kündeşli, Burhanlı, Tekeli, Sindel ve Çepni(Çetmi) aşiretleri önde gelir. 19.YY’de Ticaret, ziraat ve zanaatla uğraşan aşiretler ortaya çıkmıştır. Bu yüzyılda Akhisar ve çevresine yerleştirilen aşiretler Akhisar İğneci, Gündüz ve Kündeşli aşiretleri Palamud, Çetmi, Sancaklı, Tekeli, Yobaz, Harmandalı aşiretleri Gölmarmara Gökçe Dutak, Gündüz, Ozancalı aşiretleri A.Bozköy Çetmi, Karayağcı aşiretleri 19.yy.da devamlı savaşlar, kapitilasy onlar İmparatorluğun gerilemesi, Batı Anadolu Rum nüfusunun yoğunluğu sebebiyle ticaret Ermeni ve Yahudilerin eline geçmiştir. Bu da ekonominin zayıflamasına yol açmıştır.

I8.yy. ve 19 yy.da İsyanlar ve Akhisar

17.yy.deki gibi 18.ve 19.yy.larda da isyanlar devam etmiştir.Bu eşkiyalık ve isyanların tek sebebi devletin sürekli savaşlara girmesi, buna bağlı olarak vergilerin artması, halktan alınan asker,para ve mal,ayan ve volvodalann halk üstündeki kötü davranışlardır.

Fakat devlete göre eşkiyalığın ve isyanların tek sebebi halkın elindeki silahlardı. Bu yüzden silahların 17.yy.da sıksık toplanma emri veriliyordu.Bu emirlerde halkın ata binmesi, silah kullanması ve levend kıyafetine girmesi yasaklandı.Bu emirlerin daha çok Saruhan sancağına gelmesi yörenin stratejik açıdan eşkiyalığa elverişli olmasıdır. 20.YY.da Akhisar 20.yy da Akhisar’da 16 mahalle,Gördük ve Gölmarmara mahalleleri ve 62 köy vardı. Gayri müslim nüfusla Türk nüfus neredeyse birbirine eşitti. Ekonomi ise gayri-müslimlerin elinde buluyordu. Akhisar’ın yeterli sağlık kuruluşlarına sahip olamaması sağlık durumunu negatif yönde etkiliyordu.Sokaklardan akan lağım suları halkta sıtma ve verem olmasına yol açıyordu. Akhisar’ da sıtmanın yaygın olması Rahmiye, Kuvalık ve Çamaltı bataklıklarından ileri geliyordu.Ova köylerdeki sıtma oranı % 60-% 90 arasında değişirdi. Eğitim ve öğretimde yetersiz kalan Akhisar,Meşrutiyetten sonra bazı okulların açılmasıyla eğitimdeki boşluk doldurulmaya çalışıldı. İnsanlar, çoğunlukla keçe külahlar,kuşak ve ağlı şalvarlar giymekteydiler. Tarım yöntemleri tamamen ilkeldi.Fransız rejisinin ağır baskısı altında bulunan tütüncülük ve köylünün ödediği “Aşer Vergisi” köylüyü kötü durumlara sürüklemekteydi.

