Sağlıklı yaşamak ellerimizde


*Vücudumuzda en çok kullandığımız organlarımızdan birisi ellerimiz.*

Vücudumuzda en çok kullandığımız organlarımızdan birisi ellerimiz.
Ellerimizle dokunuyor, tutuyor, kesiyor, atıyor, yazıyor ve daha pek çok iş
yapıyoruz. Bu kadar becerisine karşılık, en çok kirlenen organımızda yine
ellerimiz. Ellerimizin birer hastalık kaynağına dönüşmemesi için bize düşen
en önemli görev ise, onları gerektiği her durumda ve doğru teknikle yıkamak.

Doğada, dokunduğumuz her şeyde bakteri bulunmaktadır. Ellerimiz de günlük
hayat içinde, çevre ile her türlü ilişkimizi sağlayan, bu nedenle de en çok
bakteri barındıran organımızdır. Ellerimiz yoluyla her yere taşınan bu
bakteriler basit soğuk algınlığından, öldürücü hastalıklara kadar birçok
istenmeyen duruma neden olabilir.

Günlük hayatımızda en sık gerçekleştirdiğimiz eylemlerden biri ellerimizi
yıkamamızdır. Oysa 2-3 dakikamızı alan ve basit gibi görünen bu eylem,
hayatımızı kurtarabilmektedir. Çevremizde olduğu kadar, insan vücudunda da
milyonlarca mikroorganizma yaşar. Normal erişkin bir insanın elinde, temiz
gibi göründüğü durumlarda bile, 1cm2’de altı bin adet bakteri bulunabilir.

Toplumumuzun suyla temizlik alışkanlıklarını başka ülkelerle kıyaslayıp,
temiz bir toplum olduğumuzdan söz ederiz. Oysa temizliği ile övünen bir
toplumun nasıl olup da genel tuvaletlerinin bu kadar kirli olduğunu
açıklayamayız. Üstelik bu tuvaletleri kullandığınızda birçok kişinin elini
yıkamadan çıktığını, elini yıkayanların da çoğunlukla sabun kullanmadığını
gözlemlemişsinizdir.

*Ülkemizden bazı rakamlar… *

2002 verilerine göre Türkiye’de yılda kişi başına ortalama 800 gr temizlik
kağıdı tüketiliyor. Bu oran Amerika Birleşik Devletleri’nde 24 kg. Ülkemizde
temizlik kağıdının en çok tüketilen çeşidi olan tuvalet kağıdı tüketimi ise
kişi başına yılda 350 gr, yani yaklaşık 4 rulo. Kağıt havluda kişi başına
yıllık ortalama tüketim ise 75 gr, yani 1 rulodan bile az. Ülkemizde 100
evden 24’ünde tuvalet kağıdı kullanılıyor.

İslam ülkelerinde Lübnan 7.8 kg temizlik kağıdı tüketimi ile ilk sırada yer
almaktadır. Bu ülkeyi sırasıyla 6.3 kg ile Birleşik Arap Emirlikleri, 4 kg
ile Malezya, 3.6 kg ile S. Arabistan, 1.4 kg ile Suriye, 1.1 kg ile Tunus
izliyor. Türkiye ise 800 gramlık tüketimi ile Tunus’un ardından 7’inci
sırada yer alıyor.

Doğru tekniklerle el yıkamak Tuvaletlerden bulaşabilecek mikroplara karşı
uygun tekniklerle el yıkamak son derece etkili olduğu gibi üst solunum yolu
enfeksiyonları, grip gibi hastalıklara neden olabilen virüslerden de
korunmanın en basit yolu el temizliğidir. Çoğumuz öksürürken mendil
kullanmak yerine ağzımızı elimizle kapatır ve avucumuzun içine hapşırırız.
Aynı havayı soluduğumuz diğer kişilerin hastalanmaması için yaptığımız bu
davranış sonrasında da aynı insanlarla tokalaşarak ayrılırız. Sonuçta
elimizi bir hastalık bulaştırma aracı olarak kullanmış oluruz.

Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en kolay ve etkili yolu el yıkamadan
geçmektedir. Üstelik uygun teknikle yıkanmayan ellerde bakteriler yaşamaya
devam etmekte ve hastalığa neden olabilmektedir. Sağlığın korunmasında el
yıkamanın önemi hemen herkes tarafından çok iyi bilinmekle birlikte, yine
hemen herkes tarafından ihmal edilmektedir.

Eller,

– Kirli göründüğü zaman
– Yemek hazırlamadan ve yemek yemeden önce
– İşe başlamadan önce
– Tuvaleti kullandıktan sonra
– Yemek yedikten sonra
– Sigara içtikten sonra
– Bozulmuş gıda ve çöplere dokunduktan sonra
– Kimyasal madde kullandıktan sonra
– Saçlarınızı taradıktan veya elledikten sonra
– Para alışverişi yaptıktan sonra
– Hasta insanlara dokunmadan önce ve sonra
– Burnunuzu temizledikten sonra
– Kedi, köpek ve diğer tüm hayvanları elledikten sonra mutlaka
yıkanmalıdır.

*Doğru bir el yıkama için*

1. El yıkamadan önce tüm takıları çıkartın.

2. Öncelikle ılık ve akar su kullanın

3. Ellerinizi su ile ıslatın.

4. Tercihen sıvı sabun ile ellerinizi köpürterek en az 20 saniye el
bileklerine kadar ovuşturarak yıkayın. Ellerinizin tüm yüzeylerini tam
olarak yıkayın (el sırtları, bilekler, parmak araları ve tırnak araları)

5. Akan su ile ellerinizi durulayın.

6. Kağıt havlu ya da kuru ve temiz bir havlu ile ellerinizi kurulayın.
Ellerinizi kurutmaya koldan başlayın, ellerinize ve parmak uçlarınıza doğru
ilerleyin. Ellerinizi kurularken havluyla ovalamayın.

*Sıvı sabun mu, katı sabun mu? *

Normal katı el sabunları ve sıvı sabunlar meydana getirdikleri etkiler
bakımından farklı olmamakla birlikte, bulunduruldukları ortamlardan ve
kullanan kişilerin kullanımdan sonra sabunları temizlemeden yerine
koymalarından dolayı, katı sabunların kendileri kirlilik nedeni
olabilmektedir. Bu yüzden özellikle toplu yaşanan yerlerde kişisel
temizlikte sıvı sabunların kullanımı tercih edilmelidir. Ancak sıvı sabun
kaplarının yeniden doldurulmadan önce iyice yıkanıp kurutulması da
önemlidir.

Kendi sağlığımız ve toplum sağlığı açısından doğru el yıkar ve bu
alışkanlığı çevremize de kazandırabilirsek gıda zehirlenmeleri ve bulaşıcı
hastalıkların önüne geçebilmek adına büyük bir adım atmış oluruz. Temiz
olduğumuzu iddia ettiğimiz kadar uygulamada da temizliği sağlayabildiğimiz
gün gerçekten temiz bir toplum olacağız.

Reklam Nasıl Yapılır?

Bir sirketin reklami icin pahali olmayan, hatta bedava sayilabilecek yollar var. Simdi size fayda saglayacak bu yontemlerle ilgili bilgileri iceren bir liste vermek istiyorum.

1. Kalemi guclu olan birinden sizin kim oldugunuzu, amacinizin ne oldugunu ya da karsi tarafa duyurmak istediginiz her neyse onu anlatan bir metin hazirlamasini isteyin. Bu metini dilediginiz kadar basit tutabilirsiniz.

2. Her yere orijinal poster yapistirin ve brosurler dagitin. Kucuk basit brosurleri bilgisayarda kendiniz de hazirlayabilirsiniz. Bu brosurleri posta kutularina atin, araba camlarina ilistirin. Ilan panolarina asin. Magaza camlarina yapistirin. Kapi kapi dolasip dagitin.

3. Birinci, ikinci ve ucuncuye odul vereceginiz bir poster yarismasi duzenleyin. Kazanan posteri cogaltip her yere gonderin.

4. Halk gunu yapin. Cevredeki benzer sirketlere mektup gonderip davet edin. Ikramda bulunun, fikir alis verisi yapin. Aranizda bir network kurmaya calisin.

5. Bir mini dergi cikartin. Derginin ilgili herkese ulasmasini saglayin.

6. Sevilen bir muzik parcasi icin sirketinizi anlatan sozler yazdirin. Bu ciddi veya mizahi olabilir. Onemli olan akilda kalmasidir.

7. Ilk kez ziyarete gelenlere mektup yazin ve tekrar davet edin.

8. Sirketinizle ilgili her firsatta konusun. Herkesi sirketinize davet edin.

9. Sirketinizle ilgili her yeni gelismenin kucuk ya da buyuk olsun basinda yer almasini saglayin. Her yeni gelismeyi tum yazili ve sozlu basina bildirin. Sirketinizin topluma olan faydasini one cikartin. Yapacaginiz basin bildirilerinin profesyonel olmasina dikkat edin. Sadece bir satis reklami gibi gorunmesin.

10. Fuarlara katilmaya onem verin. Bu fuarlarda rakiplerinizi iyi taniyin. Onlarin reklam malzemesine bakin. Fuara katilacaginizi tum ilgili kisilerin bilmesini saglayin.

11. Basit brosur hazirlayin. Basit ama dogrudan konunuzla ilgil olsun ve mesajinizi dogru versin. Brosuru okuyan ne sundugunuzu iyi anlasin.

12. Sirketinize ozgu antetli kagitlar ve zarflar bastirin. Sirketinizin akilda kalmasini saglayacak bir slogani da antetlere dahil etmeyi unutmayin.

13. Ozel program ve hizmetlerinizi kayda alin ve ilgili kisilere bu kaydin bir kopyasini gonderin.

14. Hakkinizda yerel basinda yazilar yazilmasini saglayin. Bunu saglamak ulusal basinla karsilastirildiginda daha kolay olacaktir.

15. Yerel radyo ve TV’de olabildigince sIk gorunun ve reklam verin.

16. Diger sirketlerden brosurlerinizi dagitmasini isteyin. Siz de onlar icin aynisini yapmayi teklif edin.

17. Cevredeki kisilerle ag kurun, onlara birbirinizin reklamini yapmayi onerin.

18. Sirketinizi tanitmak amaciyla mumkun olan her tur topluluk karsisina cikip konusma yapin. Sirketinizi ve yapmaya calistiginiz isi anlatin.

19. Sirketinizdeki calisanlar, sirketin isleyisi ve ne yaptiginiza dair herkesin haberdar olmasini saglayin. Isinize ne kadar ozen gosterdiginizi bilmelerini temin edin.

20. Tanidiklarinizin ozel gunlerini kutlayan mesajlar yollayin. Davet edildiginiz ozel gunlere buyuk kucuk demeden katilin. Insanlar kendilerini unutmayanlari unutmazlar.

21. Ozel toplantilarda sirketinizi tanitan slayt gosterileri hazirlayin.

22. Promosyon malzemesi olarak, tisort, anahtarlik, kalem vs. dagitin. Herkes bedavayi sever. Bagislar da promosyon malzemesi kadar tanitima fayda saglar.

23. Seminerler verin. Sirketinizin uzmanlik konusuna dair genel bilgiler saglayin. Bu tur seminerlerin dogrudan satislarla ilgisi olmasi gerekmez. Alaninizla ilgili vereceginiz genel bilgilerle insanlarin isinizi daha iyi tanimasini saglarsiniz.

24. Yilbasi gibi gunlerde sirketiniz amblemini tasiyan hediyeleden olusan sepetleri mevcut ve potansiyel musterilerinize gonderin.

“Kalite asla bir tesaduf degil, daima akilli bir gayretin sonucudur.”

John RUSKIN

( http://www.dunyagazetesi.com.tr/ – Yatirimci Kosesi – Arif UGUR )

Biyolojik Çeşitlilik sözleşmesi

Yürürlülük Tarihi: 12.05.1967

Önsöz

Biyolojik çeşitliliğin kendi başına taşıdığı değerin ve biyolojik çeşitlilik ile bunun unsurlarının ekolojik, genetik, sosyal, ekonomik, bilimsel, kültürel, rekreatif ve estetik değerlerinin farkında olarak,

Ayrıca, biosferdeki yaşam sürdürme sistemlerinin idame ettirilmesi ve evrimi için biyolojik çeşitliliğin taşıdığı önemin de bilincinde olarak,

Biyolojik çeşitliliğin korunmasının insanlığın ortak sorunu olduğunu teyit ederek,

Devletlerin kendi biyolojik kaynakları üzerinde hükümran haklara sahip olduğunu bir kez daha teyit ederek,

Ayrıca, Devletlerin kendi biyolojik çeşitliliklerini korumakla ve kendi biyolojik kaynaklarını sürdürebilir biçimde kullanmakla yükümlü olduklarını bir kez daha onaylayarak,

Biyolojik çeşitliliğin belirli insan faaliyetleri yüzünden önemli ölçüde azalmakta olmasından kaygı duyarak,

Biyolojik çeşitlilikle ilgili genel veri ve bilgi eksikliğinin, ve uygun tedbirlerin planlanmasına ve uygulanmasına esas oluşturacak temel bir kavrayışın sağlanması için acilen bilimsel, teknik ve kurumsal imkânları geliştirme ihtiyacının bilincinde olarak,

Biyolojik çeşitlilik kaybının veya önemli ölçüde azalmasının nedenlerini kaynağında önceden tahmin etmenin, önlemenin ve bu nedenlerle mücadele etmenin yaşamsal önem taşıdığını kaydederek,

Ayrıca, biyolojik çeşitliliğin önemli ölçüde azalması veya yok olması tehdidi söz konusu olduğunda, tam bir bilimsel kesinlik bulunmamasının, bu tehdidi önleyecek veya en aza indirgeyecek tedbirleri ertelemek için bir gerekçe olarak kullanılmaması gerektiğini de kaydederek,

Biyolojik çeşitliliğin korunmasının temel gereğinin, ekosistemlerin ve doğal yaşam ortamlarının �in-situ� korunması ve yaşayabilir tür nüfuslarının doğal ortamlarında idame ettirilmesi ve geri kazanılması olduğunu da kaydederek,

Tercihan menşe ülkede, �ex-situ� tedbirlerin de önemli bir rolü olduğunu da kaydederek,

Geleneksel yaşam tarzlarını kendinde somutlaştıran birçok yerli ve yerel topluluğun biyolojik kaynaklara geleneksel olarak yakından bağımlı olduğunu dikkate alan, ve biyolojik çeşitliliğin korunması ile bunun unsurlarının sürdürülebilir kullanımı bakımından anlamlı geleneksel bilgilerin, yeni yöntemlerin ve uygulamaların kullanımından doğacak yararları adil biçimde paylaşmanın arzu edildiğini de kabul ederek,

Ayrıca, biyolojik çeşitliliğin korunmasında ve sürdürülebilir kullanımında kadınların üstlendiği yaşamsal rolü kabul eden ve biyolojik çeşitliliğin korunması için kadınların her düzeyde politika oluşturulmasına ve uygulanmasına tam katılımına ihtiyaç duyulduğunu teyit ederek,

Biyolojik çeşitliliğin korunması ve unsurlarının sürdürülebilir kullanımı için Devletler, hükümetlerarası örgütler ve hükümetlerdışı sektör arasında uluslararası, bölgesel ve küresel işbirliğinin geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğunu ve bu işbirliğinin önemini vurgulayarak,

Yeni ve ek mali kaynak temininin ve ilgili teknolojilere uygun biçimde erişmenin, dünyanın biyolojik çeşitlilik kaybının üstesinden gelme kabiliyetinde büyük bir artışa yol açmasının beklenebileceğini takdir ederek,

Ayrıca, yeni ve ek mali kaynak temini ve ilgili teknolojilere uygun erişim de dahil olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarını karşılamak için özel tedbirlere gerek duyulduğunu da takdir ederek,

Bu konuda en azgelişmiş ülkelerin ve küçük ada Devletlerinin özel koşullarını kaydederek,

Biyolojik çeşitliliğin korunması için önemli ölçüde yatırım yapılması gerektiğini ve bu yatırımlardan çok çeşitli çevresel, ekonomik ve sosyal yarar sağlanacağının beklendiğini dikkate alarak,

Ekonomik ve sosyal kalkınma ile yoksulluğun kökünden yok edilmesinin gelişmekte olan ülkelerin ilk ve önemli önceliği olduğunu doğrulayarak,

Biyolojik çeşitliliğin korunmasının ve sürdürülebilir kullanımının giderek artan dünya nüfusunun gıda, sağlık ve diğer ihtiyaçlarının karşılanmasında son derece önemli olduğunun, ve bu amaçla hem genetik kaynaklara hem de teknolojilere erişimin ve bunların paylaşılmasının yaşamsal önem taşıdığının bilincinde olarak,

Biyolojik çeşitliliğin korunmasının ve sürdürülebilir kullanımının sonuçta, Devletler arasında dostane ilişkileri güçlendireceğini ve insanlık için barışa katkıda bulunacağını kaydederek,

Biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve unsurlarının sürdürülebilir kullanımına ilişkin mevcut uluslararası düzenlemeleri geliştirmeyi ve tamamlamayı arzu eden, ve Biyolojik çeşitliliği mevcut ve gelecekteki nesiller yararına korumaya ve sürdürülebilir biçimde kullanmaya kesin kararlı olarak,

Akit Taraflar

aşağıdaki hususlar üzerinde anlaşmışlardır.

Madde l-Amaçlar

Bu Sözleşme�nin, ilgili hükümleri uyarınca takip edilecek amaçları, biyolojik çeşitliliğin korunması; bu çeşitliliğinin unsurlarının sürdürülebilir kullanımı; genetik kaynaklar ve teknoloji üzerinde sahip olunan bütün hakları dikkate almak kaydıyla, bu kaynaklara gereğince erişimin ve ilgili teknolojilerin gereğince transferinin sağlanması ve uygun finansmanın tedariki de dahil olmak üzere, genetik kaynakların kullanımından doğan yararların adil ve hakkaniyete uygun paylaşımıdır.

Madde 2- Kullanılan Terimler

Bu Sözleşme�de :

�Biyolojik çeşitlilik�, diğerlerinin yanı sıra kara, deniz ve diğer su ekosistemleri ile bu ekosistemlerin bir parçası olduğu ekolojik kompleksler de dahil olmak üzere tüm kaynaklardan canlı organizmalar arasındaki farklılaşma anlamındadır; türlerin kendi içindeki ve türler arasındaki çeşitlilik ve ekosistem çeşitliliği de buna dahildir.

�Biyolojik kaynaklar�, genetik kaynakları, organizmaları veya parçalarını, popülasyonları veya ekosistemlerin insanlık için şimdiden ya da gelecekte kullanım imkânı veya değeri olan diğer biyotik unsurlarını kapsar.

�Biyoteknoloji�, özgün bir kullanım amacıyla ürünler veya prosesler meydana getirmek veya varolanları değişime uğratmak üzere biyolojik sistemlerin, canlı organizmaların veya bunların türevlerinin kullanıldığı her türlü teknolojik uygulama anlamındadır.

�Genetik kaynakların menşe ülkesi�, �in-situ� koşullarda bu genetik kaynaklara sahip olan ülke anlamındadır.

�Genetik kaynakları sağlayan ülke�, hem yabani hem de evcilleştirilmiş türlerin popülasyonları dahil olmak üzere �in-situ� kaynaklardan toplanmış veya menşei bu ülkede olsun olmasın �ex-situ� kaynaklardan alınmış genetik kaynakları temin eden ülke anlamındadır.

�Evcilleştirilmiş veya kültüre alınmış türler�, ihtiyaçlarını karşılamak için insanlar tarafından evrim süreci etkilenmiş türler anlamındadır.

�Ekosistem�, bitki, hayvan ve mikro-organizma toplulukları ile bunların cansız çevrelerinin işlevsel bir birim olarak karşılıklı etkileşen dinamik bir kompleksi anlamındadır.

� �Ex-situ� koruma�, biyolojik çeşitlilik unsurlarının kendi doğal yaşam ortamları dışında korunması anlamındadır.

�Genetik materyel�, işlevsel kalıtım birimleri içeren, bitki, hayvan, mikrop veya başka menşeli olan her türlü materyel anlamındadır.

�Genetik kaynaklar�, bugün veya gelecek için değer taşıyan genetik materyel anlamındadır.

�Yaşam ortamı�, herhangi bir organizma veya popülasyonun doğal olarak bulunduğu yer veya çevre tipi anlamındadır.

� �In-situ� koşullar�, genetik kaynakların ekosistemler ve doğal yaşam ortamları içinde var oldukları koşullar; evcilleştirilmiş veya kültüre alınmış türler sözkonusu olduğundaysa bunların ayırt edici özelliklerini geliştirdikleri çevre anlamındadır.

� �In-situ� koruma�, ekosistemlerin ve doğal yaşam ortamlarının korunması, yaşayabilir tür popülasyonlarının doğal çevrelerinde; evcilleştirilmiş veya kültüre alınmış türlerinse ayırt edici özelliklerini geliştirdikleri çevrelerde muhafazası ve geri kazanılması anlamındadır.

�Koruma alanı�, özgün koruma amaçlarını gerçekleştirmek için belirlenen, düzenlenen ve yönetilen, coğrafi olarak tanımlanmış bir alan anlamındadır.

�Bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı�, belirli bir bölgenin egemen Devletleri tarafından, kurulmuş olan, üye Devletlerin bu Sözleşme�ye tabi konularda yetki vermiş olduğu ve Teşkilat�ın iç usullerine göre bu Sözleşme�yi imzalamaya, onamaya, kabul etmeye, onaylamaya veya Sözleşme�ye katılmaya usulüne uygun biçimde yetkili kılınmış teşkilat anlamındadır.

�Sürdürülebilir kullanım�, biyolojik çeşitlilik unsurlarının, uzun dönemde biyolojik çeşitliliğin azalmasına yol açmayacak şekilde ve oranda kullanımı, ve böylece biyolojik çeşitliliğin bugünkü ve gelecekteki nesillerin ihtiyaçlarını ve özlemlerini karşılama potansiyelini muhafaza etmesi anlamındadır.

�Teknoloji�, biyoteknolojiyi kapsar.

Madde 3. İlke

Birleşmiş Milletler Şartı ve uluslararası hukuk ilkeleri uyarınca Devletler, kaynaklarını kendi çevre politikaları doğrultusunda kullanma egemen hakkına sahiptirler ve kendi yargı yetkileri veya kontrolleri dahilindeki faaliyetlerin, diğer Devletlerin çevrelerine veya ulusal yargı yetkilerinin sınırları dışındaki alanların çevrelerine zarar vermemesini de sağlamakla yükümlüdürler.

Madde 4-Yargı Yetkisi Alanı

Bu Sözleşme hükümleri, diğer Devletlerin hakları saklı kalmak kaydıyla, ve bu Sözleşme�de açıkça aksi öngörülmedikçe, her Akit Tarafla ilgili olarak:

a. Biyolojik çeşitliliğin unsurları bakımından, o Akit Tarafın ulusal yargı yetkisinin sınırları içindeki alanlarda; ve

b. Kendi yargı yetkisi ya da kontrolü altında işlemekte olan prosesler ve faaliyetler bakımındansa, bunların etkileri nerede ortaya çıkarsa çıksın, o Akit Tarafın ulusal yargı yetkisinin sınırları içindeki ve dışındaki alanlarda geçerlidir.

Madde 5-İşbirliği

Akit Tarafların her biri, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için, ulusal yargı yetkisinin dışındaki alanlar ve karşılıklı menfaate dayalı diğer konularda öbür Akit Taraflarla doğrudan, veya uygun olduğunda yetkili uluslararası örgütler aracılığıyla, mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde işbirliği yapacaktır.

Madde 6-Koruma ve Sürdürülebilir Kullanım için Alınacak Genel Tedbirler

Akit Tarafların her biri, kendi özel koşullarına ve imkânlarına göre:

a. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için, diğer hususların yanı sıra bu Sözleşme�de yer alan ve ilgili Akit Taraf için uygun olan tedbirleri yansıtacak ulusal stratejiler, planlar veya programlar geliştirecek veya mevcut strateji, plan veya programları bu amaçla uyarlayacaktır; ve

b. Biyolojik çeşitliliğin korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını, mümkün ve uygun olduğu ölçüde ilgili sektörel veya sektörler-arası planlar, programlar ve politikalarla bütünleştirecektir.

Madde 7-Belirleme ve İzleme

Akit Tarafların her biri, özellikle 8�den 10�a kadar olan Maddelerde belirtilen amaçlarla, mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde:

a. Ek I�de yer alan kategorilerin belirtildiği listeyi dikkate alarak, koruma ve sürdürülebilir kullanım açısından kendisi için önem taşıyan biyolojik çeşitlilik unsurlarını belirleyecektir;

b. Acil koruma tedbirleri gerektiren ve sürdürülebilir kullanım için en büyük potansiyeli taşıyan unsurları özellikle dikkate alarak, yukarıda alt-paragraf (a)�ya göre belirlenen biyolojik çeşitliliğin unsurlarını örnekleme ve diğer teknikleri kullanarak izleyecektir;

c. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde önemli olumsuz etkileri olan veya olabilecek prosesleri ve faaliyet kategorilerini belirleyecek, örnekleme ve diğer teknikleri kullanarak bunların etkilerini izleyecektir; ve

d. Yukarıda alt-paragraf (a), (b) ve (c)�ye uygun belirleme ve izleme faaliyetlerinden elde edilen verileri saklayacak ve düzenleyecektir.

Madde 8-�In-situ� Koruma

Akit Tarafların her biri mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde:

a. Koruma alanlarından veya biyolojik çeşitliliğin korunması için özel tedbirler alınması gereken alanlardan oluşan bir sistem oluşturacaktır;

b. Gerektiğinde, koruma alanlarının veya biyolojik çeşitliliğin korunması için özel tedbirler alınması icap eden alanların seçilmesi, tesis edilmesi ve yönetilmesi için kurallar geliştirecektir;

c. Biyolojik çeşitliliğin korunması için önemli olan biyolojik kaynakların korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını sağlamak amacıyla, koruma alanları içinde olsun ya da olmasın, bu kaynakları düzenlemelere tabi tutacak veya yönetecektir;

d. Ekosistemlerin ve doğal yaşam ortamlarının korunmasını ve yaşayabilir tür popülasyonlarının doğal ortamlarında tutulmasını teşvik edecektir;

e. Koruma alanlarının daha iyi korunmasını sağlamak amacıyla, bunlara bitişik alanlarda çevresel açıdan sağlıklı ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik edecektir;

f. Diğer araçların yanı sıra planlar veya başka yönetim stratejileri geliştirip uygulayarak, bozulmuş olan ekosistemleri iyileştirecek, eski haline getirecek ve tehdit altındaki türlerin kazanılmasını teşvik edecektir;

g. Biyoteknoloji sonucunda değişikliğe uğratılmış ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını etkilemesi muhtemel olumsuz çevresel etkiler doğurabilecek canlı organizmaların kullanılması ve serbest bırakılması ile bağlantılı riskleri düzenlemeye, yönetmeye veya denetlemeye yönelik araçları insan sağlığı için doğabilecek riskleri de dikkate alarak tesis veya idame ettirecektir;

h. Ekosistemleri, yaşam ortamlarını veya türleri tehdit eden yabancı türlerin girişini engelleyecek, bu türleri denetim altına alacak veya yok edecektir;

i. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve mevcut kullanım şekilleri ile unsurlarının sürdürülebilir kullanımı arasında uygunluk sağlanması için gerekli koşulları yaratmaya gayret edecektir;

j. Geleneksel yaşam tarzlarını sürdüren yerli ve yerel topluluların biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı bakımından anlam taşıyan bilgilerine, geliştirdikleri yeni yöntemlere ve uygulamalarına kendi ulusal mevzuatına göre sahip çıkacak, bunları koruyacak ve saygı gösterecek; bu bilgilerin, yeni yöntemlerin ve uygulamaların sahiplerinin onayı ve katılımı ile daha yaygın biçimde uygulanmasını sağlayacak ve bunların kullanımından doğacak yararların adil paylaşımını teşvik edecektir;

k. Tehdit altındaki türlerin ve popülasyonların korunması için gerekli mevzuatı ve/veya düzenleyici diğer hükümleri geliştirecek veya idame ettirecektir;

l. 7nci Madde uyarınca biyolojik çeşitlilik üzerinde önemli bir olumsuz etki saptanması halinde, ilgili prosesleri ve faaliyet kategorilerini düzenleyecek veya yönetecektir; ve

m. Yukarıda (a)�dan (l)�ye kadar olan alt-paragraflarda açıklanan �in-situ� koruma için, özellikle gelişmekte olan ülkelere mali ve başka şekillerde destek sağlanmasında işbirliği yapacaktır.

Madde 9-�Ex-situ� Koruma

Akit Tarafların her biri, esas olarak �in-situ� tedbirleri tamamlamak amacıyla, mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde:

a. Biyolojik çeşitlilik unsurlarının �ex-situ� korunması için, tercihan bu unsurların menşe ülkesinde tedbirler alacaktır;

b. Tercihan genetik kaynakların menşe ülkesinde, bitkiler, hayvanlar ve micro-organizmalar üzerinde araştırma yapılması ve bunların �ex-situ� korunması için gerekli düzenlemeleri yapacak ve idame ettirecektir;

c. Tehdit altındaki türlerin kazanılması ve rehabilitasyonu ve bunların uygun koşullar altında yeniden doğal yaşam ortamlarına sokulması için tedbirler alacaktır;

d. Yukarıdaki alt-paragraf (c) uyarınca geçici olarak �ex-situ� özel tedbirler alınması gerekli olmadıkça, ekosistemleri ve �in-situ� tür popülasyonlarını tehdit etmemek için �ex-situ� koruma amacıyla, biyolojik kaynakların doğal yaşam ortamlarından toplanmasını düzenleyecek ve yönetecektir, ve

e. Yukarıda (a)�dan (d)�ye kadar olan alt-paragraflarda açıklanan �ex-situ� koruma için ve gelişmekte olan ülkelerde �ex-situ� koruma imkanlarının yaratılması ve idame ettirilmesi için mali ve başka şekillerde destek sağlanmasında işbirliği yapacaktır.

Madde 10-Biyolojik Çeşitlilik Unsurlarının Sürdürülebilir Kullanımı

Akit Tarafların her biri mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde:

a. Biyolojik kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı konusunu ulusal karar alma süreci ile bütünleştirecektir;

b. Biyolojik çeşitlilik üzerindeki olumsuz etkileri önlemek veya en aza indirgemek için biyolojik kaynakların kullanımı ile ilgili tedbirler alacaktır;

c. Biyolojik kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı gereksinimiyle bağdaşan geleneksel kültürel uygulamalara uygun biçimde, bu kaynakların alışılagelmiş kullanım biçimlerini koruyacak ve teşvik edecektir;

d. Biyolojik çeşitliliğin azaldığı bozulmuş alanlarda yerel nüfusun iyileştirici tedbirler geliştirmesini ve uygulamasını destekleyecektir; ve

e. Biyolojik kaynakların sürdürülebilir kullanımı için yöntemlerin geliştirilmesinde kendi devlet makamları ile özel sektörü arasında işbirliğini teşvik edecektir.

Madde 11-Teşvik Tedbirleri

Akit Tarafların her biri mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde, biyolojik çeşitlilik unsurlarının korunması ve sürdürülebilir kullanımı için, ekonomik ve sosyal açıdan güvenilir teşvik edici tedbirleri alacaktır.

Madde 12-Araştırma ve Eğitim

Akit Taraflar, gelişmekte olan ülkelerin özel ihtiyaçlarını dikkate alarak:

a. Biyolojik çeşitliliğin ve unsurlarının belirlenmesi, korunması ve sürdürülebilir kullanımı için alınacak tedbirler konusunda bilimsel ve teknik eğitim ve öğrenim programları düzenleyip idame ettirecek ve bu eğitim ve öğrenim için gelişmekte olan ülkelerin özgül ihtiyaçlarına gereğince destek sağlayacaklardır;

b. Diğer hususların yanı sıra Bilimsel, Teknik ve Teknolojik Danışma Amaçlı Yan Organ�ın tavsiyeleri doğrultusunda Taraflar Konferansı�nın alacağı kararların da gereğini yerine getirerek, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve sürdürülebilir kullanımına katkıda bulunan araştırmaları geliştirecek ve teşvik edeceklerdir; ve

c. 16, 18 ve 20nci Madde hükümlerine uygun olarak, biyolojik kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı için yöntemler geliştirirken, biyolojik çeşitlilik araştırmalarındaki bilimsel gelişmelerin kullanılmasını teşvik edecek ve bu konuda işbirliği yapacaklardır.

Madde 13-Kamu Eğitimi ve Bilgilendirme

Akit Taraflar:

a. Biyolojik çeşitliliği korumanın öneminin ve bunun için gerekli tedbirlerin anlaşılmasını, medya aracılığı ile yayınlanmasını ve bu konuların eğitim programlarına dahil edilmesini kolaylaştıracak ve teşvik edeceklerdir; ve

b. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili eğitim ve halkı bilgilendirme programlarının geliştirilmesinde diğer Devletlerle ve uluslararası örgütlerle uygun biçimde işbirliği yapacaklardır.

Madde 14. Etki Değerlendirmesi ve Olumsuz Etkilerin En Aza İndirgenmesi

1. Akit Tarafların her biri, mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde:

a. Biyolojik çeşitlilik için önemli olumsuz etkiler doğurabilecek mevcut proje önerilerinin, bu olumsuz etkileri engellemeye veya en aza indirmeye yönelik bir çevresel etki değerlendirmesine tabi tutulmasını öngören uygun işleyişleri yürürlüğe koyacak ve elverdiğince halkın da bu işleyişlere katılmasını sağlayacaktır;

b. Biyolojik çeşitlilik üzerinde önemli olumsuz etkiler yaratabilecek programlarının ve politikalarının çevresel sonuçlarının gerekli biçimde dikkate alınmasını sağlamak için uygun düzenlemeler yapacaktır;

c. Hangisi uygun ise, iki taraflı, bölgesel veya çok taraflı düzenlemelerin yapılmasını teşvik ederek diğer Devletlerin veya ulusal yargı yetkisinin sınırları dışındaki alanların biyolojik çeşitliliği üzerinde önemli olumsuz etkide bulunması muhtemel olan, kendi yargı yetkisi veya denetimi kapsamındaki faaliyetlerle ilgili bildirim, bilgi alışverişi ve istişareleri karşılıklılık esasına göre geliştirecektir;

d. Kendi yargı yetkisi veya denetimi altındaki alandan kaynaklanan ve başka Devletlerin yargı yetkisi içindeki alanlarda veya kendi ulusal yargı yetkisinin sınırları dışındaki alanlarda biyolojik çeşitlilik için ciddi bir tehdit ya da tehlike oluşturan ya da oluşturabilecek bir durumun ortaya çıkması halinde etkilenmesi muhtemel Devletleri derhal bu tehlike veya zarardan haberdar edecek ve bu tehlike veya zararı önleyici veya enaza indirici girişimlerde bulunacaktır; ve

e. Doğal veya başka nedenlerle meydana gelen ve biyolojik çeşitlilik için ciddi ve her an gerçekleşebilecek bir tehlike arz eden olaylara veya faaliyetlere acilen karşılık verecek ulusal düzenlemelerin yapılmasını sağlayacak, bu tür ulusal çabaları tamamlamak, ve uygun olduğu ve ilgili Devletler veya bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri tarafından kabul edildiği takdirde müştereken beklenmedik hal planları oluşturmak üzere uluslararası işbirliğini teşvik edecektir.

2. Taraflar Konferansı, yapılacak etütleri temel alarak, biyolojik çeşitliliğe verilen zararlara yüklenecek sorumluluk ve telafi konusunu, restorasyon ve tazminat hususlarını da içerecek biçimde inceleyecektir; bu tür sorumluluğun bütünüyle bir iç sorun olduğu durumlar istisnadır.

Madde 15-Genetik Kaynaklara Erişim

l. Devletlerin kendi doğal kaynakları üzerindeki egemen hakları dikkate alındığında, genetik kaynaklara erişime kayıt getirme yetkisi de ulusal hükümetlere aittir ve ulusal mevzuata tabidir.

2. Akit Tarafların herbiri, diğer Akit Tarafların çevresel açıdan güvenilir kullanım amaçları ile genetik kaynaklara erişimini kolaylaştıracak şartları yaratmaya ve bu Sözleşme�nin amaçlarına aykırı kısıtlamalar uygulamamaya gayret edecektir.

3. Bu Sözleşme�de bu Madde ile l6ncı ve 19uncu Maddelerde anılan, herhangi bir Akit Tarafça temin edilen genetik kaynaklar, yalnızca bu kaynakların menşe ülkesi olan Akit Taraflarca veya genetik kaynakları bu Sözleşme�ye uygun olarak iktisap etmiş Taraflarca temin edilenlerdir.

4. Erişim hakkının tanınmış olduğu durumlarda, erişim karşılıklı olarak mutabık kalınmış şartlara ve bu Madde hükümlerine tabi olacaktır.

5. Genetik kaynaklara erişim, bu kaynakları temin eden Akit Tarafça aksi kararlaştırılmadığı sürece, bu Tarafın önceden izninin alınmasına tabidir.

6. Akit Tarafların her biri, diğer Akit Taraflarca temin edilen genetik kaynaklara dayalı bilimsel araştırmaları, o tarafların da tam katılımıyla ve mümkünse onların ülkelerinde geliştirip yürütmek için çaba harcayacaktır.

7. Akit Tarafların her biri, genetik kaynakların ticari ve başka amaçlarla kullanımından doğan yararlarla araştırma ve geliştirme sonuçlarını, bu kaynakları temin eden Akit Tarafla adil ve hakkaniyete uygun biçimde paylaşmak amacı ile, uygun şekilde ve 16 ile l9uncu Maddeler doğrultusunda ve gerektiğinde 20 ve 21inci Maddelerde öngörülen mali mekanizma aracılığı ile idari, yasal veya siyasi tedbirleri alacaktır. Bu paylaşım karşılıklı olarak mutabık kalınan şartlara dayanacaktır.

Madde 16-Teknolojiye Erişim ve Teknoloji Transferi

1. Akit Tarafların her biri, teknolojinin biyoteknolojiyi içerdiğini ve Akit Taraflar arasında teknoloji transferinin ve teknolojiye erişimin bu Sözleşme�nin amaçlarına ulaşılmasında gerekli unsurlar olduğunu dikkate alarak, bu Madde hükümleri uyarınca, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili olan veya genetik kaynaklardan yararlanan ve çevreye önemli bir zarar vermeyen teknolojilerin diğer Akit Taraflara transferini ve diğer Akit Tarafların bu teknolojilere erişimini sağlamayı ve/veya kolaylaştırmayı taahhüt eder.

2 . Yukarıda 1inci paragrafta anılan teknoloji transferi ve teknolojiye erişim, gelişmekte olan ülkelere karşılıklı olarak mutabık kalınması halinde ayrıcalıklı ve öncelikli şartlar da dahil olmak üzere, adil ve en elverişli şartlar çerçevesinde ve gerektiğinde 20 ve 21inci Maddelerde öngörülen mali mekanizma uyarınca sağlanacak ve/veya kolaylaştırılacaktır. Teknolojinin patent ve diğer fikri mülkiyet haklarına tabi olması halinde, bu erişim ve transfer, fikri mülkiyet haklarının yeterli ve etkin biçimde korunmasını dikkate alan ve bununla tutarlı şartlarla sağlanacaktır. Bu paragraf aşağıdaki 3, 4 ve 5inci paragraflarla tutarlı biçimde uygulanacaktır.

3. Akit Tarafların her biri, genetik kaynakları temin eden Akit Taraflara ve bunlar arasında özellikle gelişmekte olan ülkelere, 20 ve 21inci Madde hükümleri uyarınca ve uluslararası hukuka ve aşağıdaki 4 ve 5inci paragraflara uygun biçimde, gerektiğinde patentler ve diğer fikri mülkiyet hakları ile korunan teknoloji de dahil olmak üzere, genetik kaynakların kullanıldığı teknoloji transferini ve bu teknolojiye erişimlerini karşılıklı olarak mutabık kalınan şartlarla sağlamak amacıyla uygun yasal, idari veya siyasi tedbirleri alacaktır.

4. Akit Tarafların her biri, özel sektörün, gelişmekte olan ülkelerin kamu kurumları ve özel sektörü yararına, yukarıda 1inci paragrafta anılan teknolojiye erişimi, müştereken geliştirilmesini ve teknoloji transferini kolaylaştırması amacıyla uygun yasal, idari veya politik tedbirleri alacak ve bunun için yukarıda l, 2 ve 3üncü paragraflar kapsamındaki yükümlülüklere uyacaktır.

5. Patent ve diğer fikri mülkiyet haklarının bu Sözleşme�nin uygulanmasını etkileyebileceğini kabul eden Akit Taraflar, bu hakların Sözleşme�nin amaçlarına aykırı olmamasını ve bu amaçları destekler nitelikte olmasını sağlamak için, bu konuda ulusal mevzuata ve uluslararası hukuka uygun biçimde işbirliği yapacaklardır.

Madde 17-Bilgi Alışverişi

1. Akit Taraflar, gelişmekte olan ülkelerin özel ihtiyaçlarını dikkate alarak, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili olan, herkese açık tüm kaynaklardan bilgi alışverişini kolaylaştıracaklardır.

2. Bu bilgi alışverişi, teknik, bilimsel ve sosyo ekonomik araştırma sonuçları, eğitim ve araştırma programları ile ilgili bilgiler, ihtisaslaşmış bilgi, bu türden yerli ve geleneksel bilgilerle birlikte 16ıncı Maddenin 1inci paragrafında anılan teknoloji alışverişini kapsayacaktır. Ayrıca, gerçekleştirilebilir olduğunda, bilgilerin ilgili ülkeye geri getirilmesi de bu kapsamda olacaktır.

Madde 18-Teknik ve Bilimsel İşbirliği

1. Akit Taraflar, gerektiğinde ilgili uluslararası ve ulusal kurumlar aracılığı ile, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı alanında uluslararası teknik ve bilimsel işbirliğini arttıracaklardır.

2. Akit Tarafların her biri, diğer araçların yanı sıra ulusal politikalar geliştirmek ve uygulamak yoluyla, bu Sözleşme�nin uygulanmasında diğer Akit Taraflarla ve özellikle gelişmekte olan ülkelerle teknik ve bilimsel işbirliğini arttıracaktır. Bu işbirliği arttırılırken, beşeri kaynakların geliştirilmesi ve kurumlaşma suretiyle ulusal imkânların geliştirilmesi ve güçlendirilmesi özellikle dikkate alınacaktır.

3. Taraflar Konferansı ilk toplantısında, teknik ve bilimsel işbirliğini arttırmak ve kolaylaştırmak için bir takas odası mekanizmasının nasıl tesis edileceğini belirleyecektir.

4. Akit Taraflar bu Sözleşme�nin amaçlarını yerine getirirken, doğal ve geleneksel teknolojiler de dahil olmak üzere, teknoloji geliştirme ve kullanma konusunda, ulusal mevzuatlara ve politikalara uygun işbirliği yöntemlerini geliştirecek ve teşvik edeceklerdir. Akit Taraflar bu amaçla personel eğitimi ve uzman değişimi konusunda da işbirliğini geliştireceklerdir.

5. Akit Taraflar, karşılıklı mutabakata tabi olarak, bu Sözleşme�nin amaçları ile ilgili teknolojileri geliştirmek için, ortak araştırma programlarının ve ortak girişimlerin tesis edilmesini teşvik edeceklerdir.

Madde 19-Biyoteknolojinin İşlem Görmesi ve Yararlarının Dağılımı

1. Akit Tarafların her biri, biyoteknolojik araştırma için genetik kaynakları temin eden Akit Tarafların ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin, mümkünse bu Akit Tarafların ülkelerinde, biyoteknolojik araştırma faaliyetlerine etkin biçimde katılımını sağlamak için uygun yasal, idari veya siyasi tedbirleri alacaktır.

2. Akit Tarafların her biri, Akit Tarafların ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin, bu Akit Taraflarca temin edilen genetik kaynaklara dayalı biyoteknolojilerden doğan yarar ve sonuçlara, adil ve hakkaniyete uygun biçimde öncelikli erişimini teşvik etmek ve arttırmak için makul tüm tedbirleri alacaktır. Bu erişim karşılılıklı olarak mutabık kalınan şartlara tabi olacaktır.

3. Taraflar, biyoteknoloji sonucunda değişime uğratılmış ve biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olumsuz etkide bulunabilecek her türlü canlı organizmanın emniyetli biçimde taşınması, işlem görmesi ve kullanılması konusunda, özellikle önceden bilgilendirerek mutabakat sağlanmasını da kapsayan uygun usullerin yer aldığı bir protokolün gerekliliğini ve bunun şeklini değerlendireceklerdir.

4. Akit Tarafların her biri, yukardaki 3üncü paragrafta anılan organizmaların işlem görmesinde kendisinin şart koştuğu kullanım ve emniyet kurallarına ilişkin mevcut her türlü bilgiyi, ayrıca özgün organizmaların potansiyel olumsuz etkileriyle ilgili mevcut her türlü bilgiyi, bu organizmaların ithal edileceği Akit Tarafa, ya doğrudan doğruya ya da bu çeşit organizmaları kendi yargı yetkisinin alanı içinde temin etmekte olan gerçek veya hükmi şahıslardan talep ederek verecektir.

Madde 20-Mali Kaynaklar

1. Akit Tarafların herbiri, kendi ulusal planlarına, önceliklerine ve programlarına uygun biçimde, bu Sözleşme�nin amaçlarının gerçekleştirilmesi için tasarlanan ulusal faaliyetlere yönelik olarak, kendi kapasitesine göre mali destek ve teşvik sağlamayı taahhüt eder.