KURTULUŞ SAVAŞI YILLARINDA AKHİSAR

Osmanlı İmparatorluğunun 1.Dünya Savaşını yenik kapaması ve Mondros Mütare kenamesi ile bu yenilgiyi onaylaması sonucunda Anadolu toprakları düşman kuvvetleri tarafından yağmalanmaya başlanmıştır. 1919 yılı ortalarıda 39.157 kişilik Akhisar ve çevresi de bu olaylardan paylarını almış ve zor günler geçirmişlerdir. İZMİR’in işgaliyle Akhisar halkı, kendi şehirlerinin de işgal edilebileceği fikrine sahip değillerdi. Halk bu sebeble Rumlar tarafından galeyana getirilmişti.Akhisar halkını manen yıkmak isteyen Rumlar ve Rum papazlar, İZMİR’in işgalini abartılı bir şekilde anlatarak kurtuluş yolunu Akhisar’a asılacak olan Yunan bayraklarına bağlamışlardı. Amaçlarma ulaşmaları ise uzun süre almadı. MANİSA’mn Yunanlılar tarafından işgal edildiğini duyan Bekir Sami Bey ve beraberindekiler 24 MAYIS 1919 Cumartesi sabahı Akhisar da kalma kararı aldılar. 24 MAYIS 1919 Cumartesi günü Bekir Sami Bey’in Akhisar hakkındaki düşünceleri şöyledir. “Bütün caddelere Yunan bayrakları asılmış, herkes Yunanlıların gelmesini bekliyor. Birçok yerli Türkler yerli Rumların yanına sokulmuş dalkavukluk ediyor ve bu sayede hayatını, malını, mülkünü emniyete sokacağını sanıyor. Bütün terzi dükkanları genişYunan bayraklaırı dikmekle meşgul”. Bekir Sami Bey ve arkadaşları gördükleri durum karşısında büyük üzüntüye kapıldılar. Ve caddelere asılan Yunan bayraklarını indirmek için çareler aramaya başladılar. Hemen o gece kaldıkları otelde Akhisarlılarla konuşma kararı aldılar. Akhisarlılara Yunanlıların aynı taktiği Balkanlarda ve Yunanistan’ da bulunan Türklere de uyguladıklarını Yunan bayraklarının ateşkes amaçlı aşılmadığını ulaştıkları yerlerde Türk varlığını yok etmek için o tavrı takındıklarını, bu arada o sıra yönetimde bulunan İSTANBUL hükümetinin onlardan yana olduğunu, işgal ve imha amaçlı olduklarmı, kendilerinin vazifesinin ise olanlara karşı koymak olduğunu söyledi. Yunan tarafı olan Akhisar Kaymakamı bir yandan Akhisar’a Bekir Sami Bey,Yüzbaşı Faruk ve Vasıf Bey’i tutuklattırmak amacıyla Fransız subaylarıyla iletişim içinde olmaya özen gösteriyordu. Kaymakamın bu hareketine karşılık Bekir Sami Bey, Akhisar’dan ayrılıp MANİSA’ya giderek,oradan silah ve cephane alıp, Salihli yakınlarında bir cephe kurmaya karar verdi. 5 HAZİRAN 1919 Akhisar’ın Birinci Kez İşgali Akhisar’a birinci işgal 30 MAYIS 1919 Cuma günü Yunanlılar tarafından 250 piyade, 7 Süvari, 2 Makinalı tüfekten oluşan bir orduyla gerçekleştirilmiştir. 5 HAZİRAN 1919 Perşembe günü ise hiçbir direnmeyle karşılaşmayan Yunanlılar,Akhisar’ı resmen işgal ettiler. Akhisarın işgal haberini alan 14.Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Paşa, Soma’daki 188 .Alay’a taarruz emri verince 10 HAZİRAN 1919 Salı günü Yunanlılar tahliye edildiler. Akhisar’ın işgali ile birlikte Sındırgı’ya göç eden Akhisarlılar da Akhisar’a geri dönmeye başladılar. Akhisar’da Redd-i İşgal Cemiyetinin Kurulması Yunanlıların yöreyi terk etmesiyle, Akhisarlılar Yunan işgaline karşı örgütlü olarak mücadele etme kararı alıp Redd-i işgal Cemiyetini kurdu. Cemiyetin kurulmasında en büyük görev baştan beri Yunan işgaline karşı örgütlenmeyi isteyen Ethem Bey’indir.

Akhisar Redd-i İşgal Cemiyetini Akhisar Belediye Reisi Ali Bey,halktan Mehmet Nuri Bey, halktan Hafız Osmanoğlu Hüseyin Bey,Müderriszade Süleyman Bey,Müderriszade Mehmet Bey, Musazade Rıza Bey, Ulemadan Mehmet Sait Bey oluşturuyordu. Ulusal Kurtuluş, Savaşında Akhisarlıların meydana getirdiği ilk eylem ise Yunan güçlerine karşı 14 HAZİRAN 1919 Cumartesi günü Bergama’ya yapılan taaruzdu. Batı Anadolu Kuva-i Milliyesi’nin sorunlarını görüşmek üzere 26 TEMMUZ 1919’da yapılan BALIKESÎR Kongresi’ ne Reşat Bey, Kamil Bey ve Akhisar Milli Kuvvetler Komutanı Hüsnü Bey seçilmiştir. Kongrece alınan karara göre,cephenin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Ayvalık, Soma, Akhisar cephelerinde Menzil Müfettişliği bulundurulacaktı. BALIKESİR Kongresi Başkanı Hakim Muhittin Bey, o sıralarda AYDIN-NAZİLLİ taraflarında “Galip Hoca” lakabıyla Milli Mücadelede adım duyuran Celal BAYAR’ı, Akhisar cephesi için gerekli düşünerek o’nu Akhisar Milli Alay kumandanlığına atamıştır.Celal Bey ile birlikte Akhisar cephesinde Koyuncu Ali’de yirmi süvari, bir bölük piyade ile Milli Alay Karargahı, Tatar ve Burunören köylerinde birer Milli Tabur, Marmara ve Yayaköy bucaklarında ise bir Milli Bölük oluşturuldu. Tatar ve Burunören taburlarında ikişer makinalı tüfek bulunmasına rağmen silahlı sayısı bin iki yüz kişiyi geçiyordu. Akhisar cephesinin kurulmasından sonra Batı’ da bulunan Yunan Kuvvetleri ile Akhisar Ulusal Kuvvetler arasında 22 HAZİRAN 1922 Salı gününe kadar şiddetli çatışmalar meydana gelmiştir. Batı cephesinin mücadelelere fiilen girmesi için üç bölüme ayrılmasıyla İZMİR Kuzey Cephesini Akhisar, Ayvalık, Soma ve ivrindi meydana getirmiştir. Akhisar cephesinin savunma mevzileri Yayaköy, Arabacıbozköy, Satırlar, Gökbel, Mahfeller, Sarıçam, Paşaköy, Saruhanlı, Yeniçiftlik, Alibeyli, Çaldağı, Marmara Boğazı’nın batısı Kanbağı hattından oluşuyordu. O sırada Akhisar Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’ ni Emin Ali Bey (sonradan Belediye Başkanı) Dramalı Naci Şevket Bey,Manisa Müftüsü Alim Efendi, Kemerlizade Mehmet Hulusi Bey, Kayalızade Mehmet Ağa, Müderriszade Süleyman Efendi, Müftüzade Hasan Efendi ve Reşat Bey (Saruhanlı Mebusu) oluşturuyordu. Akhisarlılar Kurtuluş savaşındaki bağımsızlık hareketlerinde önde gidenlerden olmuşlardır. Daha işgalin ilk günlerinde Yunanlıların Menemen halkına yapmış olduğu zulüm ve vahşeti kınamak amacıyla 27 KASIM 1919’da Harbiye Nezareti’ne bir telgraf çekerek “Türk Milletinin silahına sarıldığını ve sonuna kadar savaşacaklarını bildirmişlerdir. Daha sonra ise BALIKESİR’de İZMİR’in işgalini protesto etmek için yapılan mitinge telgraf göndermişlerdir. Bu Müdafa-i Hukuk heyetinin 1919 yılında BALIKESİR’de yayınlanan İZMİR’ e Doğru gazetesine göndermiş olduğu 14 OCAK 1920 tarihli telgraf Akhisar Müdafa-i Hukuk heyetinin telgrafnamesi Yunanlıların İZMİR için tasavvur ettikleri teşebbüssat düvel-i muzama nezdinde protesto edilmiştir. Düşmanın İZMİR’de icraya yeltendiği emri milletin açtığı muazzam mücadele ve azimi medane karşısında mahkum-ü zeva ve ekvaldir.Mevs ve müteessir olmalıyım. Yaşamak,hakkı hayata nail olma istediğimizi pek yakında cihana tasdik ettireceğiz. Türklük ölmeyecek ve yaşayacaktır. Anadolu’nun mukaddes toprağından bir karış yeri bile hiçbir millete çiğnettirmeyeceğiz. Necip milletin her türlü muaveneti ifa için ahd ve yemin etmiş olduğunu arz eyleriz. “Yunanlıların Haziran 1920’de taarruzu başlatmalarıyla yörede önemli bir cephe kurulmuştur. Cephenin önde gelen isimleri şunlardır: Akhisar mıntıkası Milli Tabur Kumandanı Osman Bey,Akıncı Müfreze Kumandan Tirelizade İsmail Bahri Bey, Nizamiye Tabur Kumandanı Yüzbaşı Seyfettin Bey, Beyobalı Ziya Bey.İlk Kez 1884 yılında kendini gösteren Akhisar Belediyesinin o yıl ki Belediye Başkanı ve azaları şunlardır:

Akhisar Belediye Başkanı: Hacı Ahmetoğlu Mehmet Efendi Üye: Çizmeci Hasan Çavuş Üye: Arpacızade Hacı Mehmet Ağa Üye: Bazergan Kirkor Efendi Belediye Doktoru: Maveremai Efendi Belediye Katibi: Ziya Efendi

Belediye Encümen Karar defterinden öğrendiğimiz bilgilere göre işgal yıllarında da Akhisar Belediyesi hizmet vermekteydi. İşgalden önce 1919′ da Akhisar’da Belediye Başkanlığı makamında Mehmet Kemal Efendi bulunmaktadır. 1920 -1921 döneminde Hacı Şerif Ağazade Emin Ali Efendi, ile 1921-22 yıllarında Hafız Salihzade Mehmet Efendi’nin Belediye Reisliği havali yaptığını 1920 – 21- 22 dönemlerine ait Belediye Encümen Karar Defterinden anlamaktayız.