2. Gelişmiş olan Taraf ülkeler, gelişmekte olan Taraf ülkelerin, bu Sözleşme�nin yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli tedbirleri uygulamalarının anlaşmaya bağlanmış ek maliyetlerini bütünüyle karşılamalarını ve Sözleşme hükümlerinden yararlanmalarını sağlamak amacıyla yeni ve ek mali kaynaklar temin edeceklerdir; söz konusu ek maliyetler, gelişmekte olan Taraf ülke ile 21inci Maddede anılan kurumsal yapı arasında, Taraflar Konferansı�nca tesbit edilen politika, strateji, program öncelikleri ve uygunluk kriterleri ile ek maliyetleri gösteren listeye uygun biçimde anlaşmaya bağlanacaktır. Pazar ekonomisine geçiş sürecinde olan ülkeler de dahil olmak üzere başka Taraflar da kendi istekleri ile, gelişmiş olan Taraf ülkelerin yükümlülüklerini üstlenebilirler. Taraflar Konferansı, bu Madde gereğince, ilk toplantısında, gelişmiş olan Taraf ülkelerle, gelişmiş olan Taraf ülkelerin yükümlülüklerini kendi istekleri ile üstlenen diğer Tarafların bir listesini hazırlayacaktır. Taraflar Konferansı listeyi düzenli aralıklarla yeniden gözden geçirecek ve gerekli değişiklikleri yapacaktır. Başka ülkelerden ve kaynaklardan gönüllü katkılar da teşvik edilecektir. Bu taahhütlerin uygulanmasında fonların yeterliliği, önceden tahmin edilebilirliği ve zamanında akışının gerekliliği ve liste kapsamındaki katkı sahibi Taraflar arasında yükümlülük paylaşımının önemi dikkate alınacaktır.

3. Bu Sözleşme�nin uygulanması ile ilgili mali kaynakları temin edecek gelişmiş olan Taraf ülkeler ve bunlardan yararlanacak gelişmekte olan ülkeler, bu amaçla ikili, bölgesel ve çok taraflı diğer kanalları da kullanabilirler.

4. Gelişmekte olan Taraf ülkelerin bu Sözleşme kapsamındaki taahhütlerini ne ölçüde etkin biçimde uygulayacakları, gelişmiş olan Taraf ülkelerin bu Sözleşme kapsamındaki mali kaynaklar ve teknoloji transferi ile ilgili taahhütlerini etkin biçimde uygulamalarına bağlı olacak ve gelişmekte olan Taraf ülkelerin ilk ve en önemli önceliğinin ekonomik ve sosyal kalkınma ve yoksulluğun yokedilmesi olduğu gerçeğini tam olarak dikkate alacaktır.

5. Taraflar, finansman ve teknoloji transferi ile ilgili girişimlerinde en azgelişmiş ülkelerin özel ihtiyaçlarını ve durumlarını tam olarak dikkate alacaklardır.

6. Akit Taraflar, gelişmekte olan Taraf ülkelerde özellikle küçük ada Devletlerinde, biyolojik çeşitliliğe bağımlılıktan, biyolojik çeşitliliğin dağılımından ve mekânsal konumundan kaynaklanan özel koşulları da dikkate alacaklardır.

7. Ayrıca, kurak ve yarı-kurak bölgelerin, kıyı alanlarının ve dağlık alanların bulunduğu çevresel açıdan en duyarlı olanlar da dahil olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerin özel durumu gözönünde bulundurulacaktır.

Madde 21-Mali Mekanizma

1. Bu Sözleşme�de yer alan amaçlarla, gelişmekte olan Taraf ülkelere, hibe veya ayrıcalık esasına göre mali kaynaklar temin edilebilmesi için, esas unsurları bu Maddede tanımlanan bir mekanizma olacaktır. Bu mekanizma, bu Sözleşme�nin amaçları doğrultusunda Taraflar Konferansı�nın yetkisi ve yönlendirmesi altında ve Taraflar Konferansı�na karşı sorumlu olarak işleyecektir. Mekanizmanın faaliyetleri Taraflar Konferansı�nın ilk toplantısında kararlaştırılacak kurumsal yapı tarafından yürütülecektir. Taraflar Konferansı bu Sözleşme�deki amaçlar doğrultusunda, bu kaynaklara erişim ve bu kaynakların kullanımı ile ilgili politikayı, stratejiyi, program önceliklerini ve uygunluk kriterlerini tesbit edecektir. Katkılar, Taraflar Konferansınca periyodik olarak kararlaştırılması gereken kaynak tutarına uygun olarak 20nci Maddede anılan fonların önceden tahmin edilebilmesi, yeterli olması ve zamanında akışının sağlanması gerektiğini ve 20nci Maddenin 2nci paragrafında anılan listeye dahil olan katkı sahibi Taraflar arasında yükümlülüğü paylaşmanın önemini dikkate alacak şekilde düzenlenecektir. Gelişmiş olan Taraf ülkeler ve başka ülke ve kaynaklar gönüllü katkılarda bulunulabilirler. Mekanizma demokratik ve şeffaf bir yönetim sistemi çerçevesinde işleyecektir.

2. Taraflar Konferansı, bu Sözleşme�nin amaçlarına uygun olarak, ilk toplantısında politika, strateji ve program öncelikleri ile birlikte, mali kaynak kullanımının düzenli olarak izlenmesi ve değerlendirilmesi de dahil olmak üzere mali kaynaklara erişim ve bu kaynakların kullanımı ile ilgili ayrıntılı uygunluk kriterlerini ve esaslarını belirleyecektir. Taraflar Konferansı, mali mekanizmayı işletmekle görevlendirilen kurumsal yapı ile istişarelerde bulunduktan sonra, yukarıdaki 1inci paragrafa geçerlilik kazandıracak düzenlemeleri karara bağlayacaktır.

3. Taraflar Konferansı, bu Sözleşme�nin yürürlüğe girmesinden en erken iki yıl sonra ve ondan sonra da düzenli olarak, yukarıdaki 2nci paragrafta anılan kriter ve esaslar da dahil olmak üzere, bu Madde kapsamında oluşturulan mekanizmanın etkinliğini gözden geçirecektir. Bu incelemeye dayalı olarak, gerekirse mekanizmanın etkinliğini arttırmak için uygun tedbirleri alacaktır.

4. Akit Taraflar, biolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için mali kaynak temin etmek üzere mevcut mali kurumları güçlendirmeyi değerlendireceklerdir.

Madde 22-Diğer Uluslararası Sözleşmelerle İlişki

1. Akit Taraflardan herhangi birinin mevcut uluslararası bir anlaşmadan doğan hak ve yükümlülüklerini kullanması biyolojik çeşitlilik için ciddi bir zarar veya tehdite yol açmadığı sürece, bu Sözleşme�nin hükümleri bu tür hak ve yükümlülükleri etkilemeyecektir.

2. Akit Taraflar, deniz çevresi açısından bu Sözleşme�yi, Devletlerin deniz hukuku kapsamındaki hak ve yükümlülükleriyle tutarlı biçimde uygulayacaklardır.

Madde 23-Taraflar Konferansı

1. Bu Sözleşme ile bir Taraflar Konferansı ihdas edilmektedir. Taraflar Konferansı�nın ilk toplantısı, Birleşmiş Milletler Çevre Programı Yetkili Müdürü�nün çağrısı üzerine, bu Sözleşme�nin yürürlüğe girmesinden en geç bir yıl sonra yapılacaktır. Taraflar Konferansı�nın bundan sonraki olağan toplantıları, ilk toplantısında Konferans tarafından belirlenecek düzenli aralıklarla yapılacaktır.

2. Taraflar Konferansı�nın olağanüstü toplantıları, Konferans tarafından gerekli görülebilecek diğer zamanlarda, veya Taraflardan herhangi birinin talebi üzerine, bu talep Sekretarya�ya iletildikten sonraki altı ay içinde Tarafların en az üçte biri tarafından desteklenmesi halinde yapılır.

3. Taraflar Konferansı, kendisi için ve kurabileceği herhangi bir yardımcı organ için usul kurallarını ve Sekretarya�nın finansmanını yöneten mali kuralları oydaşma yoluyla anlaşmaya bağlayıp benimseyecektir. Taraflar Konferansı her olağan toplantısında, bir sonraki olağan toplantıya kadar olan mali dönem için bir bütçe kabul edecektir.

4. Taraflar Konferansı bu Sözleşme�nin uygulanmasını inceleyecek ve bu amaçla:

a. 26ncı Maddeye uygun olarak sunulacak bilgilerin ne şekilde ve hangi zaman aralıkları ile iletileceğini belirleyecek, bu bilgileri ve yardımcı herhangi bir organ tarafından sunulan raporları inceleyecektir;

b. 25nci Maddeye uygun olarak, biyolojik çeşitlilik konusunda sunulan bilimsel, teknik ve teknolojik tavsiyeleri inceleyecektir;

c. 28inci Maddeye uygun olarak gerekli protokolleri inceleyecek ve kabul edecektir;

d. 29uncu ve 30uncu Maddelere uygun olarak bu Sözleşme�de ve eklerinde yapılması gereken değişiklikleri inceleyecek ve kabul edecektir;

e. Herhangi bir protokolde ve bu protokolün eklerinde yapılacak değişiklikleri inceleyecek, ve bu değişikliklerin yapılmasına karar verildiği takdirde, ilgili protokolün taraflarına bu değişikliklerin kabul edilmesini önerecektir;

f. Gerektiğinde, 30uncu Maddeye uygun olarak, Sözleşme�ye yeni ekler yapılmasını inceleyecek ve kabul edecektir;

g. Özellikle bilimsel ve teknik tavsiyelerde bulunmak üzere, bu Sözleşme�nin uygulanması için gerekli görülen yardımcı organları kuracaktır;

h. Bu Sözleşme kapsamındaki konularla ilgili sözleşmelerin yetkili organları ile uygun işbirliği biçimleri oluşturmak amacıyla, bu organlarla Sekretarya aracılığı ile temas kuracaktır; ve

i. Bu Sözleşme�nin işleyişinde kazanılan deneyimin ışığında, bu Sözleşme�nin amaçlarının gerçekleştirilmesi için gerekli olabilecek ek tedbirleri inceleyecek ve alacaktır.

5. Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler�in ihtisas teşkilatları, Uluslararası Atom Enerjisi Kıırumu ve bu Sözleşme�ye taraf olmayan Devletler, Taraflar Konferansı toplantılarında gözlemci olarak temsil edilebilir. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili alanlarda yetkili olan ve Taraflar Konferansı�nın bir toplantısında gözlemci olarak temsil edilmek istediğini Sekretarya�ya bildirmiş olan hükümetler veya hükümetlerdışı diğer organ veya kuruluşlar, hazır bulunan Taraflardan en az üçte biri itiraz etmediği sürece, toplantıya katılabilirler. Gözlemcilerin toplantıya alınmaları ve katılımları, Taraflar Konferansı�nca kabul edilen usul kurallarına tabi olacaktır.

Madde 24-Sekretarya

1. Bu Sözleşme ile bir Sekretarya ihdas edilmektedir. Sekretarya aşağıdaki görevleri yürütecektir:

a. 23üncü Maddede öngörülen Taraflar Konferansı toplantılarını düzenlemek ve bu toplantılara servis sağlamak;

b. Herhangi bir protokol ile kendisine verilen görevleri yerine getirmek;

c. Bu Sözleşme kapsamında yürüttüğü görevlerle ilgili raporlar hazırlamak ve bu raporları Taraflar Konferansı�na sunmak;

d. İlgili diğer uluslararası organlarla eşgüdüm sağlamak ve özellikle görevlerini etkin biçimde yerine getirmek için gerekli olabilecek idari ve akdi düzenlemeleri yapmak; ve

e. Taraflar Konferansı�nca kararlaştırılabilecek diğer görevleri yerine getirmek.

2. Taraflar Konferansı ilk olağan toplantısında, bu Sözleşme kapsamında Sekretarya görevini yürütmek istediğini beyan etmiş ve ehliyet sahibi mevcut uluslararası örgütler arasından sekretaryayı tayin edecektir.

Madde 25. Bilimsel, Teknik ve Teknolojik Danışma Amaçlı Yan Organ

l. Bu Sözleşme ile, Taraflar Konferansına ve uygun olduğunda yardımcı organlarına bu Sözleşme�nin uygulanması konusunda zamanında tavsiyelerde bulunmak üzere, bilimsel, teknik ve teknolojik danışma amaçlı bir yan organ ihdas edilmektedir. Bu organ tüm Tarafların katılımına açık olacak ve birden fazla bilim dalını içerecektir. Bu organ ilgili uzmanlık dalında ehliyet sahibi hükümet temsilcilerini kapsayacaktır. Organ, çalışması ile ilgili tüm konularda Taraflar Konferansı�na düzenli rapor verecektir.

2. Bu organ, Taraflar Konferansı�nın yetkisi altında ve onun belirlediği esaslara uygun olarak ve onun isteği üzerine:

a. Biyolojik çeşitliliğin durumu ile ilgili bilimsel ve teknik değerlendirmeler sunacaktır;

b. Bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak alınan önlem türlerinin etkileri ile ilgili bilimsel ve teknik değerlendirmeler hazırlayacaktır;

c. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili yenilikçi, verimli ve en gelişmiş teknolojileri ve �know-how�ı belirleyecek, gelişmeyi teşvik etmenin ve/veya bu teknolojileri transfer etmenin yolları ve olanakları ile ilgili tavsiyelerde bulunacaktır;

d. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili araştırma ve geliştirmede uluslararası işbirliği ve bilimsel programlar konusunda tavsiyelerde bulunacaktır; ve

e. Taraflar Konferansı�nın ve yardımcı organlarının organa yönelteceği bilimsel, teknik, teknolojik ve metodolojik sorulara cevap verecektir.

3. Bu organın işlevleri, yetkileri, teşkilatlanması ve işleyişi Taraflar Konferansınca daha ayrıntılı biçimde tanımlanabilir.

Madde 26-Raporlar

Akit Tarafların her biri, Taraflar Konferansı�nca belirlenecek aralıklarda, bu Sözleşme hükümlerinin uygulanması için aldığı tedbirler ve bu tedbirlerin bu Sözleşme�nin amaçlarını gerçekleştirmekteki etkinliği konusunda Taraflar Konferansı�na rapor verecektir.

Madde 27-Uyuşmazlıkların Çözümlenmesi

1. Akit Taraflar arasında bu Sözleşme�nin yorumlanması veya uygulanması ile ilgili bir uyuşmazlık çıkması halinde ilgili taraflar bu uyuşmazlığı müzakereler yoluyla gidermeye çalışacaklardır.

2. İlgili taraflar müzakereler sonucunda mutabakata varamadıkları takdirde müştereken, üçüncü bir tarafın yardımlarını veya aracılığını talep edebilirler.

3. Herhangi bir Devlet veya bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı bu Sözleşme�yi onadığı, kabul ettiği, onayladığı veya bu Sözleşme�ye katıldığı sırada veya daha sonraki herhangi bir tarihte, yukarıdaki 1inci veya 2nci paragrafa uygun olarak çözümlenmeyen bir uyuşmazlık için, uyuşmazlıkların çözümlenmesi konusunda aşağıda öngörülen yollardan birini veya her ikisini bağlayıcı kabul ettiğini yazılı olarak Depozitere beyan edebilir:

a. Ek II�nin 1inci kısmında yer alan usule uygun hakemlik;

b. Uyuşmazlığın Uluslararası Adalet Divanı�na sunulması.

4. Uyuşmazlığa taraf olanların, yukarıdaki 3üncü paragraf uyarınca bu paragrafta öngörülen yolları veya herhangi bir usulu kabul etmemeleri halinde, taraflar bunun dışında bir mutabakata varmadıkları sürece, uyuşmazlık Ek II�nin 2nci kısmına uygun olarak uzlaşma komisyonuna sunulur.

5. İlgili protokolde aksi şart koşulmadığı sürece, bu Madde hükümleri protokoller için de uygulanır.

Madde 28-Protokollerin Kabul Edilmesi

1. Akit Taraflar bu Sözleşme�nin protokollerinin formülasyonunda ve kabul edilmesinde işbirliği yapacaklardır.

2. Protokoller Taraflar Konferansı toplantısında kabul edilir.

3. Önerilen herhangi bir protokol metni, bu toplantıdan en az altı ay önce Sekretarya tarafından Akit Taraflara iletir.

Madde 29- Sözleşme�nin veya Protokollerin Değiştirilmesi

1. Akit Taraflardan herhangi biri bu Sözleşme�de değişiklik yapılmasını teklif edebilir. Bir protokole Taraf olanlardan herhangi biri o protokolde değişiklik yapılmasını teklif edebilir.

2. Bu Sözleşme�de yapılacak değişiklikler Taraflar Konferansı toplantısında kabul edilir. Herhangi bir protokolde yapılacak değişiklikler ise, sözkonusu Protokol Taraflarının toplantısında kabul edilir. Bu Sözleşme�de veya herhangi bir protokolde yapılması önerilen değişiklik metni, bu protokolde aksi öngörülmedikçe, değişiklik metninin kabul edilmesi önerilen toplantıdan en az altı ay önce Sekretarya tarafından sözkonusu belgenin taraflarına iletilir. Sekretarya, bilgilendirmek amacıyla önerilen değişiklikleri bu Sözleşme�yi imzalayanlara da gönderir.

3. Taraflar bu Sözleşme�de veya herhangi bir protokolde, yapılması önerilen değişiklik üzerinde oydaşma yoluyla anlaşmaya varmak için her türlü çabayı göstereceklerdir. Oydaşma sağlanması için harcanan tüm gayretlere rağmen bir anlaşmaya varılamaması halinde, değişiklik son çare olarak sözkonusu belgeye taraf olan ve toplantıda hazır bulunup oy kullananların üçte ikisinin çoğunluğu ile kabul edilir ve Depoziter tarafından, onaylanmak ve kabul edilmek üzere tüm Taraflara gönderilir.

4. Değişikliklerin kabul edildiği ve onaylandığı Depozitere yazılı olarak bildirilir. Yukarıdaki 3üncü paragrafa uygun olarak kabul edilen değişiklikler, ilgili protokolda aksi belirtilmediği sürece bu protokole Taraf olanların veya bu Sözleşme�nin Akit Taraflarının en az üçte ikisinin onama, kabul veya onay belgelerini tevdi etmesinden sonraki doksanıncı günde, bu değişiklikleri kabul eden taraflar arasında yürürlüğe girer. Değişiklikler bundan sonra, başka herhangi bir Taraf için, bu Tarafın değişikliği kabul ettiğini veya onayladığını gösteren belgeyi tevdi etmesinden sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girer.

5. Bu Maddedeki �hazır bulunan ve oy kullanan Taraflar�, hazır bulunup da olumlu veya olumsuz oy veren Taraflar anlamına gelir.

Madde 30- Eklerin Kabul Edilmesi ve Değiştirilmesi

1. Bu Sözleşme�nin veya herhangi bir protokolünün ekleri Sözleşme�nin veya ilgili protokolun ayrılmaz bir parçası olacak ve açıkça aksi belirtilmediği sürece, bu Sözleşme�ye veya protokollerine atıfta bulunulduğunda, aynı zamanda bunların eklerine de atıfta bulunulduğu kabul edilecektir. Bu ekler bilimsel, teknik, idari ve usulle ilgili konularla sınırlı olacaktır.

2. Herhangi bir protokol, kendi ekleri için aksi bir hükme yer vermediği sürece, bu Sözleşme�ye veya protokollere yeni eklerin teklif edilmesinde, kabul edilmesinde ve yürürlüğe girmesinde aşağıdaki usul uygulanır:

a. Bu Sözleşme�nin veya herhangi bir protokolün ekleri 29uncu Maddede belirtilen usule uygun olarak teklif ve kabul edilir;

b. Bu Sözleşme�ye ilave edilecek yeni bir eki veya Taraf olduğu bir protokolün ekini onaylama imkânı olmayan herhangi bir Taraf, Depoziterin o ekin kabul edildiğini bildirdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, bu durumu yazılı olarak Depozitere bildirir. Depoziter, kendisine gelen bu bildirimden tüm tarafları gecikmeden haberdar eder. Taraflar daha önceki bir itiraz beyanını herhangi bir zamanda geri çekebilirler; bu durumda ekler, aşağıdaki alt-paragraf (c)�ye tabi olarak sözkonusu Taraf için yürürlüğe girer;

c. Ek, bu Sözleşme�nin veya ilgili protokolün, yukarıda alt-paragraf (b) hükümlerine uygun olarak bildirimde bulunmamış tüm Taraflar için, Depoziter tarafından kabulünün bildirildiği tarihten itibaren bir yıllık sürenin bitiminde, yürürlüğe girer.

3. Bu Sözleşme�nin veya herhangi bir protokolün eklerinde yapılacak değişikliklerin önerilmesi, kabul edilmesi ve yürürlüğe girmesi, Sözleşme�nin veya herhangi bir protokolünün eklerinin önerilmesinde, kabul edilmesinde ve yürürlüğe girmesinde uygulanan usulün aynısına tabidir.

4. Yeni bir ek veya bir ekte yapılan değişiklik, bu Sözleşme�deki veya herhangi bir protokolündeki değişiklikle ilgili ise, Sözleşme�deki veya ilgili protokoldeki değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihe kadar, yeni ek veya ekte yapılan değişiklik yürürlüğe girmez.

Madde 31-Oy Hakkı

1. Bu Sözleşme�nin veya herhangi bir protokolünün Akit Taraflarının her biri, aşağıda 2nci paragrafta belirtilen durum dışında, bir oy hakkına sahiptir.

2. Bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatları, yetkili oldukları konularda oy haklarını, bu Sözleşme�nin veya ilgili protokolun Akit Tarafları arasından kendi teşkilatlarının üyesi olan Devletlerin sayısına eşit sayıda oy kullanırlar. Bu teşkilatların üyesi olan Devletler kendi oy haklarını kullandıklarında bu teşkilatlar oy haklarını kullanmazlar; bu teşkilatlar oy kullandıklarındaysa, üye Devletleri kullanmazlar.

Madde 32-Bu Sözleşme ile Protokolleri Arasındaki İlişki

1. Herhangi bir Devlet veya bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı bu Sözleşme�nin Akit Tarafı değilse, veya protokolle aynı zamanda bu Sözleşme�nin Akit Tarafı olmadığı takdirde, protokole Taraf olamaz.

2. Herhangi bir protokol kapsamındaki kararlar yalnızca bu protokole Taraf olanlarca alınır. Bir protokolu kabul etmemiş veya onaylamamış olan Akit Taraflar, protokole Taraf olanların toplantılarına gözlemci olarak katılabilirler.

Madde 33-İmza

Bu Sözleşme 5 Haziran 1992 tarihinden 14 Haziran 1992 tarihine kadar Rio de Janeiro�da ve 15 Haziran 1992 tarihinden 4 Haziran 1992 tarihine kadar New York�da Birleşmiş Milletler Genel Merkezi�nde tüm devletlerin ve bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatlarının imzasına açık olacaktır.

Madde 34-Onama, Kabul ve Onay

1. Bu Sözleşme ve protokoller, Devletlerin ve bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatlarının onama, kabul ve onayına tabi olacaktır. Kabul ve onay belgeleri Depozitere tevdi edilecektir.

2. Yukarıdaki 1inci paragrafta anılan teşkilatlardan, bu Sözleşme�ye veya herhangi bir protokole kendi Üye Devletleri Akit Taraf olmadan Akit Taraf olanlar, ilgili Sözleşme veya protokol kapsamındaki tüm yükümlülüklerle bağlı olacaktır. Üye Devletlerinin birinin veya birkaçının bu Sözleşme�ye veya ilgili protokole Akit Taraf olduğu teşkilatlarda, teşkilat ve teşkilata Üye Devletler, Sözleşme veya ilgili protokol kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirme sorumluluklarını kendileri kararlaştıracaklardır. Böyle durumlarda, teşkilat ve Üye Devletleri, Sözleşme veya ilgili protokol kapsamındaki haklarını aynı zamanda kullanmayacaklardır.

3. Yukarıda 1inci paragrafta anılan teşkilatlar, onama, kabul ve onay belgelerinde, Sözleşme�ye veya ilgi1i protokole tabi konularda ne ölçüde yetkili olduklarını beyan edeceklerdir. Bu teşkilatlar yetki kapsamlarında yapılan değişiklikleri de Depozitere bildireceklerdir.

Madde 35-Sözleşme�ye Katılma

1. Bu Sözleşme ve protokoller, imzaya kapandıkları tarihten itibaren Devletlerin ve bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatlarının katılımına açık olacaktır. Katılım belgeleri Depozitere tevdi edilecektir.

2. Yukarıda 1inci paragrafta anılan örgütler, katılım belgelerinde, Sözleşme�ye veya ilgili protokole tabi konularda ne ölçüde yetkili olduklarını beyan edeceklerdir. Bu teşkilatlar yetki kapsamlarında yapılan değişiklikleri de Depozitere bildireceklerdir.

3. Bu Sözleşme�ye veya protokollere katılan bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatlarına 34üncü Madde�nin 2inci paragrafı uygulanır.

Madde 36-Sözleşme�nin Yürürlüğe Girmesi

l. Bu Sözleşme, otuzuncu onama, kabul, onay veya katılım belgesinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girer.

2. Her bir protokol, bu protokolde belirtilen sayıda onama, kabul, onay veya katılım belgesinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girer.

3. Otuzuncu onama, kabul, onay veya katılım belgesi tevdi edildikten sonra bu Sözleşme�yi onayan, kabul eden, onaylayan veya Sözleşme�ye katılan her Akit Taraf için bu Sözleşme, o Akit Taraf�ın onama, kabul, onay veya katılım belgesini tevdi ettiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girer.

4. Bir protokolun yukarıdaki 2nci paragrafa uygun olarak yürürlüğe girmesinden sonra bu protokolu onayan, kabul eden, onaylayan veya protokole katılan Akit Taraf için o protokol, protokolde aksi belirtilmediği sürece, bu Akit Taraf�ın onama, kabul, onay veya katılım belgesini tevdi ettiği tarihten sonraki doksanıncı günde veya bu Sözleşme�nin sözkonusu Akit Taraf için yürürlüğe girdiği günde, bunlardan hangisi daha sonra ise o tarihte yürürlüğe girer.

5. Yukarıdaki 1inci ve 2nci paragraflar açısından, herhangi bir bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı tarafından tevdi edilen herhangi bir belge, bu teşkilata Üye Devletler tarafından tevdi edilen belgelere ilave belgeler olarak kabul edilmez.

Madde 37-Çekinceler

Bu Sözleşme�ye herhangi bir çekince konamaz.

Madde 38-Sözleşme�den Çekilme

1. Her Akit Taraf, bu Sözleşme�nin kendisi için yürürlüğe girdiği tarihten iki yıl geçtikten sonra herhangi bir tarihte Depozitere yazılı bildirimde bulunarak Sözleşme�den çekilebilir.

2. Bu çekilme işlemi, çekilme bildiriminin Depoziter tarafından alındığı tarihten sonra bir yıllık sürenin bitiminde veya çekilme bildiriminde belirtilen daha sonraki bir tarihte gerçekleşir.

3. Bu Sözleşme�den çekilen herhangi bir Akit Taraf, ayrıca taraf olduğu protokollerden de çekilmiş addedilir.

Madde 39-Geçici Mali Düzenlemeler

2lnci Madde koşullarına uygun olarak tamamen yeniden yapılandırılmış olması koşuluyla Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Global Çevre İmkânı, Birleşmiş Milletler Çevre Programı ile Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası bu Sözleşme�nin yürürlüğe girdiği tarih ile Taraflar Konferansı�nın birinci toplantısı arasındaki sürede, veya 21inci Maddeye uygun olarak hangi kurumsal yapının tayin edileceği Taraflar Konferansı�nca kararlaştırılana kadar, geçici olarak, 21inci Maddede anılan kurumsal yapıyı oluşturacaklardır.

Madde 40-Geçici Sekretarya Düzenlemeleri

Birleşmiş Milletler Çevre Programı Yetkili Müdürü�nün oluşturacağı Sekretarya, bu Sözleşme�nin yürürlüğe girdiği tarih ile Taraflar Konferansı�nın birinci toplantısı arasındaki süre için, geçici olarak, 24üncü Maddenin 2inci paragrafında anılan Sekretarya olarak kabul edilecektir.

Madde 41-Depoziter

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme�nin ve protokollerin Depoziterlik görevini üstlenecektir.

Madde 42-Geçerli Metinler

Arapça, Çince, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça metinlerinin de eşit ölçüde geçerli olduğu bu Sözleşme�nin aslı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri�ne tevdi edilecektir.

Bu Sözleşme aşağıda imzası bulunan tam yetkili temsilciler tarafından usulüne uygun olarak imzalanmıştır.

Bin Dokuz Yüz Doksan İki yılı Haziran ayının bu beşinci gününde Rio de Janeiro�da imzalanmıştır.

Hayat kurtaran teknikler

Hayat kurtaran teknikler

Otomobil kullanirken meydana gelebilecek ciddi olaylara karsi uyulmasi gereken basit teknikler hayat kurtariyor. Otomobil kullanmanin inceliklerini anlatan uzmanlar, yuksek hizla seyreden araclarda on camin kirilmasi, lastigin patlamasi ve aracta yangin cikmasi gibi ciddi tehlike yaratan durumlarda surucunun sogukkanli davranmasini oneriyor.

Cam kirilmasi

Uzmanlar, ozellikle suratli hareket eden araclarda on camin kirilmasi halinde, suruculerin nasil hareket etmesi gerektigiyle ilgili olarak sunlari oneriyor:

“Aynalardan yararlanarak aracinizi yolun sag tarafina park edin. Flasorleri acin ve dikkatlice disari cikin. Aracin cama yakin olan kalorifer ve havalandirma deliklerine gazete kagidi veya bez parcasi koyarak, cam parcaciklarinin bu kisimlara dusmelerini onleyin. Sonra krikonun arka kismi ile cami iceriden disari dogru kirin. Cam lastigini dikkatlice cikarip temizledikten sonra, yeniden kullanilabilecegi icin bagaja koyun. Gazete kagidina birikmis cam parcalarini bir naylon torba icine koyun ve en yakin cop bidonuna atin. Oylece en yakin cam tamircisine kadar gidin.”

Lastik patladiginda

Patlayan, arka lastiklerden biriyse, arabanin arkasinin saga veya sola dogru kaymaya baslayacagini belirten uzmanlar, on lastiklerden biri patlamissa, mumkun oldugu kadar fren yapmamaya calisilmasi gerektigini bildiriyor. On lastiklerden biri patladigi zaman, aracin, lastigin patladigi yone dogru kuvvetlice cekildigini vurgulayan uzmanlar, bu durumda direksiyonla, aracin duz bir dogrultuda tutulmaya calisilmasi ve yavas frenleme ile durmasinin saglanmasi gerektigini kaydediyor.

Uzmanlar ayrica, tasmis dereler, nehirler veya buyuk su birikintilerinin icinden gecerken, aracin hizinin kesilmesi gerektigini hatirlatiyor. Mutevazi bir aile otomobilinin, 25-30 santimlik su birikintisinden gecebilecek yetenekte oldugunu soyleyen uzmanlar, bu noktanin ustune su geldigi takdirde, su damlaciklarini kuvvetli bir sprey gibi motorun ustune puskurdugunu, bu su bombardimaninin da, bujilerin ve distributorun islanmasina sebep olarak aracin stop etmesine yol actigini belirtiyor.

Araclarda yangin

Araclardaki yanginin onune gecilmezse, buyuk bir facianin meydana gelebilecegi uyarisinda bulunan uzmanlar, buharlasmis benzinin tutusarak deponun alev almasina sebep oldugunu bildiriyor. Bir sure sonra da aracin infilak edebilecegini kaydeden uzmanlar, “Aracta duman tespit edildigi an arac durdurulmali. Sonra anahtar uzerinde kontak kapatilmali. Direksiyonun kilitlenmemesine dikkat edilmeli. Aksi halde, gerektigi takdirde aracin itilmesi mumkun olmaz. Butun yolcular dikkatlice disari alinmali. Motor kaputu kismi olarak acilmali. Boylece alevlerin buyumesi onlenmis olur. Imkan varsa aku kutup basi sokulmeli. Yangin sondurucu varsa kullanilmali, yoksa, battaniye veya oto kilifindan yararlanilmali. Bu ortuler, alevlerin oksijen alip buyumesini onleyecektir” tavsiyesinde bulunuyor.

Kayma esnasinda

Uzmanlar, araciyla yokus cikarken geriye dogru kaymaya baslayan suruculere de su onerilerde bulunuyor:

“Ayaginizi yavas yavas gaz pedalindan cekin ve zemine tutunma saglaninca yavas yavas tekrar basin. Kayarken savrulmayi engellemek icin direksiyonunuzu kayma yonune dogru cevirin, kesinlikle tekerleklerin kizaklamasina sebep olacak sekilde frene basmayin. Unutmayin, donmeyen on tekerleklere yon verilemez. Eger kizakladiysaniz, hemen fren basincini azaltin ve tekerleklerin donmesini saglayin ama, sakin ayaginizi frenden tam olarak cekmeyin (ABS varsa sonuna kadar basmak gereklidir). Gaza gereginden fazla basmissaniz ayaginizi gazdan cekin, frene cok bastiysaniz frendeki basinci azaltin, direksiyonu sert sekilde cevirmisseniz direksiyonu yumusatin, ayaginizi debriyajdan sert cekmisseniz tekrar debriyaja basin.”

Trafikte hayatta kalmak icin

* Otonuzu kullanirken yaptiginiz is, hayatinizin en onemli isidir.

* Otonuzun mekanik viteslerini kullanmadan once beyninizi vitese takin.

* Bir probleme girmemek, problemi cozmeye calismaktan cok daha kolaydir.

* Trafik canavarlarla dolu bir arena degil, yasamin buyuk bir bolumunun zorunlu olarak gecirildigi cok riskli bir ortakliktir. Trafigi paylasan ortaklarin risklerini, ulke gerceklerini en iyi degerlendiren surucunun yasam sansi cok daha yuksektir.

* Bir otoda surucuden sonra en onemli faktor lastiklerdir. Lastikler yol ile olan yasam baginizdir. En guclu motor ve en iyi fren sistemi ile donatilmis yuksek teknoloji urunu bir otoda bile ancak iyi lastikler ile guvenli surus yapilabilir. Orta buyuklukte bir otonun bir lastiginin yere bastigi alan, bir avuc ici buyuklugundedir.

* Lastiklerle ilgili yapilan yanlislar yasamlarla odenir. Yere saglam ve dogru basin. Otolar lastiklerin uzerinde degil, lastigin icindeki havanin uzerinde gider. Inik lastik, ayaga bol gelen ayakkabiya benzer, degil kosmak yurumek bile olanaksizdir. Sicak havada, yagmurda ve karda lastik havalari indirilmez. Karli yol yuzeylerinde genis lastik degil, dar lastik daha iyi tutunma saglar.

* Gorun ve gorulun. Camlar, aynalar ve isIk donanimini temiz tutun. Kisa farlarinizi gunduzleri de yakin. Unutmayin en olumcul kazalar gunduzleri gunesli gunlerde ve duz yol kesimlerinde olusur.

* Trafik 360 derecedir. Her gormediginiz santimetre karenin arkasinda bir tehlike gizlenir. Onun icin aynalarinizi her 10 saniyede bir kontrol edin. Serit degistirirken basinizi sag veya sol arkaya cevirip olu noktayi kontrol edin.

* Direksiyon tek elle kullanilmaz.Tek elle ayakkabinizin bagcigini baglayamayacaginiz gibi. Direksiyonu her zaman iki elle ve 09:15 pozisyonunda tutun.

* Yalnizca etkin fren hayat kurtarir. En iyi fren donerek yavaslayan tekerleklerle yapilir. Donmeyen, kizaklayan on tekerleklere yon verilemez, donen on tekerleklere yon verilir.

* Emniyet kemerini her zaman, her yerde ve tum yolculariniza taktirin.

* Sari isIkta hareket etmeyin, kirmizi isIkta gecen kamyon ilk olarak size carpar.

* Hosgoru ve akilciligi siz baslatin. Her isteyene yol verin. Birisine yol vermek en cok 5 saniyenizi alir. Bir gunde 50 kez yol verseniz 250 saniye eder. Bu da 5 dakikanin altinda bir zamandir. Hem trafige saygi ve hosgoru katmis, hem de sinirlenmeden, gulumseyerek arac kullanmis olursunuz.

* Dogru bilgi, tehlikeleri tanimak ve motorlu tasiti daha iyi kullanmayi ogrenerek, beceriyi sagduyu ve saygi ile uygulamak, suruculerin trafikteki tek yasam sansidir.

YANLIS BILINENLERIN DOGRULARI

- Usta surucu, dustugu problemden kazasiz siyrilmayi bilir!

Yanlis! Cunku usta surucu probleme girmeyen surucudur. Karsisina cikabilecek her turlu tehlikeyi onceden gorebilir, ona gore tedbirini onceden alir. Problemlerle ugrasmaz.

- Otobanda tamam ama, sehir icinde emniyet kemeri takilmayabilir!

Yanlis! Emniyet kemeri hayat kurtaran en onemli guvenlik gerecidir. 50 km/s hizda meydana gelen bir carpismada otonun icindekiler emniyet kemeri takmadiklari takdirde, 4 katli bir binadan asagi dusmeyle esit sok yasar.

- Arkada oturanlar icin emniyet kemeri takmak gereksizdir!

Yanlis! Motorlu araclar bir yere carptiginda hemen durur, ancak icindeki yolcular ayni hizla bir yere carpana kadar ilerlemeye devam eder. Arkada oturanlarin da yasam haklarini kullanmalari ve emniyet kemerlerini takmalari gerekir. Her ne kadar henuz kanunen zorunlu olmasa da, yolcularin guvenligi icin gelistirilmis olan arka emniyet kemerleri de hayat kurtarir. Kazalarda en cok zarari emniyet kemeri bagli olmayan yolcular gormektedir.

- Lastik havalarini dusuk tutarsak, hem daha iyi tutunur, hem de daha konforlu olur !

Yanlis! Lastik havalarinin, aracin fabrika degerinin altinda olmamasi gerekir. Hatta yuke ve yolcu sayisina gore artirilmalidir. Cunku hava basinci dusuk lastigin tabani yere yayilarak daha iyi tutunma saglamaz. Aksine tabanin ortasi yukari kalkar ve yol ile temasi kesilir. Havasi dusuk lastiklerin yalniz omuz kisimlari yere basar. Lastik hava basinci dusukken; kayma hareketleri cok daha dusuk hizlarda baslar, fren mesafesi uzar, direksiyon hareketlerine daha gec cevap alinir. Belki daha konforlu surus yaparsiniz ama, konforlu sekilde yoldan cikabilir, konforlu sekilde carpabilirsiniz!

- Sicak havada, lastigin isinmasini dengelemek icin lastik havalari indirilir!

Yanlis! Lastigin isinmasinin en buyuk nedeni havanin sicak olmasi degil, lastik hava basincinin dusuk olmasi nedeniyle lastik yanaklarinin daha fazla esnemesidir.

- Yagmurda inik lastik daha az kayar!

Yanlis! Hava basinci dusuk lastikte su bosaltma kanallari kapandigi icin yagmur suyunu cok daha az bosaltir. Hatta bosaltamaz ve su uzerine cikma ve su yastigi uzerinde kayma (aquaplanning) cok daha dusuk hizlarda baslar.

- Direksiyon saate gore 10’u ceyrek gece tutulur!

Yanlis! Direksiyon saate gore 9’u ceyrek gece (9.15) tutulur . Bu pozisyon, acil bir durumda her iki yone esit miktarda direksiyonu cevirebileceginiz tek pozisyondur.

- Ani frenlerde once frene basip, durmaya yakin debriyaja basarsak, motor kompresyonundan faydalanip daha kisa mesafede dururuz!

Yanlis! En etkin yavaslama frenle debriyaja ayni anda basilarak yapilir. Boylece fren sirasinda motor devre disi birakilarak, motorun araci ileri goturme kuvveti yok edilir.

- ABS (Antiblokaj Fren Sistemi) mekanik frene gore cok daha kisa mesafede durdurur!

Yanlis! ABS fren sistemi olan bir arac tekerleklerin kizaklamasini onler ve fren sirasinda manevra yapilabilmesini saglar. Ancak, daha kisa mesafede durdurmaz, daha guvenli sekilde fren yapilmasini saglar .

- Mekanik freni olan bir otomobilde fren pedalini pompalayarak daha kisa mesafede durulabilir!

Yanlis! Pompalamak icin ayak fren pedali uzerinden her cekildiginde, aracin ileri hareketi devam eder ve durma mesafesi uzar. Dogrusu; panik frende fren pedali uzerindeki basinci azaltarak lastigin donmesini saglamaktir. Ancak ayak fren pedalindan kaldirilmamali ve fren yapmaya devam edilmelidir.

- Dortlu ikaz (flasor) tunele girince yakilir!

Yanlis! Dortlu ikaz sadece trafige tehlike yarattiginiz durumlarda yakilir. Yani olasi bir kaza veya ariza halinde. Tunelde kisa farlarin acik olmasi yeterlidir.

- Gunduz kisa farlari yakmak trafiktekilerin gozunu alir!

Yanlis! Gunduz kisa far yakmak, daha erken farkedilmenizi ve size tehlike yaratacak olan kisilere kendinizi daha erken gostermenizi saglar. Gece yakilan kisa farlar gozumuzu daha cok alir. Sadece kapali ve yagisli havalarda degil, gunesli havalarda ve hizli yol kesimlerinde de kisa farlarin acilmasi kendi surus guvenliginiz icin onemlidir.

- Cocuklari uyarmak icin korna calinir!

Yanlis! Cocuklari uyarmak icin korna calinmaz! Korna onlarin panige kapilip beklenmedik bir reaksiyon vermelerine yol acar. En iyisi iyice yavaslamak ve gerekirse durmaktir.

- Yogun siste en iyi gitme yontemi dortlu ikazlari yakmaktir!

Yanlis! Yogun siste en iyi gitme yontemi hic gitmemektir. Cunku siste daha iyi goren surucu yoktur, daha cok risk alan surucu vardir. Gorus mesafesi yeterliyse siste sari camli gozlukler kullanmak, sis lambalarini ve kisa farlari yakmak, silecekleri calistirmak, yerin kayganlastigini dikkate almak, takip mesafesini artirmak ve sollama yapmamak daha guvenli yol almaniza yardimci olur.

Unutmayin!

Hayatiniz boyunca olumlu bir trafik kazasi gecirme olasiliginiz % 33′ tur. Rus ruletinde bile bu oran %17’dir. Lutfen, trafikte arac kullanmanin bir yasam isi oldugunu hicbir zaman aklinizdan cikarmayin.

Guvenli Surus Ipuclari

Kullandiginiz aracin tipi ne olursa olsun, dogabilecek tehlike ve zararlardan uzak kalmak istiyoraniz asagida siralanan temel guvenlik stratejilerini dikkate almalisiniz.

* Inis sirasinda dikkat! Ozellikle tasitin sol tarafindaki kapilar, olmak uzere tasitin kapilari yoldan baska tasit, bisIkletli veya yaya gelmediginden emin olunmadan acilmamalidir.

* Pur dikkat! Arac kullanirken surekli dikkatli olun ve genellikle sag tarafa dikilmis olan trafik isaretlerini asla gozden kacirmayin! Ters yondeki isaretleri arka tarafindan yorumlamaya calismayin. Surus halinde iken aractakilerle konusmak durumunda oldugunuzda, gozunuzu yoldan ayirmayin. Kazalarin cok goruldugu bilinen yol ve kavsaklarda daha da dikkatli olun. Bu durumda alkolle ilgili yasak ve sinirlamalari tartismak yararsizdir. Almanya’da alkol siniri % 0.05’e indirilmistir.

* Akisa uyun. Kosullar elverdigince trafik akisina uyun. Asiri hiz farkliliklari tehlikeli olabilir.

* Hiz limtlerine uyun. Kazalarin cogunun nedeni asiri hiz ve dikkatsizce yapilan hareketlerdir. Trafik isaret levhalarindaki hiz sinirlarinin, musaade edilen maksimum hizlar oldugu ve ancak trafik, hava ve yol kosullari uygunsa uygulanabilecegi unutulmamalidir. Yol bos ve polis kontrolu yoksa bile hiz sinirlarini asmamaya ozen gosterin. Seyahat ettiginiz yollarin hiz limitlerini samimi olarak bilin. Bunlar; sehir ici, sehir disi ve otoyol hiz limitleri olmak uzere, sadece uc tanedir. Aksi bir isaret bulunmadikca bunlar gecerlidir.

* 6. vitesi kullanmayin. Yokuslari cikabileceginizi tahmin ettiginiz vitesle inin. Yokus asagi inislerde asla vitesi bosa almayin ve hizinizi artirmamaya ozen gosterin. Aksi halde surus kontrolunu kaybedebilirsiniz.

* Cok yaklasmayin. Sehirlerarasi yollarda baska araclara cok yaklasmazsaniz, onlarin yapacagi kazalara karismamis olursunuz.

* Trafigi izleyin. Yolun ilerisine bakarak, herhangi bir probleme yaklasmadan once onu anlayin. Aynalariniza da sIk sIk goz atin.

* Gecebilecek misiniz? Gecmek istediginiz aracin hizindan yeterince yuksek hizda iseniz gecis yapabilirsiniz.

* Daha sonrasini dusunun. Muhtemel acil trafik durumlarini surekli olarak dusunerek, kurtulma planlari yapin.

* Sol seritkolik olmayin. Sol serit, hizli surus seridi degil gecis serididir. Gecisler disinda sol seridi bosaltin. Hiz yapanlari yavaslatmaya da calismayin. Birakin polisligi polisler yapsin.

* Far yakin. Gece surusleri disinda, sehirlerarasi yollarda, yagmurlu ve sisli havalarda gunduzleri de farlarinizi acik tutun. Bu daha iyi gorulmenizi saglayarak karsidaki suruculerin daha dikkatli olmalarini saglayacaktir. Gece suruslerinde farlarinizin karsidan gelen tasitin surucusunun gozunu almamasi icin, gecis suresince kisa far durumuna getirmeyi de unutmayin.

* Sinyal verin. Serit degisimleri ve donusleriniz oncesinde sinyal vererek diger suruculere niyetinizi bildirin.

* Sola donmek icin bekleyin. Trafikte durup sola donmek icin beklerken, yol serbest hale gelinceye kadar tekerleklerinizi ileriye dogru duz tutun. Eger tekerleklerinizi sola dogru kirarak beklerseniz, birisi size arkadan carptiginda sizi karsidan gelen trafigin onune iter. Ayrica, ilerinizde bir engel gordugunuzde, hemen diger seride gecmeden once o seritteki trafigi kontrol edin ve onlara yol verin.

* Saga donus Kirmizi isIkta saga donus yapilamaz. Sadece bazi kavsaklarda, donus icin ayri bir isIk bulunuyor ve yesil yaniyorsa veya ozel olarak donus yapilabilecegi belirtilmisse, diger yoldaki trafige dikkat edilerek donus yapilabilir.