Yine Belediye Encümen Karar defterinden alınan bilgilere göre Akhisar ilk kez 7 MART 1921 ‘de elektrikle aydınlatılmıştır. Aynca o dönemdeki fiyatların da Belediye Encümeni tarafından belirlendiği bilinmektedir. Belediye Encümeninin ekmek fiyatlarıyla ilgili kararını örnek olması için sunuyoruz. “Hali hazırrda tetkik edilmiş ve ekmek hususunda fevkalede olarak fırlamış olan ekmek narhlarının tenzil-hususu düşünülmüş has dakikden imal edecekleri ekmeklerin 85 dirhemi 5 kuruşa füruhtu hususuna karar verildi.” Şehirdeki esnaflara genel temizliğe uymaları hakkında duyurular yapılması ve belediyenin aldığı kararlar Akhisar’ ın temizliğine verilen önemi göstermektedir. Akhisar Belediye Encümeninin aldığı temizlik kararlarından biri: “Kahveciler, Lokantacılar, Berberler, Hamamcılar hasılı bilimum esnafın tathirat ve tanzifata (temizliğe) Adem-i riayetlerinde teftiş tebeyyün ettiği taktirdekanunun olbabdaki madde-i mahsusası tatbik edileceği karargir olduğu 15 TEMMUZ 1886.”

Türk milletinin dünya tarihinden silinmesi için 18-26 NİSAN 1920 tarihleri arasında San Remo’da bir araya gelen İngiltere, Fransa ve İtalya İllerinde SevrAnlaşmasının can damarları olacak San Remo Kararlarını aldılar.San Remo Kararlarının Akhisar’ı da içine alan maddesi şudur: “İzmir Şehri ile alelhusus- Tire, Ödemiş, Akhisar, Bergama Kasabalarına muhtevi bulunan İZMİR arazisi taht-ı hükümrani-i Osmani de kalmakla beraber, Devlet-i Aliyye havali-i mezkure üzerinde hukukunu Yunanistan Hükümetine terk edecektir.”

22 Haziran 1920 Akhisar’ın İkinci Kez İşgali 22 HAZİRAN 1920 Salı gününe kadar Akhisar cephesinde büyük kahramanlıklar gösteren Akhisar cephesindeki kuvvetlerimiz Yunanlıların, yapmış oldukları mücadelelerde zaman zaman geri çekilmelerini sağlamış, bazı zamanlarda ise onlardan,aldıklan Türk topraklarını geri almışlardır. 16 MAYIS 1920 pazar gününde Arapdere köyünü Yunanlılara büyük kayıplar verdirerek geri almaları da bir başka kahramanlıklandır. Bunun üzerine büyük önder M.Kemal ATATÜRK de 5 Şubat 1923 Pazar günü Akhisar Türk Ocağı’nda adına verilen yemek sırasında Akhisarlılara “Efendiler, filhakika Akhisar düşman darbelerinin ilk hedeflerinden birini teşkil etti. Fakat bu darbe karşısında dağılmadı. Derakab bir namus cephesi vücuda getirerek mücadeleye fedekarane bir surette devam etti. Bundan dolayı bütün Akhisarlılar, milletin tahsinine seza’dır. Bugün Akhisar’lılarla yakından temas etmekliğim vesilesi ile ben de kendilerini tebrik ederim.” diyerek duygularını dile getirmiştir.

Batı Anadolu’da işgal ettikleri yerleri daha da genişletmek amacıyla Yunan lideri Venizelos İngiltere’ den aldıkları izin ile 22 HAZİRAN 1920 Salı günü Develi, Arpalı, Sazköy, Moralılar, Akhisar güzergahından taaruza geçtiler. Daha sonra takviye bir kuvvet ile Kum Çayı’nın doğusundan ilerleyerek Akhisar’ı ele geçirdiler. (22 HAZİRAN 1920) Akhisar’ın Yunanlılar tarafından yakılma endişesinden dolayı yörenin ileri gelenlerinden Belediye Reisi Hafız Salihzade Mehmet Bey, Şerifağazade Emin Ali Efendi, Eczacı Esat Bey, Doktor Cevdet Bey, Kayalızade Ahmet Ağa, Yılanoğlu Mehmet Ali Efendi, Akhisar işgal Komutanı Panayapulos ile Yunan askerleri geri çekildiği takdirde Rumların can güvenliğinin korunacağına dair anlaşma yapıldı. Akhisar’ı trenle 5 Eylül 1922 Sah günü terk eden Yunanlılar Akhisar’daki Rumların hayatlarına karşılık Akhisar’ dan Hacı Şerifağazade Emin Ali Efendi, Reşit Efendi, Eczacı Esat Bey, Doktor Cevdet Bey, Yılanlıoğlu Mehmet Ali Efendi’yi yanlarına rehin olarak aldılar. 6 Eylül 1922 Çarşamba günü Bakirli Saçlı efe ve Bintepeler üzerinden Gölmarmara yolunu izleyerek gelen S.Süvari Kolordu Komutanı Fahrettin(Altay) Paşa’ya bağlı 1. Süvari Tümeni’nin Kolordu Muhafız Bölüğünün şehre girmesiyle Akhisar halkı büyük bir coşku sergiledi. Bu coşku seli esnasında Akhisar ‘a öncü olarak giren Teğmen Selim Örsel Hükümet binasına Türk Bayrağı’nı çekerek Akhisar’ in sonuna kadar bir Türk şehri olduğunu kanıtlamıştır.

Yörenin 6 Eylül 1922 Çarşamba günü Yunan işgalinden kurtulmasıyla ilk Belediye Başkanı ve Azalan şunlar olmuşlardır. Akhisar Belediye Başkanı: Süleyman Bey Aza: Moralızade Süaleyman Efendi Aza: Yılanlıoğlu Ali ağa Aza: Hafız Salih oğlu Mehmet Ağa Aza: Simavlı Mehmet Efendi Sandık Emini: Ahmet Efendi Tahsildar: Ali Efendi

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ ÜN AKHİSAR’ I ZİYARETLERİ:

Büyük bir sabırsızlıkla Atalarını bekleyen Akhisar’lılar, 5 Şubat 1923 Pazar günü saat 10.30′ da Mustafa Kemal Paşa’nın Akhisar’a ilk defa gelişiyle özlemlerini giderdiler. Komutanlık dairesinde bir süre dinlenen Atatürk, daha sonra Belediye’ye giderek ilçenin ileri gelenlerini, çiftçilerini ve sanatkarlarını kabul etmiştir. Kabul esnasında Mekteb-i Gazayı mezunlarından İsmail Hakkı Bey şu konuşmayı yaptı: “Biz öyle kara günler geçirdik ki camiler içinde ibadet edemez olduk. Mustafa Kemal’e dua ediyorsunuz diyerek nihayetsiz eziyetlere maruz kalıyorduk. Cihadınızla tekmil alem-i islamı zillet ve sefaletten kurtardınız. Allah razı olsun, zat-ı sanilerine karşı duyduğumuz emniyet, itimat ve minnetlerimiz nihayetsizdir. Şunu da tekmil memleket namına ilaveten arz ederim ki son günlerde bazi erbab-ı fesad din perdesi altında hilafet meselelerini mevzu-u bahis ederek efkar-ı milleti karıştırmaya başlamışlardır. Paşa hazretleri tekmil millet şuna emindir ki Türkiye Büyük Millet Meclisi, onun hükümeti şerr-i şerif islahiyete en ziyade mutabık olarak teşekkül etmiştir. Bu günkü irademiz her suretle meşru ve muafık dindir. Öyle ifsadad bizim aramızda mevki bulamaz.”(11) Müftü Bekir Efendi’nin Akhisar’lılar adına “Hoşgeldiniz” demesiyle Mustafa Kemal Paşa da şu konuşmayı yaptı: “Hoca efendi Hazretlerinin sözlerine çok deni, çok ciddi surette mütehassi oldum. İzhar olunan hissiyata teşekkür ederim. Cihan bilir ki memleketimizin bazı aksamı düşmanın zulümlerine ve işkencelerine maruz kaldı. Sizi kurtarmak için çalışan orduya bütün milletle beraber Akhisar ahalisinin de bir an duadan fariğ olmadıklarını biliyorum. Efendiler, yalnız biz zulüm görmedik bütün ehl-i islam zulüm gördü. Ve esaret altında kaldı. Düşmanlar bizi esaret zinciri altında bırakmak istediler. Fakat milletimizin azim ve hamiyeti bu zincirleri parçaladı, istiklalini elde etti. Ehl-i İslam hakikat-i diniye dairesinde Allah’ın emrini yapmış olsaydı bu akibetlere maruz kalmazdı. Allah’ın emri çok çalışmaktır. İtiraf ederim ki düşmanlarımız çok çalışıyor. Biz de onlardan ziyade çalışmaya mecburuz. Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. İcabat-ı zamana göre ilim ve fen her türlü ihtiraat-ı medeniye’den azami derecede istifade etmek zaruridir. Hepimiz itirafa mecburuz ki bu hususta hatalarımız çok büyüktür. Sizin de anladığınız ve şimdi beyan ettiğiniz üzere TBMM Hükümeti en meşru ve en muvafık bir surette teşekkül etmiştir. Dinimizin talep ettiği çalışmak sayesindedir ki üç buçuk senelik az bir müddet zarfında pek mühim bir netice elde etmiştir. TBMM Hükümeti pekala bilirsiniz ki eşik Bab-ı Ali Hükümeti değildir. Eski Osmanlı Devleti değildir. Onlar artık tarihe karışmıştır. Düşmanlarımız Osmanlı Devleti’ ni de yıkarak unsur-u asli olan Türk milletini de imha etmek istiyorlardı. Halbuki Türk millleti yeni bir iman ve kati bir azm-i milli ile yeni bir devlet kurmuştur. Bu devletin istinat ettiği esaslar istiklal-i tam ve bila kayd-ı şart hakimiyet-i milliye’den ibarettir. Millet bu hakimiyetten bir zerresini feda etmeyecektir; gözünü açmıştır. Bizim dinimiz milletimize hakir, miskin ve zelil olmayı tavsiye etmez. Bilakis Allah’da peygamber de insanların ve milletlerin izzet ve şerefini muhafaza etmelerini emrediyor. Her yerde olduğu gibi burada ki temastan da anladım ki millet hakimiyetini muhafaza hususunda büyük bir azim ve kudret göstermektedir. Hakikati gören ve anlayan milletimiz bundan sonra candan ve gönülden çalışacak naili refah ve saadet olacaktır.”