* Dogru zamanda fren yapin. Donuslere gelmeden once uygun hiza yavaslayin. Donusun ortasinda yapacaginiz sert fren aracinizin dengesini bozar.

* ABS’yi deneyin. Araciniz kilitlenmeyi onleyici fren sistemiyle donatilmissa, ilk kez karsilastiginizda pedal titresim ve gurultuleri sizi sasirtabilir. Bu nedenle, ABS’nin nasil hissedildigini anlamak uzere, acil bir durumu beklemeden, yagmurlu bir gunde kumlu, kaygan bir yol veya bos bir park alani bularak, ABS’yi uyarmak uzere sert bir fren yapin.

* Arac kullanirken telefonu kullanmayin. Arastirmalara gore, arac kullanilirken yapilan telefon konusmalari kaza riskini dort kat kadar artirmaktadir. Risk, “hands-off” veya kulaklikli telefon kullaniminda da aynidir.

* Gece gorusunuzu koruyun. Yaklasan farlara fazla bakmayin. Korlestiriyorsa, bakisinizi yolun sag kenarina yogunlastirin.

* Uykunuzu alin. Uykulu iken arac kullanmayin. Gozleriniz bir noktada sabit kaliyorsa bu tehlike isaretidir. Buldugunuz en yakin guvenli yerde saga cekerek birkac dakikalik bir sekerleme yapin.

* Guvenceye alin. Kisa sureli de olsa, aracinizi terk ederken guvenceye alin. Yani, dusuk vitese takarak el frenini cekin, camlari kapatarak kapilari kilitleyin. Eger arabada sizden baska kimse yoksa, kredi kartiyla odeme yapmaya giderken bile kapilari kilitleyin.
Iyi seyirler…

Cep’ten aramalarda uyarı dönemi


Numara taşınabilirliği uygulamasının başlayacağı 1 Eylül 2008 tarihinden itibaren cep telefonlarından 7 rakamlı arama yapılamayacak.


İSTANBUL – Turkcell’den yapılan yazılı açıklamada, Turkcell abonelerinin şu anda kendileriyle aynı prefikse (0532, 0533) sahip diğer Turkcell müşterilerini, başındaki 4 rakamı tuşlamadan arayabildiği belirtilerek, numara taşınabilirliği uygulamasına geçişle birlikte bu durum sona ereceği ve 1 Eylül 2008 tarihinden itibaren aramaların başına 0 konularak 11 haneli olarak yapılabileceği kaydedildi.

Turkcell, cep telefonu kullanıcılarının yeni durumdan haberdar olmaması halinde ciddi sıkıntılar yaşanabileceği öngörüsüyle müşterilerini bilgilendirme amaçlı duyurular yapmaya başlayacak.

Verilen bilgiye göre, ilk aşamada 1 Ağustos-1 Eylül tarihleri arasında 7 rakamlı arama yapan müşterilere bir uyarı yapılarak arama devam ettirilecek. İkinci aşamada, 1 Eylül’den itibaren ise bu kez müşterilere eksik numara çevirdiği hatırlatılacak ve numaranın başına sıfır koyarak 11 haneli arama yapılması gerektiği belirtilecek.

Uygulama başladıktan sonra Turkcell müşterileri sadece 444’le, 75’le ya da 80’le başlayan çağrı merkezi numaralarını ve katma değerli hizmetlerle ilgili IVR servis numaralarını 7 rakamla aramaya devam edebilecek. Ayrıca, kısa mesajlar yine operatör kodu koyulmadan 7 rakamla gönderilebilecek

Kaynak;.http://www.ntvmsnbc.com

.Film çekiminde atı işkence çektirerek öldürdüler…

Vahşetin bu kadarı: Film çekiminde atı işkence çektirerek öldürdüler…

Malatya’da, ‘Saddam’ın Askerleri Kara Güneş’ filminin çekimleri sırasında “gerçekçi” olsun diye kamyonet arkasında 2 at süreklendi. Sürüklenen atlardan birinin acı içinde derileri ve etleri parçalanarak ölmesi hayvan korumacıların ve hak savunucularının tepkisini çekti. Gani Rüzgar Şavata’nın yönetmenliğini yaptığı ve birçok ünlü sinema sanatçısının yer aldığı geniş kadrolu ‘Saddam’ın Askerleri’ adlı filmin çekimleri sırasında Türkiye’de “gerçek sinema” böyle olur diyerek göz göre göre at’a kıydılar. HAYTAP soruşturma açılması yönünde girişimlerde bulunuyor. [Ayşe Tatlıcı'nın özel haberi...]

Saçma sapan bir senaryo gereği bir kamyonetin arkasına bağlanarak yerde sürüklenen ve çekimlerde oldukça zorlandığı gözlenen at filmin çekimlerinde ünlü sanatçıların gözleri önünde(!) vahşice öldürüldü. Filmin başrol kahramanı olan Tuğba Özay‘ı daha öncelerde görsel medyada hayvanları seven biri olarak sık sık izlemiştik. Gerçeklere dayanmayan verdiği demeçlerin yalan olduğu bu cinayetle ortaya çıktı. Bu sahneye hangi hayvansever “dur!” demezdi ki!

FİLM YAPIM ŞİRKETİ CİNAYETE ‘KAZA’ DEDİ

Film şirketinin açıklamasına göre “Setlerde zaman zaman ölümlere yol açan kazalar yaşanır. Bu olayın bir ihmal sonucu olmuş olabileceği” belirtildi.

Ayrıca, Bu filme Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da destek verdiği ortaya çıktı. Kültür bakanı geçtiğimiz günlerde Hayvan katliamları ile ilgili, Türkiye aleyhine bir İngiliz internet sitesinde başlatılan kampanya nedeniyle açıklama yaparak tepki göstermişti.
Hayvan hakları savunucuları ve hayvan korumacılar şimdi; “bir ‘hayvansever’ olduğunu idda eden bakan nasıl olur da destek verdiği filmde böyle bir eziyeti görmezden gelir?” diye tepkilerini dile getiriyorlar.

HAYTAP SORUŞTURMA BAŞVURUSU YAPTI

Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Yönetim Kurulu üyesi ve Adana’da kurulu “Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği (DOHAYKO)” Genel Sekreteri Nesrin Çıtırık ve beraberindeki Hayvan korumacılar atın ölümüyle ilgili soruşturma başlatılması için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yazılı talepte bulundu. HAYTAP’ın konu ile ilgili başvurusu şöyle:

“Türkiye için uygar bir imaj konusunda ciddi calışmaları bulunan bakanlığınızın, VAHŞILER tarafından yapılan bu insan olmaya ve uygar olmaya tamamen aykırı, çirkin ve utanç verici vahşet için; bakanlık teftiş kurulunuzca ciddi boyutlu soruşturma açılmasını talep ediyoruz. Bu yapılmadığı takdirde, bu vahşete resmi kurumların da suskun kalması hususu, federasyonumuzca başta tüm AB ülkeleri olmak üzere tüm ülkelerle paylaşılacaktır. Resmi görevinizin ötesinde, insan olarak siz değerli bakanımızın da bu konunun kişisel takipçisi olmasını, savcılığa suç duyurusunda bulunmanızı bekliyor ve bunu talep ediyoruz. Bu sizin topluma karşı olan görevlerinizin başında gelen bir zorunluktur diye düşünüyoruz…”

REFİK SAYDAM HIFZISSIHA ENSTİTÜSÜ’NDE DE ATLARA İŞKENCE YAPILMIŞTI

Anımsanacağı üzere, 2006 yılının Mart ayında “Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü”nde serum yapmak için kanları alınan atlar, tam bir vahşet uygulaması ile acı içinde ölüme terkedildiği belgelenmişti. Türkiye’nin tek serum üretim merkezinde, gözler önüne serilen manzara tüm yurtta derin bir tiksinti ve infial yaratmıştı.

HABER: Ayşe Tatlıcı
.hmmessage P { margin:0px; padding:0px } body.hmmessage { FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY:Tahoma } 

Havai fişekler antik kenti yaktı


v\:* {behavior:url(#default#VML);} o\:* {behavior:url(#default#VML);} w\:* {behavior:url(#default#VML);} .shape {behavior:url(#default#VML);}

v\:* {behavior:url(#default#VML);} o\:* {behavior:url(#default#VML);} w\:* {behavior:url(#default#VML);} .shape {behavior:url(#default#VML);}


4 Ağustos 2008

Isparta Yalvaç’ta düğünde atılan havai fişekler Pisidia Antiokheia antik kent alanındaki otları tutuşturunca alevler antik kente zarar verdi.

http://77.92.154.217/w/wp-content/uploads/2008/08/antikkent.jpgIsparta’nın Yalvaç ilçesinde havai fişeklerin otları tutuşturması nedeniyle yangın çıktı. Yalvaç Masır Parkı Düğün Salonunun bahçesinde yapılan düğünde atılan havai fişekler, Pisidia Antiokheia antik kent alanındaki otları tutuşturdu.

Olay yerinin yakınında bulunan Yalvaç Doğum ve Çocuk Bakımevindeki hasta ve yakınları güvenlik gerekçesiyle sağlık kuruluşundan uzaklaştırılırken, polis ve jandarma ekipleri çevrede geniş güvenlik önlemi aldı.

İtfaiye ekiplerinin 2 saat süren çabalarıyla kontrol altına alınan yangının antik kente zarar verdiği gözlendi. Hasar tespit çalışmaları sabah saatlerinde yapılacak.

Bu arada, Yalvaç Kaymakamı Nevzat Taşdan, düğünlerde ve eğlencelerde atılan havai fişeklerin yasaklanacağını söyledi.

Havai fişek atanlar ise gerekli izinleri aldıklarını belirterek, fişekleri atmadan önce Yalvaç belediye itfaiyesini aradıklarını öne sürdüler.

Kaynak: NTVMSNBC

Cocuk Gelisiminde Oyunun Onemi


“Cocuklarin dengeli yetismesinde oyun, oldukca ehemmiyetli bir unsurdur.

Hatta diyebiliriz ki; olculerimiz icinde her oyun, cocugun hissî, ruhî ve fikrî gelismesinde en

muessir faktorlerden biridir. Oyun cesitlerine gore bazilari, cocugun melekelerini gelistirerek, onu ilerideki hayata hazirlar. Bazilari, onun dusunce ve kabiliyetini artirir.”

* Cocuklarin karakter ve kisilik gelisimlerine oynadiklari oyunlarin ne gibi tesirleri vardir?

* Cocuklarin tercih ettikleri oyunlarda, ic âlemlerine ve beklentilerine dâir nasil ipuclari vardir?

* Oyunun, cocuklarin lisan ve zihnî gelisimlerine tesirleri…

* Cocuklar, yasadiklari onemli hâdiseleri, oyunlariyla nasil yansitmaktadir?

* Cocuklar icin oyun ne zaman zararlidir?

Hayatinin herhangi bir doneminde oyun oynamamis kimse yok gibidir. Her insanin hayatinda gecmiste oynadigi oyunlarin onemli bir yeri vardir. Acaba cogumuzun ‘oyun’ deyip gectigi bu faaliyetlerin cocuklarimiza faydalari nelerdir? Anne-babalar cocuklari ile neden oyun oynamalidir? Oyun oynayan cocuklarin karakter ve kisilik gelisimlerinde ne gibi muspet tesirler olusmaktadir? Anne-babalar oyun araciligi ile cocugun psikolojik durumuna katkida bulunabilirler mi? Bu sorulari bircok anne-baba kendi kendine sormaktadir. Bu sorularin cevaplari, basit gorunen bu faaliyetin aslinda ne kadar onemli oldugunu anlamamiza yardimci olacaktir. Suuraltina tesir eden her hâdise gibi, oyunun da, insanin hem psikolojik durumuna, hem de kisilik gelisimine tesiri vardir. Oyun dendigi zaman hemen cocuklar akla gelir. Cocukluk doneminde yogun olarak yapilan bu faaliyet, cocugun zihnî ve ictimaî gelisimi acisindan vazgecilmez unsurlardan biridir.

Turk Dil Kurumu Sozlugu’nde oyun, “vakit gecirmeye yarayan ve belli kurallari olan eglence” olarak tarif edilmistir. Tarih boyunca degisik sekillerde bircok oyun ortaya cikmistir. Bizim tarihimizde gunumuze kadar ulasmis kosu, gures, binicilik, okculuk, cirit, korebe, saklambac gibi spor ve oyunlar vardir. Oyundaki esas maksat, eldeki malzeme ile veya konusarak farkli bir kurgu olusturup bir cesit tekrar etme, tecrube ve eglenme ortami olusturmaktir. Oyun esnasinda cocuklar insanlari ve hayvanlari taklit ederek duygu ve dusuncelerini anlatirlar. Bu sekilde cocuklar, kurallarini kendilerinin belirledikleri ve tesirinde kaldiklari gunluk hâdiseleri tekrar yasamaya calistiklari emniyetli bir ortam olustururlar. Oyunun, cocugun kendine hâkimiyet sagladigi bir alan olma ozelligi de vardir.

Hayatin ilk gunlerinden itibaren dis dunyayi tanimaya calisan cocuklarin, zihnî ve bedenî gelisimi oyun ile desteklenir. Yeni konusmaya baslayan ve dis dunyayi taniyan cocugun oynadigi “cee oyunu” ayrilik ve tekrar kavusmayi temsil eden bir ozellik tasir. Cocugun yasi ve kabiliyetleri arttikca, oyunun sekli ve muhtevasi da degisir. Daha basit ve taklide dayali olanlarin yerini zamanla daha karmasik ve zihnî gayret gerektiren oyunlar alir. Bu tur faaliyetlerin cocugun lisanina ve pratige donusmus kabiliyetlerine olumlu katkisi soz konusudur. Lisan gelisimi ile, sosyal, motor ve zihnî gelisme, yeterince oyun oynayan cocuklarda daha hizli olmaktadir. Cocuklarda oyun ortaminda, yeni tecrubeleri yasama, farkli tecrubelere altyapi hazirlama, yeni kabiliyetler kazanma ve gelismeye ait kazandigi ozellikleri uygulama soz konusudur. Ogrenilen bilgilerin kullanildigi, kabiliyetlerin sergilendigi, yeni tecrubelerin kazanildigi, diyaloglarin pekistigi ve hislerin ifade edildigi oyunlar son derece yararlidir.

Cocuklar yasadiklari onemli hâdiseleri oyunlarinda, konusmalarinda ve davranislarinda dis dunyaya yansitirlar. Bu acidan bakildiginda bu faaliyet sirasinda cocugun ortaya koydugu konularin onun ic dunyasini yansitmasi acisindan onemi vardir. Misal olarak; anne-babasindan siddet goren veya medyada siddete sahit olan cocuklarda, kendi oyuncaklarina ve arkadaslarina karsi siddet uygulama temayulu vardir. Cocuklar cevrelerinden aldiklari negatif mesajlari, oyunda arkadaslarina ve oyuncaklarina yansitabilirler. Bu acidan cocugu ve icinde bulundugu atmosferi tanimada oyun onemli bir unsurdur.

Menfî veya muspet yasanan hâdiseler, cocugun tesiri altinda kaldigi psikolojik durumlar ve suuralti muktesebat (birikimler), oyunda sergilenir. Cocugun stresi, ic dunyasindaki catismalari, korkulari ve kaygilari cesitli oyunlarla tedâvi edilebilir. Cocugun yasadigi sikintili hâdiselerin tesirinden kurtulmasi icin oyun bir rahatlama sahasi olabilir. Psikolojik travma geciren cocuklarda bu konuda yetismis uzmanlar tarafindan uygulanan oyun terapisi yararli olabilir. Bu maksatla kurulmus enstituler ve milletler arasi yayin yapan dergiler vardir.

Oyunun cocuga diger onemli bir katkisi da, onun sosyal gelismesine yarar saglamasidir. Bilhassa arkadaslik ve sosyal munasebetlerinin pekismesinde, yeni arkadasliklarin kazanilmasinda oyun esnasinda yapilanlarin ve yasanilanlarin onemli tesiri vardir. Aile icinde buyuyen cocuklar akranlariyla oyun sayesinde kurduklari baglar vesilesiyle sosyal bir varlik olma yolunda ilerlerler. Oyun arkadasligi bircok cocugun hayatinda onemli bir unsurdur. Cocuk, hic tanimadigi cocuklarla oyun esnasinda tanisarak onlarla arkadasligini devam ettirebilir. Ayni zamanda oyun esnasinda arkadasini tanima, onun sevdigi ve sevmedigi ozelliklerini ogrenme gerceklesir. Sosyal gelisimin olumlu olmasi acisindan yasa uygun oyunlarin ve oyun arkadasliklarinin da desteklenmesi gerekir.

Oyun, cocugun kendi kisiligini ortaya koymasinda ve bazi olumlu ozellikleri kazanmasinda da yararlidir. Ozellikle dogru davranislarin pekismesi oyun vasitasiyla daha kolay saglanabilir. Olumlu karakter ozellikleri, uygun oyun ortaminda artar ve pekisir. Oyuna uyum saglayamayan yani benmerkezci, tek tarafli bakis acisi olan, kurallara uyma zorlugu yasayan, aceleci ve sabirsiz cocuklar oyundan dislanabilir. Dolayisiyla cocugun oyuna kabul edilmesi, olumsuz kisilik ozelliklerini azaltmasiyla olur. Bircok cocuk oyun vesilesiyle empati yapmayi, baskalarina saygi gostermeyi, karsilikli diyaloglarda kendi sorumlulugunu fark etmeyi, sabirli olmayi, kurallara uymayi, stresle bas etmeyi, problem cozmeyi ve liderlik ozelliklerini pekistirmeyi ogrenerek karakter ve kisilik gelisimini olumlu yonde pekistirir. Oyundan dislanma cocuk icin psikolojik acidan travmatik olabilir. Surekli olursa, cocuktaki mutsuzlugu artirir. Bu cocuklar, yasitlarina karsi daha saldirgan olabilir. Bu sebeple oyundan surekli dislanan cocuklarin varsa sorunlarini cozmelerine yardimci olmak anne-babalarin ve egitimcilerin onemli gorevlerindendir.

Anne-babalarin, dede ve ninelerin cocuklar ile oyun oynayarak aralarindaki iletisimi kuvvetlendirmeleri tavsiye edilir. Asr-i Saadet’te Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) torunlari ile oyun oynayarak ve oyunun kurulmasina yardimci olarak, onlara deger verdigini ve duygularini hesaba kattigini gostermistir. Yuce Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) torunlari ile oyun oynamasinda bizim fark edemedigimiz bircok hikmet de olabilir. Cocuklara merhamet gostermek, onlara zaman ayirmak, onlarla vakit gecirmek sunnet-i seniyeden olup cocuk egitiminde dikkat edilmesi gereken onemli bir husustur. Cocugun yasina gore ayarlanacak bu faaliyetler anne-baba ile cocugun diyalogunun pekismesine vesile olur. Boylece anne-baba cocugunu daha iyi tanir. Maalesef gunumuzde anne-babalar cocuklarina yeterli miktarda zaman ayirmamakta ve birlikte yapilacak oyun faaliyetlerinin yerini tv karsisinda gecirilen bos vakitler almaktadir. Yapilan arastirmalar cocuklarin gunde dort-bes saat tv seyrettigini ortaya koymustur. Bu acidan bakildiginda, sadece gormeye ve isitmeye ait uyaranlarin oldugu, cocugun sosyal olarak ve lisan kullanimi acisindan kendini ortaya koyamadigi tv seyretme surelerinin kisaltilmasi gerekir. Acaba hangi cocuk tv seyretmeyi kaliteli bir oyuna tercih eder? Buyuk bir hakikat olarak bilinmeli ki, cocuklarimizin bircogu ugrasacak mesguliyet bulamadiklari veya yeterince oyuna yonlenemedikleri icin tv ve bilgisayari tercih etmektedir. Ozellikle sehirde yasayan ailelerin tv ve bilgisayar karsisinda gecirilen zamanlari azaltarak oyun oynama zamanlarini artirmasi yararli olur.

Son zamanlarda hizla cogalan internet kafe ve oyun salonlari cogunlugu itibariyle sigara dumani, uygun olmayan oyun tipleri ve internet kullanimiyla cocuklarimiz ve genclerimiz acisindan menfi tesir olusturmaktadir. Anne-baba ve egitimcilerin cocuklarin oyun oynama ihtiyacini uygun ortamlarda karsilamalari, bu turlu bir egilimi azaltacaktir.

Enerjinin disari atilmasinda ve fizikî gelismede oyunun yeri buyuktur. Ozellikle hareketli ve enerjik cocuklarin oyun ortaminda rahatladiklari gorulur. Fizikî egzersizler esnasinda buyume hormonu daha fazla salgilanir. Buyume ve kemik gelismesinde, oyundaki egzersizlerin faydasi vardir. Cocuktaki hantalligin azalmasi, ince ve kaba motor gelismesinin saglanmasi icin, fizikî aktivitenin ve bu sekildeki oyunlarin tesviki gerekir.

Oyundaki sekil ve muhtevanin cocugun yas ve cinsiyetine uygun olmasi gerekir. Mucerret kavramlarin cok oldugu, daha fazla teferruat ihtiva eden ve uzun suren oyunlar kucuk yastakiler icin sikici gelebilir. Taklide dayali oyunlar, okul oncesi donemde, zihinde canlandirilmaya musait oldugundan, cocuklarin dusunce yapisinda sikca yer alir. Oyun icinde cocuklarin kendi cinsiyetlerine ait ozellikleri sergilemesi de yararlidir. Zor, asiri egzersiz gerektiren oyunlar, kiz cocuklarin fitratlarina uygun olmayabilir. Siddete egilimi artiran, degerlerle catisan, fizikî olarak zarar verebilecek, psikolojik acidan karakter ve kisilik gelisimine olumsuz tesirde bulunacak oyunlar cocuklar icin uygun degildir. Ayrica son zamanlarda kucuk cocuklarin dahi oynama egilimi gosterdigi sans oyunlari, cocuklarimizin kumar aliskanligina sebebiyet verebilir. Bu oyunlar, cocuklara giderek daha câzip gorunmektedir. Risk alma, kazanma ve kaybetme duygulari, daha uygun oyunlarla telâfi edilerek cocuklarin sans oyunlarina yonelmeleri engellenmelidir. Yasaklamadan once, bu turlu oyunlarin nelere sebebiyet verecegi cocuklarla konusulmalidir. Bu oyunlara dâir cocuklara hicbir aciklama yapmadan sadece onlari kotulemek yeterli degildir.

Egitim ve ogretim acisindan oyunun degerlendirilmesi de faydalidir. Yasa uygun bilgilerin, oyun ile verilebilecegi unutulmamalidir. Ancak oyun icerisinde cok bilgi verme gâyesi olursa, bu, oyunu cocuklar icin oldukca sikici hâle getirebilir. Dikkat suresi, plânlama, organize etme, hafiza egitimi, dogru karar verme gibi kabiliyetleri, oyun araciligiyla pekistirilebilir.

“Oyun ne zaman zararlidir?” sorusu da onemlidir. Oyun eger cocugun gorev ve sorumluluklarini aksatacak kadar uzun zaman aliyor, zihnî ve bedenî gelismesine katkisi bulunmuyor ve cocuga zarar verecek mesajlar ihtiva ediyorsa, zararlidir. Ayni zamanda cocugun yasina ve cinsiyetine uygun olmayan oyunlar hususunda da dikkatli olunmalidir. Son zamanlarda, cocuklar arasinda moda olan oyunlarda siddet unsurlarinin fazla kullanildigi, oyundaki gâyenin eglenmek veya vakit gecirmek yerine karsidakine zarar vermek oldugu gorulmektedir.

Netice olarak, Yuce Yaratici (celle celaluhu) tarafindan kendisine bahsedilen istidatlar olcusunde cocuklarin ortaya koydugu bu faaliyet, anne-baba ve egitimciler tarafindan onlarin dunyasini kesfetmek, gelismelerine katki saglamak, kabiliyetlerini gelistirmek, yeni bilgiler kazanmalarini saglamak icin istifade edilebilecek onemli bir aractir. Ancak, “oyun ve oyuncak ortaya koydugumuz umûmî prensiplerle katiyen catismamali ve mutlaka cocugun dusunce ve his dunyasini kucaklayici ve yukseltici mahiyette olmalidir.”

Yoksulluğu gizlemeye duvarlar yeter mi?

Yoksulluğu gizlemeye duvarlar yeter mi?

30 Temmuz 2008

Önümüzdeki ay Pekin’de düzenlenecek olimpiyatları izlemek üzere şehre giden turistler, büyük ihtimalle Cennet Tapınağı’nın batı kapısından çıkarken, sokağın hemen karşı tarafında bulunan Song Wei’nin evini göremeyecekler. Sun Ruonan’ın sahibi olduğu, Olimpik maraton yolunun üzerindeki restorana da kimse uğramayacak. Sebebi de basit: Bay Song ve Bayan Sun, Pekin’in hemen merkezinde yer alan ve yerel yönetimce turistlerin gözünden saklanmaya çalışılan evlerde yaşıyorlar.

Gerçek şu ki, şu sıralar Pekin’deki pek çok evin ve işyerinin çevresi, 3 metre yüksekliğinde duvarlarla çevrelenmeye başlandı. Bu konu hakkında konuşan Song Wei, “Hepimiz Olimpiyatları destekliyoruz. Ancak etrafımızı çevirdikleri bu duvara ne gerek var ki?” diyor.

http://www.mimdap.org/images/Mimarlik_Gundem/pekinsakla/pekinolimpiyat1.jpg

Bundan 2 hafta kadar önce, beyaz kâğıt üzerine yazılmış ve imzalanmamış bir belgeyle karşılaşmışlar. Kâğıdın üzerinde “Olimpik çevrenin güzelleştirilmesi konusunda hükümetten gelen talep üzerine, Güney Tianqiao yolunun çevresine duvar örülecektir” yazıyormuş. Çevrede yaşayanların sonraki gün gördükleri ise, polis nezaretinde bölgeye gelen pek çok duvar ustası olmuş.

Şimdiye kadar göçmen ailelerin çalıştığı ve çorap, kitap çantası, pantolon, noodle, şiş kebap gibi envai çeşitte ürün sattığı bu yerlerde, bugün devasa bir duvar uzanıyor. Bölgede yaşayanlardan Zhao Fengxia, yerel yönetimin kendilerini tasfiye etmek için Olimpiyatları bahane olarak kullandığını düşünüyor.

http://www.mimdap.org/images/Mimarlik_Gundem/pekinsakla/pekinolimpiyat2.jpg

Projenin planlayıcılarından Zhi Wenguang ise, “Hal-i hazırda var olan bir duvarı genişleterek Olimpiyat alanı ve çevresini iyileştirmeyi amaçlıyoruz” diye konuşuyor.

Şimdiye kadar Olimpiyat düzenleyen pek çok şehir, imajını düzeltmek için çalışmalara gitmişti. Pekin’de ise Yongdingmen Köprüsü’nden başlayıp Drum Kulesi’ne uzanan aks üzerinde çalışmalar sürüyor. Şimdiye kadar bu aks üzerinde bulunan yapıların (özellikle de tapınakların) yenilenmesi için 130 milyon $ harcanmış.

http://www.mimdap.org/images/Mimarlik_Gundem/pekinsakla/pekinolimpiyat3.jpg

Aksın kuzey tarafına, Olimpiyat Stadyumu inşa edilmişti. Stadyuma uzanan bulvar üzerinde güzelleştirme çalışmaları yapılmış, çiçekler, çimler ve ağaçlar ekilmişti. Aksın güney kısmı ise daha fazla sorun çıkardı. Tiananmen Meydanı’nın güneyindeki bu alanda, şehrin göçmen ve yoksul nüfusu yaşıyor. Şimdiye kadar hükümetlerin görmezden geldiği bu kişileri misafirlerin de görmemesini sağlamak amacıyla, bugün etraflarına duvar örülüyor.

Duvarın arkasında kalanlardan biri de, eşi ve 8 yaşındaki çocuğuyla birlikte yaşayan Bay Song. 1994’ten beri burada yaşayan aile, geçimini sattıkları malzemelerden sağlıyor. Bay Song’un odasının camından baktığınızda, bir zamanlar Tianqiao bölgesi olan, bugünse alışveriş merkezleriyle donatılan alan görünüyor.

http://www.mimdap.org/images/Mimarlik_Gundem/pekinsakla/pekinolimpiyat4.jpg

Duvarın inşasına 17 Temmuz’da başlanmış, ancak her şey o kadar da kolay olmamış. Etraflarının sarıldığını gören semt sakinleri, eyleme başlamış. Bay Song, ağaç gövdelerine 3 Çin bayrağının yanı sıra üzerinde 2008 Olimpiyat oyunlarının logosunun bulunduğu 3 beyaz bayrak asarak duvarı protesto etmiş. Bir diğer göçmen işçi ise çıktığı bir duvarda, üzerinde “İnsan Hakları” yazan bir afiş tutuyormuş.

Görevlileri korkutmak isteyen Bay Song, Mao’nun hasır bir sandalye üzerinde oturduğu ünlü pozunun olduğu büyük bir posteri getirmiş. Arkadaşları, “Şu saatte Mao’nun bize yardımcı olabileceğini mi düşünüyorsun?” diyerek Song’la dalga geçmiş.

http://www.mimdap.org/images/Mimarlik_Gundem/pekinsakla/pekinolimpiyat5.jpg

Tüm karşı koyma çalışmalarına rağmen duvarın inşaatı tamamlanmış. Bayan Zhao, olanı biteni “Birisi çıkıp ‘İnsanların ekmek paralarını kazanmalarına müsaade etmeyeceksiniz, öyle mi?’ diye bağırdı. Burada yaşayan ailelerin tek geçim kaynağı bu küçük dükkânlardır” diye anlatıyor.

Bölgeye 3 yıl önce eşiyle gelen 47 yaşındaki Gu Dahua ise, geçimini sattığı tarak, ayna, çorap ve diğer ufak eşyalarla sağlandığını, ancak artık her şeyin çok daha zor olduğunu söylüyor.

Bayan Sun ise, “Hükümete karşı gelmeyi hiç istemem. Kültür Devrimi’ni yaşayan bizim gibileri için, bu yaşam cennet gibi kalıyor” diye konuşuyor.

http://www.mimdap.org/images/Mimarlik_Gundem/pekinsakla/pekinolimpiyat6.jpg

Daha önce de Bayan Sun’ı yaşadığı yerden atmak istemişler. Geçtiğimiz sene bir gece vakti gelen bir buldozer, Sun’ın evinin bir bölümünü yıkmış. Ancak şüphe yok ki, Olimpiyatlar için şehri ziyaret eden turistler, bugünlerde ancak komşularının yardımlarıyla yaşayabilen Sun’ı ve harap durumdaki evini göremeyecekler.

Kaynak: The New York Times
Çeviri: mimdap

KAYSERİ MANTISI

Posted On Ağustos 4, 2008

Filed under mantı, sofra, yöreselyemekler

Comments Dropped leave a response

Haftasonu pazar günü komşularla ufak bir mantı organizasyonu yaptık. Çocuklarla biraz zor oldu. Ama sonuçta afiyetle yendi. Ben mantının her türlüsünü severim. Mercimek mantı, kayseri mantısı, tepsi mantısı, sosyete mantısı, kaşık mantısı, pabuç topu ( eşimin anneannesi yapar)aklınıza ne gelirse. Ama yinede kilo açısından çok tehlikeli ben biraz fazla kaçırmışım haftasonu. Aman siz öyle yapmayın. Herşey kararında güzel. Fazlası zarar.

Kayseri_mansiti

Malzemeler:
6 kişilik


Hamuru için:

  • 3 su bardağı un
  • 1 yumurta
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 kahve fincanı su

İçine:

  • 200 gr kıyma
  • 1 adet kuru soğan
  • tuz, karabiber

Üzerine:

  • 2 çorba kaşığı tereyağ
  • 1 çorba kaşığı salça
  • kırmızıbiber, tuz, nane,(kekik)
  • 8 su bardağı su (haşlamak için)
  • 5 diş sarımsak
  • yarım kilo yoğurt

Yapılışı:

  1. Hamuru yoğuracağımız kaba unu boşaltalım. Ortasını havuz gibi açıp yumurtayı,tuzu ve suyu ilave edelim. Hamurun hepsi toplanasıya kadar yoğuralım. ( hamuru bıçakla kestiğimizde içinde gözenek olmaması lazım.)
  2. soğanı rendeleyip kıymayı,tuzu ve karabiberi karıştırarak içini hazırlayalım.
  3. Hamurdan 2 yada 3 beze yapıp üzeri ne bir bez örterek 20 dk kadar dinlendirelim.
  4. daha sonra 1-2 mm kalınlığında yufkalar açıp 1.5-2 cm kareler keselim.kıymalı içten azar azar ortalarına koyuk, dört köşesi üstde ortada birleşecek şekilde katlayalım.
  5. katladıklarınızı tabanına un serpilmiş olan tepsiye aktarın.( eger buzlukta saklamak isterseniz 10 dakika kadar orta hararetli fırında kızartmadan fırınlayın. Soğunca poşetleyip buluğa koyabilirsiniz. Uzun süre dayanır.) kalan hamurlarıda bu şekilde açıp katlayın.
  6. Suyu tencereye alıp kaynatın.
  7. Kaynayan suyun içine mantıları salın. Ara ara yapışmaması için karıştırın. Mantılar pişmeye başlayınca yumuşar. Sizde birtane alıp pişip pişmediğini kontrol edin.
  8. Ayrı bir tavaya tereyağını aktarın ve yağda salçayı, tuzu , naneyi ve kırmızı biberi yakıp tenceredeki sulu mantının içine salçalı yağı aktarın. Tencerenin altını kapatın. Güzelce karıştırın.
  9. Sarımsaklı yoğurdunu hazırlayın. Sıcak olarak sulu mantıdan tabaklara üzeri yoğurtlu olarak servis yapın.

Afiyet olsun.

On adım da sade hayat

Eşya kalabalığının, ses ve görüntü kirliliğinin, stres ve yabancılaşmanın alabildiğine arttığı, buna karşılık mutluluk, huzur ve aile içi dayanışmanın alabildiğine azaldığı bir dönemde hayatımızı sadeleştirmeye yarayabilecek bir yol haritası çizmeye çalıştık.
İşte, 10 maddede sade yaşama giden basit bir harekât planı:

HARCAMALAR

Kontrolsüz para harcamak, her gün alışverişle meşgul olmak, sade hayata giden yoldaki en büyük engel olsa gerek. Birşey almak için alışverişe çıkıp herşeyi alarak eve dönmek, aile bütçesini biz farkına varmadan eritiveriyor. Alışverişe haftanın yalnızca bir gününde sınırlı bir saati ayırmak, sade yaşam haritamızın başlangıç noktası olsun.

TELEVİZYON

Ülkemizde kişi başına düşen ortalama televizyon izleme süresi dört saat. Yani günün çok önemli bir kısmı televizyon karşısında geçiyor. Televizyon reklamlarının harcamaları teşvik etmesi, maddî açıdan bizi daha sıkıntılı durumlara maruz bırakıyor. Bununla birlikte aile içi bağlar zayıflıyor. Televizyon hastalığından kurtulmak için ya haftanın belli günlerinde, belli saatlerinde televizyon izleyelim, ya da televizyonu tamamen kaldıralım.

GÜRÜLTÜ

Evde, işyerinde, cadde ve sokaklarda yoğun bir gürültüyle yaşıyoruz. Şehirler, daha sakin yaşamaya elverişli semtlerini gittikçe kaybediyor. Yoğun gürültüden uzaklaşmak için, evlerimizi trafik ve sanayi gürültülerinden uzak bölgelerde seçebiliyorsak seçelim. Bunu yapamasak bile, ev içinde gürültüsüz bir ortam hazırlayabilir, fırsat buldukça da gürültüden uzak tabiat köşelerine kaçabiliriz.

AİLE VE DOSTLARLA GÜÇLÜ BAĞLAR

Eşimiz, çocuklarımız ve dostlarımız herşeyden daha önemlidir. Televizyon, sinema ve alışveriş ise, aradığımız anlamlı beraberlikleri vermekten çok uzaktır. Aile bağlarımızın ve dostluklarımızın güçlendiği oranda, sade yaşama yakınlığımız da artıyor. Onlarla yaptığımız sohbetlerin sıcaklığını hiçbir alışveriş merkezinde veya televizyon programında bulamayız. Faaliyetlerimizi ve yaşama biçimimizi, bu beraberlikleri güçlendirecek şekilde düzenlemeye çalışalım.

KİTAP OKUMA MODELLERİ

Kitap okumayı çok istediğimiz halde bir türlü okuyamamamızın nedeni, çoğu zaman televizyon açıkken bunu denemektir.

Kitap, televizyon kapalıyken okunur. Ayrıca kitabı ailenizle birlikte okumayı da deneyin. Böylece aile fertleri sizin sayenizde kitap okuma alışkanlığı kazanabilir. Her gün ailenizle bir arada kitap okuyup bunu tatlı bir sohbete dönüştürebilirseniz, kısa zamanda kitap meraklısı bir aileniz olacağından kuşku duymayın.

KREDİ KARTLARI

İlk bakışta kredi kartlarıyla birlikte yaşamak, hayatı kolaylaştırıyor gibi görünse de, aslında zorlaştırıyor. Kredi kartıyla alışveriş yapmak, bizi daha fazla, daha ölçüsüz harcamaya teşvik ediyor. Sade yaşamayı engelleyen en önemli tuzakların başında, kredi kartlarını sayabiliriz. Bundan kurtulmak için, kredi kartlarınızı ya iptal ettirin, veya bire indirin, kendi kendinize de harcama limitleri koyun.

MESLEKİ DURUMUNUZ

Çalıştığımız işle sade yaşam arasında bir bağlantı olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Aşırı hareketli, gürültülü ve yıpratıcı işlerde çalışmak, hayatımızdaki kargaşayı artıran önemli bir unsur. Bunun yanında, iş ortamındaki ahlâkî şartları da dikkate almak gerekir. Bütün dünyada iş yaşamında ahlâkî değerlerin ön plana çıkmaya başladığını, personel seçiminde ahlâk ve dürüstlüğün de dikkate alındığını gözardı edemeyiz. Bugün dünyada sade yaşamak isteyen pek çok kişinin, hiç tereddüt etmeden iş değişikliği yaptığını biliyor muydunuz?

TASARRUFLAR

Para biriktirerek sade yaşamak daha kolaydır. Harcayan ve tüketen birisi olmaktansa, biriktirip tasarruf eden birisi olamaz mıyız? Para biriktirmekten söz edince pek çoğumuz buna gülüp geçecek, gelirimizin zorunlu harcamalara bile yetmediğini söyleyecektir. Ama “zorunlu” harcamaların ciddî bir muhasebesini yaparsak, en azından bir kısmının o kadar da zorunlu olmadığını görebiliriz. Bu da bize, hayatı daha anlamlı kılacak şeylere harcamak için para biriktirme imkânı sağlayacaktır.

OTOMOBİL Mİ, YÜRÜMEK Mİ?

Ayaklarımızın gaz pedalına basmaya değil, yürümeye daha uygun yapıda olduğunun farkında mıyız? Her yere yürüyerek gidip, daha sağlıklı yaşamak mümkün. Bununla beraber otomobille birlikte tamir, sigorta, benzin ve bakım masraflarını da düşünürsek, otomobilin hayatımızdaki sadeliği azalttığını söyleyebiliriz. Hiç otomobilimiz olmasın demeyelim, ama bu araç hayatımızda ne kadar az yer işgal ederse o kadar iyi.

YEMEK ALIŞKANLIKLARI

Diyet, rejim, az yemek ve dengeli beslenmek gibi terimleri günümüzde daha sık duyuyoruz. Bir açıdan, şişmanlık günümüzün en büyük problemi. Yirmi dört saatin her ânında yemek zorunda olmadığımızı kabul edersek, yemekte sadeliğe ilk adımı atmış oluruz. Zamanımızın sadelikten uzak yemek alışkanlıklarının getirdiği problemleri ise saymakla bitiremeyiz.

Organik gıda bulamazsak ne yemeliyiz?

Organik gıda bulamazsak ne yemeliyiz?

Artık anne sütüne bile karışan tarım ilaçlarından korunabilmenin tek yolu, mümkün olduğu kadar organik gıda tüketmek… Ama organik gıdalar bazen pahalı, bazen çürük ya da kurtlu, bazen de evimizden çok uzak bir yerde olabiliyor.

Organik gıda tüketmek, balkonda kendi yiyeceklerini yetiştirmek, mevsim sebze-meyvelerini almak… Her bütçe ve her koşul için bir çözüm önerisi var.

Ekolojik gıda ürünleri insan sağlığı için çok önemli. Tükettiğimiz yiyecekler, içecekler çok sayıda katkı maddesi barındırıyor. Tarlada verim artsın, daha çok ürün çıksın diye tarım ilaçları kullanılıyor. Ama bu ilaçlar insan sağlığını olumsuz etkiliyor. Şeftali, marul ve çilek tarım ilaçlarını üzerinde en çok barındıran sebze ve meyveler olarak öne çıkıyor.

1250 ÇEŞİT İLACIN KALINTISI ANNE SÜTÜNDE
Özellikle kanser vakalarının artışında, “pestisitler” adı verilen “tarım ilaçları”nın “aşırı”, “zamansız” ve “uygunsuz” kullanımının da büyük payı var. Türkiye’de zirai mücadelede 1250 çeşit ilaç kullanılıyor. Araştırmalara göre, gerek piyasada satılan et ve süt ürünlerinde, gerekse anne sütünde tarım ilacı kalıntısına rastlanıyor. Özellikle Çukurova gibi yoğun tarım ilacı kullanılan bölgelerde, anne sütünde dikkat çekici oranlarda ilaç kalıntısı görülüyor. Tarım bakanlığı verileri de bunu doğruluyor… Bu verilere göre örneğin biberde “kükürtdioksit”, üzümde “parafin” gibi birçok tarım ilacı kalıntısı var.

ABD 293 BİN TON, TÜRKİYE 13 BİN TON İLAÇ KULLANIYOR
Dünyada her yıl 2.5 milyon ton tarımsal mücadele ilacı kullanılıyor. ABD’de yılda 293 bin, İtalya’da 43 bin, Fransa’da 41 bin, İngiltere’de 30 bin, Almanya’da 25 bin, Yunanistan’da 32 bin ton, Türkiye’de 13 bin ton “zirai mücadele ilacı” toprağa ya da bitkiye uygulanıyor. Buna karşın organik olarak yani doğal yollarla üretilen meyve ve sebzelerde tarım ilaçları ya kullanılmıyor ya da son derece kontrollü bir biçimde uygulanıyor. Ayrıca endüstriyel yollarla üretilen gıdalarda kimyasal gübreler ve antibiyotikler de kullanılırken, organik gıdalar bu katkı maddelerini de içermiyor. Yani organik gıdalar tüketerek tarım ilaçlarından ve katkı maddelerinden korunmak mümkün. Ayrıca günümüzde mısır ve soya gibi pek çok ürünün genleriyle oynanıyor. Genleriyle oynanmış bazı tohumlarsa özellikle hayvan yemi olarak kullanılıyor.

Gerek bu ürünlerin gerekse hayvansal gıdaların tüketilmesi yoluyla insana zarar verebilecek olan besinlerden kaçınmak için de organik gıdalar kullanmak önem taşıyor. Kısacası organik gıdalarla beslenerek tarım ilaçlarından, hormonlara, genetiğiyle oynanmış gıdalardan, katkı maddelerine kadar insan vücuduna zararlı olabilecek pek çok maddeden korunabilirsiniz. Birçok yerde yaygınlaşan ekolojik pazarlar doğal gıdalara ulaşabileceğiniz başlıca adresler arasında geliyor. Özelikle İstanbul Şişli, Bursa, Antalya ve Samsun’da faaliyete geçen ekolojik pazarlar organik domatesten tavuğa, patlıcandan şeftaliye yüzde yüz doğal olarak elde edilen ürünleri tüketiciye sunuyor. Ancak ekolojik pazarlara ulaşamıyorum diyen tüketiciler için başka yollar da mevcut. Özellikle büyük kentlerdeki süpermarketlerin hemen hepsinde organik ürün rafları yer alıyor. Buralardan da kuruyemişten süte, pirinçten meyveye her ürünün organik olanına ulaşabilmek mümkün.

Ayrıca tamamen organik ürünler satan dükkanlar da birçok farklı noktada hizmet veriyor. Market ve pazarların yanı sıra internet de organik gıdalara ulaşabilmede farklı alternatifler sunuyor. Birbirinden renkli internet siteleri sipariş verdiğiniz ürünleri kapınıza kadar getiriyor. Küçük kentlerde ise iş biraz daha kolay. Kentlerde kurulan semt pazarlarından özellikle de tarla üretimine yakın olan bölgeler de kurulanlardan doğala en yakın ürünler elde etmek mümkün olabiliyor. Market, pazar ve internet alternatiflerinin yanı sıra artık büyük şehirlerde yaşayanlar kendi evlerinin bahçelerinde ya da balkonlarında da organik ürün yetiştirebiliyorlar. Özellikle de domates, maydanoz ve biber gibi sebzeler balkon tarımı için müsait görünüyor.

NE YAPMALIYIZ?
Peki pazardan, marketten veya internetten organik ürün satın alma ya da yetiştirme imkanınız yoksa neler yapmalısınız?

Öncelikle tüm sebze ve meyveleri mevsiminde tüketmeye başlayabilirsiniz. Mevsiminde piyasaya sürülen her türlü sebze ve meyve diğer zamanlara oranla daha doğal ve hormonsuz.

Ayrıca eve alınan sebze ve meyvelerin yıkanması da çok önemli. Birçok sebze ve meyveyi iyice yıkayarak tarım ilaçlarının zararlı etkilerinden korunabilirsiniz.

Diğer gıda ürünlerini alırken ürün etiketini okumak da birçok tehlike karşısında önlem almak için birebir. En başta ürünün son kullanma tarihini daha sonra da ürünün içeriğindeki maddeleri okumak alışveriş bilincini kazanmak anlamında da önemli bir adım. Özellikle “HACCP” etiketli ürünleri,yani ürün güvenliği test edilmiş ürünleri tercih etmekte de yarar var.

Ancak tüm bunların ötesinde bilinçli tüketim alışkanlıklarını edinmek ve doğal bir yaşam tarzını elde etmeye çalışmak her bireyin atması gereken en önemli adım.