5 Şubat 1923 Pazar akşamı saat 19.30 da Akhisar Türk Ocağı’nda Belediye tarafından başkomutan M. Kemal Paşa onuruna bir yemek verilir, yemekte şehrin ileri gelenleri ile mülki ve askeri personel de bulunur. Yemeğin sonunda Türk Ocağı başkanı Dr . Şemsettin Bey Gazi’ye hitaben şu konuşmayı yapar: “sen ey aziz münci, bugün Türkleri kurtaran hakiki bir dehasın. Sen milletin siyah gecelerini nurlu sabahlara çıkaran feryat ve figanı susturan, neşe ve sevinç günlerine kavuşturan ve bütün dünyanın husumetine karşı istiklal ve hayatını kurtaransın. Akhisar halkı bugün halaskarına kavuştuğundan dolayı sonsuz bir sevinç içindedir.”

Dr.Şemsettin Bey’in bu söylevine karşı M.Kemal Paşa da şunları söyler:

” Muhterem Efendiler. Beyefendinin memleket namına ve Türklük namına söylediği sözlerden fevkalade mütehassıs oldum. Şahsıma olan teveccühkar kelimelere karşı suret-i mahsusada beyanı teşekkür ederim. Efendiler, dünyada hiçbir millet yoktur ki büyük veya küçük zulümlere maruz kalmamış olsun. Çünkü her millet yaşamak mecburiyetindedir. Yaşamak için mücadele şarttır, şimdiye kadar pek çok milletler bir çok darabata maruz kalmışlardır. Bu darabatın neticesi iki manzara arz eder. Birincisi bu darbeler bir milletin benliğini, mevcudiyetini mahveder. İkincisi bu darabat şekl-i hazin yıksa bile unsur-u asliyi imha edemez . Bu gibi darbelere maruz kalan bir memlekette ikinci neticenin husule gelebilmesi için o memleketin istinat ettiği milletin çok kuvvetli olmasılazımdır. İşte Türk milleti böyledir. Türk milleti maruz kaldığı darbeler karşısında muhafaza -i mevcudiyet etmiştir. Gerçi hariçten bu darabatın sonuncusu Osmanlı Devletini yıktı fakat unsur-u asli olan Türk milletini mahvedemedi. Türk milleti idam-i mevcudiyet edebilmenin ne gibi esbab ve şeraite mütevaffık olduğunu takdir ederek onları izhar ve yeni bir devlet vücuda getirdi. Efendiler, filhakika Akhisar düşman darbelerinin ilk hedeflerinden birini teşkil etti. Fakat bu darbe karşısında dağılmadı. Derakab bir namus cephesi vücuda getirerek mücadeleye fedakarane bir surette devam etti. Bundan dolayı bütün Akhisarlılar milletin tahsisine sezadır. Bugün Akhisarhlarla yakından temas etmekliğim vesilesi ile ben de kendilerini tebrik ederim.”