Duanın Gücü

Posted On Ağustos 2, 2008

Filed under DUALAR, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response

Eğer sizin duanız olmazsa ne ise yararsınız ? buyurmakta Yüce Mevla.

Duanın gücünü hepimiz hayatımızda bir şekilde yaşamışızdır. Büyüklerin eli öpüldüğünde onlardan dua istenir. dua et yeter denilir. Kiminin parası kiminin duası deyisinde de dikkat çekilmek istenen kelime Duadır. Hayal bile edilemeyecek şeyleri gerçekleştiren, üzgün yüzlerin bile gülümsemesine sebep olan yine Duanın gücüdür. Dua aslında yaratıcıyla olan bağlantının teyidi bir yerde ispatidir. DUA yaptığın kadar kul, kabul edildiği kadar sevgilisindir Rabbin katında.

Duanın gücünü defalarca yasamışımdır hayatımda. Bunlardan birisi 1980’li yıllarda basımdan geçti. Ailece Diyarbakır iline bağlı kaplıcaları ile meşhur Çermik de idik. Annemler sıcak sulara gitmiş,babam ağabeyim civar köylerden birine alış veriş yapmaya -et almaya- gitmişlerdi. Ben de pansiyonda odamda oturmakta idim. Bir ara hafiften kendimden geçtim. Uyku ile uyanıklık arasında bir halde iken (Yakaza ) söyle bir şey yaşadım..

Babamlar alışverişten dönerken trafik kazası geçirmiş, olay bize intikal ettiğinde alt üst olmuştuk. Bir anda üstüme tahmin edemiyecegim kadar ağır bir yük binmişti. İçimde tarif edilemez bir acı duyuyordum. Üzüntümün boyutu o kadar büyüktü ki acıdan yüreğimde ağrı duymaya başlamıştım. Ama yapılacak bir şey yoktu. İki gözü iki çeşme ağlayarak cenazeleri de yanımıza alarak İstanbul’a döndük.

Ben duygularım alt üst olmuş bir şekilde ağlamaya devam ediyor devamlı ağlıyordum. Cenaze yıkama, tekfin isleri bitmiş gerek babamın gerek ağabeyimin çok sevdiği Fatih Çarşamba İsmail Ağa caminin musalla taşında 2 adet sandukaya bakarak ağlamaya devam ediyordum.O an çok içten gelen duygularla, dilimi değil adeta yüreğimi konuşturarak su duayı ettiğimi hatırlıyorum..

Ey Rabbim senin gücünün ne kadar büyük olduğunu biliyorum ve senden yardim talep ediyorum. Senden bütün bu yasadıklarımı rüya yapmanı istiyorum. Senin buna gücün yeter. Rüya yap, rüya yap diye tekrarlıyor adeta tespih çeker gibi bu sözleri ağlayarak tekrar ediyordum. Bu halde iken çok derinlerden bir ses işittim.

Hafız, hafız Bismillah de kendine gel diye.

Bu ses Annemin -çok sevdiğim- ılık şefkatli sesi idi. Annem başımı okşuyor beni teskin etmeye çalışıyordu. Ablam da gülümseyerek bana bakıyor herhalde çok kötü bir rüya görmüş olmalısın diyordu. Nerdeyse gömleğimin üst tarafları ağlamaktan ıslanmıştı.

Şimdi ikinci bir şok yaşıyordum. Evet! her şey bir anda rüyaya dönüşmüştü. Ve ben hala Çermikteydim. Derin bir nefes alarak -hayatımda en içten söylediğim hamdlerden birini ederek

-Elhamdülillah-dedim. Ancak babamlar hala dönmemişti . Abim de çok deli araba kullanırdı.Yolların ne kadar düzensiz bozuk olduğu da bilinen bir gerçekti. İç alemimde tarif edilmeyecek fırtınalar kopmaktaydı. Dış dünyamda ise annemin bütün ısrarlarına rağmen konuşmayan, kulağı kirişte -babamın tok sesli -Selamun aleykum cümlesini bekleyen birisi vardı.

Duanın gücü ile kehanet arasında gidip geliyor, içimden Rabbim sana inanıyorum diye diye duamı tekrar ediyordum.Asırlar kadar uzun süren bir beklemeden sonra Allahu teala duamı kabul etmiş, müjdesini yollamıştı. Babam, abim -eli kolu dolu- karşımda duruyor, babam hafif terli gülümseyen yüzü ile Selamun aleykum diyordu. Evet tılsım tutmuş duam kabul olmuştu. Babama ağabeyime sarılarak onları öptüm.

Adeta tılsımı bozulur diye uzun bir zaman kimseye bu olaydan bahsetmedim. Babam buzlu ayranını içerken – ağabeyimi kast ederek- "Ağabeyin az kalsın bugün büyük bir kaza yapıyordu" diyerek alışverişten dönerken ucuz ! atlattıkları kazayı bizlere anlatıyordu.

DUASIZ OLUR MU ?

Posted On Ağustos 2, 2008

Filed under DUALAR, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response

DUASIZ
ve sevgisiz olmuyor, yaşanmıyor. Duasız bir hayat, sevgisiz bir hayat,
ruhsuz, dipsiz ve karanlık. Yaşanmıyor oralarda. Sevginin, ilginin en
kalbî, en ruhî yanıdır dualar. Hani, “gönül gitmeyince ayak da
gitmiyor,” derler ya. Hele gönül bir gitmek istesin, hele sevdiklerini
bir arasın, hele bir görün nasıl ulaşıyor güller gibi dualar.
Mesafelerin kalktığını görürsünüz o zaman. Hayatı hayat eden ve onu
gayesine en uygun şekilde büyüten, anlamlı sevgiler ve dualardır hep.
Sayısız örnekleri var hayatımızdan ve okuduklarımızdan. Sadece birini
arz edeyim.
Bir araştırma yapmışlar bir zamanlar. Aynı bahçeye iki fidan dikmişler.
Birisiyle ilgilenmişler; bir bahçıvan her gün gelip sulamış onu.
Toprağını bellemiş, dallarını ellemiş, budamış. Arada bir de
yapraklarını okşamış, hatta konuşmuş onlarla. Öpmüş filizlerini, yeni
sümbüllerini. Diğer fidan da büyümekteymiş yağmurlardan su,
rüzgârlardan gıda alarak. İkisi de meyve vermeye başlamışlar aynı
baharda. Ne var ki bahçıvanın ilgi gösterdiği ağacın meyveleri hem daha
iri, hem daha olgun imiş. Ölçümlerde de besin değeri diğerinden daha
yüksek çıkmış. Dahası da var, bu ağaç bahçıvanın geldiği kapıya doğru
eğik büyümüş, sevgisiyle. Siz bu iki fidanı bir küveze konulmuş iki
bebek olarak da düşünebilirsiniz. Sevginin ne olduğunu o zaman çok daha
iyi anlayacaksınız.

Gülümseyen bir dostun yüzünü görmek bile bazen kışı bahara çevirebilir.
Ruhumuz bir gün olsun o dost yüzünü görmeden yapamaz. Onun sevgisinden
ve ilgisinden mahrum kalamaz. Ne kadar önemlidir bir dostun
hayatımızdaki yeri, yokluğunda anlaşılır ancak.

Böyle bir dost insan bütün kâinata karşı sorumludur. Girdiği yere ışık
ve hayat götüren insanların sayısını artır Ya Rabbi. Buna güneşin kadar
ihtiyacımız var. Zaman zaman soğukluk ve donukluk oluyorsa hayatımızda
hep bu gerçek dostların eksikliğindendir.

Sevgimiz sadece insana değil elbette. Oradan tüm varlıklara ve onları
Yaratana kadardır. Onun içindir ki Allah’la bağlanıyoruz hayata.
Sevgimizin, ilgimizin, ne varsa bizde bize ait olmayan o güzel
şeylerin, hepsinin yaratıcısı olan Allah’la bağlanıyoruz hayata.
Baki’nin o güzelim mısraı gibi: “Allah’adır tevekkülümüz, itimadımız.”

İLK YA DA son nefes, hepsinde esas olan Allah ile hayata bağlanmak.
Kur’an ilk ayetiyle, o gözümün nuru olan besmelesiyle Rahman ve Rahim
olan Allah’ımızın adıyla başlar. Hayata, her şeye O’nunla başlatır,
O’nunla bağlar bizi. Sevginin, merhametin, şefkatin, acıma duygusunun
tek ve yegâne sahibi olan Allah’la başlatır, Rahman ve Rahimle bağlar
hayata. Sayfalar yetmez bunu anlatmaya. Kendisi ile bağlar bizi.
Adıyla, şanıyla. Bu dünya hanında yok O’ndan başka hiç kimsemiz. Yok
kimseciğimiz, halimizi vaziyetimizi bir bilenimiz yok. Halk eden Halık,
yarattığı mahlûkları bilmez mi? Dünyadaki yalnızlıklarını görüp cevap
vermez mi? İşte Rahman ve Rahim bu bilişin, anahtar kelimeleridir. Onun
içindir ki besmeleyi bir dua bir dilek gibi söyleyince her müşkül
hallolur. Zorluklar kolaylaşır, perdeler ve engeller kalkar aradan.
Rahman ve Rahim olan Allah, ruhumuzu şefkatinin kucağına alır.

Resulallah’in (s.a.v) Duasi


Resulullah efendimiz, (s.a.v.) Veda haccinda, "Veda hutbesini" bitirdikten sonra Bilal-i Habesi hazretleri, ezan-i serifi okudu. Butun Eshab-i kiram, huzur ve husu icinde dinlediler.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) , namazi kildirdiktan sonra devesine bindi. Cebel-i Rahme’nin dibine varip kayalari onune alip, kibleye donerek vakfeye durdu. Herkesin vakfeye durmasini emretti. Daha sonra: "Hayir, ancak ahiret hayirdir." buyurdu.

Mubarek ellerini gogus hizasinda kaldirarak, butun peygamberlerin yaptigi pek faziletli olan su duaya basladi. Bizlere, bu sekilde dua etmemiz icin isaret buyurmus oldu:

"Allahu tealadan baska ilah yoktur. O birdir. Esi ortagi yoktur. Mulk, O’na aittir. Hamd, O’na mahsustur…

Ey Allahim! Kabir azabindan, kalbin vesvesesinden, islerin daginikligindan sana siginirim!

Ey Allahim! Ruzgarlarin getirdigi afetin serrinden sana siginirim! Ey Allahim, gozumde bir nur, kulagimda bir nur, kalbimde bir nur yarat! Ey Allahim, gogsume genislik ver, isimi kolaylastir!

Ey Allahim! Kalbe vesvese veren seytandan, islerin karisikligindan, kabir fitnesinin serrinden, gecenin getirdigi seylerin serrinden, gunduzun getirdigi seylerin serrinden, korkunc ruzgarlarin getirdigi afetlerin serrinden, zamanin nobet nobet gelen mihnet ve belalarinin serrinden sana siginirim!

Ey Allahim, sagligin hastaliga cevrilmesinden, birden bire gelip catacak azabindan ve butun gazabindan sana siginirim!

Ey Allahim! Beni hidayetine ulastir. Gecmisimi, gelecegimi bagisla! Ey bas vurulacaklarin en hayirlisi! Kendisinden istenilenlerin en keremlisi, en cok vereni!

Ey Allahim! Sen, sozumu isitiyor, yerimi goruyor, gizli, acik neyim var ise biliyorsun. Islerimden hic biri sana gizli degildir. Ben caresizim, yoksulum. Senden yardim ve eman diliyorum.

Korkuyorum. Kusurlarimi itiraf ediyorum. Bir caresiz, senden nasil isterse, ben de oyle istiyorum. Zelil bir gunahkar, sana nasil yalvarirsa, ben de oyle yalvariyorum.

Yuce huzurunda boynunu bukmus, senin icin gozlerinden yaslar bosanan, senin ugrunda butun varligini zelil eden, senin icin burnunu topraklara surten bir kulun sana nasil dua ederse, ben de oyle dua ediyorum!

Ey Rabbim! Duami kabul buyurmaktan beni mahrum eyleme. Bana Rauf ve Rahim ol! Ey istenilenlerin en hayirlisi ve verenlerin en keremlisi!..

Ben, sana her an muhtacim. Senin ise, bana hic ihtiyacin yok. Sen, ancak yaratanim olarak beni bagislar, affedersin.

Ey duacilarin dualarini kabul eden! Ey umit baglananlarin en ustunu! Islamiyet ve Muhammed (aleyhisselam) uzerindeki himayen hurmetine sana yoneliyorum. Benim butun suclarimi bagisla! Beni su durdugum yerden butun hacetlerimi yerine getirmis, dileklerimi ihsan buyurmus, temennilerimi gerceklestirmis olarak dondur!..

Bizler, topluca senin Beyt-i Haram’ina geldik. Su buyuk Mesair’de vakfeye durduk. Su mubarek yerlerde hazir bulunduk. Umidimiz, yuce katindaki sevab ve mukafata nail olmaktir. Umidimizi bosa cikarma Allahim!"

Resulullah efendimiz, bu duadan sonra vakfe yapti. Aksam uzeri:

"Bugun, dininizi sizin icin ikmal eyledim. Uzerinize olan nimetimi tamamladim ve size din olarak Islamiyet’i vermekle razi oldum (Maide suresi: 3) mealindeki ayet-i kerime nazil oldu.

Boylece, Islam dini ikmal bulmus oldu. Bildirilmemis, aciklanmamis hicbir emir, yasak kalmadi. Kisa bir muddet sonra da bu fani dunyadan ayrildi.

Allah O’nun sefaatine nasip etsin bizleri…

AMİN        AMİN       AMİN !!!

Yağmur Duası

 

-Ey Rahmân ve Rahîm olan Allah’ım!

"Bismillâhirrahmanirrahîm" hürmetine, rahîmiyetine yaraşır şekilde bize merhamet et, Rahmâniyetine yaraşır şekilde, bize "Bismillâhirrahmânirrahîm"in sırlarını anlamayı nasip eyle.
Âmin.

-Allah’ım!

"Bismillâhirrahmânirrahîm"in sırları hürmetine, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve onun bütün âl ve ashâbına, Senin rahmetine ve onun hürmetine yaraşır şekilde salât ve selâm eyle. Bize de, Senden başka, hiçbir mahlûkunun merhametine ihtiyaç bırakmayacak bir şefkat ve rahmetle merhamet eyle.
Âmin.

-Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi Kendine kul kabul et. Emânetini kabzetmek zamanına kadar bizi emânette emîn kıl.
Âmin.

-Allah’ım, kalplerimizi imân ve Kur’ân nuruyla nurlandır.Amin.

-Allah’ım, bizi Sana muhtaç olduğumuzun şuuruyla zenginleştir; Senden müstağnî durma fakirliğine düşürme. Kendi güç ve kuvvetimizden teberrî ediyor, Senin havl ve kuvvetine sığınıyoruz. Bizi Sana tevekkül edenlerden kıl. Bizi nefsimizin eline bırakma. Bizi, koruyuculuğunla muhâfaza eyle. Bize ve erkek, kadın bütün müminlere merhamet et. Kulun, peygamberin, seçtiğin, dostun, mülkünün güzelliği, masnuâtının melîki ve sultanı, inâyetinin gözbebeği, hidâyetinin güneşi, hüccetinin lisânı, rahmetinin timsâli, mahlûkatının nuru, mevcudâtının şerefi, mahlûkatının çokluğu içinde birliğinin kandili, kâinat tılsımının keşşâfı, rubûbiyet saltanatının dellâlı, hoşnut olduğun şeylerin tebliğ edicisi, gizli isimlerinin tanıtıcısı, kullarının muallimi, âyetlerinin tercümânı, rubûbiyet güzelliğinin aynası, şuhud ve işhâdının medârı, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin habîbin ve resûlün olan Efendimiz Muhammed’e, onun bütün âl ve ashâbına, kardeşleri olan diğer peygamber ve resûllere, melâike-i mukarrebîne ve sâlih kullarına salât ve selâm eyle.
Âmin.

-Allah’ım, bizi saadet, selâmet, Kur’ân ve imân ehlinden eyle.
Âmin.

-Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve ashâbına, indiği günden itibâren tâ kıyâmete kadar, onu okuyan her okuyucunun her kelimesini okuması esnâsında Allah’ın izniyle hava dalgalarının aynasına yansıyan bütün Kur’ân kelimelerinin bütün harfleri adedince salât ve selâm eyle. Bize, anne ve babamıza, erkek ve kadın bütün müminlere bu salavâtlar adedince merhamet et. Bunu rahmetinle yap, ey merhametlilerin en merhametlisi! Duâmızı kabul buyur. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.
Âmin.

-Allah’ım, Seni nasıl tanımaları, Sana nasıl kullukta bulunmaları gerektiğini öğretmek için kullarına muallim, isimlerinin hazînelerini tanıtıcı, kâinat kitâbının âyetlerinin tercümânı, kulluğuyla rubûbiyet güzelliğinin aynası olarak gönderdiğin zâta, onun bütün âl ve ashâbına salât ve selâm eyle. Bize ve erkek, kadın bütün mü’minlere merhamet eyle. Amin. Bunu rahmetinle yap ey, merhamet edenlerin en merhametlisi!

-Rahmân’ın dünya ve Cennetler dolusu salât ve selâmı onun üzerine olsun. Allahım! Kulun ve resûlün olan, iki cihanın efendisi, iki âlemin medâr-ı iftiharı, iki dünyanın hayat vesîlesi, dünya ve âhiret saadetinin sebebi, peygamberlik ve kulluk olmak üzere iki mânevî kanadın sahibi, ins ve cinnin peygamberi olan Habîbine, onun bütün âl ve ashâbına, kardeşleri olan diğer peygamber ve resûllere salât ve selâm eyle.
Âmin.

-Ebedî ve sermedî olan bir cemâlin seyirci müştâkı ve âyinedar âşıkı, elbette bâkî kalıp, ebede gidecektir. İşte Kur’ân şâkirdlerinin âkıbetleri böyledir. Cenâb-ı Hak, bizleri onlardan eylesin, Âmin.

-Allah’ım, Risâlet semâsının güneşi, nübüvvet burcunun ayı olan yüce Peygambere (a.s.m.), onun hidâyet yıldızları olan Al ve Ashâbına salât ve selâm eyle. Bize, erkek ve kadın mü’minlere merhamet et.

Amin, âmin, âmin.

ABDÜLKÂDİR-İ GEYLÂNÎ HAZRETLERİNİN DUASI

Posted On Ağustos 2, 2008

Filed under alimler, DUALAR, evliyalar, İBADET

Comments Dropped leave a response

 

Allahım! Nurunla bizi dosdoğru yola hidayet eyle ve yüce huzurunda hep sadâkatle kullukta bulunma payesini bize de lutfet!; lutfet ki Allahım, dillerimiz sürekli Sen’in zikrinle meşgul, bedenimiz bütün uzuvlarıyla Sen’in emrine mutî’, kalblerimiz de yalnız Sen’in marifetinle dolu olsun. Ruhlarımızı müşâhedenle kanatlandır; kalb, sır gibi latîfelerimizi de yakınlığınla taçlandır. Sen her şeye kâdirsin. Sen’den dünya hayatında zühdümüzü ve nezdindeki derecelerimizi artırmanı diliyoruz.

Ey kalblerin ancak yakınlığıyla sükûna erdiği.. hayatın sadece lütf u ihsanıyla başladığı ve devam ettiği.. ünsüyle ve dergahının kapısını hep açık tutmakla, salih ve mukarreb kimselerin gönüllerine ferahlık salan.. ölümü ve hayatı yaratan.. uzaklaştıran ve yakınlaştıran.. saîd ve şakî kılan.. kalbî istidadını kaybetmişleri dalâlet çukurlarına atan ve temiz gönülleri sırat-ı müstakîme ulaştıran.. fakirliğe maruz bırakan ve zenginlikle serfiraz kılan.. kullarını imtihan eden.. dilerse affeden.. her şeyi takdir buyuran ve irade ettiklerini kazasıyla varlık sahasına çıkaran Yüceler Yücesi Allahımız! Biz katiyen inanıyoruz ki, olup biten her şey Sen’in ezelde takdir buyurduğun büyük planın birer parçası olarak meydana gelmektedir.

Rabbim! Sen’in kapından başka hangi kapıya yönelebilir, Sen’den başka kime teveccüh edebilirim!? Ululuk ve azamet tahtının yegane sultanı Sen’sin; güç ve kuvvet de yalnız Sana aittir. Yüce Rabbim! Sen Maksûd-u Hakikî iken, ben başka kimi maksat ittihaz edebilirim!? Sen yegane ma’bûd iken, ben başka kime ubûdiyette bulunabilirim!? Bütün hazineler Sen’in tasarrufun altındayken benim ihtiyaçlarımı başka kim karşılayabilir!?

Ey kullarının Kendisine tevekkül ettiği.. korkanların dergahına sığındığı.. darda kalmışların ümitlerini ihsanlarına bağladığı.. ızdırar içerisinde kıvranan bîçarelerin güç ve kuvvetine, rahmetinin enginliğine sığındığı.. fazl u keremine ellerin açıldığı ve dileyenlerin kapısına yöneldiği Ulu Mevlâm! Hiçbir surette ve hiçbir sebeple Sana karşı şekvada bulunma hakkım yoktur; ben de salih kulların gibi rahmetini ümid ediyor ve inayetini diliyorum; beni tevekkül gibi yüce bir hasletin özüne varmış bahtiyarlardan eyle! Ey kullarına en yakın olan, onları işiten ve isteklerine icabet eden Rab! Bu nâçar kulunun dileklerine de cevap ver; onun endişe ve korkularını da gider ve umduklarında haybet ve hüsrana uğratma!..

Yüce Allah’ım! Bizler yürüyeceğimiz yolu tam olarak bulamamış bir kısım şaşkınlarız; yolların en müstakîmine Sen bizi hidayet et! Fakirliğimize, zayıflığımıza ve aczimize derman ol; günahlarımızı yarlığa, ey Nur, ey Hâdî, ey Ganiyy, ey Kaviyy, ey Gafûr u Rahîm! Allahım, nezdinden göndereceğin bir ruhla bizi te’yîd ve takviye ve ilm-i ledünden bize de ta’lim buyur.. razı ve hoşnut olduğun yüce dinimiz üzerine ayaklarımızı sabitle ve bizi, haklarında ebedî saadet takdir buyurduğun, hoşnutluğunla sevindireceğin, cemâlinle gözlerini aydınlığa kavuşturacağın bahtiyar kullarından eyle!

Allahım! Şu muvakkat dünya hayatında sadece Sana kullukta bulunmak ve masiyetlerden kaçmak istiyorum. Bu dileklerimi gerçekleştirmeyi benim için kolay kıl; neticede de beni Cennetine al, cemâlini müşahede ile mesrûr et ve ikaba uğramaktan sıyanet buyur! Allahım! Ömrümüzü hep tâat eksenli sürdürme, ölmeden evvel de tevbe kurnalarında küçük-büyük bütün günahlarımızdan arınıp öylece huzuruna gelme hususunda bizden yardımını esirgeme! Sorgu esnasında yalpalamaktan ve kaybetmekten koru ve bizi kitabını sağından alanlardan eyle.. mahşer gününün korku ve endişelerinden emin kıl.. sırat-ı müstakîminden ayırma.. rahmetinle, kereminle bizi naîm cennetlerine al.. affınla, hilminle muamelede bulun; bulun ki dokunamasın bize o azab-ı elîm, ey Berr u Rahîm ve ey Halîm ü Kerîm!

Ya Ekreme’l-ekremîn! Bizim bir faydayı celbedecek ya da bir zararı def’edecek güç ve kuvvetimiz yoktur. Hiçbir şeye sahip olmayan bir kısım fakirler, hiçbir şeye güç yetiremeyen bir kısım zayıflarız. Hayır bütünüyle Sen’in elindedir ve her iş encamı itibarıyla Sana rücû edecektir. Allahım! Bizi emir buyurduğun hususları gerçekleştirmeye muvaffak kıl.. mükellef tuttuğun vazifelerimizi yerine getirebilmemiz için yardımcı ol.. fazl u rahmetinle bizi başka her şeyden müstağnî tut.. inâyât ü kereminle kırık döküklerimizi onar ve mâ fâtımızı (fevtettiğimiz şeyleri) telâfi imkanları sun!

Allahım, merhameti sonsuz Allahım! Bizim idrak ufkumuzun kuşatamadığı ya da istemeyi bile bilemediğimiz, hayır olarak kullarından herhangi birisine vaad ya da ihsan ettiğin ne kadar güzellik varsa onların hepsini rahmetinden biz de diliyoruz. Allahım! Zayıflığımı, çaresizliğimi, insanlar arasındaki önemsizliğimi, değersizliğimi Sana şikayet ediyorum. Sen Erhamürrâhimînsin; bütün çaresizlerin Rabbi de, bu çaresiz kulunun Rabbi de Sen’sin; beni, kötülük yapacak, düşmanlıkta bulunacak kimselerin insafsızlığına terketmezsin. Ah, keşke bu mücrim kuluna karşı gazabın olmadığını bir bilebilseydim; o zaman başka hiçbir şeyi önemsemezdim. Affına layık değilim ama onu da dört gözle beklerim. Gazabının gelip beni bulmasından, hiddetine maruz kalmaktan, bütün karanlıkları ışığa kavuşturan ve dünya ve ahiret umûrunun salâhına vesile olan nuruna sığınıyorum. Benim halimi ıslah edecek güç ve kuvvet de yalnız Sen’dedir; Sana sonsuz hamdediyor ve hoşnutluğunu diliyorum.

Ey emellerimi lütf u keremine ve ihsanlarının güzelliğine bağladığım.. gizli-açık her hâlimi gören ve âkıbetimin nasıl olacağını bilen Yüce Rabbim! İnişli-çıkışlı hallerimi ve dilimin hâcâtıma tercüman olamayışını da yine Sana şikayet ediyorum. Yegane mâlikim Sen, yaptığım her işi neticeye erdirecek olan Rabbim de Sen’sin. Hiçbir halim Sana gizli kalmaz. Gamlarımı, kederlerimi görür, işitir ve bilirsin.

Rabbim! Dûçar kaldığım musibetler büyüdü de büyüdü.. tasalarımın hadd ü hesabı yok.. gençliğim çoktan elden gitti.. duygu ve düşüncelerim duruluğunu kaybetti.. topyekün kederler üzerime çullandı. Bir mükafaata mı mazhar olacağım yoksa bir mücazaata mı maruz kalacağım, onu da kestiremiyorum, ey dönüşümün Kendisine olacağı, içimden geçenleri de, dışıma aksedenleri de, arzularımı da, sonumun nasıl olacağını da bilen Rabbim!

Allahım! Aciz ve zayıf düştüm.. çaresiz kaldım.. fikrim herc ü merce uğradı.. durumum iyice zora girdi.. halim kötüleştikçe kötüleşti.. hayallerimin gerçekleşme ihtimali iyice düştü.. hasretim büyüdükçe büyüdü.. âh u enînlerim semalara ulaştı.. sırlarım âşikâr oldu.. gözyaşlarım sel olup aktı…

Allah’ım, Sen benim yegane melceimsin. Huzuruna gelebilmek için en büyük vesilem de yine Sen’sin, Sen’in rahmetindir; açığımı ve gizlimi bilen sadece Sen olduğun için acılarımı, ızdıraplarımı Sana arzediyor, başımda dönüp duran felaketleri def’etmeni diliyorum. Ulu Allahım, Sen’in kapın talebi olanlara her zaman açıktır ve Sen’in fazlın muhtaç olanlara mutlaka ulaşır. Arz-ı hal edilebilecek ve bir talepte bulunulabilecek en son merci yalnız Sen’sin. Ey duyan, gören, olup biten her şeyi manzar-ı âlâdan temâşâ eden; arzın ve semanın, esmâ-i hüsnanın sahibi; isimleri kainatın devam ve bekasının vesilesi Yüce Rabbim! Sen’den, akan gözyaşıma, bitkin ve bîtap düşen bedenime, dermansız halime, sönüp gitmeye yüz tutmuş gençliğime merhamet etmeni diliyorum.

Ya Rab! Bu nâçar kulunun önündeki yollar daraldıkça daraldı.. bütün kapılar yüzüne kapandı.. neticeye götüren yola girmesi de iyice zorlaştı.. üzüntüsü, tasası arttıkça arttı.. ömrü tükenmeye yüz tuttu da, hâlâ huzura, rahata ve gönül duruluğuna giden kapılardan hiçbiri açılmadı.. günler geldi geçti de nefis gafletten ve aşağılık işlerden bir türlü elini eteğini çekmedi. Ey Kendisine el açıldığında cevap veren, dilediği hususu süratle gerçekleştirmeye muktedir olan, azametli, kerîm ve lütufkâr Rabbim! Benim içine düştüğüm musîbetleri de ancak Sen berteraf edebilirsin. Recâ hislerimi tamamıyla Sen’in inayetine, rahmetine, şefkatine bağladım; ne olur, bu bendeni haybet ve inkisara uğratma!

Ey benim Yüce Rabbim! Dualarıma perde koyma, dileklerimi geri çevirme ve beni hicranımla, bir hiç hükmünde olan havl ve kuvvetimle başbaşa bırakma! Acziyetime, ihtiyacıma merhamet et! Sadrım daraldı, fikrim teşvişe uğradı; ne yapacağımı, nasıl davranacağımı şaşırmış bir halim var. Gizlimi de açığımı da bilen Sen, fayda temin edecek, zararı def’edecek Sen, yüce nezdinden sürpriz bir fereç ve mahreç gönderecek Sen, bütün zorlukları kolay hale getirecek de yine Sen’sin! Rabbim! Rahatsızlığı arttıkça artan, şifa bulması zorlaştıkça zorlaşan, dertleri çoğaldıkça çoğalan, devaları iyice azalan, başındaki musibetler bütün bütün kabaran, onlardan kurtuluş çareleri hiç denilecek kadar zayıflayan bu bîçareye merhamet et, inayet elini uzat! Ey teveccühleriyle mahzun kullarının kalblerini imar buyuran, cömertliği ve nimetleriyle bütün mevcûdatı kuşatan Merhametliler Merhametlisi! Çaresiz kalanların melcei, ümidi, yardım edeni ve şifa vereni yalnız Sen’sin. Ben de Sen’in kulunum.. ben de Sen’in nezdindekilere muhtacım. Fakirim; sehavetinden fışkıran lütuflarını gözlüyorum. Günahkârım; günahlarımı silip süpürdüğün, beni de affınla sarıp sarmaladığın müjdesini bekliyorum. Çok korkuyorum; müsamaha ve emn ü eman diliyorum. İsyankârım; ettiğim tevbelerin, kötülük ve isyan kokan hatalarımı toz-duman edeceği ümidini taşıyorum. Kapında fakir ve aciz bir dilenciyim; ihsanlarının gelip beni de sürûra garkedeceği recasıyla yaşıyorum. Sayısız kayıtların mahpusu oldum; kulluğuma mani olan o bağların süratle çözüleceği ve müşahede ufkuyla sevindirileceğim ümidini besliyorum. Aç ve üryan bir vaziyette, dergahının önünde, kurb kevserlerine kanacağım, iman libasıyla donatılacağım intizarı içindeyim. Susuzluktan dilim damağım kurudu, ciğerlerim kavruldu; elemli ateşlerimin ferahlatan bir serinliğe inkılâb edeceği, muhabbet oluklarından kana kana içeceğim, kurb kâselerinden yudumlar alacağım, sıkıntılarımın, elemlerimin, rahatsızlıklarımın ve hüzünlerimin bir bir dağılıp gideceği ve sürpriz sevinçlere dönüşeceği, bütün hastalıklarımdan şifa bulacağım anları gözlüyorum. İniltiler içinde huzuruna gelmiş garip bir yolcuyum. Vatanından, tanıdıklarından cüdâ düşmüş bir zavallıyım; dilerim ki bu gurbet, bu şekâvet ve bu talî’sizlik daha fazla sürüp gitmesin, gitmesin de bir an evvel gurbetim sıla olsun.. ruhum ve bedenim, ağaçların altında ılgıt ılgıt esen meltem rüzgarlarının serinliğiyle huzura doysun.. gönlüm lütf u ihsanla dolsun.. kalbim rahmet ve rıdvan esintileriyle ferahlık bulsun, ya Azîm ü ya Mennân, ya Kerîm ü ya Rahman, ya Sâhibe’l-cûdi ve’l-ihsan ve’rrahmeti ve’l-gufran, ya Allah, ya Rab, ya Allah, ya Rab, ya Allah, ya Rab! Kevn ü mekanın artık dar geldiği, varlığın bütünüyle kendisinden uzak durduğu, ünsiyete yanaşmadığı, gece-gündüz şaşkın şaşkın, hafakanlar içinde dolaşan, sılada bile gurbet yaşayan, hiçbir yere sığmayan, zaman geçse de dertleri, tasaları azalmayan, vahşîler gibi mahlukatla bir türlü ünsiyet edemeyen bu kuluna merhamet et!

Rabbim, Yüce Rabbim! Sen’den başka bir rab var mı ki, ona yalvarayım.. başka bir ilah mı var ki, ümitlerimi onun vereceklerine bağlayayım.. Sen’den gayrı bir kerem sahibi mi var ki, ondan atâ ve ihsan talebinde bulunayım.. cömertliğiyle maruf başka birisi mi var ki, onun fazlına bel bağlayayım.. Sen’den gayrı bir hâkim-i mutlak, el açılan, ihtiyaç arzedilen bir başkası mı var ki, şikayetlerimi ona ileteyim ya da işlerimi ona havale edeyim!? Hayır ya Rabbi, hayır, Sen’den öte kerem ve cömertlik sahibi yoktur. Ey gazabından rahmetine sığındığımız, kullarını koruyup kollayan fakat Kendisi asla bir himayeye ihtiyaç duymayan Rabbim! Sen’den başka keremi ve ihsanı bol kerîm bir rab var mı ki, gidip ona el açayım!? Allahım! Dost bildiklerim bana hep cefa ettiler.. tabîp zannettiklerim canımdan usandırdılar.. yakın-uzak herkes hep şamataya aldılar; dertlerim de büyüdükçe büyüdü. Vedûd ü Karîb, Raûf u Mücîb bir tek Sen’sin; ne olur, merhametini esirgeme ve gidecek başka kapısı olmayan bu kulunun yalvarışlarına da icabet buyur!

Rahmeti, şefkati, re’feti ve merhameti, zayıfların ve güçsüzlerin sığınağı olan Yüceler Yücesi Rab! Her şeyi bilen ve dilediği her şeyi gerçekleştirmeye muktedir olan yalnız Sen iken, kime gidip halimi arz edebilirim ben!? Her halimi görüp bilen, dost ve yardımcı Sen olduğun halde, başka kimden yardım dilenebilirim!? Kerem Sen’in şanın iken başka hangi kapıya iltica edebilirim!? Hem, Sen’den başka benim yaralarımı kim tedavi edebilir, kırıklarımı kim sarabilir; dağlar cesametindeki günahlarımı kim affedebilir!?

Ey bütün sırlara nigehbân, sadırlarda saklanan her şeye muttali olan.. gücü, kuvveti elinde bulunduran ve varlığa hükmeden.. her şeyin evveli ve her şeyin âhiri olan Rabbim! Sen’den, beni sorgusuz, sualsiz, meccanen affetmeni diliyorum.

Ey herşeyin dizginlerini elinde tutan.. hiçbir şeyin Kendisine zarar ve fayda veremediği, galebe edemediği.. hiçbir şeyin ilminden ve nazarından kaçamadığı, Kendisine ağır gelmediği.. hiçbir yardıma ihtiyacı olmayan.. hiçbir şeyin meşgul edemediği.. aciz bırakamadığı.. Kendisine benzemediği.. her şeyin yegane mâliki olan ve anahtarlarını elinde bulunduran Yüce Rabbim! Üzerimde dönüp dolaşan bütün zararları uzaklaştır.. işlerimi kolaylaştır ve bereketlendir.. beni altından kalkamayacağım şekilde muhasebe ve muahazeye tâbî tutma.. mevhibelerini sağanak sağanak başımdan aşağıya yağdır.. her şeyin hayırlısını nasip et ve bütün muzır ve şerîr şeylerden sıyanet buyur!

Ey her şeyin evveli, âhiri, zâhiri, bâtını olan.. her şeye hükmeden.. her şeyi sayıp ortaya döken.. başta yaratan, ölümden sonra tekrar hayat veren.. bilen.. kuşatan.. gören.. müşahede eden.. kim ne işlerse hepsini kaydeden.. küçük-büyük yapılan her şeyi gören, haberdar olan.. Kayyûm ismiyle varlığı ayakta tutan.. görünür âlemin verasında, verâların da verasında tasarruf sahibi bir zat olan Yüce Rabbim! Sen her şeye kâdirsin, ne olur, benden bilerek ya da bilmeyerek sâdır olmuş ne kadar hata, günah ve isyan varsa onları da mağfiret buyur!.

Allahım, Ulu Allahım! Zerrelerden seyyarelere kadar bütün varlık, Sen’in mehâbet ve mehâfetin karşısında hep iki büklümdür. Sen ise bütün korkulardan münezzeh ve müberrâsın. Sen’den bir daha sorgu-suale maruz kalmayacağım şekilde beni affetmeni istirham ediyorum, ey kat kat perdeler ötesinden, verâların verâsından bütün varlığı evirip çeviren Allah’ım! Ey inanan kulların reca kaynağı, ümit ettiğim hususlarda beni hayal kırıklığına uğratma! Ey rahmet dileyenlere merhamet tecellîlerinde bulunan, bana da rahmetinle muamele eyle! Ey inanmış gönülleri inayetiyle koruyup kollayan, yardımınla beni de te’yîd buyur! Ey tevbe edip yeni bir teveccühle dergahına dönenleri muhabbet tecellileriyle karşılayan Rab, Kainatın Medar-ı İftiharı, Sen’in habîbin Muhammedü’l-Emîn hürmetine, benim ve topyekün müslümanların tevbelerimizi kabul et! Amin, Amin ya Rabbe’l-âlemîn!

Sen’in Kitab-ı Mübîn’indeki, “Ey müminler! Nebîler Serveri Hazreti Ahmed ü Mahmûd u Muhammed Mustafa’ya çok salât ve selam edin!” emrine ittibâen, o İnsanlığın Efendisi’ni, âlini ve bütün ashabını salât ü selamlarla anıyor, el açışlarımızın, yakarışlarımızın en güzel ve en hayırlı şekilde cevaplanacağını ümit ediyoruz! Bir kısım densizlerin yakıştırmalarından doğu ve batı arasındaki mesafeden kat kat daha uzak, insanlığı aydınlatmak için her zaman değişik elçiler gönderen, âlemlerin Rabbi Allahımız! Beklediğimiz hususlarda bizi inkisara uğratma, ne olur!

Hızır (AS)’ ın Duası

Yine bir gün Hızır Aleyhisselam göğe bakıp tefekküre dalıp gitmişti.
Yaptığı uzlet ve ibadetler neticesi ve Rabbinin yardımı ile keşfi açılmıştı.
Diğer insanların görmediği şeyleri görüyordu. Birinci kat gökte bir anda yedi
kat gök açıldı ve bir yazı gördü. Hızır Aleyhisselam’ın gördüğü bu yazı onu çok
etkilemişti. Arşı alada gördüğü yazı Fatihayı şerifdi.

‘Yarabbi bu nasıl bir süredir ki etrafı pırıp pınl bir aydınlık, bunu okudukça
hem imanım artıyor hem de şevkim.’

Bu yedi ayet olan duayı her okuyuşunda sanki başka bir aleme geçiyor başka başka
manalar öğreniyordu. İlk okuyuşunda kelami manayı anladı. İkinci okuyuşunda
mecazi manayı anladı. Üçüncü de edebi manayı anladı. Dördüncü de tefsiri manayı
anladı. Fakat diğer manalara lafızlar kelimeler ifade etmekten acizdi şaşırıp
kalmıştı.

‘Ya Rabbi bana bu süreyi indir bununla amel edeyim dua edeyim’ dedi.

Ancak Hızır Aleyhisselam’a şöyle ilham oldu ki ‘bu süre Alemlere rahmet olarak
gönderilecek olan Hz. Muhammed ve ona inanlara ahir zamanda inzal olacaktır.
Bunu isteme bu sana verilmeyecektir’. Hızır Aleyhisselam, bu duruma çok üzüldü.
Günlerce, aylarca yıllarca ağladı yemedi içmedi halvet eyledi, yalvardı yakardı
Rabbisine sonra yine ilham oldu ki ‘eğer dua ederse, Muhammed’ın ümmetinden
olabilirsin.’ Hazreti Hızır Aleyhisselam da çok büyük dua ile dua etti, ismi
azam ile dua etti. Rivayet edildiğine göre yaptığı dua şu idi.

(BİSMİLLAH! MAŞAALLAH

LA KUVVETE İLLA BİLLAH,

MAŞAALLAH KÜLLİ NİYME

TİN MİNALLAH MAŞAALLAH

ELHAYRÜ KÜLLİHİ BİYEDİL

LAHİ MAŞAALLAH LA YUS

RİFÜSUUE İLLALLAH)

Allah’ın ismiyle başlarım, Allah neyi dilerse o olur. Kuvvet ve kudret ancak
Allah’ındır. Allah neyi dilerse o olur. Her nimet Allah’tandır. Allah neyi
dilerse o olur. Hayrın tamamı Allah’ın kendi kudretindendir. Allah neyi dilerse
o olur. Fenalıkları insanlardan defeden ancak Allahü Teala’dır.

Hızır Aleyhisselam yaptığı bu duanın neticesi ile kendisine Abı hayat suyunun
yeri gösterildi ve bu sudan içince kıyamete kadar ömrü uzatılmış oldu. Böylece
Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ümmetinden olma şerefine nail oldu.

ALLAH’ım

Posted On Ağustos 2, 2008

Filed under DUALAR, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response

 

ALLAH’ ım!
Bana dilimle değil, halimle vazetmeyi nasip eyle,

ALLAH’ ım!
Bana bir insanın elinden tutmadan önce, kalbinden tutmanın sırlarını öğret,

ALLAH’ ım!
Okuma, öğrenme, öğrendiklerimizi uygulama aşkımızı ,salgın ve saygın bir hastalığa dönüştür,

ALLAH’ ım!Dinimizi dünyanın mehri yapmaktan, acıkınca da inançlarımızı yemekten cümlemizi muhafaza eyle,

ALLAH’ ım!
Beni, beni benim önüme engel olmaktan,Beni, benim hayatımın kemirgeni olmaktan,Beni, bana yalan söylemekten muhafaza eyle,

ALLAH’ ım!
Bakışımızı ibret,Sukutumuzu hikmet,Konuşmamızı sanat ve marifete dönüştür,

ALLAH’ ım!
Boşa bakanlardan,Boşa susanlardan,Boşa konuşanlardan eyleme,

ALLAH’ ım!
Zenginlerimizi hamiyetsiz,Fakirlerimizi gayretsiz,Alimlerimizi amelsiz,İdarecilerimizi adaletsiz bırakma,

ALLAH’ ım!
Dahili ve harici düşmanlardan sana sığındığımız gibi;cehaletin,tembelliğin,zaman israfının şerrinden de sana sığınıyoruz,bizleri muhafaza eyle,

ALLAH’ ım!
Önce Hak’ tan, sonra haksızlıktan korkmayı nasip eyle,

ALLAH’ ım!
Yetenek israfından,Kapasite israfından,Zaman israfından ve israfın her türlüsünden muhafaza eyle

ALLAH’ ım!
Ertelemekten, üşenmekten, yılmaktan, vazgeçmekten, yarına bırakmaktan ve buna benzer hastalıkların şerrinden muhafaza eyle.Bu hastalıklara karşı Alim, Hakim ve Şafi isimlerinden acilen şifalar ihsan eyle

ALLAH’ ım!
Beynimizi, malumat ishali olmaktan,Aklımızı, öfkenin esiri olmaktan,Bedenimizi, şehvetin kölesi olmaktan,Midemizi, depo haline gelmekten muhafaza eyle

Yapılan dualarımızın kabulü temennisiyle…AMİİNN AMİN AMİN.

Hatim Duası

Posted On Ağustos 2, 2008

Filed under alimler, DUALAR, evliyalar, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response

Yâ Rabbi! Dile getirdiğimiz her türlü eşsiz hamd ve sena ancak Sana mahsusdur. Bütün salat ü selamlar; rahmet ve selametlikler, iki cihan güneşi, baslarımızın tacı Rahmeten lil’âlemin, ResûI-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem Seyyidina-Ebe’l-Kaasım Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz ve O’nun bütün âl ve ashabına olsun.

Yâ Rabbi! Dile getirdiğimiz her türlü eşsiz hamd ve sena ancak Sana mahsusdur. Bütün salat ü selamlar; rahmet ve selametlikler, iki cihan güneşi, baslarımızın tacı Rahmeten lil’âlemin, ResûI-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem Seyyidina-Ebe’l-Kaasım Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz ve O’nun bütün âl ve ashabına olsun.

"0l! emriyle; bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen sayısız alemleri yaratan; "Yok 0l!" emriyle de, her şeyi bir anda yok etme gücüne sahib olan, alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Yüce Allah’ım! "Bana dua edin, duanızı kabul edeyim" buyurdun. Biz de; huzuruna geldik, boynumuzu büktük, ellerimizi Sana açtık. Seni Rahim, Gafur biliyoruz. Rahmet ve Gufran ism-i şerifinle tecelli eyle, ellerimizi boş döndürme Yâ Rabbi! Kur’an-ı Kerim’in bereketi ile ve alemlere rahmet olarak gönderdiğin sevgili Peygamberimizin hürmeti ile bizleri af eyle, ey Kerim; bizleri affet yâ Rahim. Allah’ım! Bizleri Kur’an-ı Kerim’in zineti ile süsle. O’nun kerameti ile mükerrem eyle ve şerefiyle şereflendir.

Yâ Rabbi! Okuduğumuz hatm-i şerifi dergah-i ulûhiyyetinde kabul eyle. Kur’an-ı Kerim’in her harfi için bizlere sevap yaz. Okurken yaptığımız hataları bağışla, tam ve mükemmel okumuş gibi kabul buyur. Kur’an-ı Kerim’i kalblerimize nur eyle, Cennet yolumuzu aydınlat.

Yâ Rabbi! Biz, ancak Sana ibadet ve yalnız Sana kulluk ederiz. Ancak, Senin için namaz kılar ve yalnız Sana secde ederiz. Yalnız sana yalvarır, ancak Sana koşar ve Sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. ibadetlerimizi sevinçle ve arzu ile yaparız. Yasak ettiklerini yapmaz ve azabından korkarız. Sen’den, bizlere rahmet ve ihsanının bol olmasını dileriz yâ Rahim.

Allah’ım! Bizlerden eksiksiz ibadet ve tâat bekliyorsun. Bunlara, ancak Senin sonsuz yardımınla sahip olabiliriz. Öyle ise; bize, Senin hoşnutluğunu kazandıracak, kusursuz ibadet ve tâatde bulunma imkanını bahşeyle!

Allah’ım! Vermiş olduğun nimetlerin elimizden çıkmasından, sağlık ve dirliğimizin bozulmasından, beklenmedik felaketlerden ve gazabının her türlüsünden ancak Sana sığınırız. Biz, aciz kullarının dualarını kabul eyle yâ Rabbi!

Yâ Rabbi! Bizleri, Kur’ân’ın hidayeti ile yola getir. Onun faziletiyle derecelerimizi yükselt. Kur’an-ı Kerim’in tilavetiyle günahlarımızı affet.

Ey bağışlaması ve ihsanı sonsuz olan Allah’ım! Ayıplarımızı ört, kalplerimizi pak eyle; hastalarımıza şifa; dertlilerimize deva, borçlarımızı ödemek imkanı ver. Din ve dünya işlerimizi islah eyle Yâ Rabbi!

Ey yerleri ve gökleri yaratan, gizli ve açık her şeyi hakkıyla bilen ve bütün varlıkların biricik sahibi olan Allah’ım! Gerçek bilir ve bildiririz ki, Sen’den başka Allah yoktur. Bizleri nefsimizin çılgın istek ve arzularından muhafaza eyle. Şeytan’ın bozguncu telkinlerinden Sana sığınırız. Allah’ım! Gönlümüzü, bütün azalarımızı sönmez, sonsuz nurunla aydınlat.

Yâ Rabbi! Bize, küfre açık kapı bırakmayan eksiksiz bir iman nasip eyle. Allah’ım! Bizi, yolunu şaşıran ve saşırıtanlardan değil, hidayete eren ve hidayete eriştiren kullarından eyle.

Yâ Rabbi! Görüşümüz kıt, gücümüz çok az; bu yüzden rahmetine ta’rifsiz derecede muhtacız. Ey her şeye Kadir, gönüllere şifa veren Allah’ım! Sen’den rahmetini dileriz. Duâmızı kabul eyle.

Yâ Rabbi! Maksadımız Sen’sin. Biz her isimizde Seni, her şeyde Seni kasd ederiz. Yalnız Seni isteriz. Bütün isteğimiz de, Senin bizden razı olmandır. Bizi, sevgili kullarından eyle Allah’ım!

Yâ Rabbi! Bizleri, iyilik yaptığında sevinen, kötülük yaptığında hemen pişman olup Sen’den afv dileyen seçkin kullarından eyle. Allah’ım! Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz bütün günahlarımızı bağışla, çok bol olan rahmetini bizlerden esirgeme.

Yâ Rabbi! Bütün işlerimizin sonunu hayr eyle; dünyada rezil olmaktan, Ahiret’te de azabından muhafaza eyle.

Allah’ım! Bizi dirlik ve doğruluk üzere yaşat, aramızdaki sevgi bağlarını güçlendir, kalblerimizi ayni görüş ve düşünüş halkası içinde birleştir. Dinden, imandan, doğruluktan, Sana ibadet ve taatdan ayırma Yâ Rabbi!

Yâ Rabbi! Bizleri, verdiğin ni’metlere karsi sükür borcunu yerine getiren; nimetlerin karşısında nankörlük değil, bol bol hamd eden kullarından eyle, üzerimizden nimetlerini eksiltme, Allah’ım!

Allah’ım Son nefesde, ölümün aklı baştan gideren acılarından bizi koru. "La ilahe illâllah Muhammedün Resûlüllah" Ve "Eşhedü en la ilahe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh" diyerek, ruhumuzu teslim etmemizi nasib eyle Yâ Rabbi!

Hâsıl olan sevabı; Hazret-i Adem’den Hazret-i Fahr-i Alem Muhammed Mustafa sallallahüaleyhi ve sellem’e kadar gelip geçen bütün Peygamberan-i ilzam ve Rusûl-i kiram aleyhim’üssalâtü vesselam hazretlerinin ervah-i pâk-i tayyibelerine hediyye eyledik, ikram eyle Yâ Rabbi!

ÂI-i Ezvac-i Tahirat, ashab-i Güzin, Ensar ve Muhâcirin, Tabi’iyn, Tebe’i-tabi’iyn, Eimme-i Müctehid’in, ridvânullahi tealâ aleyhim ecma’iyn hazretlerinin de ervah-i pâk-i tayyibelerine hediyye eyledik. Sen vâsıl eyle yâ Rabbi!.

Müfessirin, muhaddisin, muhakkikin, ulema-i amilin, kurra-i kâmilin, meşâyih-i vasilin, sulehâ-i salihin, ağniyâ-i şâkirin, fukara-i sâbirin, gurebâ-i müslimin, hattatin, huffaz, tullab ve cemi-i hamele-i Kur’an-ı Kerim nevverallahü merâkidehüm ve ce’alel cennete me’vahüm efendilerimizin de ervah-ı pâk-i tayyibelerine hediyye eyledik, Sen kabul eyle Yâ Rabbi!

Bütün ehl-i imam ile Ehlullah’in ve Evliyaullah’in da ervah-i pak-i tayyibelerine hediyye eyledik, Sen vasil eyle Yâ Rabbi!

Velhâsıl; şu âna kadar dâr-i Dünyâ’dan dar-i Ukba’yâ irtihâI ve intikal eden bütün mü’minin-i mü’minat; müslimin-i müslimat, ma’sûmin-i ma’sûmat, mazlumin-i mazlumât, kaffe-i ehl-i imanin da ruhlarına hediyye eyledik, Sen kabul eyle Yâ Rabbi!

Cümlemizin kalbine İslam nurunu, Kur’an hidayetini ver. Cümlemizi Islam’a bağla, bizleri Müslüman olarak yaşat, Müslüman olarak öldür. Bizleri Dünyâ ve Âhiret mutluluğuna erdir. Dünya’da mekansız, Âhiret’de imansız bırakma Yâ Rabbi!

Yâ Rabbi! Habib’in Muhammed Mustafa, Kitab’ların, bütün sevdiklerin yüzü hürmetine, bizleri dergah-i bârigâh-ı ulûhiyyetinden bos çevirme, duâlarımızı kabul eyle, yâ Gafur u yâ Gaffâr.

Amin, Amin, Amin… Bi hürmeti seyyidi’l-mürselin ve’l-hâmdülillahi Rabbi’l-Alemin.

Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti amma yasifûn ve selâm ün ale’l-mürselin ve’l-hamdü lillahi Rabbi’l-Alemin ..

Hayırların fethi, şerlerin def’i, ehl-i imânın selameti, insanlığın kurtuluşu, memleketimizin her türlü kötülüklerden korunması, Ümmet-i Muhammed’in selameti için EL-FATIHA.
"0l! emriyle; bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen sayısız alemleri yaratan; "Yok 0l!" emriyle de, her şeyi bir anda yok etme gücüne sahib olan, alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Yüce Allah’ım! "Bana dua edin, duanızı kabul edeyim" buyurdun. Biz de; huzuruna geldik, boynumuzu büktük, ellerimizi Sana açtık. Seni Rahim, Gafur biliyoruz. Rahmet ve Gufran ism-i şerifinle tecelli eyle, ellerimizi boş döndürme Yâ Rabbi! Kur’an-ı Kerim’in bereketi ile ve alemlere rahmet olarak gönderdiğin sevgili Peygamberimizin hürmeti ile bizleri af eyle, ey Kerim; bizleri affet yâ Rahim. Allah’ım! Bizleri Kur’an-ı Kerim’in zineti ile süsle. O’nun kerameti ile mükerrem eyle ve şerefiyle şereflendir.

Yâ Rabbi! Okuduğumuz hatm-i şerifi dergah-i ulûhiyyetinde kabul eyle. Kur’an-ı Kerim’in her harfi için bizlere sevap yaz. Okurken yaptığımız hataları bağışla, tam ve mükemmel okumuş gibi kabul buyur. Kur’an-ı Kerim’i kalblerimize nur eyle, Cennet yolumuzu aydınlat.

Yâ Rabbi! Biz, ancak Sana ibadet ve yalnız Sana kulluk ederiz. Ancak, Senin için namaz kılar ve yalnız Sana secde ederiz. Yalnız sana yalvarır, ancak Sana koşar ve Sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. ibadetlerimizi sevinçle ve arzu ile yaparız. Yasak ettiklerini yapmaz ve azabından korkarız. Sen’den, bizlere rahmet ve ihsanının bol olmasını dileriz yâ Rahim.

Allah’ım! Bizlerden eksiksiz ibadet ve tâat bekliyorsun. Bunlara, ancak Senin sonsuz yardımınla sahip olabiliriz. Öyle ise; bize, Senin hoşnutluğunu kazandıracak, kusursuz ibadet ve tâatde bulunma imkanını bahşeyle!

Allah’ım! Vermiş olduğun nimetlerin elimizden çıkmasından, sağlık ve dirliğimizin bozulmasından, beklenmedik felaketlerden ve gazabının her türlüsünden ancak Sana sığınırız. Biz, aciz kullarının dualarını kabul eyle yâ Rabbi!

Yâ Rabbi! Bizleri, Kur’ân’ın hidayeti ile yola getir. Onun faziletiyle derecelerimizi yükselt. Kur’an-ı Kerim’in tilavetiyle günahlarımızı affet.

Ey bağışlaması ve ihsanı sonsuz olan Allah’ım! Ayıplarımızı ört, kalplerimizi pak eyle; hastalarımıza şifa; dertlilerimize deva, borçlarımızı ödemek imkanı ver. Din ve dünya işlerimizi islah eyle Yâ Rabbi!

Ey yerleri ve gökleri yaratan, gizli ve açık her şeyi hakkıyla bilen ve bütün varlıkların biricik sahibi olan Allah’ım! Gerçek bilir ve bildiririz ki, Sen’den başka Allah yoktur. Bizleri nefsimizin çılgın istek ve arzularından muhafaza eyle. Şeytan’ın bozguncu telkinlerinden Sana sığınırız. Allah’ım! Gönlümüzü, bütün azalarımızı sönmez, sonsuz nurunla aydınlat.

Yâ Rabbi! Bize, küfre açık kapı bırakmayan eksiksiz bir iman nasip eyle. Allah’ım! Bizi, yolunu şaşıran ve saşırıtanlardan değil, hidayete eren ve hidayete eriştiren kullarından eyle.

Yâ Rabbi! Görüşümüz kıt, gücümüz çok az; bu yüzden rahmetine ta’rifsiz derecede muhtacız. Ey her şeye Kadir, gönüllere şifa veren Allah’ım! Sen’den rahmetini dileriz. Duâmızı kabul eyle.

Yâ Rabbi! Maksadımız Sen’sin. Biz her isimizde Seni, her şeyde Seni kasd ederiz. Yalnız Seni isteriz. Bütün isteğimiz de, Senin bizden razı olmandır. Bizi, sevgili kullarından eyle Allah’ım!

Yâ Rabbi! Bizleri, iyilik yaptığında sevinen, kötülük yaptığında hemen pişman olup Sen’den afv dileyen seçkin kullarından eyle. Allah’ım! Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz bütün günahlarımızı bağışla, çok bol olan rahmetini bizlerden esirgeme.

Yâ Rabbi! Bütün işlerimizin sonunu hayr eyle; dünyada rezil olmaktan, Ahiret’te de azabından muhafaza eyle.

Allah’ım! Bizi dirlik ve doğruluk üzere yaşat, aramızdaki sevgi bağlarını güçlendir, kalblerimizi ayni görüş ve düşünüş halkası içinde birleştir. Dinden, imandan, doğruluktan, Sana ibadet ve taatdan ayırma Yâ Rabbi!

Yâ Rabbi! Bizleri, verdiğin ni’metlere karsi sükür borcunu yerine getiren; nimetlerin karşısında nankörlük değil, bol bol hamd eden kullarından eyle, üzerimizden nimetlerini eksiltme, Allah’ım!

Allah’ım Son nefesde, ölümün aklı baştan gideren acılarından bizi koru. "La ilahe illâllah Muhammedün Resûlüllah" Ve "Eşhedü en la ilahe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh" diyerek, ruhumuzu teslim etmemizi nasib eyle Yâ Rabbi!

Hâsıl olan sevabı; Hazret-i Adem’den Hazret-i Fahr-i Alem Muhammed Mustafa sallallahüaleyhi ve sellem’e kadar gelip geçen bütün Peygamberan-i ilzam ve Rusûl-i kiram aleyhim’üssalâtü vesselam hazretlerinin ervah-i pâk-i tayyibelerine hediyye eyledik, ikram eyle Yâ Rabbi!

ÂI-i Ezvac-i Tahirat, ashab-i Güzin, Ensar ve Muhâcirin, Tabi’iyn, Tebe’i-tabi’iyn, Eimme-i Müctehid’in, ridvânullahi tealâ aleyhim ecma’iyn hazretlerinin de ervah-i pâk-i tayyibelerine hediyye eyledik. Sen vâsıl eyle yâ Rabbi!.

Müfessirin, muhaddisin, muhakkikin, ulema-i amilin, kurra-i kâmilin, meşâyih-i vasilin, sulehâ-i salihin, ağniyâ-i şâkirin, fukara-i sâbirin, gurebâ-i müslimin, hattatin, huffaz, tullab ve cemi-i hamele-i Kur’an-ı Kerim nevverallahü merâkidehüm ve ce’alel cennete me’vahüm efendilerimizin de ervah-ı pâk-i tayyibelerine hediyye eyledik, Sen kabul eyle Yâ Rabbi!

Bütün ehl-i imam ile Ehlullah’in ve Evliyaullah’in da ervah-i pak-i tayyibelerine hediyye eyledik, Sen vasil eyle Yâ Rabbi!

Velhâsıl; şu âna kadar dâr-i Dünyâ’dan dar-i Ukba’yâ irtihâI ve intikal eden bütün mü’minin-i mü’minat; müslimin-i müslimat, ma’sûmin-i ma’sûmat, mazlumin-i mazlumât, kaffe-i ehl-i imanin da ruhlarına hediyye eyledik, Sen kabul eyle Yâ Rabbi!

Cümlemizin kalbine İslam nurunu, Kur’an hidayetini ver. Cümlemizi Islam’a bağla, bizleri Müslüman olarak yaşat, Müslüman olarak öldür. Bizleri Dünyâ ve Âhiret mutluluğuna erdir. Dünya’da mekansız, Âhiret’de imansız bırakma Yâ Rabbi!

Yâ Rabbi! Habib’in Muhammed Mustafa, Kitab’ların, bütün sevdiklerin yüzü hürmetine, bizleri dergah-i bârigâh-ı ulûhiyyetinden bos çevirme, duâlarımızı kabul eyle, yâ Gafur u yâ Gaffâr.

Amin, Amin, Amin… Bi hürmeti seyyidi’l-mürselin ve’l-hâmdülillahi Rabbi’l-Alemin.

Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti amma yasifûn ve selâm ün ale’l-mürselin ve’l-hamdü lillahi Rabbi’l-Alemin ..

Hayırların fethi, şerlerin def’i, ehl-i imânın selameti, insanlığın kurtuluşu, memleketimizin her türlü kötülüklerden korunması, Ümmet-i Muhammed’in selameti için EL-FATIHA.

TOHUM ŞİRKETLERİ TOHUMLARIMIZA GÖZ DİKTİ

 

      Masum görünen bir tohum yarışması. En değerli yerli tohumlarımız hakkında bilgi toplayan tohum şirketleri. Yerli tohumlarımızdan alınacak genler ve "hırsız" durumuna düşecek çiftçilerimiz. Prof. Dr. Tayfun Özkaya’nın analizi:
————————————————————————–

      Geçen hafta Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinde ilan panolarında öğrencilere yönelik bir afiş gözüme çarptı. Bir İsrail firması olan
Hazera Tohumculuk ve Antalya Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi işbirliği yaparak bir tohumculuk proje yarışması başlatmış. Konu;
kaybolmakta olan yerel sebze çeşitlerinin yetiştirilmesi veya özelliklerinin belirlenmesi. Şirket daha önce de öğrencilere yönelik
eğitim çalışmaları yapmış. Akdeniz Ziraat Fakültesi’nin dekanı da bunları çeşitli yerlerde açıklıyor. Birinci olana dizüstü bilgisayar
verilecek, her fakültenin birincileri ve danışmanı olan hocaları (hocalar da öğrencilerin danışmanı oluyor) Antalya’da beş yıldızlı bir
otelde bir hafta ağırlanacak.

      Hazera Tohumculuk firması aslen İsrail kökenli. Domates tohumları üzerinde ihtisası var. Hazera İbrani dilinde tohum demekmiş. Bu Hazera şirketi 1998’de Fransız Vilmorin tohum firması ile stratejik bir ortaklık oluşturuyor. Hisselerinin yüzde 12’sini Vilmorin’e veriyor. Vilmorin de aslında piyasanın dev tohum firmalarından Groupe Limagrain’in bir parçası. Limagrain dünyanın dördüncü büyük tohum firması. Yıl 2003 olduğunda Vilmorin’in Hazera’daki payı yüzde 55’e çıkıyor. Hazera’nın genel merkezi İsrail. Ayrıca hatırlayalım; Vilmorin geçenlerde Türkiye’nin büyükçe bir tohum firmasının tamamını satın almıştı.

      Olay son derece açıktır. Kimse anlaşılmaz, gizemli komplo teorilerine sapmasın. Ayrıca gene kimse Yahudi düşmanlığından söz
etmesin. İşte gerçek ortada. Büyük şirketler düzeyinde ne din, ne milliyet önemli değildir. Fransız, İsrail, Türk şirketleri el ele
vermişler. Birbirlerinin hissesini almışlar. Bunların zarar verdikleri, Türk, Fransız, Amerikalı vb. her ulustan ve dinden çiftçilerdir,
tüketicilerdir.

      Gene kimse bu firmaların yerel çeşitliliği korumak peşinde olduklarını söylemesin. Özel şirketlerin kâr dışında bir şeyi
hedeflediklerini düşünenler ya çok saftır ya da bilinçli olarak böyle söylüyordur. Hazera’nın domateste önemli bir payı var. Amacı yerel
çeşitlerdeki değerli genleri kendi çeşitlerine katmak. Gördüğümüz kadarı ile bunu bir bilgisayarla ve 20-30 kişinin otel parası ile tereyağından kıl çeker gibi ucuzca, tehlikesizce ve bir de biyoçeşitliliğimizi koruyormuş gibi görünerek gerçekleştirecekler.

      Yarışmanın duyurularında ‘tohum toplanmayacak’ deniyor. Bu,eleştirileri önlemek için düşünülmüş sanırım. Ancak tohum toplamak hemen şart değil. Önemli olan bilgidir. Tohum toplama işi sonra yapılacak olan kolay bir iş olacaktır. Yerel çeşitlerdeki bazı özellikler örneğin bazı hastalıklara dayanıklılık genleri şirketlerin çeşitlerine aktarılınca şirket amacına ulaşmış olacaktır. Şüphesiz bu şirket çeşitlerinin sayısı çok az olacaktır ve bunlar gene de ilaçsız ve gübresiz yetiştirilemeyecektir. Ayrıca UPOV denilen Yeni Bitki Çeşitlerini Koruma Birliğine Türkiye’nin geçenlerde girdiğini hatırlayalım. Genlerimizden yararlanarak geliştirilecek olan şirket tohumlarının bir süre sonra bizim yerli çeşitlerimizden değil, bizim çeşitlerimizin onların çeşitlerinden yararlandığı bile iddia edilebilecektir. Hatta gümrüklerde domateslerimize el konulabilecektir. Çünkü onların çeşitleri patentlenecek veya tohumda geçerli fikri mülkiyet hakları ile korunacaktır. Tohum yasasının yerel tohumları saklanacak ve biyokorsanlığa açık olacak, ancak asla satılamayacak hale getirdiğini tekrar hatırlayalım. Küresel tohum şirketlerinin sevdiği UPOV’u kendi elimizle muhalefetsiz kabul etmiştik. Yerel çeşitlerimizden aktarılan yeni özellikler birkaç yıl sonra hiçbir işe yaramayacaktır. Çünkü şirket çeşitleri biyoçeşitliliğe karşı olmak zorundadır. Az sayıda çeşit, şirketler için kaçınılmazdır. Yoksa kârın en çoğa çıkarılması gerçekleşemez. Biyoçeşitliliğin olmamasının sonucu ise bu şirket çeşitlerinin kısa bir süre içinde hastalık ve zararlılara dayanıksız hale gelmesidir. Şirket çeşitleri ve endüstriyel tarım nedeniyle ABD’de sebze ve meyve çeşitleri yüzde 90’lar düzeyinde yok olmuştur. Gerek ABD gerekse İngiltere’de yapılan araştırmalar şirket tohumlarıyla üretilen sebze ve meyvelerin vitamin, mineral madde gibi antioksidantlar açısından 50 yıl önceki yerel çeşitlerden çok fakir olduğunu göstermektedir.

      Ziraat Fakülteleri niye bu işe alet oluyor? Bence ilanlar derhal indirilmeli, destek çekilmelidir. Daha önemlisi artık fakülteler ve
Tarım Bakanlığı yerel çeşitleri koruyucu çalışmalara girmeli, katılımcı ıslah denilen köylü ve bilim insanlarının en başından el ele çalıştığı yaklaşımlarla araştırmalara başlamalıdırlar. Katılımcı ıslah dünyada 20 yıldır biliniyor. Bizim küreselci tarım çevrelerine soralım bakalım, katılımcı ıslahı doğru tarif edebilecekler mi?

      Yerel çeşitlerin yağmalanmasına son verelim. Sonra çok geç olacak. Ay yıldızlı rozetleri sadece dekor olarak takanlar: Yeni bir sınav önünüzde. Hadi bakalım.

      Prof. Dr. Tayfun Özkaya
      Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü

Açıkta satılan sütü içmeyi önermek yanlış

Brucella nedeniyle açıkta satılan sütün tüketilmesini önermenin yanlış
olduğu bildirildi.

Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Ali
Dinç, yaptığı açıklamada, brucella, şap, şarbon ve tüberküloz gibi hayvan
hastalıklarının, gıda güvenliği ve insan sağlığı açısından büyük risk
oluşturduğunu belirtti.

AB ülkelerinde etkili aşılama ve titiz denetimler sonucu brucella, şap ve
şarbon gibi hastalıkların tümüyle ortadan kalktığını ve bu hastalıkların
yıllardır görülmediğini belirten Dinç, ”Ancak maalesef, bu hastalıkların
yaygın olarak görüldüğü İran, Irak ve Suriye gibi ülkelere sınır olan
Türkiye, bu hastalıkları bir türlü elimine edemiyor. Özellikle brucella
ülkemizde çok yaygın olarak görülüyor” dedi.

Dinç, en büyük belirtisi dişi hayvanlarda yavru atma olan, et ve süt
veriminde büyük kayba neden olan brucellanın insanlara doğrudan temas ya da
süt ve süt ürünleriyle bulaşabildiğini, insanlarda kısırlık başta olmak
üzere çeşitli rahatsızlıklara neden olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

”AB, hayvandan insana geçen diğer hastalıklarda olduğu gibi brucella
konusunda da son derece hassas. Hastalık taşıyan bir hayvan tespit
edildiğinde, en kısa sürede o bölgedeki binlerce küçükbaş ya da büyükbaş
hayvan itlaf ediliyor. Çünkü, insan ölünceye kadar brucella mikrobunu
taşıyor. Zaman zaman tekrarlayan enfeksiyonla hem yaşam kalitesi azalıyor
hem daha erken öldürüyor hem de yıllarca süren tedavi giderlerine sebep
oluyor. Oysa hastalık, ülkedeki yeni doğan dişi hayvanların, 4-6 aylıkken
aşı yapılmasıyla ve hastalığın görüldüğü hayvanların ortadan kaldırılmasıyla
yok edilebilir.”

Türkiye’de brucella hastalığı taşıyan hayvanların çoğu zaman, ”hiç bir
sorun yokmuş” gibi beslenmeye devam edildiğini, yavru atma vakası görülse
bile pek çok yetiştiricinin hayvandan kan örnekleri alıp brucella testi
yaptırmadığını ifade eden Dinç, bu hastalıklarla mücadelede ülkemizde sonuç
alınamamasının, insanlara bulaşma riskini artırdığını söyledi.

”RİSK ÇOK AZ BİLE OLSA, ÖNLEM ALMAYA DEĞER”

”Brucella gibi, hayvandan insana geçen hastalıkların tam olarak ortadan
kaldırılamadığı Türkiye’de insanlara, açıkta satılan sütü içmeyi önermek
yanlıştır ” diyen Dinç, şunları kaydetti:

”Doğal ve sağlıklı yaşam konusunda insanlara televizyon ekranlarından
önerilerde bulanan bazı doktorlar, ‘sokak sütü tüketin, daha yararlı’
diyebiliyor. Oysa, pastörizasyon işleminden geçirilmeyen mikroplu sütler her
zaman risk taşır. Sokak sütlerinin tüketilmesini, AB ülkelerinde insanlara
tavsiye edebilirsiniz, ancak bunu Türkiye için söyleyemezsiniz. Kuduz
aşısını bulan bilim adamı Louis Pasteur, ‘rüyanızda bile sizi köpek
ısırdığını görseniz, sabah kalkın ve kuduz aşısı olun’ demiştir. Yani, böyle
bir ortamda, sokaktaki satıcıdan aldığınız sütte hastalık mikrobu
bulunmadığından nasıl emin olabilirsiniz. Pasteur’ün dediği gibi, bu tür
konularda risk çok az bile olsa, önlem almaya değer.”

Prof. Dr. Dinç, brucella gibi hastalıklarla mücadelede başarılı olunamadığı
için Türkiye’den AB ülkelerine, et ve et ürünleri ihracatı yapılamadığını
savunarak, bu hastalıkların tümüyle ortadan kaldırılması için sınırdan kaçak
hayvan ticaretinin tümüyle engellenmesi, üreticinin bilinçlendirilmesi ve
kesintisiz aşılama çalışması yapılması gerektiğini söyledi.
aa

memleket com

Akıllı evler, akıllı öneriler

Akıllı evler, akıllı öneriler
  2 Ağustos 2008

ekolojik ev

Evler ve binalar toplam enerji tüketiminde yaklaşık yüzde 40’lık bir paya sahip. Bugün artık yeni ev yapımında CO2 emisyonu azaltmak için çevreci malzeme ve yaklaşımlar kullanılmaya başlandı.

Enerji faturalarını azaltmak ve daha az CO2 emisyonu çıkarmak için şunlar yapılmalı:

1. Termostat kontrollu yüksek performanslı radyatör kullanın.

2. Isı kaybı ve hava sızıntılarını elimine etmek için ısı kazanım havalandırma sistemlerini kullanınız. Isı pompaları ısıyı yer, hava veya sudan binaya transfer eder. Bazı durumlarda ısı pompaları ev/kalorifer suyu ön ısıtmada kullanılabilir. Yer altı kaynaklı ısı pompası ortama yılda 300-1000 £ ısıtma faturanızda tasarruf sağlayabilir. Yılda 2-7.5 ton daha az CO2 emisyonu verilir.

3. Mikro rüzgar türbünleriyle elektrik üretiniz. Örneğin bunu dış aydınlatmada kullanınız. Küçük çatı tip rüzgar türbünleri doğru akım (DC) elektrik üretir. DC akım bataryada depolanır bir çevirici ile AC’ye çevrilebilir. 1-6 kW’lık türbünlerin fiatı 1500-19000 £ arasında değişir. Elektrik üretebilmek için yıllık rüzgar hızı 6 m/s’den fazla olmalıdır. İngiltere’de toplam enerji ihtiyacının sadece %0.5’i rüzgardan elde edilir.

4. Enerji verimli ışıklandırma/aydınlatmayı mümkün olan her yerde kullanın. Enerji tasarruflu ampüller %80-90 enerji tasarrufu, %70 daha az ısı ve 6-10 kat daha uzun kullanım ömrü sağlar.

5. Yağmur suyu toplama tankı ve filtrasyon sistemi kurunuz ve bu suyu tuvalet sifonları ve araba yıkamada kullanın.

6. Termal izolasyon ve boşluklarda hava geçirgenliği artırılmış geleneksel tuğla-kiremit kullanınız. Böylece yaz ve kış daha iyi termal konfor sağlarsınız.

7. Yüksek izolasyonlu çift sırlı/filmli camlar kullanın. Düşük emisyonlu şeffaf camın (Low E) üzeri mikroskobik ince metal oksit film ile kaplanmıştır ve ışığın ve ısının camdan binaya girmesine izin verir. Fakat ısının binayı terk etmesini önler. Camların çift sırlı/filmlenmesi yılda yakıttan 100 £ tasarruf sağlar. Çift filmli camlarda iki cam arasındaki hava ısı kaybını izolasyon bariyeri olarak önler, sesi azaltır ve yoğuşmayı azaltır. Çift filmli camlı bir ev yılda 720 kg CO2 tasarrufu sağlar.

8. Tüm pencere/kapı doğramalarını plastik (PVC) yerine dayanıklı ağaçtan seçin. Dünyadaki ormanlar doğramada değil tarım alanı açmak nedeniyle daha çok tüketilmektedir. Cam/pencere/kapıların köpük, fırça, contalarla sızdırmazlık izolasyonu yılda 25£ parasal kazanç ve 150 kg daha az CO2 emisyonu sağlar.

9. Güneş enerjisinden mümkün olduğu kadar yararlanın. Fotovoltaik güneş kollektörleri güneş enerjisinden elektrik üretiminde, su ısıtmada veya havalandırma yararla-nılıabilir. Ülkemizde bir ev elektrik enerji ihtiyacının %50-60’ını evinin güney çephesindeki çatıya kollektörler koyarak güneş enerjisinden sağlayabilir. Fotovoltaik kollektörler gün ışığında enerji toplar ve bu enerji ya hemen kullanılır yada enerji sistemine aktarılır. Güneş enerjisinden elde edilen eleketrikle ev aletleri ve aydınlatma sistemleri çalıştırılabilir. Güneş enerjisinden elektrik üretimi yılda 1.2 t CO2 emisyonunu azaltır. Ev için 1.5-3 kW güçünde bir sisteme ihtiyaç vardır. kW kurum maliyeti 5000-7500 £ arasındadır. Yıllık enerji tasarrufu 230 £ civarındadır. Güneş ışığı ile su ısıtma yılda 325 kg CO2 tasarrufu sağlar. 3-4 m2 yüzeyli bir kollektör hem evin sıcak su ihtiyacını hemde varsa yüzme havuzu suyunu ısıtabilir. Yassı levha ve vakumlu tüp toplama kollektörleri mevcuttur.

10. Duvar Boşluğu Sıvı Köpük İzolasyonu: Evlerde ısıtma maliyetleri %15 oranında duvar ile dış çephe tuğla/kaplama arasındaki boşluğun izolasyon köpüğü enjektesi ile azaltılabilir.

11. Katı Duvar Köpük İzolasyonu: Katı sert duvarlar önemli ısı kayıp yüzeyleridir. Ev duvarları hem içten hem de dıştan köpükle izole edilmelidir. Sert köpük izolasyonu ev ısısını yükseltir ve duvar ve tavanlarda oluşabilecek yoğunlaşmaları önler. Bu tür izolasyon hem ısınma faturasını hem de CO2 emisyonunuzu azaltır.
5-10 cm kalınlığındaki dış duvar izolasyonu yarım-ayrık 3 yatak odalı bir evin yılda 2.6 t CO2 emisyonunu azaltır. Yılda 380 £ ısıtma faturalarında tasarruf sağlar ve kendini yeni yapılan binalarda 12 ve eski binalarda 5 yılda amorti eder. İç duvarların alçıpan, laminant, lambiri, plastic vs ile izolasyonu ısı faturanızı yılda 130 £ düşürür ve yılda 2.4 t daha az CO2 emisyonu vermenize neden olur.

12. Yer İzolasyonu: Ağaç ve seramik tabanlar arasındaki boşluklar, çatlaklar dolgu maddeleriyle doldurulmalıdır. Park eve laminantların altına mineral yünü/plastic örtü koyulmalıdır. Boşluklar silikon/mastiklerle doldurulmalıdır. Özellikle süpürgelikle taban malzemesi arasındaki boşluklar doldurulmalıdır. Bu tüer izolasyon yılda 20£ kazanç sağlar. Zemin altına konulan izolasyon ise yılda 40£ kazanç sağlar. Ayrıca yılda 400 kg CO2 emisyonu azalır.
Enerji verimli yeşil evlerin ilk yatırım maliyetleri yüksek olsa da işletme giderleri daha ucuzdur ve satarken daha pahalıya ve kolay satılabilir.

Çevrenin ve geleceğin korunması açısından bu evler her geçen gün daha da önem kazanıyor.

Kaynaklar:
http://www.energysavingtrust.org.uk/housingbuildings/
http://www.lowcarboneconomy.com/energy_efficiency

Prof.Dr. Muammer Kaya, Eskişehir-Osmangazi Üniversitesi Teknoloji Araştırma Merkezi (TEKAM) Müdürü

Kaynak: NTVMSNBC

40+Blog Servisi-Ücretsiz

Türkiye’ de Blog yazarları gün geçtikçe artıyor. Son dönemlerde Blog yazarlarını teşfik etmek ve katılımların artması için çeşitli etkinlikler düzenleyip ve ödüller veriliyor. Eğer siz de bir blog’ um olsun diyorsanız size yardımcı olmak adına 40 tane ücretsiz blog servis linklerini veriyorum kendinize uygun beğendiğiniz bir tanesine üye olarak ilgili alanlarınızı, duygularınızı, düşüncelerinizi kısacası istediğiniz herşeyi yazabileceğiniz ve bunları yüzbinlerce kişiyle paylaşabilirsiniz.

Danga yazılımı ile desteklenmiş blog servisleri ;

GreatestJournal.com -

InsaneJournal.com -

JorunalFen.net

LiveJournal.com

Blogabond.com

BlogCheese.com

BusyThumbs.com

Freevlog

Trippert.com

Ufem.com

Word Count Journal.com

Xanco.com

WordPress yazılımı ile desteklenmiş blog servisleri ;

Blogetery.com

BlogRox.com

Blogsome.com

Edublogs.com

WordPress.com

Çeşitli Blog Siteleri

Blog.com

Blog Ladder.com

Blogger.com

Blogr.com

BlogSpirit.com

Blogster.com

BlogYx.com

Bloki.com

Bravenet.com

ClearBlogs.com

Etribes.com

Multiply.com

Netcipia.com

Open Diary.com

ShoutPost.com

SoulCast.com

Squarespace.com

Terapad.com

Tooum.com

Tumblr.com

Weebly.com

Windows Live Spaces

Vox.com

Xanga.com

Yahoo 360

Zoomshare.com

Evde tasarruf paketi büyüyor!

Evde tasarruf paketi büyüyor!

Tarih: 31 Temmuz 2008 Kaynak: Sabah

Küresel ısınmanın etkisiyle dünyanın giderek fakirleştiği enerji konusunda devletlerin ve şirketlerin çalışmaları devam ederken, gelinen noktada kişisel olarak alınması muhtemel önlemler de dile getirilmeye başlandı. Özellikle konutlardaki tüketimin toplamda büyük rakamlara ulaştığını gören uzmanlar, tasarrufa yönelik bilgilendirme çalışmalarını arttırırken bugün herkesin bildiği yalıtım ya da çamaşır ve bulaşık makinelerinin kullanımından da öte, kış bahçelerine, şöminelere ve yağmur suyu kullanımıyla enerji tasarrufunda yeni bir dönem başladı. Geçtiğimiz yıllarda özellikle konutlarda, enerji tasarrufu için ilk sıraya yerleşen ısı yalıtımı artık herkes tarafından bilinen bir uygulama. Yalıtımla enerjide yüzde 50 enerji tasarruf sağlanabileceğini dile getiren uzmanlar, uygulamayla sadece Türkiye’de yılda 3 milyar Euro’luk bir tasarrufun mümkün olabileceğini ifade ediyor. Özellikle Türkiye gibi dört mevsim güneşi olan ülkelerde güneş ışığı kollektörleri, enerji tasarrufu için öneriler arasında yer alırken, buradan elde edilecek yıllık tasarrufun, konut başına 290 Euro civarında olacağı belirtiliyor. Güneş pilleri ve camlara takılan sensörler de göz önüne alındığında, bu tasarrufun büyüklüğü de artıyor.

Peki konutlarda enerji tasarrufuyla ilgili alabileceğimiz başka önlemler neler? Enerji tasarrufunda yeni bir döneme girdiğimizi daha önce de belirtmiştik. Burada, özellikle şehir dışındaki yeni projelerde bahçe içinde yer alan konutların sahipleri için farklı tasarruf kalemleri bulunuyor. Bunlardan birisi de kış bahçeleri Soğuk dış ortam ile sıcak iç ortam arasında tampon görevi gören bu bahçeler, güneşli kış günlerinde ısı ihtiyacını hissedilir derecede azaltıyor. Bu nedenle uzmanlar, kış bahçelerinin ısıtılmamasını tavsiye ediyor. Aksi takdirde cam yüzeylerde yüksek miktarda ısı kaybı oluyor. Evlerdeki şömine kullanımını ise destekleyen uzmanlar, özellikle merkezi ısıtma sistemine bağlanan şöminelerin, kaloriferin yükünü ciddi şekilde azaltacağı konusunda birleşiyor.

Ampulleri değiştirin!
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler’in her konuşmasında dile getirdiği, ampullerin değişmesi durumunda iki Keban Barajı kadar tasarruf edileceği konusu, uzmanların da desteklediği bir uygulama. Zira sıcak su ve ısınma için elektrik kullanılmayan bir ev ortamında elektriğin yüzde 19’u aydınlatma için tüketiliyor. Enerji verimli ampuller ise normal ampullere göre yüzde 80 daha az elektrik tüketiyor ve beş kat daha uzun süre dayanıyor. Öte yandan bu ampullerin her lambaya uygun çok farklı tasarımları bulunabiliyor.

Yenilenebilir enerjinin önemi
Yakın gelecekte, daha da az enerji tüketen ve 100 bin saat ışık yayabilen diyotların da bu ampullerin yerini alacağı düşünülüyor. Konutlarda yapılabilecek tasarruflardan bir tanesi de yağmur suyu kullanımı. Tuvaletlere ve çamaşır makinesine bağlantılı ve bahçenin sulanması için kullanılan yağmur suyu depoları, su tüketimini en az yüzde 40 azaltıyor. Hali hazırda modern konvansiyonel ısıtma sistemleri, en ekonomik alternatifi oluşturuyor. Ancak bu durumun önümüzdeki yıllarda değişebileceği belirtiliyor.

Ev aletlerine ek sıcak su bağlantısı
Enerji tasarruflarında tüm yenilik arayışlarına karşın ev aletleriyle ilgili bilinen tedbirler de sürüyor. Uzmanlar, ilave sıcak su bağlantısı olan çamaşır ve bulaşık makinelerinin sıcak suyu merkezi sistemden almaları durumunda yüzde 50 daha az enerji harcadığını ifade ediyor. Yaz aylarında ev aletlerinin sıcak suyu güneş ışığı kollektörlerinden alınması durumunda ise bu tasarruf oranı yüzde 90’a kadar çıkıyor. Yine güneş ışığı kollektörlerinin yılda 290 Euro civarında tasarruf sağladığı belirtiliyor. 4-6 metrekare arasındaki kollektörlerin 4 bin Euro’ya mal olduğu ifade edilirken bu maliyetinin geri dönüş süresinin 10 yıl civarında olduğu dile getiriliyor.

Her kilovat saat başına 50 sent gelir
Hem kış hem de yaz aylarında enerji kaybının yaşandığı en önemli alanlardan birisi de pencereler. Camlara takılacak sensörlerle evin ısıtma sisteminin vanaları kontrol etmesi mümkün kılınıyor. Havalandırma amacıyla pencerelerin açılması durumunda vanalar otomatik olarak kapanıyor ve böylelikle ısı kaybı engelleniyor. Pencereler kapandıktan sonra ısıtıcılar tekrar devreye giriyor ve öngörülen oda ısısına ulaşılana kadar çalışıyor. Pencerelerin değiştirilmesi de yine yüzde 11’lik bir enerji tasarrufu sağlıyor. Bu rakamın yılda, konut başına 460 Euro olduğu kabul ediliyor. Güneş pillerinin ürettiği elektriğin şebekeye aktarılmasıyla her kilovat saat başına 50 sent gelir elde etmek mümkün. İlk maliyeti 12 bin Euro seviyelerinde olan 3 kilovatlık bir güneş pili yılda bin 200 Euro tasarruf sağlıyor. Güneş pilinin sahibi de şebeke elektriğinin kilovat saati için yaklaşık 20 sent ödüyor. Kontrollü havalandırma sistemleri, özellikle üç camlı pencerelerin bulunduğu iyi ısı yalıtımlı evlerde önemli ölçüde enerji tasarrufu sağlıyor. Devirdaim esnasında dışarı çıkan sıcak havanın ısısı, içeri giren soğuk havaya aktarılıyor.

Şömineler kaloriferin yükünü azaltıyor
1- Güneş ışığı kollektörleri yılda 290 Euro tasarruf sağlıyor.
2- Camlara takılan sensörlerle evin ısıtma sisteminin vanaları kontrol ediliyor.
3-Güneş pillerinin ürettiği elektrik şebekeye aktarılıyor ve her kilovat saat için 50 sent gelir sağlıyor.
4- İlave sıcak su bağlantısı olan ev aletleri, sıcak suyu merkezi sistemden alırsa yüzde 50 daha az enerji harcıyor.
5- Pencerelerin değiştirilmesi, yılda 460 Euro’luk tasarruf sağlıyor.
6- Kontrollü havalandırma sistemleri, özellikle üç camlı pencerelerin bulunduğu iyi ısı yalıtımlı evlerde tasarrufu getiriyor
7- Enerji verimli ampuller, normal ampullere göre yüzde 80 daha az elektrik
8- Şömine merkezi ısıtma sistemine bağlandığı zaman kaloriferlerin yükünü ciddi ölçüde azaltıyor.
9- Cam yüzeylerde yüksek miktarda ısı kaybını önlemek için kış bahçesinin ısıtılmaması gerekiyor.
10- Modern konvansiyonel ısıtma sistemleri en ekonomik alternatifi oluşturuyor.
11 -Doğalgazlı yeni ısıtma sisteminin yıllık tasarrufu 830 Euro.
12 Tuvaletler ile çamaşır makinesine bağlantılı ve bahçenin sulanması için kullanılan yağmur suyu deposu su tüketimini en az yüzde 40 azaltıyor.
13 Bodrum kat tavanı, bina cephesi ve çatı yalıtımı, yılda bin 955 Euro tasarruf sağlıyor.

AOÇ arazisi 49 yıllığına GSGM’nin

AOÇ arazisi 49 yıllığına GSGM’nin

Atatürk Orman Çiftliğinin 258 bin 186 metrekare arazisi ile bu arazi üzerinde bulunan spor tesislerinin, yapılacak bir protokole 49 yıl sureyle bedelsiz olarak Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne devrini öngören kanun teklifi, kabul edilerek yasalaştı.

ANKARA – Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü Kuruluş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuna göre, AOÇ sınırları içinde bulunan 258 bin 186 metre kare arazi ve bunun üzerinde yer alan spor tesisleri ve müştemilatı, AOÇ ile yapılacak bir protokolle, 49 yıl süreyle bedelsiz olarak Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne tahsis edilecek.

Genel Müdürlük, spor alanlarının spor hizmeti ve faaliyetlerinde kullanılmak üzere spor kulüplerine veya spor federasyonlarınca amacına uygun kullanımını teminen her türlü tedbirin alınması, denetimin yapılması ve gerektiğinde tahsislerin kaldırılması konusunda yetkili olacak. Bu alanda yapılan spor tesisleri, sporun geliştirilmesi dışında ticari bir amaç için kullanılamayacak, tahsis edilmeyecek.

Genel Müdürlük tarafından yapılacak spor tesislerine verilecek izinden bedel alınmayacak.

Kanun, Kıyı Kanununda da değişiklik yapılmasını da öngörüyor. Siyasi parti gruplarının verdiği ortaklaşa verdiği ve kabul edilen önergeye göre, Uluslararası spor otoritelerinin, Türkiye’de spor faaliyetlerinin düzenleneceğine dair kararı gereğince Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu bakanlığın izni doğrultusunda kamu idareleri, özel bütçeli idareler, belediyeler ile il özel idareleri tarafından her türlü spor faaliyetleri ve organizasyonların gerçekleştirilmesine yönelik, spor tesisleri ile konaklama tesisi yapabilecek.

“SORUMSUZ KİŞİLERE VERİRSENİZ, ELİMİZ YAKANIZDA…”
Tasarının görüşülmesi sırasında söz alan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş, Ankara Büyükşehir Belediyesinin Atatürk Orman Çiftliği Nazım İmar Planını kuruma bilgi vermeden hazırladığını belirtti.

Planın açıklanmasından sonra sivil toplum örgütlerinin konuyu yargıya götürdüğünü, Ankara 13. İdari Mahkemesinin de bu planın yürütmesini bu ay içinde durdurduğunu belirterek, “15 yıldır belediye başkanı olan zat, bunun üzerine ‘ODTÜ binalarını yıkacağım’ diye ortalığı birbirine kalktı” dedi.

Ankara polisi ve jandarmasıyla birlikte AOÇ’un kaybedilen 30 bin metre karelik alanını aradıklarını, ancak bulamadıklarını ifade eden Ateş, şöyle devam etti:

“Aslında biliyoruz. Bu, iktidar partimizin genel merkez binasının hemen karşısında, ucube bir demir yığını var. O demir yığını olan bina, 60 bin metre karelik alanda ve kaçak. Bu bina, utanç abidesi olarak gözler önünde duruyor. Neden yıkılmıyor? Kaybolan 30 dönüm, Büyükşehir Belediyesinin yaptığı 60 dönümlük ticaret merkezinin içine katıldı. Bu iktidar haktan hukuktan yanaysa, o binayı yıkar ve AOÇ’un işgal edilen bu 30 dönümlük arazini, Kuruma iade eder.”