Bu konuşmadan sonra eşi ile birlikte Zafer sinemasına giden M.Kemal Paşa burada onuruna düzenlenen geceyi izlemiştir. Sinemada Akhisarlı kız ve erkek öğrenciler tarafından şiirler okunmuş ve gösteriler yapılmıştır. O güne kadar Akhisar’da sinemaya gündüz kadınlar, gece erkekler giderdi. Oysa o gün analar, babalar hep birlikte gelip çocuklarını alkışlamışlardır . Gazi Mustafa Kemal Paşa’ nın bu gelişinde yanında eşi Latife Hanım ve Kazım Karabekir Paşa’da bulunmaktaydı. Gazi ertesi gün Akhisar’ dan ayrılmıştır. M.Kemal Paşa ve yanındakiler Akhisar-Bakır tren istasyonları arasındaki Medar çayı üzerinde bulunan yıkık Medar Köprüsünden geçmişlerdir. Tren buradan ileriye gidememiştir. M.Kemal Paşa Kırkağac’a da uğramış ve Mürsel Paşa’nın o günkü karargahı olan , Püsküllü adlı bir eşrafın evinde eşi ile birlikte konaklamıştır. Bu arada Saçlı Efe’ye de haber göndermiş, hanımı ile birlikte gelmesini istemiş ve görüşme sırasında “Neden şimdiye kadar Ankara’ya yanımıza germedin?” diye sitem etmiştir. Ata, milli mücadeleye katkılarından dolayı Saçlı Efe’yi kutlamıştır. Daha sonraki yıllarda Efe’ye Atatürk ve İnönü imzalı bir berat da gönderilmiştir. Bu berat halen Saçlı Efe’nin oğlu sayın Kemal efe’de bulunmaktadır.

Atatürk’ün Akhisar’a ikinci gelişi 10 Ekim 1925’de olmuştur. Gezi 21 Eylül 1925 ‘de Ankara’dan başlamış, Eskişehir, izmit, Mudanya, Bursa ve Balıkesir’e uğramıştır. Gazi buradan Soma’ya ardından yine trenle Kırkağac’a gelmiştir. Kırkağaç’ta fabrikatör Cahit Bey’in konuşmasına karşı Gazi “Hissiyatınıza teşekkür ederim. Arazinin darlığına rağmen halkın kudre-i iktisadiyesinin iyi bir derecede olduğunu görüyorum.” demiştir. Buradan Akhisar’ a hareket eden Ata’ yı Akhisarlılar Bakır tren istasyonunda karşılamışlardır. M .Kemal’ i getiren tren Bakır istasyonuna girdikten sonra Saruhan mebusu Reşat Bey Sevr Anlaşmasına değinen şu konuşmayı yapmıştır: “Bütün dünyanın ibretle gözleri önünde parçaladığın Sevr paçavrasının Türk’e hudut olarak gösterdiğin hat üzerindesin. Sen olmasa idin senin dehanın ışığı gözlerimizi nurlandırmasa idi şimdi şu karşıki tepelerde mağrur ve emin dalgalanan Türk bayrağı yerine mavi beyazlı Yunan bayrağı görünecekti. Bu hududun ötesi Türk mezarı olacaktı. Hududun ötesinde hiç şüphe yok ki muhtasar bir Türklük bulunacaktı, sen, tarihin zillet ve felaket gibi, kelimelerle hatta hiçbir kelime ile tespiti kabul olmayanmuazzam bu haileyi tarihin kaydına mani oldun. Buna karşı teşekkür için ne bir ferdin ne bir heyetin hatta ne de bir neslimizin lisanı kafi değildir. Türk tarihinin hülasasıdır ki sana bizim ifade edemeyeceğimiz ebediyete kadar söyleyecektir. Var ol Paşam!…”

Akhisarlılar Ata’nın şapka devrimine de büyük destek olmuşlar ve 10 Ekim 1925’te daha şapka çıkmadan Cumhuriyet Halk Fırkası başkanı Murat Bey, Boncuklu Ahmet Efendi’ye izmir’e gitmesini ve şapka bulup getirmesini söylemiştir. Gece olmasına karşın İzmir’ de dükkanlar açılıp bir kamyon şapka Akhisar’ a getirilmiştir. Gazi, Akhisarlıların bu davranışını çok takdir etmiş ve şunları söylemiştir:

“Akhisarlılar bu kerede hakkımda büyük teveccüh gösterdiler. Kanundan önce şapka giymekle medeni nişlerinizi ihzar ettiniz. Teşekkür ederim. Arkadaşlar, biz dünyanın en eski medeni insanlarıyız. Dünya medeniyetini Türkler kurmuşlardır. Garp milletlerine uyma mecburiyetindeyiz. Cihana ışık salmış medeniyetimizi ihya edeceğiz. Türk milleti hiçbir zaman yürüdüğü yoldan dönmeyecektir. Daha çok büyük inkilaplar olacaktır.”