CHP’li Ateş, yapılan düzenlemeyle Gençlerbirliği ve Ankaragücü Spor Kulüplerinin halen kullandığı 126 dönüm arazinin yanı sıra, 132 dönüm alanın da GSGM’ye devredildiğini dile getirdi. Ateş, “Bu alanı yine sorumsuz kişilere verirseniz, iki elimiz yakanızda olur” dedi.

“DÜZENLEME, CİĞERE SAPLANMIŞ BİR HANCER…”
DSP İzmir Milletvekili Harun Öztürk de sporun öneminin hiç kimsenin yadsımasının mümkün olmadığını, ancak bu düzenlemeyle söz konusu alanda disko hariç her türlü yapılaşmaya gidilmenin yolunun açılmasına imkan tanındığını öne sürdü. Düzenlemeyi, “Ankara’nın ciğerlerine saplanmış bir hançer” olarak değerlendiren Öztürk, düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürdü.

“ANKARA NEFES ALACAK”
Kanunun kabul edilmesinin ardından teşekkür konuşması yapan Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu, milletvekillerine, komisyon üyelerine Türk sporuna gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür etti.

Türkiye’de kişi başına düşen spor tesisinin çok az olduğunu ifade eden Başesgioğlu, “Özellikle başkentimiz bu anlamda çok geride, Anadolu kentlerinden bile geride. Bu düzenlemeyle kişi başına düşen tesis alanı artmış olacak. İki spor kulübünün yaşadığı sorunlar çözülecek, Ankara’da nefes alınacak yeşil alan yapılacak” diye konuştu.

Başesgioğlu, CHP’li Ateş’in iddialarına da yanıt vererek, imar planlarının sadece Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından değil, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu ile müştereken hazırlandığını belirtti. Başesgioğlu, Ateş’in iddia ettiği 30 dönümlük arazinin ise Gazi Üniversitesinin arazisi olduğunu bildirdi.

İstanbul için Melen Suyu Çözüm mü?

İstanbul için Melen Suyu Çözüm mü?

Aydın AYAYDIN 31 Temmuz 2008 Vatan

Küresel ısınma ile su, petrolden daha önemli bir duruma geldi. Özellikle İstanbul ve Ankara gibi mega kentlerin yerel yöneticilerinin kâbusu haline geldi. Bir taraftan DSİ, diğer taraftan belediyeler, şehirlerine içme suyu getirmek için proje üstüne proje üretmeye başladı.

İçme suyu bakımından en çok gündemde olanlar İstanbul ve Ankara belediyeleridir. Basında konu ile ilgili sık sık haberlere rastlıyoruz. İstanbul Belediyesi’nin gündeminde Melen nehrinden su getirmek var. Yanlış hatırlamıyorsam İstanbul Belediyesi Melen suyunu İstanbul’a getirmek için milyar YTL’ye varacak çok önemli bir parayı gözden çıkarmış gözüküyor. Buna rağmen başarılı olunur mu olunmaz mı, sesleri de çıkmıyor değil.

Gelişmiş ülkeler ve özellikle parası bol çöl ülkeleri bu işi nasıl çözüyor? Sürekli merak ediyorum. Bu konuda ciddi araştırmalar yaptım ve bazı çözüm yolları olduğunu gördüm. Tuzlu olduğunu bildiğimiz gerek okyanuslar da ve gerekse Akdeniz’den içme suyu elde edildiğini, üstelik Melen projesinden bile daha ucuz maliyetli projeler olduğunu öğrendim. Üç tarafı deniz olan ülkemizde neden su sıkıntısı çekiliyor, anlamak mümkün değil.

Karadeniz, gerek Akdeniz’den ve gerekse okyanuslardan daha az tuzlu ve içme suyu üretilmesinin maddi açıdan daha az maliyetli olduğu söyleniyor. Bu konuda uzman olan Amerikan Aerex’in Karadeniz’den İstanbul’a su getirmek için bir çalışması olduğunu da öğrendim. İleri teknolojiye sahip yüksek kapasiteli membran ayrıştırıcıların üretimi konusunda deneyimli sanayi kuruluşu olan Amerikan Aerex şirketi de Türkiye menşeli bir şirketle birlikte böyle bir proje üzerinde çalışma yapıyor. İstanbul’a 350 bin m3/gün kapasiteli bir projeyle YİD modeline uygun maliyet ve işletme giderleri ile Karadeniz’den İstanbul’a içme suyu getirilmesi hedefleniyor.

Anlamakta güçlük çektiğim konu şu. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere ilerde susuz kalınacağı söyleniyor. Peki çare neden susuz kalmadan aranmıyor? Alternatifler bir bir masaya yatırılıp, en uygun maliyetli ve en iyi su hangi proje ile getirilebilir, neden araştırılmıyor. Bunu yapmak çok mu zor?

Dünyadaki deneyimli bir şirket bunu gelişmiş ülkeler için yapabiliyorsa, neden biz de bu yolu değerlendiremiyoruz. İlla susuz kalınca mı aklımıza çare aramak gelecek. Karadeniz burnumuzun dibinde. Millet tuzlu denizlerden mükemmel içme suyu çıkarabiliyor. Biz burnumuzun dibindeki daha az tuzlu Karadeniz’den neden su üretemiyoruz.

Belki yetkililerin bu konuda söyleyecekleri vardır

İstanbul’u finans merkezi yapma projesi masada

istanbul

Tarih: 1 Ağustos 2008 Kaynak: Radikal

Ekonomi dünyası İstanbul’u finans merkezi yapma projesini ilk kez geniş katılımlı toplantıyla ele aldı. Nazım Ekren, ‘ABD’deki mortgage krizinden sonra bu proje son derece doğru’ dedi.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, İstanbul’un finans merkezi olma projesine ilişkin, “ABD’deki mortgage krizinden sonra böyle bir proje ile Türk toplumunun önüne çıkmak, zamanlama açısından son derece doğru” dedi.
Ekren, İstanbul İli Ekonomi ve Sosyal Konsey toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, toplantıyı gerçekleştirmelerinin en önemli nedenlerinden birinin mega kent niteliğindeki İstanbul’un sahip olduğu rol ve fonksiyon kadar, kentin önce bölgesel, sonra küresel finans merkezi haline gelme potansiyeli olduğunu kaydeden Ekren, bu konuların toplantıda tartışılacağını ve değerlendirileceğini söyledi.
‘İlgi odağı haline geldi’
Ekren, “Avrupa Birliği (AB) üyeliği sürecinde İstanbul yabancı sermayenin ilgi odağı haline geldi bu da stratejik önemini artırdı” dedi. Reuters’ın Devlet Bakanlığı’ndan aldığı bilgiye göre, toplantıda İstanbul’un finans merkezine dönüştürülmesinin yanı sıra bu kentte ‘Kalkınma Ajansı’ kurulması konusu görüşülecek. Bu kapsamda, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) ‘İstanbul Finans Merkezi’, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ‘İstanbul Kalkınma Ajansı’ ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ‘Megakent Olarak İstanbul’un Rolü ve Fonksiyonu’ konusunda sunum yapacaklar. Merkez Bankası’nın, Vakıfbank’ın, SPK’nın ve BDDK’nın İstanbul’a taşınmasını öngören yasa tasarısı bu yıl haziran ayında TBMM Başkanlığı’na sunulmuştu.
Tasarının Meclis’e sunulmasıyla taşınmanın gerçekleşmesi için önemli bir adım atılmış oldu. Ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında toplumsal uzlaşma ve işbirliği sağlamak, sürekli ve kalıcı bir ortam yaratarak istişare nitelikte ortak görüş belirlemek amacıyla kurulan ESK üyeleri kamu, özel sektör ve işçi-işveren temsilcilerinden oluşuyor.
Nüfusun yüzde 20’si
Yeni küresel coğrafyada önemli bir merkez olan İstanbul’un yabancı sermayede ilgi odağı haline gelmesinin stratejik önemini artırdığını dile getiren Ekren, sosyo ekonomik ve gelişmişlik sıralamasında 81 il arasında ilk sırada yer alan İstanbul’un, Türkiye’nin toplam nüfusunun ortalama yüzde 20’sini barındırdığını, kentin nüfusunun 1950’den bu yana yaklaşık 10 kat arttığını ve yaklaşık 15 milyon kişinin ikamet ettiğini hatırlattı. Türkiye’nin en gelişmiş ekonomisi ve ülkenin yüksek katma değerli üretim faaliyetlerinin yoğunlaştığı bir kent olan İstanbul’un gayri safi yurtiçi hasılanın yaklaşık dörtte birini, toplam sanayi hasılasının yüzde 38’ini, hizmetlerin yüzde 50’den fazlasını, vergi gelirlerinin de yüzde 40’ını sağladığını anlatan Ekren, kentte kişi başına düşen gayri safi yurtiçi hasıla oranının ulusal ortalamayı yüzde 70, verimlilik oranında ise yüzde 50 geçtiğini söyledi.
Toplantıya kimler katıldı?
Nazım Ekren, “İstanbul uluslararası bir mega kent. Bu kentin bize sağladığı avantajları hep birlikte çok iyi değerlendirmeli ve bundan da ülkemiz açısından yarar sağlayacak sonuçları birlikte üretmeliyiz” dedi. Toplantıya, İstanbul Valisi Muammer Güler, Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı, DPT Bölgesel Gelişme ve Yapısal Uyum Genel Müdürü Ahmet Yaman, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Turan Erol, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı Ersin Özince, İMKB Başkanı Hüseyin Erkan, Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkanı Alpaslan Korkmaz, Halk Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, Vakıflar Bankası Genel Müdürü Bilal Karaman’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. Toplantıda ayrıca, birçok sivil toplum kuruluşunun yöneticisi de yer aldı.
‘Merkez’i taşımak alakalı değil’
Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, İstanbul’un finans merkezi olması konusunda, bunun çok önemli bir proje olduğunu urgulayarak, şöyle konuştu: “Ben bunun olabileceğine şiddetle inanıyorum. Türkiye’nin ve İstanbul’un potansiyelini düşündüğümüzde böyle bir imkân var. Ama önce inanmak, sonra siyasi iradeyi arkasına koymak lazım. Bugün, siyasi iradenin bu işin arkasına konması açısından önemli bir toplantıydı diye düşünüyorum. Nazım Bey, bu işi ele aldı. Sanırım bırakmayacak. Ancak İstanbul’un finans merkezi olma projesinin Merkez Bankası’nın ve kamu bankalarının İstanbul’a taşınmasıyla hiçbir alakası yoktur. Bankalar Birliği olarak yaptığımız çalışmada da ’bu işin olması için Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması gerekir’ diye bir şey söylemiyoruz.”
İstanbul’a ‘Kalkınma Ajansı’ kurulacak
Nazım Ekren, bu yıl içinde İstanbul’da bir kalkınma ajansı kurmayı planladıklarını söyledi. Kurmayı planladıkları kalkınma ajansının en önemli avantajının yerelde etkili bütün aktörlerin katılımını sağlayan kurumsallaşmanın yanı sıra uygun projeler üretildiğinde bu projeleri hibe şeklinde finansman sağlayacak bir mekanizmayı da içinde barındırması olduğunu kaydeden Devlet? Bakanı Ekren, kalkınma ajansları yoluyla devlet, kamu ve özel sektör ile sevil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle çok daha yüksek katma değer yaratılacağını söyledi.

İstanbul’u finans merkezi yapma projesi masada


İstanbul’u finans merkezi yapma projesi masada

Tarih: 1 Ağustos 2008 Kaynak: Radikal

Ekonomi dünyası İstanbul’u finans merkezi yapma projesini ilk kez geniş katılımlı toplantıyla ele aldı. Nazım Ekren, ‘ABD’deki mortgage krizinden sonra bu proje son derece doğru’ dedi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, İstanbul’un finans merkezi olma projesine ilişkin, “ABD’deki mortgage krizinden sonra böyle bir proje ile Türk toplumunun önüne çıkmak, zamanlama açısından son derece doğru” dedi.

Ekren, İstanbul İli Ekonomi ve Sosyal Konsey toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, toplantıyı gerçekleştirmelerinin en önemli nedenlerinden birinin mega kent niteliğindeki İstanbul’un sahip olduğu rol ve fonksiyon kadar, kentin önce bölgesel, sonra küresel finans merkezi haline gelme potansiyeli olduğunu kaydeden Ekren, bu konuların toplantıda tartışılacağını ve değerlendirileceğini söyledi.

‘İlgi odağı haline geldi’
Ekren, “Avrupa Birliği (AB) üyeliği sürecinde İstanbul yabancı sermayenin ilgi odağı haline geldi bu da stratejik önemini artırdı” dedi. Reuters’ın Devlet Bakanlığı’ndan aldığı bilgiye göre, toplantıda İstanbul’un finans merkezine dönüştürülmesinin yanı sıra bu kentte ‘Kalkınma Ajansı’ kurulması konusu görüşülecek. Bu kapsamda, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) ‘İstanbul Finans Merkezi’, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ‘İstanbul Kalkınma Ajansı’ ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ‘Megakent Olarak İstanbul’un Rolü ve Fonksiyonu’ konusunda sunum yapacaklar. Merkez Bankası’nın, Vakıfbank’ın, SPK’nın ve BDDK’nın İstanbul’a taşınmasını öngören yasa tasarısı bu yıl haziran ayında TBMM Başkanlığı’na sunulmuştu.

Tasarının Meclis’e sunulmasıyla taşınmanın gerçekleşmesi için önemli bir adım atılmış oldu. Ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında toplumsal uzlaşma ve işbirliği sağlamak, sürekli ve kalıcı bir ortam yaratarak istişare nitelikte ortak görüş belirlemek amacıyla kurulan ESK üyeleri kamu, özel sektör ve işçi-işveren temsilcilerinden oluşuyor.

Nüfusun yüzde 20’si
Yeni küresel coğrafyada önemli bir merkez olan İstanbul’un yabancı sermayede ilgi odağı haline gelmesinin stratejik önemini artırdığını dile getiren Ekren, sosyo ekonomik ve gelişmişlik sıralamasında 81 il arasında ilk sırada yer alan İstanbul’un, Türkiye’nin toplam nüfusunun ortalama yüzde 20’sini barındırdığını, kentin nüfusunun 1950’den bu yana yaklaşık 10 kat arttığını ve yaklaşık 15 milyon kişinin ikamet ettiğini hatırlattı. Türkiye’nin en gelişmiş ekonomisi ve ülkenin yüksek katma değerli üretim faaliyetlerinin yoğunlaştığı bir kent olan İstanbul’un gayri safi yurtiçi hasılanın yaklaşık dörtte birini, toplam sanayi hasılasının yüzde 38’ini, hizmetlerin yüzde 50’den fazlasını, vergi gelirlerinin de yüzde 40’ını sağladığını anlatan Ekren, kentte kişi başına düşen gayri safi yurtiçi hasıla oranının ulusal ortalamayı yüzde 70, verimlilik oranında ise yüzde 50 geçtiğini söyledi.

Toplantıya kimler katıldı?
Nazım Ekren, “İstanbul uluslararası bir mega kent. Bu kentin bize sağladığı avantajları hep birlikte çok iyi değerlendirmeli ve bundan da ülkemiz açısından yarar sağlayacak sonuçları birlikte üretmeliyiz” dedi. Toplantıya, İstanbul Valisi Muammer Güler, Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı, DPT Bölgesel Gelişme ve Yapısal Uyum Genel Müdürü Ahmet Yaman, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Turan Erol, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı Ersin Özince, İMKB Başkanı Hüseyin Erkan, Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkanı Alpaslan Korkmaz, Halk Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, Vakıflar Bankası Genel Müdürü Bilal Karaman’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. Toplantıda ayrıca, birçok sivil toplum kuruluşunun yöneticisi de yer aldı.

‘Merkez’i taşımak alakalı değil’
Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, İstanbul’un finans merkezi olması konusunda, bunun çok önemli bir proje olduğunu urgulayarak, şöyle konuştu: “Ben bunun olabileceğine şiddetle inanıyorum. Türkiye’nin ve İstanbul’un potansiyelini düşündüğümüzde böyle bir imkân var. Ama önce inanmak, sonra siyasi iradeyi arkasına koymak lazım. Bugün, siyasi iradenin bu işin arkasına konması açısından önemli bir toplantıydı diye düşünüyorum. Nazım Bey, bu işi ele aldı. Sanırım bırakmayacak. Ancak İstanbul’un finans merkezi olma projesinin Merkez Bankası’nın ve kamu bankalarının İstanbul’a taşınmasıyla hiçbir alakası yoktur. Bankalar Birliği olarak yaptığımız çalışmada da ’bu işin olması için Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması gerekir’ diye bir şey söylemiyoruz.”

İstanbul’a ‘Kalkınma Ajansı’ kurulacak
Nazım Ekren, bu yıl içinde İstanbul’da bir kalkınma ajansı kurmayı planladıklarını söyledi. Kurmayı planladıkları kalkınma ajansının en önemli avantajının yerelde etkili bütün aktörlerin katılımını sağlayan kurumsallaşmanın yanı sıra uygun projeler üretildiğinde bu projeleri hibe şeklinde finansman sağlayacak bir mekanizmayı da içinde barındırması olduğunu kaydeden Devlet? Bakanı Ekren, kalkınma ajansları yoluyla devlet, kamu ve özel sektör ile sevil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle çok daha yüksek katma değer yaratılacağını söyledi.

Konut Piyasası Başımıza mı Yıkılacak?

Posted On Ağustos 1, 2008

Filed under dünya, ekonomi, şehir, İNSAN

Comments Dropped leave a response


Konut Piyasası Başımıza mı Yıkılacak?

Tarih: 1 Ağustos 2008 Kaynak: Building Design Yazan: Will Henley Çeviren: Cansu Cürgen – Arkiparc.com.tr

Konut fiyatlarındaki düşüş, bazı mimarların işsiz kalmasına da yol açarak, komisyonlarda dramatik bir çöküşe neden oldu. Will Henley, uygulamaların kredi sıkışıklığıyla nasıl başa çıktığını ve uzun vadede karşılaşılabilecek sorunları araştırıyor.

Ekonomik çöküş, geliştirici ve yüklenicileri de etkisi altına aldığından yüzlerce mimarın işlerinin, önümüzdeki aylarda ne olacağı bilinmeze giriyor. Dünya piyasalarındaki likidite gibi, yeni konut komisyonları da tükendi. Peki bu kriz ne kadar sürecek ve durumdan sektördeki kaç mimar daha etkilenecek?

“İnsanları işten çıkartmak zorunda olmak çok yürek burkan bir olay,” diyor konut projelerinde uzman, HTA yöneticisi Ben Derbyshire. Geçtiğimiz ay, yeni işlerinin bozulmaya başlamasıyla Derbyshire, içlerinde nitelikli mimarların, peyzaj mimarlarının ve destek elemanlarının da bulunduğu 100 kişilik güçlü kadrosundan 12 elemanını işten çıkartmak zorunda kaldı.

“Çeşitli uygulamaları beraber yürüttüğünüz bir ekip oluşturuyorsunuz, herkesi çok iyi tanıyorsunuz, birlikte çalışıyor, birlikte yiyip içiyorsunuz ve birbirine sımsıkı bağlanmış bir grup haline geliyorsunuz. İşte bu yüzden, durum hiç de kolay değil,” diyor.

Bu konuda HTA yalnız değil. Düzinelerce firma ki bunların bir çoğu ismini vermek istemiyor, projeler rafa kaldırıldıkça ya da terk edildikçe, eleman çıkarıyorlar. Durdurulan en büyük projeler arasında, Ian Simpson’ın Leeds’te gerçekleştireceği Lumiere Tower’ı ve Carey Jones’un Liverpool Uluslararası Bahçe Festivali için planladığı 1.000 ünitelik projesi bulunuyor.

Konut sektöründeki mimarların lobi çalışması yürüttükleri Design for Homes grubu, özellikle taşrada, neredeyse sadece özel konuta yönelmiş olan küçük firmaların durumdan en kötü şekilde etkileneceğini düşünüyor. Baş yönetici David Birkbeck “İnsanların, elemanlarının %20 ya da daha fazlasını kaybedebilecekleri gerçek bir risk var,” diyor.

Acı Dersler
1990’ların başındaki krizden kurtulan firmalar, bir sektöre yüklenilmemesi gerektiği konusunda acı bir ders almış oldular. Takip eden yıllarda, pek çok firma, kamu sektöründeki işlere ya da denizaşırı projelere yöneldi. Diğerleri ise konut geliştiricilere olan inançlarını kaybederek özel işlerle sosyal konut planlarını dengelemeyi tercih etti.

Geçtiğimiz yılın kredi sıkışıklığında, prefabrik konut tasarımında uzman olan Cartwright Pickard’dan Peter Cartwright, özel konut komisyonlarına güvenmekten kaçınarak oluşturduğu portfolyosunu yeniden dengelemeye çalıştığını ifade etti ve ekledi, “Geçtiğimiz yılın işlerinin %75’ini konut oluştururken, bu yılın konut oranı %50’lerde kaldı.” ve “Diğer işleri hedefledik çünkü girişimler oldukça azdı.” Ancak en sonunda bu değişimin acısı çıkacak. Firma bir yandan işe alımlarda durdurma kararını etkili bir şekilde yürütürken, Cartwright da hala işten çıkartmanın berteraf edilebileceğinde ısrar ediyor.

Conran & Partners, bu süreçte iş yükünü “kasıtlı olarak çeşitlendiriyor,” diyor yönetici Paul Zara. “Pek çok ortaklıklar kurarak konut projeleri gerçekleştirdik, bunun için de oldukça fazla bir hükümet desteği var.” Bu ay, City Lofts’un iflasa gitmesine neden olan erken kayba rağmen, önemli bir geliştirici olan Zara’ya göre, Japonya ya da Kuala Lumpur kadar, olabildiğince uzak yerlerde çalışılarak en az şekilde zarar görülebilir.

Ancak, izolasyondan çeşitlenmeye giden girişimlere rağmen, temponun düşmesi ve işlerin yavaşlamasıyla pek çok mimar sorunlar yaşamaya başladı. London merkezli ve ödüllü küçük bir uygulama ofisinin BD’ye aktardıklarına göre, kendilerininin bu alanda uzman olmasına rağmen Kasım ayından bu yana, hiç yeni konut işi alınamamış.

Korkulan şu ki, 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında görülen işten çıkarmaların, acı bir gerçek şeklinde yeniden yaşanılacağı düşünülüyor. Kapsamlı konut uygulamaları üreten PCKO’dan Peter Chlapowski’ye göre, “ Daha önceki gerilemelerde, ekonominin genel durumu çok daha kötüydü, daha fazla işsizlik ve düşük performans görülüyordu. Bu kriz ise, çok daha çabuk gerçekleşti.”

Daha genç mimarlar ise, maaş kesintileri ve kaçan fırsatlarla dolu bu durumdan en kötü şekilde etkilenen kesimde yer alıyor. İş arayanlar artarken ve firmalar işe alımları durdurmuşken, hala eleman alanlar ise fiyatı artan gayrimenkullerini satıp, düşük olanları elde tutmaya aday gibi görünüyor.

İşe alım acentası Hunter Dunning’ten yönetici müdür Roger Dunning’e göre, “Firmalar artık çok daha seçici. Aslında, 3 yıllık tecrübeye sahip biri, normal olarak oldukça yeterli olsa da, firmaların tercih etmesi ve işe alması için yeterli görülmüyor. İnsanlar ihtiyaçları doğrultusunda artık çok daha seçiciler. Seçecekleri kişi, tam anlamıyla doğru aday olmalı.”

Gelecek, yeni mezunlar için oldukça aldatıcı görünüyor, öyle ki denizaşırı işlerde çalışmak daha iyi bir fikir olabilir. “Yabancı piyasalar hala oldukça hareketli –Birleşik Arap Emirlikleri, Avustralya’nın bazı kısımları, Dubai ve Abu Dhabi de bunlardan birkaçı. Bu piyasalarda patlayan bir iş hacmi görülüyor, iş fırsatları çok daha fazla,” şeklinde düşünüyor. “Birleşik Krallık’takiler dünyada en çok rağbet görenler. Avustralya’da vize sorunları olsa da Birleşik Krallık mezunları en çok tercih edilenler.”

İşbirlikli Seçenekler
Ancak yine de, Birleşik Krallık’taki manzara o kadar kasvetli değil. Konut piyasasındaki içe akış sayesinde, reform, birleşme ve yeniden canlanma için fırsatlar da ortaya çıkıyor. Mimarlar, artık işin büyüklüğüne göre, bağımsız kalabileceği ya da bir takım oluşturabileceği ortak çalışmalara her zamankinden daha sıcak bakıyor. RIBA başkan adayı ve Hanson & Confederates yöneticisi Andrew Hanson, “Büyük bir ofise, tek bir oluşuma dahil olacağınızı düşünerek girebilir ve aynı anda farklı işlerin gerçekleştiğini görebilirsiniz. Bu durum 5 milyon Pound değerindeki büyük projeleri müşterilere sunma imkanı yaratır,”diyor.

Adrem İşbulma’dan yönetici müdür Del Hossein’e göre, sağlıklı bir sürecin aksine, mimarların tercihen ya da zorunlu olarak anlaşmalarını bozduğu ve tek başlarına ayakta kalmaya çalıştıkları riskli zamanlarda, daha fazla iş girişimi başlıyor. “Burada eğlenceli olan, böyle sıkıntılı dönemlerde daha küçük uygulamaların başlamasıdır.”

Del Hossein, bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar orta ölçekli firmaya, daha küçük uygulamalarda karşılaşılabilecek potansiyel yatırımlar konusunda tavsiyelerde bulunuyor. “Kısa sürecek küçük uygulamalara göz atıyorlar. Bir çırpıda iyi bir kadro toplayabilirsiniz. İyi hazırlanmış bir takım elde edebilirsiniz. Bu oldukça fırsatçı, bir o kadar da iyi iş algısı sağlıyor. Küçük beylerin çoğu da bunlara göz atmaktan mutluluk duyuyor,” şeklinde ekliyor.

Konut mimarisinde uzman ofis Proctor & Matthews’dan Andy Matthews’e göre, gelecek “belirsiz alan”. Firmanın çığır açan projesi Rochdale, şimdilik askıya alınmış durumda ve Matthews, 2 çalışanının da işine son vermek zorunda kalmış. “İş yüküne bakılırsa, sektör hızı baş aşağı döndü ve çok keskinleşti. Buna rağmen biz yine de altında yatan konut talebinin hala mevcut olduğunu biliyoruz,” diyor.

Matthews, bazı iş yüklerinin sıkıntıda olduğu konusunda kararlı; ona göre mimarlar, geliştiricilerin hala büyük tabloda gözü olduğunu asla unutmamalı. Geliştiriciler uzun süreli projelerde, yaklaşık 4 yıl alan master planlarda ve işin anahatlarını planlamada yer almak istiyorlar. Piyasaların bu durumda kalamayacağı görüşünden yola çıkarak, ortada hala konut talebinin olduğunu vurguluyorlar.

Kriz vurdu New York köprü ve otoyol satıyor

Posted On Ağustos 1, 2008

Filed under dünya, ekonomi, şehir, şehir rehberi, İNSAN

Comments Dropped leave a response


Kriz vurdu New York köprü ve otoyol satıyor

Tarih: 1 Ağustos 2008 Kaynak: Hürriyet

ABD’de yaşanan ekonomik kriz New York’u vurdu. 1970’li yıllarda yaşanan ekonomik krizden bu yana tarihindeki en ciddi ekonomik krizlerden birini yaşayan New York’ta bütçe açığını kapatmak için otoyol, köprü ve tüneller satışa çıkarılıyor.

New York Valisi David Paterson, ekonomik krizden kurtulmak için eyaletin sahip olduğu bazı mülkleri satışa çıkarıp, bazılarını da kiraya vereceklerini açıkladı. New York Valisi Paterson’ın açıklamaları yerel basında da geniş yankı uyandırdı. New York Post gazetesi, Vali Paterson’ın ekonomik krizi önleme planlarını “Satılık New York” başlığı ile okuyucularına duyurdu.

26 milyar dolar açık
Vali Paterson, önümüzdeki üç yıl içerisinde New York eyaletinin bütçe açığının 26.2 milyar doları bulacağını tahmin ettiklerini belirterek, krizden kurtulmak için itibaren radikal önlemler almak zorunda olduklarını söyledi. Paterson, bütçede birçok kısıtlamalara gideceklerini, eyalet çalışanlarının sayısı azaltacaklarını ve eyaletin sahip olduğu bazı mülkleri satışa çıkarıp bazılarını da kiraya vereceklerini açıkladı. Paterson, “Sorunun kendi kendine çözümlenmesini bekleyemeyiz, acil çözüm bulmak zorundayız” dedi.

Satılık New York
New York Post gazetesi Vali Paterson’ın ekonomik krizi önleme planlarını “Satılık New York” başlığı ile duyurdu. Gazete Vali Paterson’ın köprü, otoyol ve tünelleri özel sektöre satmayı planlayarak ekonomik krizden kurtulmayı düşündüğünü iddia etti. New York eyalet gelirlerindeki en büyük düşüş Wall Street’den alınan vergi gelirlerindeki azalma nedeniyle meydana geldi. Wall Street ikramiyelerinde bu yıl yüzde 20’ye kadar varan düşüş olabileceği beklentisi ve büyük bankalardan alınan vergi gelirlerindeki azalma eyalet bütçesini zora soktu. Vali Peterson ekonomik krize karşı alınacak önlemleri belirlemek amacıyla eyalet kongresini de 19 Ağustos’ta olağanüstü toplantıya çağırdı.

ABD alternatif enerjiyi hatırladı


ABD alternatif enerjiyi hatırladı

1 Ağustos 2008

ABD Hazine Bakanlığı Müsteşarı McCormick, artan petrol fiyatları ve enerji sorunu konusunda uzun vadede enerji arz ve talebinin dinamiklerini değiştirmek için bugün önemli, güvenilir ve kapsamlı önlemler alınması gerektiğini kaydetti.

ABD Hazine Bakanlığı Uluslararası İlişkiler Müsteşarı David H. McCormick, ABD’deki uluslararası ekonomi konusunda faaliyet gösteren Peterson Enstitüsünde yaptığı “Petrol Pazarları: İlkeler, Algılamalar ve Fiyatlar” başlıklı konuşmada, petrol fiyatlarının artmasının nedenlerine ve bunun nasıl önlenebileceğine değindi.

Müsteşar McCormick, “petrol fiyatlarındaki dramatik artışın temelinde, dünyanın petrol tüketme isteği ile petrol üretme kapasitesi arasındaki artan boşluk” olduğunu belirterek “Uzun vadede enerji arz ve talebinin dinamiklerini değiştirmek için bugün önemli, güvenilir ve kapsamlı önlemler almalıyız” diye konuştu.

“Öncelikle hızla değişen pazarı daha iyi anlamalıyız” diyen müsteşar, petrol pazarının dinamiklerini anlamak için çalışmalar yürüttüklerini anlattı. McCormick, arz konusunda hem ABD’de hem de dışarıda, ikili yatırım anlaşmaları ve serbest ticaret anlaşmaları yoluyla açık bir yatırım ortamı geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. McCormick, “Kendi sınırlarımız içinde de daha çok yatırım yapmalıyız” diyerek bunun çevre açısından sürdürülebilir şekilde yapılması gerektiğini anlattı.

Petroldeki artış tüm aileleri sarstı
ABD ekonomisi açısından zor zamanlardan geçildiğini belirten McCormick, bu çerçevede Amerikalı tüketicilerin kafasındaki en önemli endişe kaynağının artan petrol fiyatları olduğunu belirtti. McCormick, petrol fiyatlarındaki artışın sadece Amerikalı aileleri değil, dünya çapında tüm aile ve ekonomileri sarstığını belirtti.

McCormick, konuşmasında, petrol rezervlerinin jeolojik olarak geliştirilmesi güç yerlerde bulunduğuna ve bu kaynakları çıkarmak için çok daha fazla yatırıma ihtiyaç duyulduğuna dikkati çekti. Bu yıl, arz ve talep beklentilerinin önemli ölçüde değiştiğini ve bunun da son altı aydaki ani fiyat artışına neden olduğunu belirten McCormick, bu gelişmenin gelecekle ilgili arz ve talep algısının bugünün fiyatlarını etkilemesiyle açıklanabileceğini vurguladı.

Geçtiğimiz yıl içinde arzın talebe yetişememesinin birçok küçük olaya da bağlanabileceğini belirten McCormick, bu olayları yeni petrol alanlarındaki üretim gecikmeleri, petrol çıkarma aletlerindeki eksiklik, küresel ekonomi yavaşlarken yükselen piyasalardaki şaşırtıcı esneklik ve Basra Körfezindeki artan jeopolitik belirsizlik olarak sıraladı.

Enerji çeşitliliği gerekli
Konuşmasında, enerji çeşitliliğine de değinen Müsteşar McCormick, “Dünyada ve ABD’de alternatif enerji kaynaklarına yatırımı artırarak enerji çeşitliliği elde etmeye çalışmalıyız” diye konuştu. McCormick, bu çerçevede bazı şirketlerin, örneğin elektrikle çalışan arabalar üretmeye başladığını belirterek, zorluğun büyüklüğü düşünüldüğünde, kendilerinin ve diğer milletlerin modern ve güvenli nükleer olanaklar ile rüzgar enerjisi gibi yeni teknolojiler geliştirme çabalarını hızlandırmaları gerektiğini dile getirdi.

“Küresel petrol talebini azaltmak için adımlar atmalıyız” diyen müsteşar, bu konuda tüketicileri eğitmenin de önemine değindi. McCormick, bu çerçevede Gallup araştırma şirketinin “Amerikalıların yüzde 80’inin günlük araba kullanımlarını azaltmak için adımlar attığını” ortaya koyan çalışmasını da hatırlatarak, “bunun etkisinin ABD’de benzin kullanımında bu yıl yüzde 4’lük bir azalmayla görüldüğünü” söyledi.

Kaynak: NTVMSNBC

Ali Emrah Ünlü’yle Fener – Balat projesi üzerine

Posted On Ağustos 1, 2008

Filed under altarnatif, SAĞLIK

Comments Dropped leave a response


Ali Emrah Ünlü’yle Fener – Balat projesi üzerine

31 Temmuz 2008

Geçtiğimiz hafta tamamlanan Fener – Balat Rehabilitasyon Projesi hakkında sorularımızı, projenin restorasyon işleri koordinatörü, Restorasyon Uzmanı Yüksek Mimar Ali Emrah Ünlü’ye sorduk. Ünlü, mimdap forumlarında da sıklıkla tartışılan konulardaki sorularımızı yanıtlarken, projenin fizikî iyileştirmenin yanı sıra sosyal olarak da ne kadar önemli olduğunun altını çizdi.

Fener – Balat Rehabilitasyon Projesi, sadece fizikî bir iyileştirmeyi kapsamıyor. Projenin sosyal tarafının yanı sıra, altyapı iyileştirilmesi, eksik donatıların tamamlanması gibi boyutları da var. Projenin nasıl başladığını biraz anlatabilir misiniz?

Kısaca projenin içeriğinden bahsederek bu soruya cevap vermek lazım. Projenin başlangıcından itibaren, 1998’de ciddî bir fizibilite çalışması yapılıyor ve Yeşil Kitap ortaya çıkıyor. UNESCO’nun örnek olduğu bu projede, “Fener ve Balat Rehabilitasyon Programı” isimli bir proje oluşturuluyor. Proje, 2001 yılına kadar hayata geçemiyor, ancak 2001’den sonra Avrupa Birliği’nin kaynak ayırmasıyla tekrar gündeme geliyor. Sonunda Avrupa Komisyonu 7 milyon avroluk yardımı bu proje için ayırıyor. Program da resmî olarak 2003 Ocak ayında başlıyor.

Başlangıcından itibaren, bu projenin sadece fiziksel bir iyileştirme olmaması gerektiği konusunda uzlaşılmıştı. Özellikle iki semtin bir örnek olacak şekilde öncelikle altyapısının iyileştirilmesi, sonrasında oradaki halkın ekonomik durumunu da dikkate alarak, orada bir tür örgütlenme oluşturmak, sosyal merkezler aracılığıyla birtakım eğitimler vermek ve yeni iş imkânları sağlamak hedeflendi.

Programdaki ilk dökülmeler, Avrupa Birliği’nin ayırdığı kaynağın bir ihale paketi halini almasıyla birlikte yaşandı. Projenin iyi niyetle geliştirilen bazı ayakları maalesef gerçekleştirilemedi.

Bunlar neydi mesela?

Programın 98 yılındaki planında daha fazla yapıda, daha yaygın bir iyileştirme hedefleniyordu. En başta 150 konut gibi bir rakam telaffuz ediliyordu. Açıkçası maddî nedenlerden dolayı biraz da kırpılarak gerçekleştirilen bir proje oldu. Sonuçta 121 binada iş yapılabildi.

Burada önemli olan bir konu, Avrupa Birliği’nin maddî yardımlarını karşılıksız olarak yapmıyor olmasıdır. Bu bir karşılıklı finans anlaşmasıdır. Örneğin Avrupa Birliği’nin yaptığı 7 milyon avroluk yardımın karşılığında, Türkiye hazinesi de 10 milyon avroluk aynî destek olmak durumunda kalıyor. Bu da şu demek oluyor: Belediye doğrudan para vermiyor da, yolları düzeltiyor, ışıklandırmaları yapıyor, aydınlatmayı düzenliyor vs… Mimdap forumlarında da tartışıldığı için söylüyorum: Yani hiçbir zaman Avrupa Birliği’nin verdiği parayla olmuyor, oradaki yerel kurumların da buna katkıda bulunmaları gerekiyor. Bizim projemizde de böyle bir şey oldu.

Mimdap’ta konuşulan konuların başında da 121 binanın iyileştirilmesinin az olduğu, bunun ekseriyetle “basit onarım” olduğu geliyordu…

Açıkçası “basit onarım” tanımı bizi rahatsız ediyor. Bu tanımın tam olarak anlaşılmadığını düşünüyorum. Çok çeşitli üniversitelerde, belediyelerde ve diğer ortamlarda üstüne basa basa söylüyoruz: Elimizde belli bir kaynak vardı ve belirli bir sınır çizilmişti. Programa başladığımız noktadan itibaren ilk yaptığımız şey, oradaki yapı stokunun çalışmasını yapmak oldu. Binaların fiziksel durumunun yanı sıra, içinde yaşayanların sosyal durumunu, gelir kaynaklarını vs. araştırdık. Bu çalışmayı kâğıt üzerine döktük ve haritalarını çıkarttık. Ortaya koruma amaçlı imar planında yapılana yakın bir şey çıkmış oldu.

Ancak maalesef tüm yapıların iyileştirilmesi de mümkün değildi. Bu yapıların çok sahiplilik ve mülkiyet gibi problemleri vardı. Programın ana prensibi gereği dinî yapılarla ilgili bir çalışma yapamıyorduk. Dolayısıyla bizim elimizdeki çember giderek daralmış oldu. Alanımızdaki 1043 parseli tek tek inceledik. Bu binalardan bir kısmı yıkılmış, bir kısmı fazlasıyla yıpranmıştı. Bunları eleye eleye 750 binaya kadar düşürdük. Bu binalar üzerinde de ciddî seçim kriterleri koyarak tekrar bir elemeye gittik ve elimizde daha dar bir liste oluşmuş oldu. O listelerde binanın konumuna, fizikî durumuna, yapım yılına, tarihî özelliklerine, yaşayan sayısına vs. bakıldı. Bu listeyi oluşturduktan sonra da çeşitli toplantılarla ev sahiplerine ulaştık ve kendilerine tek tek yapacaklarımızı anlattık.

Ev sahiplerine anlattığımız üç önemli şey vardı: Birincisi, Avrupa Birliği fonuyla gerçekleştirilen bir proje olmasından ötürü ev sahipleri herhangi bir ücret ödemeyeceklerdi. İkincisi, ev sahipleri bizim restorasyonunu yaptığımız binalarını 5 yıl boyunca satmamayı taahhüt ettiler. Üçüncüsü, binada kendileri oturmuyorsa ve kiracıları varsa, kiraları enflasyon değerinin üzerinde arttırmayacaklardı.

Böylece rant artışını kontrol etme imkânı doğmuş oluyor mu?

Bu çok önemli bir nokta. Burada “soylulaştırma” denilen kavramı bir nebze de olsa engellemiş olduk. Tabiî ki de bunun yasal boyutu tartışılır, ancak bizim kriterlerimiz arasında bu vardı.

Ancak bu şöyle bir sorun yarattı: O dönemde tam da yerel seçim arifesindeydik. Bunun getirdiği havayla birtakım konuşmalar, spekülasyonlar ortaya çıktı. Avrupa Birliği projesi olması dolayısıyla “Burası Vatikan olacak. Özerk statü verilecek” gibi söylentiler dolaşmaya başladı. Zaten programın en başından beri konuşulan konular, ısıtılıp ısıtılıp önümüze sunuldu. Biz bu sorunlarla birebir mücadele ettik.

Bu nedenle insanlara tek tek projenin amacını, kapsamını ve nedenlerini anlattık. Dolayısıyla insanlar ilk başta projeye çok da sıcak bakmadılar, ta ki ilk 26 evin restorasyonunu bitirene kadar. Sanırım bu Türk insanının da bir özelliği: Bir şeyi görüp dokunmadan ona güven duyamıyorlar. Onlara da hak veriyorum, çünkü Türkiye’deki sistem genelde insanları mağdur etme üzerine kurulu oluyor. Biz tüm bu sorunlara karşı yalnız başımıza mücadele etmek durumunda kaldık.

Böylece ilk yapılan 26 evlik grubun neden basit onarım olarak yapıldığını da anlayabilirsiniz. Hem izin prosedürleri kısa olsun, hem ihaleler çabuk sonuçlansın, hem de yapılan işin sonuçları çabuk görülsün diye ilk grup basit onarım olarak yapıldı ve bitirildi. Bu “basit onarım” lafı da oradan kaldı. İlk binalar öyle olunca, herkes tüm projenin basit onarım üzerine kurulu olduğunu sandı. Biz daha ziyade binaların ihtiyaçlarına göre hareket ettik, ki kalan 74 binanın içinde çok sayıda kapsamlı onarım mevcuttur.

Şöyle bir gerçek de var: Yerel yönetimler tescilli binalara hurdaya dönene kadar çivi bile çaktırmayabiliyor.

O konu biraz daha karmaşık. Basit onarım konusu Türkiye’de yıllarca suiistimal edildiği için, koruma kurulları bu konuda daha çekingen davranıyordu. Ancak son dönemde KUDEB gibi uzman kurumların kurulmasıyla, bu tip basit onarım işlerinin daha da yoluna gireceğini düşünüyorum. Basit onarım izni alıp, bütün binayı yıkıp tekrar yapanları da unutmamak lazım…

Restorasyon konusunda öncelikli ilkeleriniz nelerdi?

Biz uluslararası standartlarda bir restorasyon yapmayı hedefledik. Benim düşüncem de programın en başarılı yönünün restorasyona yaklaşımı olduğu yönünde. Burada gerek projede, gerek uygulamada, gerekse de inşaat sürecinde biz ekip olarak kontrol mekanizması oluşturduk. Projeleri hazırladık, ayrıca ekip olarak inşaatların başlamasıyla birlikte kendi projelerimizin uygulama denetleyicisi olduk. Restorasyon konusunda Türkiye standartlarının çok üzerinde bir iş ortaya koyduğumuzu düşünüyorum.

Bir kere binaların özgün malzemeleri kesinlikle bozulmadı. Çimento bazlı sıvalar kesinlikle yapılmadı. Bunun yerine o binalarda olan kireç harçlı sıvalar yapıldı. O sıvaların üzerine binanın nefes almasını engelleyecek plastik boyalar değil, kireç badananın çeşitli skalaları kullanıldı. Böylece hem kireç harcıyla daha iyi bir birleşim sağlandı, hem de plastik boyanın havayı geçirmemesi ve binayı nemlendirmesi sorununun da önüne geçilmiş oldu. Taş temizlikleriyle ilgili çok hassas davranıldı, mikro kumlama esnasında kesinlikle taşın yüzeyini bozacak aktivitelerden kaçınıldı.

Sadece malzeme olarak değil, oransal olarak da binanın aslına sadık kalmayı amaçladık. Pencere tipolojileri, kapı tipolojileri yarattık ve bir tür databank oluşturduk.

Restorasyon konusunda karşılaştığınız zorluklar neler oldu?

İnsanların alıştığı bir Pimapen pencere düzeni var. Herkes Pimapen pencerenin binanın ısı kaybını tamamen engellediğini düşünüyor. Tabiî bu tip pencerenin şu an piyasadaki en ucuz çözüm olduğunu da unutmamak lazım. Biz bu insanlara giderek, onları giyotin tipli ahşap doğramayı kabul etmeye ikna etmek durumunda kaldık. Her ne kadar kurul kararları bağlayıcı olsa da, “Ben bunu yaptırmak istemiyorum” diyenler de çıktı. Bu konuda biz kendi çözümlerimizi geliştirerek, giyotin tipli ahşap pencerede çift cam uygulamasına gittik.

Onun dışında kireç sıva ve kireç badanayla ilgili de sorunlar yaşandı. İnsanlar çimento yapmaya çok fazla alışmış. Ancak çimento bizim restorasyon ilkelerimizle örtüşmüyordu, çünkü İstanbul’un tarihî yapı stoku genelde tuğla, taş ve kireç harcı gibi malzemelerden oluşmakta. Bunlara çimentolu bir ilave yaptığınız takdirde binanın yapısal durumunda büyük sorunlara neden olabilirsiniz. Kısaca anlatayım: Çimento tuzlu bir malzeme olduğundan, bu tuz binanın diğer yerlerine yayılır. Doğal taş bu tuzu bünyesine çeker. Mevsim değişiklikleri yaşandığı vakit o tuz taş içindeki boşluklarda kristalize olur ve genleşir. Böylece duvarda büyük çatlaklar oluşabilir. Dolayısıyla yapısal olarak ciddî problemler yaratabilecek çimentoyu kullanmaktan kaçındık.

Bu ikna süreçleri gayet zor oldu. Öncelikle ustaları buna alıştırmak gerekti. İhale dosyalarımızda bu ilkelerle ilgili olarak ciddî teknik spesifikasyonlara gittiğimiz için, müteahhitleri bağlayıcı maddeler koymuş olduk. Müteahhit şartnameye uygun bina yapmayı garantilediğinden, biz de her şeyin öngördüğümüz şekilde olmasının kontrolünü yaptık.

İşin sosyal tarafı hep önemli diyoruz ya, işte bu konularda semt halkıyla girdiğimiz birebir diyalog karşılıklı bir etkileşim sürecini de yaratmış oldu.

Bizim için bu projenin başardığı iki önemli şey var. İlki, yapının ömrünün uzayabilen bir şey olduğunu kanıtlamak. Sizce de oradaki yapıların ömrü uzadı mı ve çevre halkı bunu özümsemeyi başardı mı?

Çok doğru bir saptama yaptınız. Genelde Türkiye’de tarihî yapılarak eskimiş, bozulmuş, yıpranmış, beş kuruş etmeyecek binalar olarak bakılıyor. Ancak bu binaların kötü durumda olanları olduğu gibi, daha az değişikliğe uğramış olanları da var. Bunları doğru malzemeyle ve doğru teknikle yenilediğiniz takdirde, kullanım ömrü çok fazla uzuyor.

Ama burada asıl önemli olan şey, kullanım. Bizim öyle ev sahiplerimiz vardı ki, maddî durumları gayet bozuk olduğu halde, kendi imkânlarıyla binalarının bakımını yapmışlardı. Binalarına zarar gelecek diye gece uyuyamayan ev sahipleri tanıdık. Tabiî buna karşın binasının üstüne 3 kat ilave etmiş kişiler de vardı.

Bizim yaptığımız restorasyon sonucunda binaların ömrü pek tabiî ki de uzadı, ancak ne kadar uzadığını ev sahiplerinin o binayı nasıl kullandığı belirleyecektir. Şayet düzgün bakarlarsa, restorasyonun devamı niteliğindeki sorumluluklarını yerine getirirlerse, o binalar daha 100 yıl rahat bir şekilde kullanılır. Biz seçimler konusunda bu konuya da dikkat ettik. Eğer bir ev sahibi binası üzerinde geri dönülmez zarar verici faaliyetlerde bulunduysa, onu projeye dâhil etmedik.

Bizim proje adına önemli bulduğumuz ikinci nokta ise, projenin sosyal yönü. İnsanları proje süreçlerine dâhil etmek konusunda ne gibi çalışmalar yürüttünüz?

Bu konuda gerçekten büyük bir çaba sarf ettik, hatta resmen debelendik. Bizim adımız teknik destek ekibiydi, ancak insanlarla baş başa kalan kişiler de biz olduk. Dolayısıyla biz sosyal uzmanlarla birlikte çalışmamıza rağmen, o insanlarla birebir diyalog imkânını da yakaladık. O semtteki herkesle konuştuk, tartıştık, ikna ettik, edemedik… Programın asıl amacı, orada semt halkının bilinçlendirilmesiydi. Mesela kadınların birtakım el becerilerini geliştirerek para kazanmasını ve sosyal olarak gelişmelerini sağlamak, ya da okul çağındaki çocukların derslerine yardımcı olmak gibi konuları da kapsıyordu.

Bunların gerçekleşmesi için program sonucunda 2 tane sosyal merkez binası yapıldı ve restore edildi. Bu merkezlerin tüm eşyaları Avrupa Birliği fonuyla alındı ve kullanıma hazır bir şekilde belediyeye teslim edildi. Amaçlanan, bu sosyal merkezleri oluşturmak, proje süresince insanları sosyal merkezler konusunda bilgilendirmek ve proje sonunda bu merkezleri yerel yönetime vermekti. Bundan sonra ne olacağını bilmiyoruz. Ama biz program sırasında o kadar büyük teknik sorunlarla karşılaştık ki, doğrusu projenin sosyal tarafına tam olarak eğildiğimizi söyleyemeyeceğim. Gerçekten yıpratıcı, geri dönüşü çok olan bir süreçti. Dolayısıyla teknik elemanlar olarak işin sosyal boyutuyla ilgilenmeye çok vaktimiz kalmadı.

Sizin “Yalnız kaldık” derken kast ettiğiniz de buydu herhalde. Sonuçta siz orada teknik eleman olarak yer alıyorken, projeyi o bölgede yaşayanlara anlatmak sivil toplum örgütleri gibi inisiyatiflere düşmeliydi belki de…

Ben burada sadece resmî kurumlardan bahsetmiyorum. Semt içinde olması gereken çeşitli sivil toplum örgütleri, muhtarlık, dernekler, vakıflar gibi oluşumların hep birlikte çalışarak gerçekleştirmesi gereken şeylerdi bunlar. Biz teknik konularda insanlarla konuşup tartışmaya çalışıyorduk, ancak imkânlarımız kısıtlı olduğundan, projenin sosyal tarafında eksiklikler olduğu da bir gerçek.

Türkiye’de koruma ve yenileme çalışmaları konusunda büyük bir emsal sıkıntısı var. Sizce Fener-Balat Rehabilitasyon Projesi bu konuda bir emsal olmayı, ya da varolan ezberi bozmayı başardı mı?

Başardı, ya da başarmak isteyen için ayıklayıp feyiz alabileceği bir örnek yarattı. Öncelikle, demin de belirttiğim gibi, restorasyon konusunda ender rastlanan bir iş yapıldı. Sonra, gene konuştuğumuz gibi, yapının bütünü bozmadan ya da yıkmadan bu yapıların düşük bütçelerle restore edilebileceğini göstermiş olduk. Herkese 7 milyon avro çok büyük para gibi geliyor, ama bu paranın büyük kısmı sosyal merkezin kurulması ve işletilmesi için harcandı. Onun dışında ofisin giderleri, teknik destek ekibinin giderleri, yabancı uzmanların gelmesi vs.yi de hesaba katarsanız, bu paranın 3,9 milyon avrosuyla 121 tane bina yapıldığını görüyorsunuz.

Açıkçası 7 milyon avro bile bu iş için az bir miktar gibi geliyor bize…

7 milyon zaten kendiliğinden az, onun yaklaşık yarısı diğer masraflara gitti. Biz çok da pahalı olmayacak şekilde bu restorasyon işinin kotarılabileceğini göstermiş olduk.

Emsal konusuna gelince… Bu projenin başından beri en çok korktuğum şey şuydu: Biz burada Avrupa Birliği’nin parasıyla çalışıyorduk, dolayısıyla ev sahiplerinden hiçbir ücret alınmadı. Açıkçası ben bunun pek de iyi bir yöntem olduğunu düşünmüyorum, çünkü insanlar kendi paralarını vermediği bir şeye çok da sahip çıkmayabiliyorlar. Bunun yurtdışı modellerinde olduğu gibi projenin %30’luk kısmını ev sahipleri üstlenmiş olsaydı, o restorasyona sürdürülebilirlik anlamında daha çok sahip çıkmış olacaklardı.

Onun dışında biz bu projeye başladık ve bitirdik, ancak “Bittiği gün her şey bitecek mi?” diye de düşünüyordum. Bu konuda hâlen de şüphelerim var. Artık biz sahada değiliz ve belediyenin gerekli kontrol ve denetimleri sürdürmesi gerekiyor. Belediyedeki herhangi bir uzman restorasyonun teknik sürdürülebilirliği konusunda ne kadar yetkin olacak, açıkçası bu konudaki endişelerim sürüyor.

Ama bence projenin içinden alıp ayıklanabilecek çok iyi şeyler var. Umarım projeden bahsedilirken o iyi şeyler de göz önünde bulundurulur ve çeşitli platformlarda tartışılır.

Fener – Balat Rehabilitasyon Projesi, İstanbul’da sürmekte olan diğer yenileme ve dönüşüm projeleriyle kıyaslandığında, ne gibi farklılıklar içeriyor?

5366 sayılı kanun, herhangi bir modele ihtiyaç duymayan, kendi içinde kendi dinamiği olan ve koruma anlayışıyla bağdaşmayan bir süreç başlattı. Tarlabaşı’nda tanıdığımız, bildiğimiz mimar meslektaşlarımız çalışıyor; ancak oradaki binaların gerçekteki değeri göz önüne alınmadan bir proje süreci takip edildi. Benim düşüncem, ancak İstanbul’un tarihî değeri olmayan herhangi bir mekânında o proje yapılabilirdi. Yani Tarlabaşı gibi bir semtte o gabari, o ada bazındaki değerlendirme, o binaları sadece cephe öğesi olarak bile görme (hatta bazen onu bile görememe) durumu nedeniyle Tarlabaşı’nın değerleri komple kaybedilerek bambaşka bir şey çıkacak ortaya. O ne Tarlabaşı olacak, ne de İstanbul’un bir değeri olacak. Dolayısıyla bizim projemizin Tarlabaşı gibi bir projeye emsal teşkil etmesi söz konusu bile olmayacak. Bizim taşların üstündeki kiri temizlerken gösterdiğimiz hassasiyetle, Tarlabaşı’ndaki “katları birleştirelim, altlarına otopark yapalım” zihniyeti yan yana bile gelemiyor.

Bu konuda biraz sert ve keskin eleştiriyor olabilirim, ancak orada geri dönülmez bir tahribatın olacağını düşünüyorum. Oluşturulan fonksiyonların çok uzun soluklu olamayacağını öngörüyorum. Asıl korkum; birincisi, orada tarihî dokunun komple yok olması; ikincisi, sevilsin ya da sevilmesin, orada bir aile yaşantısı var ve oraya başka insanlar getirilmeye çalışılıyor. Yani Tarlabaşı her tarafından problemli görünen bir proje bana göre. Oraya yeni gelen insanlar, ertesi gün başka bir yere gidecekler. Yapı yok olduğu zaman, semt de ruhunu otomatikman kaybedecektir.

Fener ve Balat Semtleri Rehabilitasyon Programı Teknik Destek Ekibi

Luis Mezzano Mimar, Şehir Plancısı | Uluslararası eş-müdür

Senem Kadıoğlu İnş.Müh. Fatih Belediyesi | Yerel eş-müdür

Burçin Altınsay Özgüner Restorasyon uzm. Y.mimar | Yerel eş-müdür

Güven Birkan Y.mimar | Yerel eş müdür

Nilufer Ağırdır Finans müdürü

Ali Emrah Ünlü Restorasyon uzm. Y.mimar | Restorasyon işleri koordinatörü ve mimarî ekip şefi

Aygün Ayman Restorasyon uzm. Y.mimar

Seda Çelikzincir Restorasyon uzm. Y.mimar

Serra Özay Restorasyon uzm. Y.mimar

Meltem Muluk Restorasyon uzm. Y.mimar

Müge Alsancak Fırtına Restorasyon uzm. Y.mimar

Özlem İnan Restorasyon uzm. Y.mimar

Nihan Mutçalı Mimar, restoratör

Dilek Ayman Katı Atık yönetimi

Arda Gardiyanoğlu Fatih Belediyesi | Semt halkı ile ilişkiler

Nurcan Atalan Sosyal ilişkiler

Filiz Yağmurlu Yönetim asistanı

Serap Öztürk Yönetim asistanı

Söyleşi ve fotoğraflar: mimdap

YOĞURT

Posted On Temmuz 30, 2008

Filed under ürün, doğa, enerji, SAĞLIK

Comments Dropped leave a response

Yoğurt, simbiyoz olarak yaşayan süt asidi bakterileri ile aşılanmış sütten meydana getirilen ekşi bir süt ürünüdür.

Gıda maddeleri tüzüğünde yoğurt şöyle tanımlanmaktadır: " Yoğurt, en az 90 °C’ de ısıtılıp mayalanma derecesine kadar soğutulmuş sütün, yoğurt mayası katılarak laktik asit mayalanmasına tabii tutulmasıyla elde edilen özel kıvamdaki süt ürünüdür".

Yoğurt

Tarihçesi

Yoğurdun ilk defa nasıl yapıldığına dair yeterli miktarda bilgi mevcut olmamakla birlikte Kaşgârlı Mahmut tarafından 10. yüzyılda yazılan Divanı Lügatıt Türk ve Balas Gumlu Yusuf hacip tarafından Kutagu bilig adlı eserlerinde yoğurt kelimesine rastlanmaktadır. Yoğurdun Avrupa’da yayılışıyla ilgili ilk bilgiye Fransız tıp tarihinde rastlanmaktadır. 16. yüzyılda Fransa krallarından 1. Fransua ateşli ishal hastalığına yakalanmıştır. Hiçbir doktorun tedavi edemediği kralı Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen bir doktor yoğurt ile tedavi etmeyi başarmıştır. Bu hadise neticesinde yoğurt daha geniş bir coğrafyada tanınmış, yeni dünyada yoğurt üretimine başlanmıştır. Günümüzde birçok millet yoğurdun ilk kez kendileri tarafından üretildiğini ileri sürmekte, bu besini sahiplenmektedir. Başlangıçta yoğurdun hangi millet ya da kavim tarafından bulunduğuna dair somut bir bilgi olmamakla birlikte, yoğurt Öztürkçe bir kelimedir. Bu nedenle Orta Asya Türkleri tarafından bulunduğu kabul edilmektedir.

Tarih boyunca çeşitli dillerden yoğurt isimleri: Mast Yoghurt Süttül Koyu Yæoete Yorchiskie Yogırt Yogurtı Aase PasoMilkea

Bileşimi

Yoğurt, bileşimi yönünden süte fazla benzeyen bir süt ürünüdür. Diğer süt ürünlerinde sütün bileşimine katılan maddelerin miktarında, süte göre büyük bir değişiklik görülür. Halbuki yoğurttaki değişiklik pek fazla değildir, sütle yoğurdun bileşim farkı, yoğurdun ve kullanılan hammaddenin çeşidine göre: genellikle kuru madde ve süt şekerinde kendini gösterir. Sütün işlenmesi sırasında pişirilmesi veya konsantre süt ürünleri ile takviyesi sonucunda, yoğurdun kuru maddesi ve onu meydana getiren maddelerde şeker hariç, genellikle %5-10 oranında bir yükselme olur. Fermentasyon sonunda şekerin bir kısmı parçalandığından yoğurdun sadece şeker oranında bir azalma meydana gelir.

Buna karşılık şekerin parçalanması sonucu meydana gelen süt asidi miktarı yaklaşık 5 kat artmaktadır. Yoğurdun bileşimiyle ilgili veriler çok farklılık gösterir. Çünkü kullanılan hammadde ve işleme tekniğinin değişikliği birkaç değişik bileşimde yoğurtla karşı karşıya bırakmaktadır. Genel olarak şöyle bir bileşim tablosu verilebilir;


Bileşim Miktar
Su % 80-86
Kuru Madde % 14-20
Yağ % 2-8
Protein % 4-8
Süt Şekeri % 2-5
Mineral Madde % 0,8-1,2
Asitlik 0,9

Besin Değeri

İnsan diyetinde önemli bir yeri tutan yoğurdun kimyasal bileşimi üretimde kullanılan çiğ sütün bileşimine ve laktik asit fermantasyonu sırasında süt bileşenlerinde meydana gelen gelişmelere bağlıdır. Yoğurt yapımı sırasında sütün bileşimini etkileyen faktörler yağ ve kuru madde standardizasyonları ile ısıl işlemdir.

Kuru madde standardizasyonundan dolayı süt bileşenlerinin miktarı arttığından yoğurdun beslenme açısından önemi bir kat daha artmaktadır. Uygulanan ısıl işlem sonunda bazı vitaminlerin (C, B1, B6, B12 ve folik asit) miktarı azalmaktadır.

Laktik asit fermentasyonu esnasında süt bileşenlerinde görülen kimyasal değişmeler şöyle sıralanbilir laktoz içeriği azalmakta , oldukça fazla laktik asit oluşmakta, serbest peptit, amino asit ve yağ asitleri miktarı artmakta, bazı vitaminlerde azalır ve artışlar meydana gelmektedir. Yoğurdun kalori değeri, laktozun laktik aside dönüşmesine bağlı olarak %3-4 oranında azalmaktadır. Ancak laktoz intoleransı olan insanlar tarafından rahatlıkla tüketilebilen bir ürün niteliğini kazanmaktadır.

İnsan sağlığı açısından yoğurdun yararları şunlardır;

  1. Besin değeri süte göre daha yüksektir.
  2. Önemli bir protein, yağ, vitamin, ve mineral madde kaynağıdır.
  3. Fermentasyon sırasında laktozun bir kısmı hidrolize olduğu için sütü sindirmekte güçlük çekenler tarafından (laktoz intoleransı) daha rahat tüketilmektedir.
  4. Sindirimi daha kolay olduğu gibi sindirim sistemini düzenleyici etkiye de sahiptir.
  5. Yoğurt bakterileri antigonestik etkilerinden dolayı intestinel patojen ve saprofit organizmaların gelişimini inhibe etmektedir. Kolestolü düşürücü etkiye sahip olduğu belirtilmektedir.

İnsan Sağlığı ve Beslenmesindeki Rolü ve Önemi

Yoğurt; zengin bir karbonhidrat(laktoz), protein, yağ, vitamin, kalsiyum ve fosfor kaynağıdır. Fermentasyon sırasında sütün; protein, yağ, ve laktozun oluşan kısmı hidrolizasyon nedeniyle sindirimi kolaydır. Ayrıca laktoz intolerans kişilerin tüketime elverişli, antitümör ve antikolesterolemik özellikleri bulunmaktadır. Laktik asit bakterilerinin ürettiği antibiyotikler ve antimikrobiyal meddeler insanları patojen M.O’lara karşı korumaktadır. Bu nedenle yoğurt, her yaş grubundaki insanın günlük, beslenmesinde bol ve ucuz bir şekilde yararlanabileceği fermente bir süt ürünüdür.

Yoğurt bakterilerinin faaliyeti sonucu B grubu bazı vitaminler, özellikle b(B2) sentezi oluşmaktadır. Yoğurdun önemli bir fonksiyonu da gıda azaltmakta görüyoruz. Bu gün bilindiği gibi batı dünyasında herkesin üzerinde hassasiyetle durduğu bir noktada da : kilo almamak, gençlik formunu muhafaza etmektir.

Bunun içinde kilo kazandırmayan, buna mukabil vücut zindeliğini muhafaza ettiren yiyecekler içinde rağbet görmektedir. Yapılan incelemeler, mükemmel ve kolay hazımlı bir yiyecek olan yoğurdun gıda azaltmada da iki önemli fonksiyonunu ortaya çıkartmıştır. Bunlardan birincisi yoğurdun doyurucu ve tatmin edici hassası, diğeride bağırsak hareketlerine tesir yapmasıdır. Mesela iki kilo sütü kolaylıkla içen bir kimsenin birbiçuk kilo yoğurdu güçlükle yediği denemelerle sabit olmuştur.

Yoğurdun gıda azaltmada ki ikinci fonksiyonu bağırsak hareketlerine yaptığı tesiride görüyoruz. Bu husuta yapılan araştırmalar yoğurttaki süt asitinin bağırsak mukozasına tesir ederek bağırsağın peristaltik hareketi hafiflettiğini ve buda bağırsaktaki ifrazat ve elektrolik zaiyatını dolayısı ile gıda sarfiyatını azalttığını ortaya koymuştur.

Nihayet 13 Ocak 1957 tarihinde Tokyo’da açılan ve binlerce Japon bilim adamının katıldığı atom enerjisi konferansına sunduğu bir raporda Prof. Hsukehihen Huguşi radyoaktivitelerin sebep olduğu hastalıkları tedavisi sırasında yoğurdun mükemmel bir önleyici ilaç olduğunu bildirmektedir. Prof. Huguşi insanlar ve fareler üzerinde yaptığı denemeler sonunda bu hususu tesbit ettiğini söylemiştir. Bir yıl müddetle atom ışınlarına maruz kalan ve bu süre için de yoğurdun daima esas teşkil etttiği yiyeceklerle beslenen kimselerde radyoaktivite hastalıklarının arızalarına rastlanmamaktadır. Prof. Göre yoğurdun içindeki müessir bir madde bu hususta organizmayı korumaktadır.

Yeryüzüne Mirasçı Olmak

Posted On Temmuz 29, 2008

Filed under söyleşi

Comments Dropped leave a response

     
Abdullah Çelikkanat, Sızıntı Temmuz 2008   
26.07.2008

Sâlih kul olma, yeryüzü mirasçılarının temel vasıflarından biridir. ‘Sâlih’ kelimesi; ‘faydalı ve uygun olan, düzelen ve düzelten, faydalı işler gören, sulh yapan, anlaşan, vazifelerini tam ve doğru olarak yerine getiren, yeterli ve düzenli’ gibi mânâlara gelmektedir. Bu mânâların her biri, aynı zamanda sâlih kulların vasıflarını ifade eder. İyi amel sahibi olmaları, makbul ve güzel işler yapmaları sâlihlerin ayırt edici vasıflarıdır. Sâlih kulların duygu, düşünce, his, şuur ve iradeleri sağlamdır. Onlar İ’lâ-yı Kelimetullah düşüncesine adanmışlardır. İlmî hayatları sistemli, iş ve davranışları güvenilirdir. Nefsanî arzuları karşısında mukavemetlidirler. Onlar, kalb-kafa izdivacını gerçekleştirmiş talihli kimselerdir.[1]

Yeryüzü mirasçıları, Kur’ân, Tevrat ve Zebur’da anlatılmaktadır. Kur’ân’da: "Şu kesindir ki, biz Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da, ‘Dünyaya sâlih kullarım varis olacaklardır. Dünya onlara kalacak.’ diye yazmışızdır."[2] Bu âyet hâlen mevcut Zebur ve İncil’de de yer almaktadır: "Doğrular ülkeyi miras alacak, orada sonsuza dek yaşayacak."[3]; "Ne mübarektir halimler (yumuşak huylu olanlar), zîrâ onlar yeryüzünü miras alacaklardır."[4]

Kur’ân’da yeryüzü mirasçılarını açık bir şekilde anlatan başka âyetler de bulunmaktadır: "Muhakkak ki dünya Allah’ın mülküdür; kullarından dilediğini oraya vâris kılar. Güzel akıbet, elbette müttakilerindir."[5]; "Allah içinizden iman edip makbul ve güzel işler işleyenlere kesin olarak buyurdu ki, daha önce müminleri dünyada hâkim kıldığı gibi kendilerini de hâkim kılacak, kendileri için beğenip seçtiği İslâm dinini tatbik etme gücü verecek ve yaşadıkları korkulu dönemin arkasından, kendilerini tam bir güvene erdirecektir. Çünkü onlar, yalnız Bana ibadet edip hiçbir şeyi Bana şerik yapmazlar."[6]

Yukarıdaki âyetlerde yeryüzü mirasçılarının vasıfları açıkça ifade edilmektedir. Onların iman eden, sâlih amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye eden kimseler olarak kurtuluşa erdikleri Asr Sûresi’nde de anlatılmaktadır: "Yemin ederim zamana: İnsanlar hüsranda. Ancak şunlar müstesna: İman edip makbul ve güzel işler yapanlar, bir de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler." Asr Sûresi, yeryüzü mirasçılarının vasıflarını saymanın yanında, sanki onların yollarını da çizmektedir. O yolda iman, sâlih amel, hakkı ve sabrı tavsiye menzilleri mevcut olup, yeryüzü mirasçıları buralardan geçerler.

Sâlih kulların bir başka vasfı da, kâmil mânâda iman sahibi olmalarıdır. Onlar, inançsızlık akımlarının yeryüzünü kasıp kavurduğu bir dönemde ortaya çıkar ve asıl meselenin iman davası olduğunu haykırırlar. Bu uğurda maddî ve mânevî füyuzat hislerinden fedakârlıktan çekinmezler; "Milletimin imanını selâmette görürsem cehennemin alevleri arasında yanmaya razıyım, zîrâ vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olacaktır." sözüyle gösterilen ufuklarda dolaşmayı hedeflerler. Bilim ve felsefenin inançsızlık temeli üzerine kurulduğu bir dünyada, kâinat kitabının da ilâhî kitaplar gibi Allah Tealâ’yı anlattığını, bunların birbirlerini tamamladığını ve aralarında aykırılık olamayacağını söz ve fiilleriyle ispat ederler. Tabiat kitabını da Kur’ân-ı Azimüşşan ile birlikte mütalâa ederler.

Bütüncül ilim anlayışı, yeryüzü mirasçılarının iman hizmetinin önemli bir boyutunu teşkil eder. Onlar, lâboratuvarla mâbedin aslında bir bütünün iki parçası olduğu ve birbirini tamamladığı gerçeğiyle yaşarlar. Batı’da Rönesans ve Reform’larla başlayan bilim ve din ayrılığının getirdiği büyük kaostan dünyayı ve insanlığı kurtarma azmi ve kararlılığıyla ilme sarılırlar.

Sâlih kulların temel vasıflarından biri de, yalnız Allah’a kulluk etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır.[7] İnanan insanlar için, gizli şirk oldukça tehlikelidir. İnançlı bir insan Allah’a açıkça bir varlığı ortak koşmaz; ancak söz ve fiillerinde hakiki tasarrufun Allah Tealâ’da olduğundan gaflet ederek, mahlûkata tesir-i hakiki verebilir. Meselâ, rızkı veren Allah (cc) olduğu hâlde, tablacı hükmünde ve rızka vesile olanları öne çıkararak gizli şirke düşebilir. Kâinatta meydana gelen muhteşem hâdiseleri, gafletle akılsız ve şuursuz sebeplere atfedebilir. Zamanımızın en büyük mânevî hastalığına kapılarak; "Ben yaptım, ben başardım, kendi bilgim ve zekâmla kazandım!" gibi sözlerle benliğini Allah’a şerik yapabilir. Bu tür gizli şirk sayılan hâllerin çoğu temelde materyalist bilim anlayışının hayatımıza hâkim olmasıyla ortaya çıkmıştır. Yeryüzü mirasçıları her fırsatta eşya ve hâdiselerin Cenab-ı Hakk’ın kudretiyle yaratıldığını ifade eder, ilim ve teknolojinin putlaştırılması hatasına düşmezler.

Sâlih kullar, yeryüzünde sulh ve sükûnun temsilcisidirler. Bozguncular, insanlar arasındaki farklılıkları kavga sebebi yaparak dünyayı kana bulama ve böylece kendi hâkimiyetlerini devam ettirme peşinde koşarlarken; sâlih kullar sadece Müslümanlar arasında değil, bütün dünyada barış ve kardeşlik türküleriyle dört bir yanda bayrak açarlar. Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle kâinatı ve dünyayı bir kardeşlik beşiği kabul ederler; zîrâ varlık, uluhiyetten uzaklık noktasında eşit olduğu gibi, kul olma noktasında da birbirine eşittir.

Yeryüzü mirasçıları, kendi aralarında birlik ve beraberliği baltalayan suizan, gıybet ve kıskançlıktan, kıskançlığa sebep olacak söz ve davranışlardan uzak dururlar. İncinseler de incitmezler, kırılsalar da kırmazlar, vurulsalar da vurmazlar. Hizipçilik yapmazlar, herkesi sevgi ve hoşgörü ile kucaklamaktan bir an geri durmazlar. "Bütün müminler kardeştir. Kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun. Umulur ki kurtuluşa erersiniz."8 ilâhî hitabı ile sâlih kul olmanın gereğini yaparlar; müminler arasındaki maddî-mânevî meseleleri ıslah etmenin yollarını ararlar.

Yeryüzü mirasçıları bu vasıflarını kaybettikleri takdirde, miras, hak sahibi olmayan kimselere kalır. Bu kimseler, meşru mirasçı olmak bir tarafa, doğrudan doğruya bu mirası gerçek hak sahiplerinden gasp ve talan etme peşindedirler. Nitekim son birkaç asırda yeryüzü bu kimseler tarafından maddî-mânevî değerleriyle sömürülmüş, toplu katliamlara sahne olmuş, sömürülen coğrafyalardaki insanlar bir dilim ekmeğe muhtaç hâle getirilmiştir. Hz. Peygamber (sas) ve Sahabe-i Kiram (ra), Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde dünya, sâlih kulların elinde îmar edilmişken, son birkaç asırdır yeryüzü mirası hak sahibi olmayan kimselerin eline geçmiştir.

Allah’ın vâdi hak olduğuna göre, yukarıdaki âyetlerde buyrulan hususları hem bir emir, hem de müjde olarak görmek ve hareket tarzını iki kanatlı takva anlayışına uygun bir şekilde belirlemek, yeryüzünün bugünkü aday mirasçılarının mesuliyeti olsa gerektir.

[1] M. Fethullah Gülen, "Yeryüzü Mirasçıları", Yeni Ümit, Ocak 1993, c. 3, S. 19.
[2] Enbiya 105.
[3] Kitab-ı Mukaddes, Mezmurlar, 37, 29.
[4] Matta, 5,5.
[5] A’raf 128.
[6] Nur 55.
[7] Nur 55.
[8] Hucurât 10.

Horoz ile Köpek

Posted On Temmuz 29, 2008

Filed under söyleşi

Comments Dropped leave a response

Kurtların, kuşların dilinden anlayan Hazret-i Süleyman aleyhisselama gelen bir adam yalvarır:

- Ne olur ey Allah’ın nebisi bana da hayvanların dilini öğret de ben de konuştuklarından anlayayım. Süleyman aleyhisselam izin vermez:

- Olmaz, der. Sen onların konuştuklarını dinlersen sabredemezsin. Arkasındaki hikmetleri düşünemezsin.

Ne var ki adam ısrar eder. Süleyman aleyhisselam da adama hayvanların dilini öğretir. Sevinçle evine gelen adam çöplükteki köpekle horozun konuşmalarını dinlemeye başlar. Bir ara köpekten şu sözleri duyar. Yanındaki horoza diyor ki:

- Horoz kardeş, sen arpayla da buğdayla da karnını doyurabilirsin. Biraz ötedeki taneleri yesen de ekmek kırıntılarını bana bıraksan olmaz mı, benim karnım çok açtır. Horoz şu cevabı verir:

- Sabret köpek kardeş, yarın buraya ağanın ölen eşeğini getirip bırakacaklar, bolca et yer, karnını iyice doyurursun. Bunu duyan ağa hemen koşar ahırdaki eşeği alıp pazarda satar. Kendi kendine söylenerek döner:

- İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa eşek elimde ölecekti.

Ertesi gün yine kulak kabartır çöplükteki seslere. Köpek sitem etmektedir horoza:

- Hani ağanın eşeği ölecekti de ben de bolca et yiyecektim ya? Horoz cevap verir:

- Ağanın eşeği öldü ölmesine de, satın alan zavallının elinde öldü. Ağa açıkgözlülük edip eşeği sattı. Ama üzülme, bu sefer ağanın atı ölecek. Buraya getirip bırakacaklar, bolca et yer karnını doyurursun. Ağa yine hızla kalkar, ahıra gidip atı alarak pazara götürüp satar. Dönerken de yine söylenir:

- İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa at da elimde ölecekti. Gelip yine merakla kulak misafiri olur. Bu sefer köpek daha yüksek sesle sitem ediyor:

- Horoz kardeş, beni yine aldattın. Hani ağanın atı ölecekti ya?

- Ağanın atı öldü ölmesine de, sattığı zavallının elinde öldü. Üzülme der, bu sefer daha büyük bir ziyafete konacağız hep birlikte. Köpek inanmaz.

- Hadi hadi beni yine aldatıyorsun. Horoz kesin cevap verir:

- Hayır, aldatma falan yok. Durum kesin. Çünkü der, bu sefer ağanın kendisi ölecek, malına gelecek olan bu defa kendi canına gelecek. Arkasından yemekler yapılıp etler pişirilecek, artanını da bizlere dökecekler, ye yiyebildiğin kadar. Ağa bunu duyunca şaşırır, sağa sola koşuşturmaya başlar, yok mu beni satın alacak biri, diye söylenir. Derken gece hastalanan ağa sabaha çıkmaz ölür. Arkasından yapılan yemek, pişirilen etlerden artanlar çöplüğe dökülür, uzun zaman hayvanlar ziyafete konmuş olurlar. Bu sırada horoz söylenir:

- İnsanlar, keşke canıma gelecek olan malıma gelsin, diyebilselerdi de hileye başvurmasalardı. Bunda da bir hayır vardır, diye düşünselerdi. Bunu diyemiyorlar maalesef. Sonra da mallarına gelen canlarına geliyor; ama pişmanlık fayda vermiyor…

MİRAC KANDİLİ

El Ahzab Sûresi 56. ayet-i kerimede Allah-ü Teâlâ buyurmaktadır ki;  "Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler, O’ nu överler. Ey iman edenler! Siz de O’nu övün ve O’na salât ve selam edin,

O’ na gönülden teslim olun."

 

Alemlerin Efendisine salâtu selam (asm)  ile … 

 

Esselatu vesselamu aleyke Ya Resulullah
Esselatu vesselamu aleyke Ya Habiballah
Esselatu vesselamu aleyke Ya Seyyide evvelin vel ahirin

 
 * * *

Mübarek Mirac kandilinizi tebrik eder ,

Hayırlara vesile olmasını yüce yaratıcımızdan dilerim..

 

* * *

 


 

 

Miraç bir mukabeledir…

İnkarın, mucizeyle karşılaştığı bi kurtarılmış zamandır Miraç…

İmanın, gaybla imtihan olduğu…

Hayat durur, zaman durur, mekan dürülür…

bi kutlu nebidir, amca kızı Ümmü Hani nin evindeki sıcak yatağından doğrulan…

ve Miraç bir yolculuktur, alemlere gönderileni, alemlerin sahibiyle buluşturan…

Yerler hazır, gökler hazır, melekler muntazır, alem Hatice kadar hüzünlü, Ebu Talib kadar yalnız ve Taif kadar acımasız.

Bir şerefli Nebidir, yaşadığı hüzünlerden doğrulan, hüzün tohumlarında sevgilinin davetini büyüten.

ve bir selamlaşmadır Miraç… Cebrail, Adem, Yusuf, İdris ve Harun ve Musa ve İbrahim…
Esselamü Aleyküm ya Muhammed (s.av) ve bir aleyküm selam verahmetullahtır Miraç.

Ve bir buluşmadır, aşıkun maşukuna adım adım yaklaşması…
Kabe kavseyn kadar, Sidretül Müntehaya kadar..

ve sevenden gelen Ettehiyyatü lillahu vesselevatü vettayyıaeta sevilenden gelen,
esselamü aleyke ya eyyühennebiyy ve rahmetullahi veberaktüh mukabelesidir miraç.

ve Miraç bir mukabeledir.

ve Miraç bir mukabeledir.

Allah’ım mübarek elçin hürmetine, unuttuklarımızı hatırlat, kaybettiklerimizi buldur, uzaklaştıklarımızı yakınlaştır, yanlışlarımızı doğrulaştır.

Allah’ım; kutlu Nebin hürmetine; yoksulları yoksulluklarıyla, zenginleri zenginlikleriyle güzelleştir, fazileti aramızda paylaştır.

Allah’ım; en sevgilinin hürmetine; yönsüz kaldığımızda yönümüzü, yolsuz kaldığımızda yolumuzu göster.

Allah’ım mübarek Miracın hürmetine; ümit kesilmeyecek merhametinle, bizi, hayatımızı, dünyamızı temizle.

Bizlere senin olan, senden olan, sana olan güzelliği ver.  

 

Amin… Amin… Amin

Musibetler Hakkinda Bir Soru/Cevap

 
 
 

 

Soru: Neden deprem, savas, veba vb. musibetler cogunlukla Muslumanlarin basina geliyor ?

 

Cevap:  Bu dunya hizmet ve mesakkat yeridir, mukafat ve rahat yeri degildir. Insanin asil vazifesi Rabbini tanimak ve emrettigi olculer icerisinde yasamaktir. Bunun da yolu ibadetlerden gecmektedir.

 

Ibadet iki kisimdir:

 

1. Musbet ibadetler

2. Menfi ibadetler

 

Ibadetin musbet kismi bildigimiz, namaz oruc gibi ibadetlerdir. Menfi kismi ise hastalik, musibet ve dogal felaketler karsisinda insanin aczini ve zayifligini hissedip Rabbine siginmasi ve sabretmesi neticesinde kazandigi buyuk sevaplardir.

 

Diger yandan belalarin en siddetlilerine Allah’ in en sevdigi kullari olan – basta Efendimiz (ASM) olmak uzere- peygamberler ve salih kullar maruz kalmistir. Eger zannedildigi gibi musibet mutlaka kotu bir sey olsaydi o zaman Allah en sevdigi kullarina bela ve musibetleri vermezdi. Cunku hadis-i serif de ifade edildigi gibi :

 

"En ziyade musibet ve zorluklara maruz kalanlar, insanlarin en iyisi, en kamilleridir."

Kaynak: el-Munavi, Feyzu’l-Kadir, 1:519

 

Bela ve musibetlerin daha cok Muslumanlarin basina gelmesinin nedeni ise, bu dunyada yapmis olduklari hatalarin ve islemis olduklari cezalarin karsiligini cekip, hasir meydanina birakilmamasidir. Cunku buyuk hatalar ve cinayetler buyuk mahkemelere, kucuk cezalar kucuk merkezlerde verildigi gibi, gunahi az olan iman ehlinin hatalari bu dunyada cesitli bela ve musibetlerle temizlenmekte, buyuk mahkeme olan hasir meydanina birakilmamaktadir. Ancak hatalari buyuk olan kufur ehlinin cezalarina, bu dunyanin bela ve musibetleri az geleceginden buyuk mahkemeye, ebedi ceza yurdu olan cehenneme ertelenmektedir.

 

Bugun 17 Agustos’un yil donumu. Bircogumuz bu depremi yasadik veya yakinlarimizi kaybettik.Imtihan dunyasinda yasadigimiz "ser" gibi gozuken, sevdiklerimizden ayiran "deprem musibeti" bircok hayra vesile olmus olabilir. Belki de olen insanlarin bircogu gunahsiz olarak ebedi aleme goc etmis, veya sehit dusmus olabilir.

 

Dogrusunu ancak Allah bilir.

 

Allah hepimizi musibet ve belalar karsisinda sabir ve tevekkul, gunahlarimiz karsisinda azimli ve inancli bir mu’min eylesin.
 

 

Amin!

Mîrac aklın bittiği, Îmanın başladığı yerdir

Posted On Temmuz 29, 2008

Filed under DUALAR, Hadisler, kandiller, İBADET

Comments Dropped leave a response

MİRAC
Mi’rac gecesi, ızdırab ve sevincin bir arada yaşandığı gecedir
 İnsan birşeyi sevdi mi, sevdiklerininde kavuşmasını ister.
Mîrac… Namaz kılmayan mîrac’dan mahrumdur. Mîracta ne hikmetler vardır…!
 
Bir dâvâ ne kadar sıkıntı içinde olmuşsa, o kadar uzun ömürlü olur ve haktır.
 
Adem aleyhisselam;  kupkuru bir dünyaya geldi, yıllarca değil yüzyıllarca sıkıntı çekti. Sonra peygamber efendimizin yüzüsuyu hürmetine dua etti. ‘Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ…’ duasını devamlı okurdu.
 
Sonra, iki evladından biri diğerini öldürdü… Bir baba için ne zordur…!
 
Nuh aleyhisselam 950 sene uğraştı. inanmadılar, çok eziyet ettiler.  Döverlerdi, her seferinde öldü diye bırakırlardı. Cebrail aleyhisselam gelir yaralarını sarardı, tekrar tebliğe başlardı… Sonra Allahü teala O’na gemi verdi.
 
İbrahim aleyhisselam’ı ateşe attılar, oğlunu kesme emri verildi ki, bu, Allahü Teala’nın halîl’i, Peygamberidir…
 
Musa aleyhisselam da çok çekti; Doğduğu sene firavun bütün erkek çocukları öldürdü. Senelerce çobanlık yaptı. Dönerlerken, hanımı hamile… Zifîri karanlık, çaresiz… Bir ışık gördü, ışığa gitti. Orada Allahü Teala O’nunla konuştu (Mîrac değil, mîrac yalnız peygamber efendimize verildi).  Musa aleyhisselam bir kişi gördü, etleri lîme lîme dökülmüş… Mûsâ aleyhisselam: ‘Yâ Rabbî, bunun günahı nedir ki, buna böyle ceza verdin’ dedi.  Allahü teala: ‘Yâ Musa, ceza değil mükafat verdim, o öyle yüksek makamlar istedi ki, o makamlara kavuşması için bunu çekmesi lazım’ dedi.
 
Eyyüb aleyhisselam’ın kurtlanmadık yeri kalmamıştı…
 
Yakub aleyhisselam ağlamaktan gözlerini kaybetti…
 
Yusuf aleyhisselam…  Kuyuya atılmak kolay mı?…!
 
Zekeriyya aleyhisselam, ağacın içinde ağacla birlikte kesildi…
 
Îsâ alyhisselam 30 kadar kişiyi ikna etti diye neler çekti.
 
Bunlar hepsi peygamberdi. Neden bu kadar sıkıntı çektiler? Lâ ilâhe illallah dedikleri için… Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem), ‘benim çektiğimi hiçkimse çekmedi’ buyuruyor. Yani en fazla sıkıntıyı Peygamber efendimiz çekti.
 
Allahü Teala dünyayı verdiğine ahireti vermez.
 
Hadîs’i kutsîde; ‘iki korkuyu bir kalbde cem etmem’ buyuruluyor. Dünyada Allahü Tealadan korkanlar ahirette korkmasın, dünyada korkmayanlar ahirette çok korksun.
 
Mîrac aklın bittiği, Îmanın başladığı yerdir
 
Mîrac namazdır.
 
Îmân inanmaktır.
 
Peygamber efendimiz, Ümmihânî’ye mîracı söyleyince, ‘aman bunu kimseye anlatma, kimse inmaz ve inananlar da vazgeçer’ dedi. Peygamber efendimiz de ‘O halde anlatacağım, inanmayacak olan sonra da vazgeçer, çürük taşlar üzerine bina olmaz, ayrılacak olan şimdiden ayrılsın, sağlamları kalsın’ buyurdu.
 
Akıl durdu, zaman durdu, herşey durdu…  Îmân başladı. Mirac’da çok hikmetler vardır…
 
Peygamber efendimiz hiç yalan söylememiştir.
 
Derler ki; ‘cenneti cehennemi gidip gören varmı?’
 
- Var.
 
- Kim var,
 
- Hayatında hiç yalan söylememiş olan Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi vesellem) var.
 
1400 senedir devam eden başka bir olay yok… işte mîrac 1400 senedir devam ediyor.
 
Hazreti Ebu Bekr efendimiz neler çekti, kaç kere dövdüler. Hazreti Ömer efendimiz namaz kılarken şehid edildi. Hazreti Osman efendimiz Kur’an-ı Kerîm okurken şehid edildi. Hazreti Ali efendimizin çektikleri, hele Hazreti Hüseyin efendimizin başına gelenler mâlûm…
 
Yâni Peygamber efendimizin vârisleri de çok çektiler. Niçin?…  ‘Allah var’ dedikleri için.
 
Dolayısıyla îmân, inanmak çok zor, inandırmak daha zor.
 
Îman, Allahü tealanın  kullarına ihsân ettiği hususi nimetidir
 
Îmanı olanlar oynasa yeridir.
 
Herkesin yaptığı bütün ibadetlerin sevabları, katlanarak Hazreti Ebu Bekr’e, sonra da bir misli daha katlanarak Peygamber efendimize verilmektedir. Hem Kâinât O’nun hatırına yaratılmış, hem herkesin sevabları da O’na verilmektedir.
 
Hazreti Ebu Bekr herkesten evvel îmân etti, malını ve canını verdi.
 
Mü’min toprak gibidir. Mütevâzîdir… Ne şikayet eder, ne şikayet edilir…
 
Herkes elindeki taşı, gücüne göre fırlatır. Taşı atma gücü îmâna ve ihlasa bağlıdır. Başkaları sizi severse inanır. sevmezse inanmaz.
 
….
 
Her mübarek gece kıymetlidir. Fakat Mi’rac gecesinin ayrı bir hususiyeti vardır. Izdırab ve sevincin bir arada yaşandığı gecedir.

Peygamber efendimiz bir ay taifte islamiyeti anlattı, hiç kimse inanmadı, alay ettiler, çocuklara taşlattılar…
 
Üzüntülü bir şekilde dönerlerken, bir bağ kenarında oturup biraz istirahat ettiler. Addas adındaki, oradaki bağın bekcisi üzüm getirdi, peygamber efendimiz ‘bismillahirrahmanirrahim’ deyince, Addas şaşırdı, ‘bu sözü buralarda hiç duymadım’ dedi. Peygamber efendimiz ‘sen nerelisin?’ diye sorunca ‘Nineveliyim’ dedi. ‘Kardeşim Yunus’un memleketindensin, o da benim gibi peygamberdi’ buyurdu. Addas, ‘Yunus’u buralarda kimse bilmez, bu güzel yüzün, bu güzel sözlerin sahibi asla yalancı olamaz’ dedi ve iman etti, ‘ben de sizinle gelmek istiyorum’ dedi. Peygamber efendimiz ona ‘şimdi sen burada kal, yakında ismimi her yerde işitirsin, o zaman bana gel’ buyurdu. Bir ay kimse inanmadı, yolda dönerken bir kişi iman etti… Gece Ebu Talip mahallesinde amcasının kızının evine geldi, ‘Aç, amcan oğlu Muhammedim’ buyurunca, Ümmü Hani, ‘Haber verseydiniz yiyecek bir şeyler hazırlardım, yedirecek bir şeyim yok’ dedi. Peygamber efendimiz, ‘yiyecek içecek gözümde yok, Rabbime ibadet edecek bir yer bana yeter’ buyurdu…
 
Allahü Teala Cebrail aleyhisselama, ‘Habibim bu halde yine bana yalvarıyor, çok üzüldü, onu ben teselli edeceğim, git habibimi bana getir’ buyurdu…
 
Evvela Mescid-i Aksa’ya geldiler. Bütün peygamberlere imam oldu. (Tabi o zamanki Mescid-i Aksa şimdiki yer değil, alt katında bir yerdi, kıble de şimdiki gibi değildi, Mescid-i Aksa en kıymetli üç yerden biridir).
 
Peygamber efendimiz gitti, Allahü Tealayı bilinemeyen, anlaşılamayan şekilde gördü… ‘Ya rabbî ümmetime de bunu isterim’ dedi…  İşte namaz bize mirac olarak verildi.
 
Namaz Miraçtır… Allahü Teala namaz gibi bir nimeti insanlara ihsan etti.
 
Namaz varsa hayat vardır. Namazdan mahrum olan herşeyden mahrumdur. Namaz yoksa insan bir işe yaramaz. Namaz Allah sevgisini arttırır, duanın kabulüne sebeptir… Allah yolunda olanın duası makbuldür.
 
Büyüklerimiz buyuruyorlar ki, "Bir dava ne kadar çok üzüntü ve sıkıntılı olursa, o kadar da uzun sürer"…  Peygamber efendimiz ‘en çok sıkıntıyı ben çektim’ buyuruyor. O halde dîni de kıyamete kadar sürecektir.
 
Herkes evladının mesut olmasını ister… Allahü teala kullarının Dünyada ve ahirette mesut olması için din gönderdi.
 
İslamiyet Allah’a giden yoldur. Dinin emir ve yasaklarına uyan, dünya ve ahirette mesut olur.
 
Hiçkimse Kur’an-ı Kerimi kendi aklına göre tefsir edemez. Kur’an-ı Kerim’in tefsiri peygamber efendimizin yaşayışı ve anlattıklarıdır. Eshab-ı kiram tefsiri gördü. En iyi eshab-ı kiram anlar… Onlar da talebelerine anlattılar, buna da mezhep denildi. Mezhepler sonradan çıkma değildir, eshab-ı kiramın hepsi müctehid idi.
 
Rasgele çok kitab okumak tehlikelidir, doğru kitabı çok okumak lazımdır. Büyüklerin hayatı kitab okumak, okutmak ve yapmakla geçti.
 
Bu dünya, aynadaki bir görüntüdür… Görüntünün olabilmesi için bir hakikatin olması lazımdır. Hakikat ahirettir.  Mescidlerin, hakiki yeri cennettir, cennetin dünyada izdüşümü mescidlerdir… Cennetin yolu mescidlerden geçer.  Fotoğrafın olabilmesi için bir gerçeğin olması lazımdır… Ahiretde bir hakikat olmasaydı, dünyadaki bu görüntü olmazdı.
 
Bütün peygamberleri Allahü Teala çok mühim bir özelliğinden dolayı seçmiştir. Eshab-ı kiram efendilerimiz sormuşlar, ‘Ya resulallah, sizi hangi güzel huyunuzdan dolayı seçti Cenab-ı hak’ demişler. Cevabında peygamber efendimiz ‘îsar’ buyurmuş. İsar, kendi muhtaç olduğu bir şeyi vermektir… Her mü’min ömründe bir kere olsa bile isar yapabilmelidir ki cennete kolay girsin.
 
En güzel şey îsâr’dır, bu da büyükleri, Allahü Teala’nın sevgili kullarını tanımakla kolaylaştırılır. Beyaz nokta siyahın üzerinde belli olur.
 
Mîrac aklın bittiği, Îmanın başladığı yerdir…
 
Huzur Pınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mübarek mirac kandilini tebrik eder, bu gece hususi dualarınıza muhatab olmak isteğimizi arz ederiz efendim.
 
Allahü tealaya emanet olunuz efendim.
 
 


Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.
(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)
(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)
Hadis-i şerif
EFENDİM
 
Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla’ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.
 
Bütün mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.
 
Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.
 
Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.
 
Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Bütün varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.
 
Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.
 
Kur’an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen bütün mü’min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.
 
İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna bütün bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.

__._,_.___

Miraç Kandili Özel

Posted On Temmuz 28, 2008

Filed under kandiller, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response

29/30 Temmuz Salı / Çarşamba MİRAÇ KANDİLİ

 

Miraç; alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimize, Mekke döneminde bir gece, Yüce Yaratan’ın sonsuz kudretinin eserlerini temaşa etmesi için önce Mescid-i Aksa’ya, oradan da semaya yaptırılan hikmet yüklü yolculuktur.

 

Miraç, mü’minlerin ALLAH’a imanlarını ve Hz. Peygambere olan bağlılıklarını pekiştiren bir sınav, Peygamber Efendimiz içinde Yüce Mevla’nın yardım ve desteğine mazhar olarak risalet görevinde moral kazanma vesilesi olmuştur.

 

Miraç gecesi farz kılınan ve bizzat Peygamberimiz tarafından mü’minlerin miracı olarak nitelenen namaz da, iç dünyamızdaki yükselişi ve arınmayı ifade eder. Çünkü mü’min, namazda sadece bedeni ile değil özüyle ve gönlüyle ALLAH’a yönelir ve Rabbinin huzurunda O’na kulluk etme ve sadece O’ndan zardım isteme fırsatı bulur.

 

Miraç Kandili, ilahi rızayı kazanacak işler yapmamız, iç dünyamıza dönüp kendimizi sorgulamamız için güzel bir fırsattır.

 

O halde bu kandil vesilesiyle geçmişimizin muhasebesini yaparak geleceğimizi daha aydınlık kılabilirsek, sadece çevremizdeki insanlara değil bütün kainata sevgi, dostluk, hikmet ve rahmet penceresinden bakmaya başlayabilirsek, birey ve toplum olarak Miracı gerçekten idrak etmiş oluruz.

 

Manevi hayatın ihmaliyle daralan kalplere, bunalan ruhlara bu gecenin huzur getirmesi dileği ile, Miraç kandilinizi tebrik ediyoruz.

 

 

Miraç Gecesi Namazı


Miraç gecesi kılınacak namaz on iki rekattır. İki rekatte bir selam verilerek kılınacak olan namaz on iki rekat ile bitirilir. Her rekatte Fatihadan sonra on kere ihlas okunur. Kılınma zamanı yatsı namazı kılındıktan sonra, imsak vaktine kadar ki herhangi bir vakit olabilir. Bu oniki rekat namaz bittiği zaman selamdan sonra yüz defa :

“Sübhanallahi vel hamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim” duası okunur.

Ardından da yüz kere istiğfar yapılır.

 

Miraç Gecesinin Gündüzünde Kılınacak Namaz


Miraç gecesinin gündüzünde öğlen namazını kıldıktan sonra sonra dört rekat namaz kılınır.
Bu namazın;birinci rekatında Fatiha’ dan sonra bir kere Felak suresi, ikinci rekattan sonra bir kere Nas suresi, üçüncü rekatta üç kere Kadr suresi, dördüncü rekatta elli kere İhlas suresi okunur.

 


                                                         Bugünün Feyzi üzerinize,

Rahmeti geçmişinize,

Bereketi Evinize,

Nuru Ahiretinize,

Sıcaklığı yuvanıza dolsun.

 

www.1hafta1ayet.com

Kendi küçük şifası büyük

Posted On Temmuz 28, 2008

Filed under altarnatif, ürün, doğa, enerji, meyve, SAĞLIK

Comments Dropped leave a response

Yaş incirin kurutulduğunda bünyesindeki kalsiyum 4.6 kat artıyor.
Enerji verir

Vitamin ve mineral bakımından zengin bir gıdadır.

Bağırsaklardan toksik maddelerin atılması kandaki kollestrol seviyesinin düşürülmesi gibi faydaları da vardır.

Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidir.

İncirin kurutulmuşu çok değerli olup, iyi bir besin kaynağıdır. Balgam söktürücü, yumuşatıcı olarak kullanılır.

Ayrıca kış aylarında vücudun direncini arttırır, pek çok sağlık sorununa karşı güç ve dayanıklılık kazandırır.

İncirin bünyesinde şeker, albüminli maddeler, organik asitler, pektin, provitamin, A, B1, B2, C vitaminleri, magnezyum, kükürt, fosfor ve unlu maddeler bulunur.

İnciri cevizle birlikte yerseniz hem vücudunuzu zehirlerden korur, hem de bronşite iyi gelerek öksürüğü keser. Nezle için de faydalıdır.

İnciri sütle ya da sirkeyle eğer oda olmazsa yalnızca zeytinyağına batırıp yiyerek basur şikayetinizi ortadan kaldırabilirsiniz.

Sesiniz kısıldığında hemen bir inciri bir su bardağı kadar sütün içine koyup bir cezvede kaynatın. Ilık ılık bu şurubu için, çok yararını göreceksiniz.

Yaş dalları kırıldığında akan sütümsü beyaz sıvı, nasır ve siğillere sürülür.

Yaşı kurusundan daha fazla tercihe şayan olan incir vücuda kuvvet verir. Anasonla beraber yenen incir hem kan yapar, hem de şişmanlatır. Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidirler.

Kuru incir, içerdiği protein miktarı yönünden fakir, sentezinde kullanılan aminoasit çeşidi açısından zengindir, bu nedenle hücre gelişimini destekler.

Ayrıca kuru incir, boğaz ağrısı bronşit ve öksürüğe de faydalıdır.

*Hayvanlar Hastalaninca Ne Yaparlar?*

Posted On Temmuz 26, 2008

Filed under söyleşi

Comments Dropped leave a response

Hayvanlarin hastalandiklarinda ne yaptiklarini bilim adamlari merak etmisler
ve yapilan arastirmalar neticesinde hayvanlarin kendilerine has tedavi
metodlari oldugunu tesbit etmislerdir.

Aslanlar yaralandiklarinda en yakin su kaynagina giderek agizlarina bir
miktar su ve toprak alip cignerler. Sonra yere tukurur ve yerde bir miktar
yogurduktan sonra olusan camuru yaralarina surerler. Camur, yaradaki zehirli
maddeleri emmenin yaninda, yaranin tedavisine faydali olan maddeleri de
yaraya dogru ceker.

Genellikle memeli hayvanlar yaralarini yalarlar. Bu sayede hem yara
temizlenir, hem de boceklerin yaradan uzak durmasi saglanir. Hatta yarali
bir kaplan yarasina ulasamadigi zaman tukurugunu on pencelerinden biriyle
yarasina surer. Daha cok Avustralya’da yasayan ve renklerinden dolayi
gokkusagi papaganlari adi verilen papaganlar ise yaralarina ulasamadiklari
zaman eslerinin yardimiyla tukurugunu yaralarina surerek yaralarin
iyilesmesini saglarlar.

Yarali geyikler ve karacalar ise yosunlu topraklara uzanirlar. Bunu da
yumusak oldugu icin degil, yosunlu topraklarda yaralari iyilestiren bir tur
antibiyotik oldugu icin yaparlar.

Bal seven bir hayvan olarak taninan ayi ise ayagini ari kovanina sokar ve
balin iyilestirici ozelliginden faydalanir. Arilar ise vucutlarinin urettigi
bir antibiyotigi, ballariyla karistirip sifa bulurlar. Kunduzlar,
vucutlarinda salgilanan bir tur jole ile iyilesirler.

Hayvanlar arasinda dis pansumanin yaninda dâhili rahatsizliklarini tedavi
edenlere de rastlanir. Mesela kediler ve kopekler, hasta olduklarinda
kusabilmek icin cim yerler. Kurtlarin ise ayni durumda tutam tutam isirgan
otu yedikleri tesbit edilmistir. Kurtlar ayrica yilan sokmalarina karsi
"Calla palutris" adli bir bitkiyi yerler. Halk arasinda yilan otu olarak
bilinen bu bitkinin ozellikle kokleri yilan sokmalarina karsi eskiden beri
kullanilmaktadir.

Sadece sevk-i Ilahi ile hareket eden hayvanlarin kendi kendilerini tedavi
etmelerine misaller saymakla bitmez. En son misalimizi de yine ayilardan
verelim; ayilar "Ligusticum porteri" isimli bir bitkiye (agaca) surtunerek
kendilerini tedavi ederler. Bu bitkinin bas agrisi, romatizma, soguk
alginligi gibi rahatsizliklara karsi tesirli oldugu bulunmustur.

DUA

Posted On Temmuz 26, 2008

Filed under DUALAR, Hadisler

Comments Dropped leave a response

"O takvâ sahipleri ki, görmedikleri halde Allah’a ve Onun bildirdiklerine îmân ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda bağışta bulunurlar." Bakara Sûresi: 2/3

"Allah Teala hazretleri bir kulun hayrını diledi mi ölümünden önce salih amel işlemede muvaffak kılar." Tirmizi, 2134 30 .
Ya Rabbi!
Eğer imanıma bir şüphe girmiş ben de ondan tövbe etmemişsem ihlasla derim ki : Allah’tan başka yaratıcı yok, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ın Resulüdür.

Ya Rabbi!
Eğer bilmeden Müslümanlığıma küfür karıştırmışsam, derim ki: Allah birdir, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ın Resulüdür.

Ya Rabbi!
Eğer Allah’ı birlememe şirk girmişse, ben de bunun farkında değilsem ihlasla derim ki: Allah’tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ın Resulüdür.

Ya Rabbi!
Eğer bilmeden seni tanımamda yanlışım varsa derim ki: Allah’tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ın Resulüdür.

Ya Rabbi!
Eğer bilmeden amelime riya ve kendimi beğenme duyguları karışmışsa derim ki: Allah’tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ın Resulüdür.

Ya Rabbi!
Eğer farkında olmadan kalbime küçük ve büyük günahların fitnesi girmişse derim ki: Allah bir, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ın Resulüdür.

Ya Rabbi!
İmanımı gönülden tazeleyerek, ihlasla derim ki: Allah’tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ın Resulüdür.
Ey diri olan!
Ey ebedi var olan!
Ey izzet ve ikram sahibi olan!
Ey gücün, şerefin ve büyüklüğün sahibi olan Allah’ım!
Halimi düzelt, işlerimi güzelleştir, beni bela ve fakirliğin acılarından koru, düşmanların şerrinden, şeytanın aldatmasından, nefsin arzularından, saptıranların saptırmasından beni koru ey Rabbim!

Ya Rabbi!
Beni çok ibadet eden salihlerden ve şükreden zenginlerden eyle… dini ve dünyevi bütün işlerimi düzene koy. Hayırlı nimetlerimi sonuna erdir.

Ya Rabbi!
Ömrümün son zamanlarında, ölüm anında kalbimi ve dilimi imanla doldur. Bana son anda; şehadet ederim ki, Allah birdir ve yine şehadet ederim ki, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun elçisidir demeyi nasip et.
amin

Tatilde harcanan paralar kadar zekât verebiliyor muyuz?

Posted On Temmuz 26, 2008

Filed under DUALAR, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response

HEKİMOĞLU İSMAİL


Aile Sağlık

Geçmiş yıllarda saçları karışmış, sakalı uzamış, pantolonu düşmüş birisine fazla bakmıştım ki, "Niçin bakıyorsun?" diye sordu.

Ben de, "Senin alkole verdiğin parayı İslam yolunda harcayabilsem… Senin alkol uğruna katlandığın çilelere ben de İslam yolunda katlanabilsem…"

Mânâlı mânâlı başını salladı ve acı acı güldü. Her zaman müşahede etmişimdir. Alkole ve kumara müptela olanlar ekseri zeki kimseler. Doğru yolu bulamamışlar, eğri yollarda akıllarından rahatsız olmuşlar, akıllarını karartmak için kendilerini içkiye vermişler. Bunun için içenlerle de anlaşabiliyoruz.

Geçmiş zamanda vezirin biri veli bir zata rica etmiş:

"Himmet buyur, ne olursun… Gece gündüz padişahın işiyle meşgulüm, yine de darılır diye korkuyorum."

Veli sarsılmış ve duygulu bir ifade ile "Keşke senin padişahtan korktuğun kadar ben de Allah’tan korksam… Keşke senin padişaha hizmet ettiğin kadar ben de İslam’a hizmet etsem… Kâinatın padişahı da Allah’tır, senin padişaha itaat ettiğin kadar ben niye Allah’a itaat edemiyorum?" demiş.

Bir yakınım, "Beş vakit namaz her gün her gün bitmez ki" dedi. Susmak olmaz ki, "Her gün kahveye gidenler ‘Yeter artık!’ dese, her gün içenler şişeyi yere vursa, kumara alışanlar tövbe etse, fuhşun prangasına mahkûm olanlar hürriyeti seçse…" dedim.

Değneğin kendisine dokunduğunu anladı. Gülerek, haklısın demekten kendini alamadı.

Bir arkadaşım yaz gelince sıcak bölgelerdeki bir otelden yer ayırttı. Otele para, vasıtaya para, lokantalara para, plaja girebilmek için para… Ona dedim ki, "Senin eğlenceye verdiğin parayı ben zekât olarak verebilsem…" Ben her sene zekâtımı verirken tövbe ederim, "Allah’ım, sarhoşların içkiye verdiği parayı ben dinime veremedim, otellerde harcanan paralar kadar ben dinime hizmet edemedim, beni affet!"

Bazen kendimi yalnız hissediyorum. Evde yemek bulunmadığı zamanlar Afganistan mücahitlerini, Lübnan’daki Müslümanları, Filistin halkını, Afrika açlarını hatırlıyorum. Acayip bir rahatlığa kavuşuyorum. Ekmekten lezzet alıyorum, bir bardak çayı lüks sayıyorum. Bu sırada mide, baş ve sırt ağrıları kendini hissettiriyor, en yakın dostlarım gibi benden ayrılmıyorlar. Hemen çöplüklerden öteberi toplayanları hatırlıyorum. Hamallık yapan yaşlılar ve gerçekten fakir olanları… Bunları hatırlayınca hissedilir şekilde ağrılarım azalıyor.

"Dünya işlerinde aşağıdakilere, ahiret işlerinde de yukarıdakilere bakınız; aksini yapmayınız, helak olursunuz" hadis meali, her hadis gibi ne kadar kurtarıcı…

Helal dünyanın adamı, haram dünyanın adamlarına bakıp, hızını artırabilir. Cehenneme gitmek isteyenlere bakıp, cennete gitmekte daha gayretli olabiliriz. Fakat hiçbir zaman cehenneme gitmek isteyenlerin gayretini ve fedakârlığını geçemeyeceğiz.

Yine de her şey zıddıyla gelişir, kaidesini unutmamak gerekir.

* http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=718517&title=tatilde-harcanan-paralar-kadar-zekât-verebiliyor-muyuz sitesinden alıntı

kabak çekirdeği

Tanıştırayım, yeni doktorumuz kabak çekirdegi!
Kabak çekirdeği, kendi başına veya salatalarda ve diğer hoş kokulu yemek sonrası yenen lezzetli bir çerezdir; mineraller, esansiyel yağlar ve protein bakımından zengindir. Solucan düşürme özellikleri vardır. Şerit solucanları ve diğer solucanları iyi bir defedicidir. Çinko içeriği, kabak çekirdeğini genellikle erkek ve kadın verimliliği için özellikle önemli yapar.
İyi huylu prostatı büyümüş erkeklerin prostatının büyümesini durdurmak için kullanılır. Mesane iltihabı veya idrar tutulması gibi ikinci derecede böbrek rahatsızlıklarında da kullanılır.
Kabak çekirdeği, büyümüş prostat veya prostat kanserinin mesaneden idrar çıkışını engellediği zaman gelişebilecek idrar yolları zorluklarından kurtarır.
Kabak çekirdeğinin hangi zenginlikleri var?
Kabak çekirdeği, minerallerin mükemmel bir kaynağıdır. Bir bardağın ¼ ünü dolduracak kabak çekirdeği çinkonun tavsiye edilen günlük alımının %20 sini, magnezyum ve manganezin ise %50 sini sağlamaktadır.
Bazı B vitaminlerini içerdiği gibi kemik sağlığı ve kan pıhtılaşması için ihtiyaç olan K vitaminini önemli bir miktarda da içermektedir.
Yağ içeriğine gelince, kabak çekirdeği, hormon dengesi, beyin fonksiyonu ve cilt sağlığı için ihtiyaç olan omega 3 ve omega 6 esansiyel yağlarını birlikte almak için iyi bir kaynaktır.
Özellikle kimler yemelidir?
• Prostatı büyümüş kimseler
• Kısırlık veya hormonal dengesizliği olan kimseler
• Solucan ve tenya bulunan kimseler
• İdrar tutukluğu olan kimseler
• Mesane iltihabı olan kimseler
• Kemik erimesi olan kimseler
Önerilen kullanma şartları ve miktarlar
Kabak çekirdeği, çerez olarak yenebildiği gibi, musliye, salatalara veya fındık çekirdek kavurmalarına ilave edilerek te yenebilir. Günlük doz iki tatlı kaşığı veya 20-30 gr kadar olması uygundur. Sabah akşam devam edilir.
Mesela 100 g kabak çekirdeğinde 24 gram protein var. Kabak çekirdeği, proteinlerin yapı taşı olan amino asitler bakımından çok zengin; özellikle de insan vücudunda yapılmayan esansiyel (fenilalanin, triptofan, metionin, gibi) amino asitler açısından.
Örneğin tirozin, triptofan ve glutamat norepinefrin, serotonin ve GABA gibi beyinin biyokimyasal ahengini düzenleyen sinir ileticilerin ön maddesi. Örneğin norepinefrin eksikliği hiperaktivite ve dikkat dağınıklığına yol açıyor; erişkinlerde bunlara manik hareketler deniliyor; serotonin eksikliği ise depresyona yol açıyor.
Kabak çekirdeğinin en zengin olduğu amino asitlerin başında arjinin geliyor. Arjinin C vitamini ile birlikte nitrik oksit sentezini doğal yoldan artırıyor. Nitrit oksit (NO) aşırı olmadığı sürece damar sağlığı açısından çok yararlı. Damarların esnekliğini sağlayarak genişlemesini sağlıyor. Örneğim kalbe bağlı göğüs ağrılarında (anjina pektoris) nitratlı ilaçlar kullanılıyor.
Bir insanın günlük E vitamini ihtiyacı 10-12 mg kadar. 100 gram (1 çay bardağı dolusu) Kabak çekirdeği bu ihtiyacınızın tamamını sağlıyor. E vitamininin başta kalp damar sağlığı, seks sağlığı üzerine olmak üzere birçok yararı var.
Bir insanın günlük demir ihtiyacı 10-15 mg kadar. 100 gram (1 çay bardağı dolusu) Kabak çekirdeği bu ihtiyacınızın tamamını sağlıyor.
Kabak çekirdeği çinko ve magnezyum açısından da çok zengin. Her ikisinin de insan vücudunda yüzlerce fonksiyonu var.
Anlayacağınız kabak çekirdeği basit bir eğlencelik değil.
Ama yerken fazla tuzlu olmamasına dikkat edin ve kavrulmamışını tercih edin.
Prof. Dr. Ahmet AYDIN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD
Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı

http://beslenmebulteni.com/beslenme/modules.php?name=News&file=article&sid=180

Kenenin çözümü doğada gizliymiş

Posted On Temmuz 26, 2008

Filed under bitki, BİLİM, doğa, haşere, SAĞLIK

Comments Dropped leave a response

 

Eskişehir’de ormandaki ağaçlara zarar veren böcekleri yiyerek beslenen kırmızı orman karıncaları keneleri de yiyor

AA


Eskişehir Orman Bölge Müdürü Sıtkı Küçüköz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kene ile mücadelede işe yarayıp yaramayacağı tartışılan
kırmızı orman karıncaları için Sağlık Bakanlığının harekete geçtiğini belirtti.

Söz konusu karıncaların keneleri de yediğini bazı kaynaklardan öğrendiklerini ifade eden Küçüköz, şöyle konuştu:

"Konuyu Sağlık Bakanlığına ilettik. Bakanlıktan gelen uzmanlar, Orman Bölge Müdürlüğü ile iş birliği yaparak karınca yuvalarının bulunduğu
Çatacık ormanlarında bir deneme yaptı. Civardan toplanan yedi keneyi karınca yuvalarına yakın bir yere bıraktık. Birkaç saniye içinde
kenelere hücum eden karıncalar keneleri yuvalarına taşıdı. Elbette bunu kenelere çözüm bulundu diye söylemek doğru değil. Bu karıncalar belli bir rakımın altında yaşamıyor. Karıncalar yuvanın etrafındaki 80 metre çapında bir alanda bulunan bütün böcekleri topluyor. Bu konuda ciddi
çalışmalar yapılmalı."

KIRMIZI ORMAN KARINCALARI

Sıtkı Küçüköz, kırmızı orman karıncalarının, orman ağaçlarına zarar veren böceklerle beslendiğini belirterek, söz konusu karıncaların
ormanların sağlıklı kalmalarının sigortası olduğunu bildirdi.

Bir işçi karıncanın günde kendi ağırlığının 20’de biri oranında zararlı böcek yediğini anlatan Küçüköz, şöyle devam etti:
"Bir karınca kolonisinde, ortalama 300 bin işçi karınca bulunur ve bir koloni yılda ortalama 24 kilogram böcek yer. Karıncalar yuvalarının
seksen metre etrafındaki her türlü ergin böcek, tırtıl, yumurta, pupa ve çeşitli bitki bitlerini yer. Kırmızı orman karıncası etobur bir
canlıdır. Püskürttüğü formik asitle önce avını etkisiz hale getirir sonra parçalayıp yer. Karıncalar bin metrenin üzerindeki ibreli
ormanlarda yaşar. Hektarda 10-15 yuva yapar. Toprak altında galeriler açar, kışı 1-2 metre derinlikte geçirir. Erkek karıncanın sayıları
azdır. Kraliçe karınca ile çiftleştikten sonra ölürler. Yuvalarda en fazla elli kraliçe karınca bulunur.

Hepsi ayrı galerilerde kendi ekibiyle çalışır. Yirmi yıllık ömürleri boyunca bir kez çiftleşirler fakat her yıl yumurtlayarak koloninin devamını sağlarlar. Karınca yuvalarına bilgisiz insanlar zarar verdiği gibi, domuz, ayı, tilki, sansar ve fareler de zarar vermektedir.

Eskişehir Çatacık ormanlarının doğal yapısında bulunan karıncalar adeta ormanların gönüllü temizlik işçileri gibidir. Orman teşkilatı olarak
yuvaların bozulmamasına ve sayılarının artmasına gayret gösteriyoruz."

Küçüköz, orman ağaçlarına zarar veren böceklerle beslenen kuşların da ormanların koruyucusu olduğunu belirterek, "Bir kuşun günlük böcek
tüketimi kendi ağırlığından fazladır. Bin adet sığırcık kuşu ayda yirmi ton böcek yer. Baştankara adı verilen kuş türünün besinlerinin yüzde 70’ini ormana zarar veren böcekler oluşturur. Bir orman kuşu, günde yuvasına 150 sefer besin taşıma işi yapar. Yuvaya taşınan besinlerin yüzde 4’ünü kene türlerinin oluşturduğu hesaplanmıştır" dedi.

En Verimli Topraklar Sanayiye Kurban Ediliyor

Posted On Temmuz 26, 2008

Filed under bitki, doğa

Comments Dropped leave a response

En Verimli Topraklar Sanayiye Kurban Ediliyor

Haber: CNN Türk

24.07.2008

http://www.yapi.com.tr/V_Images/2008/haberler/62777.jpg

Trakya‘da, Türkiye’nin en verimli toprakları çarpık sanayileşme sebebiyle yok oluyor. Fabrikaların boşalttığı kimyasal atıklar nedeniyle Ergene Nehri ile Çorlu Deresi‘nin suyu kullanılamaz hale geldi. Bölgeyi bekleyen yeni tehlike İstanbul’dan gelecek 2 milyonluk göç… Birinci derecede tarım arazilerine sahip bölgeye her yıl yeni fabrikalar kuruluyor. Hükümet destekli yeni plana göre, İstanbul’un sanayisi de birkaç yıl içinde bölgeye kaydırılacak ve bölge yoğun göç alacak.
 
Ancak Trakya göç ve sanayileşmeyi kaldıracak kaynaklara sahip değil. Bölgenin yeraltı suları çekiliyor, havzaları fabrika atıklarıyla kirletiliyor. Kendi görüşlerinin alınmamasına tepki gösteren belediyeler, "Fabrikasız yaşayabiliriz ancak susuz yaşayamayız" diyor.
 
İstanbul rahatlayacak ama…

İstanbul’un 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti seçilmesi ile birlikte İstanbul Metropolitan Planma Merkezi, hükümetin de desteğini alarak kentteki sanayinin Trakya’ya kaydırılmasına karar verdi. Bu proje kapsamında İstanbul’un trafiği rahatlayacak ve nüfus oranında büyük azalma yaşanacak. İki yıl içinde projenin tamamen faaliyete geçmesiyle birlikte İstanbul’daki sanayi Edirne, Tekirdağ, Çerkezköy, Çorlu ve Lüleburgaz’a kaydırılacak. Sanayi ile birlikte ise 2 milyon kişinin 1.5 milyon nüfuslu Trakya’ya taşınması bekleniyor. Bu ani nüfus artışı beraberinde su sıkıntısı ile altyapı ve konut sıkıntısını getirecek.

500’ün üzerinde fabrika var

Şu an Trakya’da irili ufaklı 500’ün üzerinde fabrika bulunuyor. Çerkezköy Organize ve Sanayi Bölgesi’nde (ÇOSB) 200 fabrika bulunuyor. Dünyaca ünlü fabrikaların faaliyet gösterdiği OSB’de 50 binin üzerinde işçi çalışıyor. Çerkezköy’de faaliyet gösteren fabrikaların Çorlu Deresi‘ne bıraktığı kimyasal atıklar ise çiftçileri sıkıntıya sokuyor. Türkiye’nin en verimli topraklarına sahip olan Trakya’da, fabrikaların boşalttığı kimyasal atıklar nedeniyle Ergene Nehri ile Çorlu Deresi ‘nin suyu kullanılamaz hale geldi. Bu dere ve nehirden su alan çiftçilerin verimleri de düştü.
 
Özellikle Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi’nden Çorlu Deresi’ne ve daha sonra Ergene Nehri’ne boşalan kimyasal atıklı su zehir saçmaya başladı; etrafa yaydığı ağır kokunun yanı sıra Ergene Nehri’nde

İnşaat sektörünün iştahı kabardı
 
İstanbul sanayisinin Trakya’ya taşınma planı inşaat sektörünü bölgeye çekti. Çok sayıda firma, yatırımlarını artırdı ve imara açık olan tarım arazilerini satın aldı. Çerkezköy’de emlakçılık yapan Hüseyin Akın , "Son 1 yıl içinde Çerkezköy’de 5 bin konut yapıldı. Daire fiyatları ise büyük oranda yükseldi. İmar durumu çok iyi. Özellikle Kapaklı beldesinde şu an 550 bin dönümlük imarlı alan var. Hareketin başlaması için İstanbul’daki göçün gelerek piyasayı hızlandırmasını bekliyoruz" dedi.

Çerkezköy İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Cengiz Yıldırım ise, "Çerkezköy’de hızlı bir yapılanma var. Günde 10’a yakın inşaat projesi elimizden geçiyor. Günlük 10 proje 1 yılda 1 milyon metrekarelik inşaat projesi anlamına geliyor. 1 milyon metrakarelik alan ise 10 bin konut anlamına geliyor. Böyle bir göç Çerkezköy ve çevresi için çok sevindirici" diye konuştu.
 
Belediyeler karşı
 
Trakya’nın sanayileşme ile birlikte yeni bir planlamaya ihtiyacı olduğu belirten Çerkezköy’ün AKP’li Belediye Başkanı Ali Ertem , "Sanayi ile birlikte bu kadar göçün burada düşünülmesi bana göre doğru değil. Bu bölge 2 milyon nüfusu kaldıracak bir bölge değil" dedi.
 
"2 milyon insanı yerleştirebilirsiniz. Ancak onların yaşabilmesine imkan sağlayacak diğer donatıları sağlamak mümkün mü, ona bakmak lazım" diyen Ertem, "Bunun başında su sorunu geliyor. Trakya’da genelde bir su sorunu var. Maalesef yüzey suyumuz az. Yeraltı suyu kaynaklarının kullanılması gerekiyor. Trakya’da özellikle sanayi tekstil ağırlık olduğu için, suya dayanıklı sanayi durumunda. Buradaki insanların kullandığı suyun kat kat fazlası kullanılıyor bu sanayilerde" dedi.
 
Çerkezköy’de vatandaşların 15 bin ton su kullandığını söyleyen Ertem, sanayinin kullandığı suyun ise 100 bin tonun üzerinde olduğunu kaydetti.
 
"Sanayi haddinden fazla su çekiyor"

Sanayiye acilen alternatif su kaynaklarının bulunması gerektiğini belirten Ertem, "Böyle giderse yeraltı su kaynaklarımız gittikçe aşağı çekilecek. 15 sene önce yerin 150 metreden su alırken şu an 400 metreden aşağıda verimli suyu ancak alabiliyoruz. Sanayi haddinden fazla su çekiyor" diye konuştu.
 
Arıtma tesisi olmayan fabrikaların kimyasal atıklarıyla Ergene Havzası’nı da kirlettiğini söyleyen Belediye Başkanı, çiftçilerin bu suyla sulama yaptığını, bunun ileride sağlık sorunları ortaya çıkaracağını belirtti.
 
"Bu kadar sanayiye gerek yok"
 
"Çevre anlamında duyarlı olunması lazım. Bu kadar sanayiye gerek yok" diyen Ertem, "Şu anki fabrikalardan daha fazlasını buraya getirmemek lazım. Anadolu’ya yönlendirilmesi daha mantıklı. Burada milyonlarca insanların yaşaması, eğtim, sağlık ve kültürel olarak büyük sorunlar çıkartır" dedi. Kendi önerilerinin de alınmasını isteyen Ertem, "15 yıl su problemi belki burada olmaz. Ancak sanayi böyle giderse 15 yıldan sonra sıkıntı olabilir. Burada fabrikasız yaşayabiliriz ancak susuz yaşayamayız. Bu taşınma büyük sorun olacak ve biz bu sorunu yaşamak istemiyoruz" dedi.

Trakya’ya göçün başlaması ile birlikte yerleşim alanı olarak Çerkezköy’ün Kapaklı beldesi düşünülüyor. Sanayiye kapalı olan bu bölgeye yaklaşık 400 bin kişinin göç etmesi bekleniyor. 30 binin üzerinde konutlarının bulunduğunu belirten Kapaklı Belediye Başkanı İrfan Mandalı, "Burada tarım mı, sanayi mi yapılacak, ilk önce onun kararının verilmesi lazım" dedi.
 
Kurumlararası anlaşma sorunu yaşandığını ve kendi görüşlerinin alınmadığını söyleyen Mandalı, "Bize gelseler imar yeri ve tarım alanı gösterebiliriz. Ancak bize kimse gelmedi. Biz İstanbul’un uyguladığı projeye karşı değiliz. Ancak gelip görsünler ve masa başında bizi bitirmeye çalışmasınlar" dedi.

"Korku hikayesi…"

Lüleburgaz Belediye Başkanı Emin Halebak da, "Bu sanayileşmenin başlaması ile birlikte göç olacak ve bu kadar insanı yerleştirecek konutumuz Trakya’da yok. Bu kadar insan için kısa sürede konut yapamayız. Biri ortaya korku hikayesini salıyor ve bizleri sıkıntıya sokuyor. Akıllı olmak zorundayız. Büyümeyi plansız yaparsanız gecekondulaşma olur. Çevre kirliliği ortaya çıkar" dedi.

Lüleburgaz TEMA Temsilcisi Hakan Dedeoğlu ise, "Birinci sınıf tarım arazisinde sanayileşme olamaz. Yeraltı sularımız içilebilir durumda olduğu için mutlaka içim için kullanılmalıdır. Sanayide kullanılmamalıdır. Trakya’da sanayileşmeyi plansızlık olarak düşünüyorum. Toprak yapısına ve kaynaklarına göre yapılması gerekiyor" dedi.

Sanayileşmenin Trakya için önemli olduğunu belirten Dr. İskender Asutay ise, "Sanayileşme istihdamı da birlikte getirir. Ancak bunun için oluşabilecek olumsuzların tedbirleri de alınmalı. Özellikle eğitim ve sağlık altyapısının hazırlanması gerekir. Eğer altyapı tam olarak hazırlanmazsa buraya gelecek olan vatandaşlar mutsuz olur" dedi.
 
"Trakya yaşayamayacak bir toprak parçası olur"

TBMM Çevre Sorunları Araştırma Komisyonu Üyesi Edirne Milletvekili Rasim Çakır , "Trakya’da İstanbul’un atığı ve kirlilik üreten sanayisinin gelmesi kesinlikle bu bölgede yaşayan insanların artık yaşayamaz duruma gelmesine neden olur. İstanbul’un yükünü Trakya’ya aktarmak için yapılan çalışmaları bizlerin kabul etmesi mümkün değildir. Trakya insanının iradesi dışında bir dayatma ile bu yönde çalışmalar yapılıyor. Biz bunu kabul edemeyiz. Nüfus ve sanayi göçü olursa Trakya yaşayamayacak bir toprak parçası haline gelir" dedi.
 
Parlamentoya Ergene ve Meriç Havzası’nın Su ve Kanalizasyon İdaresi adı altında bir merkezi model oluşturulması ve tek merkez ile Trakya’daki suyun arıtılması için kanun teklifi verdiğini belirten Çakır, "Teklif Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından inceleniyor" dedi.
 
"Ergene Türkiye’nin en kirli nehri"

Ergene Nehri’nin çok kirli olduğunun altını çizen Çakır, "Ergene Nehri şu an Türkiye’nin en kirli nehri. İçinde dördüncü sınıf su bulunduruyor. Bünyesinde ağır metal bulunduran, kansere neden olan, bunlar hayvanlara, insanlara ve bitkilere rahatlıkla geçecek bir nehirdir. Bugünkü devlet örgütlenme yapısı ile bu sorunun çözülebilmesi mümkün değildir. Nehirde en ufak bakteri bile yaşamıyor. Hayat yok nehrin içinde. Tarım bile sulanamaz. Bu kadar kirli olan bir nehir" diye konuştu.

"Sanayinin yüzde 88’i kaçak"
 
Trakya Üniversitesi ise Ergene Havzası için bir rapor hazırladı ve bu raporda Trakya’daki toprak ve suyun analizini yaptı. Çevre planı 900 gün süren bir çalışma ve 400 öğretim görevlisinin çalışması ile ortaya çıktı.
 
Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Enver Duran, "Bugün ruhsatsız sanayi kuruluşlarının yüzde 15’i Edirne’de, yüzde 8’i Kırklareli’nde yüzde 12’si Tekirdağ’dadır. Türkiye sanayisinin yüzde 7’si bu bölgedir. Çok çarpıcıdır. Bu bölgedeki sanayinin yüzde 88’i kaçaktır. Trakya bölgesinde yaklaşık 1 milyon hektar verimli tarım alanının yüzde 22’si sanayinin eline geçmiştir. Sadece yüzde 22’si sanayinin eline geçmekle kalmamış, 15 sene önce yeraltı sularının seviyesi 1800 metre civarındayken, şu an 450-500 metreye düşmüştür" dedi.

peynirli poaça

Posted On Temmuz 21, 2008

Filed under börekler, pastalar

Comments Dropped leave a response

 


malzemeler (16 adet için)
1. 2,5 su bardağı un
2. yarım yemek kaşığı şeker
3. 1 yumurta
4. 3/4 bardak ılık süt
5. 1 paket maya (1 yemek kaşığı)
6. yarım su bardağı ayçiçek yağı
7. dereotu
8. 1 çay kaşığı tuz
içi
peynir, dere otu, kırmızı biber
üstü için
1 yumurta sarısı, süt, çörek otu veya susam
yapılışı
1. ılık süt ve şekeri karıştırın mayayı ekleyin. 10 dakika bekleyin. yumurta, sıvı yağ, un ve tuzu ilave edip kulak memesi kıvamına gelinceye yoğurun.
2. hamurun üzerini nemli bezle örtüp mayalanması için 1 saat bekletin.
3. daha sonra yumurta büyüklüğünde parçalar alarak elinizle açın içine peynir koyup yuvarlayın. üzerine 1 yumurta sarısıyla karıştırılmış sütü sürüp tepsiye dizin. önceden ısıtılmış 180 derece fırında 20 dakika pişirin.

HADİSLER

Posted On Temmuz 20, 2008

Filed under Uncategorized

Comments Dropped leave a response

 
1. Cuma gunu oldugunda, sizden birisi basini yikar, gusl eder, mescide erkenden gider, yakin oturur, hutbeyi dinler ve sukut ederse, o kimsenin attigi her bir adim icin kendisine bir senelik oruc ve bir senelik namaz sevabi vardir.
Ravi: Hz. Evs Ibni Evs (r.a.)
 
2. Insana olum hazir oldugunda, onu Hak’dan alikoyan ve terkettigi hersey derlenip toplanir, iki gozunun onune getirilir. Iste o anda o insan soyle der: "Ya Rabbi beni geri dondur. Umulur ki terkettigim salih amelleri yapayim."
Ravi: Hz. Cabir (r.a.)
 
3. Bir muallimin onunde veya ilim meclislerinde oturdugunuzda, onlara yaklasin ve birbirinize yakin oturun. Cahiliye ehlinin yaptigi gibi daginik oturmayin.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)
 
4. Ilimden bir bab (bolum) ogrendigin zaman, o senin icin kabul edilmis bin rek’at nafile namaz kilmandan daha hayirlidir. Bunu insanlara ogrettigin zaman ister amel edinsin, ister edilmesin; senin icin gene kabul edilmis bin rek’at nafile namaz kilmandan hayirlidir.
Ravi: Hz. Ebu Zerr (r.a.)
 
5. Ilme talip olan bir kimseye olum geldiginde, o bu hal uzerinde olurse sehittir.
Ravi: Hz. Ebu Zerr (r.a.)

 

Kaynak: "Ramuz El E-Hadis" Kitabidir.

Kitabin Yazari: Zaif Ahmet Ziyauddin Gumushanevi

Yorumlayanlar: M.Zahid Kotku & Prof. Dr. Cevat Aksit
       

Selam Vermek Bir Duadir!

Posted On Temmuz 20, 2008

Filed under DUALAR, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response

 

 

"Bir selam ile selamlandiginiz zaman siz de ondan daha guzeli ile selamlayin; yahut ayni ile karsilik verin. Suphesiz Allah, her seyin hesabini arayandir." [Nisa suresi: 86.ayet]

 

Selam; karsidaki insanin Allah’in rahmetinden feyizlenmesi icin bir mu’minin, diger mu’min kardesine yapmis oldugu bir duadir. Bu sebeple dinimizde selam vermek cok buyuk sunnetlerdendir. Kur’an-i Kerim’de de bu konuyla alakali bircok ayet vardir. Mu’minler cennete girerken onlarin selamlarla karsilacaklari belirtilmis, Allah’in Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e bircok yerde selam verdigi anlasilmistir.

 

"Ayetlerimize inananlar sana geldiginde onlara deki: Size selam olsun" (El-En’am, 6/54.)

 

"Elcilerimiz (melekler) Ibrahim’e mujde getirdiler ve "sana selam olsun" dediler." (Hud, 11/69)

 

Ahiret hayatinda da selamlasmanin ayni kelimelerle yapilacagi belirtilir. "Melekler: "Sabrettiginize karsilik size selam olsun…" derler." "Iman edip de iyi isler yapanlar, Rablerinin izni ile icinde sonsuza kadar kalacaklari altindan irmaklar akan cennetlere sokulacaklardir. Orada birbirleriyle karsilastikca soyledikleri soz "selam"dir. (Ibrahim, 14/23; bk. Yunus, 10/10)

 

"Onlar meleklerin "size selam olsun. Yapmis oldugunuz iyi islere karsilik cennete girin" diyerek, tertemiz bir sekilde canlarini aldiklari kimselerdir." (en-Nahl, 16/32)

 

"…evlere girdiginiz zaman, Allah tarafindan mubarek ve pek guzel bir yasama dilegi olarak kendinize (birbirinize) selam verin. Iste Allah, dusunup anlayasiniz diye size ayetleri boyle aciklar." (Nur suresi: 61)

 

‘Ey inananlar! Evlerinizden baska evlere izin almadan, selam vermeden girmeyiniz. Eger dusunurseniz bu, sizin icin daha iyidir.’ (Nur suresi: 27)

 

Selamin Islam toplumunda yayginlastirilmasini emreden Allah elcisi, bir hadisinde bunun toplumsal sonucunu soyle aciklamistir:

 

"Ruhumu kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, siz iman etmedikce cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikce de iman etmis olmazsiniz. Yaptiginiz zaman birbirinizi seveceginiz bir ameli size haber vereyim mi? Aranizda selami yayiniz."

 

hadis-i serifine binaen selam verme dinimizde buyuk bir onem arzetmistir.

 

Dinimize gore selam vermek "Selamun Aleykum" veya "Selamun Aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu" demektir. Hanefi mezhebine gore selam vermek buyuk bir sunnet olup, selam almak vaciptir. Bir kisi bir zumreye selam vermisse; o zumreden bir kisi selama icabet ederse herkesin uzerinden vacip hukmu kalkmis olur. Ama kimse selami almaz ise herkes yukumlu olmus olur.

 

Gunumuzde kullanilan "hayirli sabahlar", "hayirli aksamlar", "iyi gunler", "iyi aksamlar", "gunaydin" veya "tunaydin" gibi deyimler, selam verilenler uzerinde huzur, guven ve esenlik meydana getirebilirse de "Islam’a ait selam"in yerini tutmadiginda aciklik vardir. Belki bu deyimler asil selamlasmadan sonra dua ve temenni niteliginde soylenebilir.

 

Selamlasma dil ile olmalidir. Bu konuda Tirmizi’nin bir rivayetinde Hadis-i Serifte:

 

‘Yahudi ve Hristiyanlara benzemeyin, cunku Yahudilerin selami parmaklarla isarettir, Hristiyanlarin selami da avuclarla isarettir.’

 

denmistir.

 

Selam vermek toplumuzda oldugu gibi sadece bir yere girerken degil, ayni zamanda bir yerden cikarken de yapilmasi gereken bir harekettir. Bir yere girerken verilen selamla cikarken verilen selam arasindaki fark bir Hadis-i Serif’te bakin nasil belirtilmis:

 

‘Biriniz bir meclise gelince selam versin. Kalkmak isteyince de selam versin. Birinci selam ikinciden evla degildir. (ikisi de ayni derecede ehemmiyetlidir.) (Tirmizi)

 

Bos bir yere, eve veya camiye girdigimizde bile selam vermek sunnettir. Umulur ki; orada bulunan melekler veya mu’min cinler bulunur da; selama cevap verirler.Selam bir duadir; boylece hic bilmedigimiz ve gormedigimiz ama varliklarina inandigimiz meleklerin ve cinlerin dualarini uzerimize almis oluruz.

 

Selamlarin en guzeli Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (sallalahu alehi ve sellem)’in uzerine olsun.
 

 

Allah; birbirimize verdigimiz selamlari kendi katinda makbul olan dualardan eylesin.

 

Amin!

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.