Daha sonra Akhisar Türk Ocağı başkanı Dr.Şemsettin Bey bir konuşma yapmış. Ata’da karşılığında şunları söylemiştir:

“İnkılabın temellerini her gün derinleştikçe takviye etmek lazımdır. Muhterem ahali birbirimizi aldatmayalım. Medeni cihan çok ileridedir. Buna yetişmek, o daire-i medeniyete dahil olmak mecburiyetindeyiz. Bütün savsataları, mugalataları bertaraf etmek lazımdır. Şapka giyelim mi giymeyelim mi gibi sözler manasızdır. Şapka da giyeceğiz, garbın her türlü asar-ı medenisi de alacağız. Efendiler, medeni olmayan insanlar medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar. Meserretini, şükranımı tekrar ederim.”

Akhisar Belediye Başkanı Emin Bey’in konuşmasına karşılık da Gazi şu yanıtı vermiştir:

“Muhterem arkadaşlar, bu defa vukubulan davetinizle bendenizi bundan evvel mazhar kıldığınız şeref ve saadete tekrar kavuşturduğunuzdan teşekkür ederim. Çok mütehassis oldum. Söylediklerinizde bana karşı çok lütufkar sözler var. Ne yolda mukabele edeceğimi bilemem. Yalnız şurasını bilhassa kaydetmek isterim ki, gösterilen yol benim gösterdiğim yol değildir. Gidilmesi zaruri olan yoldur. Bizim işaretimiz malum-u ilan kalindedir. Ve malum-u alinizdir ki büyük, kutsi hedefler vasıl olunmayacak hedeflerdir. Binaenaleyh herhangi bir hedefe muvasalat kanaat etmeyeceğiz. Daima daha ilerisine varmak için sarf-ı mesai edeceğiz”.

Konuşmasının bitiminde Akhisar Türk Ocağı Başkanı Dr.Şemsettin Bey M.Kemal’e hitaben, “Sen yalnız bir şahıs değil bütün bir milletsin. Senin şahsın, fırkan bütün milletin şahsı ve fırkasıdır. Yaşa Gazi, varol!” demiştir. Ata’nın Akhisar’a bu gelişinde aslen Akhisarlı olan son Şer’iyye bakanı Mustafa Fevzi (Sarhan) efendi onun şapka devrimini desteklemiştir.

Yeğeni Ziya Tepeci şunları anlatmaktadır: “Dayım Mustafa Fevzi aslında bir hocadır. Fakat Atatürk’ün yaptıklarına, yapacaklarına son derece bağlı bir insandır. Nitekim kendisi Atatürk devrinde son Şer’iyye vekilidir. Mustafa Fevzi Türk medeni kanununu hazırlayan komisyonda bulunmuştur. Gazi bir gün dayım da dahil bazı mebusları çağınyor. Onlara “illerinize gidip şapkayı tanıtın, bu hususta halkı aydınlatın” diyor. Dayım da bu görevi yerine getirebilmek için bir şapka alıp Ankara’dan yola çıkıyor. Şapkayı o günlerde tamtabilmenin en iyi yolu onu giymektir. Ama onu bölgede ilk giyen bir hoca olursa biraz yadırgnır. Nitekim Mustafa Fevzi yeni şapka ve kıyafetiyle Kırkağac’a geldiğinde “Hoca Efendi sen ne yapıyorsun, bu kıyafetin nedir?” diyerek biraz garipsemişler ve kendisine şaka yollu takılmışlar. Fakat şapka ksa sürede benimsendi. Atamız 10 Ekim 1925’de Akhisar’a geldiğinde onu şapka ile karşılayan bir çok insan vardı”.

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa Akhisar Belediyesinin hatıra defterine şunları yazmıştır:

“Akhisar’da geçirdiğim bir kaç saatlik zaman çok uzun zamanlarda vücut bulabilecek çok kuvvetli, çok kıymetli bir hatıra yaratmaya kafi gelmiştir. Memleket güzeldir. Halk temiz, samimi ve münevverdir. Hiss-i vefa bu muhitin havasında ne kadar derin bir imtizaçle mündemiçtir”.

Cumhurbaşkanı 16 Haziran 1926 günü saat 9.30’da Soma’ya, 11.20’de ise Akhisar’ a gelmiştir.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on Nisan 13, 2008 by in altarnatif, göller, gezi rehberi, KÜLTÜREL; DOĞA, manisa, şehir, şehir rehberi.
%d blogcu bunu beğendi: