Ramazanda tok tutan yiyecekler


Ramazan kapiya dayaninca, gazetelerde yazi basliginda oldugu turden haberler gorunce ister istemez once bir tebessum ediyor insan. Ardindan da acaba nelermis diye goz atmadan gecemiyor. Hani Bektasi’nin, “11 mubarek ay nasil da carcabuk gecip gitti…” demesi gibi…

Isin sakasi bir yana, yazi basligiyla muhteva arasinda bir bosluk olusmamasi acisindan, ozellikle bu Ramazanda ilk defa oruc tutmayi deneyecek olan cocuklar (yada yetiskinler) icin, ola ki faydasi olur diye yazi sonunda konuyla ilgili birkac satir yazmayi dusunuyorum. Ama bu vesile ile benim anlatmak istedigi mevzu bundan tamamen farkli.

Gecen hafta gazetelerden birinde bu turden bir haberle ilk karsilastigimda, “bilim adamlari keske daha cok calissalar da, insanin her turden acligina karsi tok tutan unsurlari da kesfedebilseler ve ilacini da gelistirseler…” diye dusunmeden edemedim.

Yunus Emre bir siirinde, “Bunca varlik var iken, gitmez gonul darligi” der. Maddiyattaki cesitlilik ve bolluga, bir de insandaki doymazlik ve dunya malina sahip olmada sinir tanimamazlik duygusu eklenince, insanoglunu tok tutmak oylesine zor ki… Hemen her kulturde degisik ifade bicimleriyle de olsa var olan, “Gozunu toprak doyursun” sozu bosuna soylenmemis demek ki… Kisacasi, doymaz insan…

Sahip olduklarina sukretmektense, sahip olamadiklarina derin bir ic gecirmek, insanoglunu mutsuz eden temel etkenlerin basinda gelmektedir. Atalarimiz, “kanaat en buyuk zenginliktir” derken bunu anlatmis olmalilar…

Bunlari nasil doyuracagiz?

Halbuki insanoglunun doyurulmasi en kolay yonu midesidir. Bir simitle, kuru bir dilim ekmekle bile cogu kere doyar insan. Bu acidan, ramazanda belli saatler arasinda ac kalma olayi abartilmamali ve “az daha acliktan ve susuzluktan oluyordum…” denilerek oruc olayi trajik hale getirilmemelidir. Korkmayin, 30 gun de ac susuz kalsaniz olmezsiniz. Teroristlerin bir hic ugruna ve anlamsiz bir kavga icin aylarca aclik grevine girdigi dusunulurse, sirf Allah rizasi icin tutulan oruc ibadeti karsisinda, 10 saat yemedim icmedim diye ovunmenin veya dovunmenin abartilacak bir yani yoktur.

Ramazan orucunu, sadece yemek-icmekten belli saatler arasinda sakinmak gibi basit bir sekilde algilamak, isin ozunu ve Islam’in bes sartindan biri olan bu onemli ibadetin temel mahiyetini gozden kacirmak olur.

Orucun temel fonksiyonu,

bireyleri sadece karin acligiyla imtihan etmek degildir!

Karin acligina iftar saatinde bir lokma yiyecekle de olsa care var. Ya makam mansiba, sehvete, paraya, sohrete karsi aclik duygusu nasil frenlenecek? Insandaki bu duygular nasil doyurulacak? Bu konularda kanaatkarlik nasil saglanacak?

Inkar yok… Hepimiz ayni Allah’in kullariyiz ve aclik sadece midemizde degil bizim. Uc kurus menfaat yuzunden birbirini yiyen kardesler, uc bes yillik fani dunya hayati icin olcusuz koltuk kavgasina giren siyasiler veya burokratlar, kamu veya ozel sektorde bir ust pozisyonlara gelmek icin bin takla atmayi goze alan doymak bilmez ac ruhlar nasil tatmin edilecek? Bu konularda tok kalabilme nasil basarilacak? Bunlari elde etmek icin sarf edilen enerji kaybi nasil telafi edilecek?

Ramazanda insanlari tok tutan yiyecekleri siralarken diyoruz ki; keske san sohrete, makam mansiba, paraya pula ve sehvete olan insani ve nefsani duygularimizi frenlememize yarayacak formuller de gelistirilebilse…

Diyeceksiniz ki, o formuller zaten var kitaplarimizda ve kulturumuzde… Mesele de o zaten. Kitabina uygun yasam tarzi neden yok ki hayatimizda?

Ramazan ayi bunu da sorgulamamiza yardimci olmali… Feyziyle ruhlarimizi dingin hale getirerek kendimizi dinleme, silkinme ve cevremizi fark etme acisindan da ola ki bereketinden istifade ederiz.

Gelelim yaziya baslik olan konuya…

Tokluk hissini uzun zaman hissetmek icin sunlari oneriyor uzmanlar…

Oncelikle karbonhidratli yiyecekler. Bilindigi gibi karbonhidratlar kepek, bugday gibi tahil urunlerinde, sebze ve meyvelerde bulunur. Iclerinde bulunan lifler, sindirim sistemini harekete gecirir. Ayrica bu besinler insani tok tutarak aclik hissini engeller. Demek ki Anadolu’daki ramazan kulturunde ramazan oncesi hazirliklar yapilirken, onun icin hamur isi besinler hazirliyormus analarimiz… Bilimin yeni farkina vardigini, onlar yuzlerce sene oncesinden tespit etmisler.

Kromlu yiyecekler vucuttaki insulin dengesini korumaya yardimci olmaktadir. Kan sekerinin dusmesi acliga yol acar. Ayni zamanda kisinin daha uzun sure tok kalmasini saglar. Krom ihtiyacini karsilamak icin findik, ceviz gibi kabuklu yemisler ve tahil urunleri yemek gerekir. Demek ki, ramazanda yapilan hamur isi besinler uzerine bunun icin findik, ceviz dokuyormus analarimiz.

Ozellikle muz, avokado, yulaf ve peynirde bulunan triptofan ise, proteinlerin buyuk bolumunde bulunan bir cesit aminoasittir. Can sikintisini giderir ve istahi kapar. Bezelye, fistik ve fasulyede bulunur.

Yaziyi bitirmeden once, oruca yeni baslayanlar icin kolay acikmaya neden olan yiyeceklere de ornekler verelim.

Cocuklarin cok sevdigi patates kizartmasi cok cabuk acikmaya neden olur . Yapisinda bulunan bilesikler kan basincini dusurucu etki yapar. Kirmizibiber de istah acar. Acili ketcap da hakeza… Onun icin, aci bir yemek yediginizde doydugunuzu cok kolay anlayamazsiniz.

Karalahana : Karaciger ve bazi kan kanseri turlerine de iyi gelen kara lahana, istah acici ozelligi nedeniyle cabuk aciktirir. Diyet yapiyorsanuz uzak durmaniz gereken besinlerden biri de greyfurttur. Istah acici ozelligi vardir.

Son olarak sunu soyleyelim:

Bugun eger evinize ramazan alisverisi yapacaksaniz,

temel gida maddelerinden olusan bir poset malzeme alarak,

mahalledeki bir ihtiyac sahibinin kapisina birakmaya ne dersiniz?

Tum okuyucularimizin Ramazan ayini tebrik ediyorum

RAMAZAN ayı bereket ayı

Ramazan ayı çok şereflidir

Bu konuda, İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Mübarek Ramazan ayı çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevab, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevab verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.

Bu ayda, emri altında bulunanların işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.

Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.

Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.

Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.

Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]

(Ramazan orucunu farz bilip, sevab bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]

(Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi]

(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]

(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevabdır.) [Deylemi]

(Oruçlu çirkin konuşmasın! Birisi sataşırsa, “Ben oruçluyum” desin!) [Buhari]

Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi)

Dini bir mazeret varsa, oruç tutmamak günah olmaz.

Mutevazi hayat mi hayirli, musrif hayat mi?

Posted On Ağustos 26, 2008

Filed under cuma, DUALAR, evliyalar, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response


Onceleri mutevazi bir hayati vardi. Sabahtan aksama kadar isinde kosturuyor, yoruluyordu, ama sihhati yerinde, bir sikintisi yoktu, zengin olma arzusundan baska tabii. Son gunlerde ise bu zengin olma arzusu gittikce hirsa donusmeye basladi. Kendi kendine diyordu ki:

- Sabahtan aksama kadar kosturmaktan iskelet haline geldim. Bedenimde tek gram yag bile kalmadi. Yine de bir araba alacak para biriktiremedim. Halbuki benim de luks bir arabam olmali, yurumeyi birakmaliyim. Bol imkânim olmali, cesidi bol zengin sofralar kurmaliyim!

Cevresindeki luks arabali, zengin sofrali kimseleri goruyor, kendisinin de benzeri luks arabaya binmesi, bol cesitli sofraya oturmasi gerektigine iyice inaniyordu. Yoksa mutsuz ve sanssiz biri olarak gorecekti kendisini. Cuma namazina bile bu dusunceleriyle bogusarak gidiyordu artik. Gariptir ki kursudeki hocaefendi sanki kendisine hitap ediyor gibi konusuyordu cumada:

- Ille de bol cesitli sofralara oturmayi, mutlaka luks arabaya binmeyi hayirli sanma! Senin istedigin sana hayirli olmayabilir. Sen uzerine dusen calismayi yap, gerisine karisma, “Benim hakkimda hayirlisi buymus.” diyerek kismetine razi ol. Sana verilen senin hakkinda hayirli olandir, unutma, diyordu.

Bu sozlerin etkisiyle birazcik rahatladi. Ama bu defa da hocaefendi ile kavga ediyordu hayalinde:

- Luks arabaya binmek, bol cesitli sofraya oturmak hayirsizlik mi sanki? Bu hocalar da halen bir lokma, bir hirka felsefesindeler.

Zihni, bol cesitli sofrayla luks arabaya kilitlenmisti sanki. Hayirli ise Rabb’im versin demiyor, mutlaka istiyordu bunu. Bir sey asiri arzu edilirse Rabb’imiz de onu ihsan edermis.

Nitekim isleri yavas yavas yoluna girmeye basladi. Araba parasini biriktiriyordu. Cok gecmedi topladigi parayla hayal ettigi luks arabaya nihayet kavustu. Artik eskisi gibi butun gun yurumuyordu. Zaten ahdetmisti. Arabasi olursa yemege dahi arabayla gidecekti. Hayal ettigi bol cesitli sofrasini da kurmaya baslamis, yedigi onunde yemedigi de copteydi.

- Ha soyle, diyordu. Iste hayat budur. Ne istersen beklemeden yiyorsun, nereye istersen yurumeden gidiyorsun!.

Bu minval uzere haftalar, aylar gecerken bir ara sismanlayan bedeninde bir rahatsizlik hissetti.

Hemen doktora kostu. Beyaz gomlekli doktor kalbini dinledi, ic organlarini kontrol etti. Filmler cekti. Sonra masasina oturup sorular sormaya basladi:

- Beyefendi, dedi, sofran bol cesitli mi? Istah acici yemekler fazla mi onunde? Hep arabayla mi dolasiyorsun? Hic yaya yurumen yok mu? Ilave etti. Bu rahatsizlik bol cesitli sofraya oturanlarla, yurumeyi birakanlarda olur da onun icin sordum. Doktor sozlerine daha da aciklik getirdi: Senin ic organlarini yag baglamis. Anlasilan bol cesitli sofra kurmus, fazla kalorili gida almissin. Ustelik yedigini de (yurumedigin icin) yakmamissin, organlarini yag baglamis.

Kisik sesle: “Care? “diyebildi.

- Care, bol cesitli sofrayi hemen terk edeceksin. Mutevazi sofraya oturacak, halk cogunlugunun yedigi yemekleri yiyeceksin. Ayrica da her gun yuruyeceksin. Arabayla gitmeyeceksin her yere. Biriken yaglarin eritilmesi icin en tesirli ilac: Oruc tutar gibi az yemek, teravih kilar gibi cok yurumek! Sana ayrica ilac yazmiyorum.

Ikazdan ibaret ilaclarini boylece aldiktan sonra yine cuma icin camiye yoneldi. Bu defa itirazsiz dinledigi hocaefendi sanki yine kendisi icin konusuyordu:

- Ey insan! Nefsini degil aklini dinle. Ulasamadigin israfli hayata kafani takma. Sana ne verilmisse ona razi ol. Bol cesitli sofra, luks araba, her zaman herkese hayirli olmayabilir!

Bu defa tasdik ederek soyleniyordu: ‘Dogru soyluyorsun hocam. Keske daha once de boyle dusunseydim de, az yemekle yetinse, cok yurumeyi de birakmasa, mutevazi hayatima razi olsaydim! Simdi ‘gobegim kup gibi cikmayacak, bacagim da cop gibi kalmayacakti!’

Ne dersiniz, israfli degil iktisatli hayati mi tercihe layik gormeliyiz?

Gıda zehirlenmelerine dikkat!

Gıda zehirlenmelerine dikkat!
Hangi yemekler, kaç derecede bozulur? Gıda zehirlenmelerinde oda sıcaklığına ve besinlere dikkat edin!

Pişirilmiş gıdaların oda sıcaklığında 1,5 saatten fazla bekletilmesinin, yemeklerin yeterince pişirilmemesinin, gıda zehirlenmelerine yol açabildiği belirtildi.

Tarımsal Kalkınma Vakfı ve Konya Büyükşehir Belediyesince yürütülen 57 bin 630 avro bütçeli AB destekli Gıda Tüketicisini Koruma ve Bilinçlendirme Projesi kapsamında görevliler, Konya’daki bir alışveriş merkezinde açılan stantta, tüketicileri güvenli gıda tüketimi konusunda bilinçlendirmeye çalışıyor.
Tüketicilere hazırlanan CD’leri izlettirerek alışverişin püf noktaları, gıda zehirlenmeleri, sağlıklı gıda tüketimi konusunda geniş bilgi veren görevliler, ayrıca Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Konya İl Kontrol Laboratuvarı yetkililerince hazırlanan ‘Gıda Tüketicisi El Kitabı”nı dağıtıyor.

Kitabın ”gıda güvenliği” başlığı altındaki bölümünde, gıda zehirlenmeleri konusunda bilinmesi ve öğrenilmesi gereken bilgiler yer alıyor.

Gıda zehirlenmelerine yol açacak mikropların bulaştığı gıdaların görünüş, tat ve kokusunda hemen fark edilebilecek önemli bir değişiklik olmayacağının vurgulandığı el kitabında, her yıl binlerce kişinin gıdadan zehirlendiği, bunlardan önemli bölümünün zehirlenmeden habersiz olduğu, bazılarının ise öldüğü belirtiliyor.

Kitapta, gıda zehirlenmelerinin başlıca 10 nedeni şöyle sıralanıyor:

”-Yemeğin çok erkenden pişirilmesi ve sıcak ortamda bekletilmesi.

-Pişirilmiş yemeğin dolaba konmadan önce 1,5 saatten fazla tehlikeli derecede tutulması (genelde oda sıcaklığı).

-Yemek tekrar ısıtılırken yeterince ısıl işlem görmemesi ve mikropların ölmemesi.

-Zehirleyici mikropların bulaştığı gıdaların tüketilmesi.

-Yemeklerin yeterince pişirilmemesi.

-Kümes besinlerinin pişirilmeden önce yeterince buzunun çözülmemesi.

-Pişmiş yemeğe çiğ yemeğin dokunması.

-Sıcak yemeklerin vitrinde 63 dereceden düşük bekletilmesi.

-Hazırlanma sırasında yemeğe insanlardan hastalık mikrobunun bulaşması.

-Artık yemek yenmesi.

Türkiye’yi zengin edecek şey!

Türkiye'yi zengin edecek şey!
Türkiye’yi zengin edecek şey!
24 Ağustos 2008 Pazar 11:18
Türkiye’de öyle zenginlikler var ki dünya gözünü bizden alamıyor. Eğer bu kaynaklar hayata geçerse artık zenginiz!

Türkiye maden rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir servetin üzerinde yaşıyoruz. Türkiye, maden çeşitliliği itibariyle dünyanın 10. ülkesi, toplam altın rezervimiz ise 6,5 ton civarında!

MTA verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin karmaşık jeolojik yapısı çok çeşitli madenlerin ülkede bulunmasına olanak sağlıyor. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28′inci, maden çeşitliliği itibariyle 10′uncu sırada yer alıyor. Türkiye başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere, metalik madenler, enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından zengin bir konumda bulunuyor.

Türkiye’de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77′sinin varlığı Türkiye’de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve mineral üretimi yapılıyor.

Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0,4′ü, endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5′i, kömür rezervlerinin yüzde 1′i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8′i Türkiye’de bulunuyor.

Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3,066 milyar ton ile dünya rezervlerinin yüzde 72′ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.

ALTIN POTANSİYELİ
Türkiye’nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10′u bulundu ve altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.

Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye’de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının 100-150 tonu Türkiye’de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise yurt içinde tüketiliyor.

JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ
Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7′inci, Avrupa da ise birinci konumda bulunuyor. Türkiye’nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye dünya sıralamasında 5′inci konumda.

KÖMÜR
Enerji ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanması politikası kapsamında da son 3 yılda yapılan kömür arama projeleri kapsamında (özellikle derin sondajlar yaparak) 20-25 yıldır değişmeyen 8,3 milyar ton kömür rezervi, 300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi bulunarak yüzde 28 oranında arttı. Toplam linyit rezervi de 10,6 milyar tona yükseltildi.

YILDA 5-6 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER
Türkiye’de yılda 150 milyon ton seviyelerinde üretilen maden ürünleri, inşaat sektöründe ve sanayide ham madde olarak tüketilirken, yılda Türkiye’ye 5-6 milyar dolar katma değer kazandırıyor.

Endüstriyel ham madde potansiyeli açısından Türkiye dünya rezervinin yüzde 2,5′ine sahip. Bazı endüstriyel ham madde mineralleri açısından ise çok daha fazla oranlarda rezerve sahip olan Türkiye’de maden ihracatının en büyük kısmını (yüzde 70-80′ini) endüstriyel ham maddeler oluşturuyor. Özellikle de 1 milyar doları aşan ihracatla mermer, 400 milyon dolar ihracatla bor önemli yer tutuyor.

DERİN MADEN ARAMACILIĞININ ÖNEMİ
Türkiye’nin zengin kaynaklara sahip olduğu madenler arasında bor, linyit, mermer, perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit, sodyumsülfat, kayatuzu, trona, jips, stronsiyum tuzları, zeolit, olivin, asbest, lületaşı, sepiyolit, profilit, dolomit, kalsit, fluorit, kuvars-kuvarsit, siliskumu, zımpara, diyatomit, kireçtaşı, yer alıyor.

Söz konusu madenler ile daha çok kömür rezervi bulmak için derin maden aramacılığı ve işletmeciliğine geçmek önem taşıyor.

Diğer önemli maden rezervleri şöyle:

-Çinko-kurşun: Türkiye’nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2,3 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.

-Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.

-Krom cevheri:Türkiye’nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.

-Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72′sini elinde bulunduruyor.

-Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.

-Bakır:Türkiye’de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1,5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3,5 milyon tonu buluyor.

-Trona:Türkiye’nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.

-Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye’nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.

-Mermer ve doğal taşlar: Türkiye’nin 80 bölgesinde 150′den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye’nin mermer potansiyelinin 5,1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.

-Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye’de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1,3 milyar ton kuvars kumu, 2,3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.

-Çimento ve diğer yapı malzemeleri:İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1,5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5,7 milyar ton düzeyinde.

-Bentonit: Türkiye’de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.

-Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor.

Haber Kaynağı:A.A

Türkiye’yi zengin edecek şey!

Türkiye'yi zengin edecek şey!
Türkiye’yi zengin edecek şey!
24 Ağustos 2008 Pazar 11:18
Türkiye’de öyle zenginlikler var ki dünya gözünü bizden alamıyor. Eğer bu kaynaklar hayata geçerse artık zenginiz!

Türkiye maden rezervi açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alırken, adeta büyük bir servetin üzerinde yaşıyoruz. Türkiye, maden çeşitliliği itibariyle dünyanın 10. ülkesi, toplam altın rezervimiz ise 6,5 ton civarında!

MTA verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin karmaşık jeolojik yapısı çok çeşitli madenlerin ülkede bulunmasına olanak sağlıyor. Türkiye yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibariyle 28′inci, maden çeşitliliği itibariyle 10′uncu sırada yer alıyor. Türkiye başta endüstriyel ham maddeler olmak üzere, metalik madenler, enerji ham maddeleri ve jeotermal kaynaklar açısından zengin bir konumda bulunuyor.

Türkiye’de günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77′sinin varlığı Türkiye’de saptanırken, halen 60 civarında farklı maden ve mineral üretimi yapılıyor.

Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0,4′ü, endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2,5′i, kömür rezervlerinin yüzde 1′i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0,8′i Türkiye’de bulunuyor.

Zengin olunan madenler arasında ilk sırayı, 3,066 milyar ton ile dünya rezervlerinin yüzde 72′ini oluşturan, bor mineralleri alıyor.

ALTIN POTANSİYELİ
Türkiye’nin teorik altın potansiyelinin 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bu potansiyelle dünyada ikinci potansiyel durumunda bulunuyor. Şu ana kadar yapılan çalışmalarla 600 ton altın varlığı görünür hale getirilirken, mevcut potansiyelin yüzde 10′u bulundu ve altın yataklarından şu ana kadar 50 ton civarında altın üretildi.

Takı, mücevher tasarımında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye’de yılda 300 ton altın ithal ediliyor. İthal edilen altının 100-150 tonu Türkiye’de işlendikten sonra ihraç ediliyor, kalanı ise yurt içinde tüketiliyor.

JEOTERMALDE AVRUPA BİRİNCİSİYİZ
Teorik jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 MWt (megavat termal) olan Türkiye, bu potansiyeli ile dünyada 7′inci, Avrupa da ise birinci konumda bulunuyor. Türkiye’nin bugün jeotermal enerjiyi doğrudan kullanım kapasitesi bin 229 MWt. Doğrudan kullanım açısından ise Türkiye dünya sıralamasında 5′inci konumda.

KÖMÜR
Enerji ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanması politikası kapsamında da son 3 yılda yapılan kömür arama projeleri kapsamında (özellikle derin sondajlar yaparak) 20-25 yıldır değişmeyen 8,3 milyar ton kömür rezervi, 300 bin metre sondaj yapılarak ve 2,3 milyar ton yeni kömür rezervi bulunarak yüzde 28 oranında arttı. Toplam linyit rezervi de 10,6 milyar tona yükseltildi.

YILDA 5-6 MİLYAR DOLAR KATMA DEĞER
Türkiye’de yılda 150 milyon ton seviyelerinde üretilen maden ürünleri, inşaat sektöründe ve sanayide ham madde olarak tüketilirken, yılda Türkiye’ye 5-6 milyar dolar katma değer kazandırıyor.

Endüstriyel ham madde potansiyeli açısından Türkiye dünya rezervinin yüzde 2,5′ine sahip. Bazı endüstriyel ham madde mineralleri açısından ise çok daha fazla oranlarda rezerve sahip olan Türkiye’de maden ihracatının en büyük kısmını (yüzde 70-80′ini) endüstriyel ham maddeler oluşturuyor. Özellikle de 1 milyar doları aşan ihracatla mermer, 400 milyon dolar ihracatla bor önemli yer tutuyor.

DERİN MADEN ARAMACILIĞININ ÖNEMİ
Türkiye’nin zengin kaynaklara sahip olduğu madenler arasında bor, linyit, mermer, perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit, sodyumsülfat, kayatuzu, trona, jips, stronsiyum tuzları, zeolit, olivin, asbest, lületaşı, sepiyolit, profilit, dolomit, kalsit, fluorit, kuvars-kuvarsit, siliskumu, zımpara, diyatomit, kireçtaşı, yer alıyor.

Söz konusu madenler ile daha çok kömür rezervi bulmak için derin maden aramacılığı ve işletmeciliğine geçmek önem taşıyor.

Diğer önemli maden rezervleri şöyle:

-Çinko-kurşun: Türkiye’nin metal içeriği olarak 860 bin ton kurşun, 2,3 milyon ton çinko rezervi bulunuyor.

-Demir: Ortalama yüzde 50-55 tenörlü işletilebilir demir rezervi toplamı 113 milyon ton dolayında bulunuyor.

-Krom cevheri:Türkiye’nin krom rezervi 26 milyon ton civarında.

-Bor: Türkiye 3 milyar 66 milyon ton olan bor rezervleri ile dünya bor potansiyelinin yüzde 72′sini elinde bulunduruyor.

-Alüminyum: Alüminyum üretimine uygun boksit rezervi 87 milyon ton civarında bulunuyor.

-Bakır:Türkiye’de toplam bakır rezervi, metal içeriği olarak 1,5 milyon ton bakır düzeyinde bulunuyor. Ekonomik olarak değerlendirilmeyen düşük tenörlü bakır kaynakları dahil edildiğinde toplam bakır kaynağı metal içeriği olarak 3,5 milyon tonu buluyor.

-Trona:Türkiye’nin Beypazarı ve Kazan yataklarıyla beraber toplam trona rezervi 836 milyon ton düzeyinde.

-Alçıtaşı: Büyük alçıtaşı potansiyeline sahip olan Türkiye’nin rezervleri tam olarak belirlenmedi. Yıllık alçı taşı üretimi 3 milyon ton civarında.

-Mermer ve doğal taşlar: Türkiye’nin 80 bölgesinde 150′den fazla değişik renk, desen, ve kalitede mermer rezervleri bulunuyor. Türkiye’nin mermer potansiyelinin 5,1 milyar metreküp civarında olduğu tahmin ediliyor.

-Seramik ve cam ham maddeleri: Sektörün ana ham maddesini kuvars, kuvarsit, kuvars kumu, feldspat, kil ve kaolen oluşturuyor. Türkiye’de 89 milyon ton kaolen, 354 milyon ton seramik ve refrakter kil, 239 milyon ton feldspat, 1,3 milyar ton kuvars kumu, 2,3 milyar ton kuvars-kuvarsit potansiyeli bulunuyor.

-Çimento ve diğer yapı malzemeleri:İnşaat sektöründe büyük oranda hafif yapı elemanı ve beton agregası olarak da kullanılan ponza potansiyeli 1,5 milyar metreküp, perlit potansiyeli ise 5,7 milyar ton düzeyinde.

-Bentonit: Türkiye’de Ankara Çankırı, Tokat, Edirne ve Ordu illerinde yoğunlaşan değişik alanlarda kullanılabilir 250 milyon ton bentonit rezervi bulunuyor.

-Manyezit: 41-48 manyezit içerikli 111 milyon ton manyezit rezervi bulunuyor.

Haber Kaynağı:A.A

İhracat için ‘güvenli çiftçi’ aranıyor

İhracat için ‘güvenli çiftçi’ aranıyor
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Rusya krizinin ardından yeni bir uygulama başlatıyor

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Rusya’ya yapılan yaş sebze-meyve ihracatında yeni bir sorunun yaşanmaması için ”güvenli çiftçi” ve ”güvenli ihracatçı” uygulaması başlatıyor.

Bakanlık, sözleşmeli veya kontrollü üretim yapan ”güvenilir çiftçilerin” belirlenmesi için harekete geçti. Bu çiftçilerden alınan ürünler, ”güvenilir ihracatçılar” tarafından paketlenip, herhangi bir kontrol yapılmadan Rusya’ya ihraç edilecek.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Rusya’ya yaş sebze ve meyve ihracatının yapıldığı Antalya, Mersin, Adana, Hatay, Muğla, İzmir ve Bursa’da tarım il müdürlüklerine söz konusu uygulamanın başlatılması için talimat gönderdi.

Buna göre, söz konusu illerde ilk aşamada örtü altı üretimi, narenciye üretimi ve organik tarım yapan üreticilerin ürünleri belirlenen kriterlere (üretilen ürün, üretim yeri, kullanılan zirai ilaçlar…vs kısacası üretim zincirindeki her aşamayı kayıt altına alacaklar) göre incelenecek ve bunlar kayıt altına alınacak. Denetimden geçen çiftçilere ”güvenli çiftçi”, bu çiftçilerden ürün alan ihracatçılara da ”güvenli ihracatçı” belgesi verilecek. Bu çiftçi ve ihracatçılarda sıkı analiz uygulamaları kaldırılacak ve azaltılmış kontrol sistemi uygulanacak.

Güvenilir çiftçilere verilecek barkod numaraları, ürünler paketlenirken, paketlerin üzerine yansıtılacak. Ürünün hangi çiftçiden alındığı belli olacak ve çiftçiler üretim aşamasında denetlenecek. Böylece, ihracat aşamasında bu ürünlerin tekrar kontrol edilmesine gerek kalmayacak. Denetimlerde herhangi bir eksikliği bulunanların belgesi ise hemen ellerinden alınacak.

İlk aşamada örtü altı üretimi (seracılık), narenciye üretimi ve organik tarım ürünlerinde başlayacak uygulama daha sonra sebze üretiminde yapılacak, sonra da tüm tarım ürünlerine yayılacak.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkilileri, ”Çiftçi Rusya’nın isteklerini bilecek ve ona göre üretim yapacak. İhracatçı da bu çerçevede ihracatını yapacak. Çiftçiler ürününün alıcısının isteklerini dikkate alarak üretim yapmak zorunda. İhracatçılar ürünü kimden aldığını bilecek” diye konuştular.

SİSTEM İHRACATÇININ İŞİNİ KOLAYLAŞTIRIYOR

İhracatta kontrol yapılmamasını ihracatçıya sunulan önemli bir avantaj, kolaylık olduğunu, laboratuvar masraflarının ortadan kalkacağını anlatan bakanlık yetkilileri, bu nedenle ihracatçının bu sistemin içine dahil olmak için büyük çaba sarf edeceğine işaret ettiler. İhracatta sağlanacak bu avantajlar nedeniyle, sisteme hem çiftçilerin hem de ihracatçıların sahip çıkacağı vurgulanıyor.

Yetkililer, ”güvenilir ihracatçı” tarafından gönderilen üründe herhangi bir şekilde Rusya’nın istediği limitlerin üzerinde kalıntı çıkması halinde, ihracatçının ve çiftçinin sistemden önce çıkarılacağını, ayrıca başka ticari yaptırımlar da uygulanacağını belirttiler.

RUSYA’DA SİSTEME SICAK BAKIYOR

Bakanlık yetkilileri, Rusya ile Temmuz ayında imzalanan protokolde öngörülen ”güvenilir çiftçi-güvenilir ihracatçı” sistemine Rusya’nın da çok sıcak baktığını ve bu sistem çerçevesinde gönderilen belgeli ürünlerin ithalat aşamasında kontrol edilmemesini kabul ettiğini söylediler.

Kimyasal ilaç kullanımının kontrol altına alınması amacıyla başlatılan pilot proje kapsamında halen 10 ilde çok sayıda çiftçiye ilaç kullanımlarını kayıt etmeleri için ”kayıt defteri” dağıtıldığını belirten yetkililer, bu çiftçilerin de tarım il müdürlükleri ve tarım danışmanları tarafından kontrol edildiğini anlattılar. Yetkililer, bu nedenle ”’güvenilir çiftçi” bulmakta sorun yaşanmayacağını, 10 bine yakın çiftçi ile bu sistemin başlayabileceğini ifade ettiler.

Öte yandan, güvenilir çiftçi ve güvenilir ihracatçıların listesinin Kasım ayında Rusya’ya verilmesi öngörülüyor. Rusya’nın gıda kontrol laboratuvarlarını da incelemek üzere, Kasım ayı içinde bir heyetin de gönderilmesi planlanıyor.

RUSYA’YA YAPILAN SEBZE-MEYVE İHRACATI

Rusya Federasyonu son olarak, Türkiye’den ithal edilen domates, patlıcan, patates, üzüm ve limonda ilaç kalıntısı bulunduğu gerekçesiyle 7 Haziran 2008 tarihinde Türkiye’den ithalatı durdurmuştu. Daha sonra Tarım ve Köyişleri Bakanlığının girişimleri sonucunda ülke 2 Temmuz 2008 tarihi itibariyle söz konusu yasağı kaldırmıştı.

Türkiye’de 30 milyon ton sebze, 14 milyon ton meyve olmak üzere yılda yaklaşık 44 milyon ton sebze ve meyve üretimi yapıldığı tahmin ediliyor. Yüksek miktardaki üretime karşın, bunun ancak yüzde 4′ü ithal edilebiliyor.

Meyve ve sebzede geçen yıl yapılan 1,5 milyar dolarlık ihracatın yaklaşık 510 milyon doları Rusya’ya, 600 milyon doları da Avrupa ülkelerine yapılmıştı. Rusya’ya bu yılın ilk 6 ayında yapılan sebze-meyve ihracatı ise 350 milyon doları buldu
Kaynakhttp://www.tarimsalbilgi.org/forums/haberci/rusyaya_yapilan_sebzemeyve_ihracati-t2642.0.html

Ayet+Hadis+Dua

Posted On Ağustos 23, 2008

Filed under DUALAR, Hadisler, İBADET

Comments Dropped leave a response


Günün Ayeti

” Her kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehine yapmış olur. Kim de bir kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur.

Rabbin kullara zulmedecek değildir.” Fussilet Suresi: 46

Günün Hadisi

Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.

Hz. Muhammed (s.a.v.)
Günün Sözü

Can konağını aramadaysan Cansın;Bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin;Şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir:

Neyi arıyorsan O’sun sen. Hz. Mevlâna Muhammed Celaleddin-i Rûmî (k.s.)

Günün Duası

“Allah’ım, senden senin sevgini ve seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine beni ulaştıracak amelleri dilerim. Allah’ım, senin sevgini, nefsimden çoluk çocuğumdan ve soğuk sudan daha sevgili kıl.” Amin..

Alemlerin efendisi Hz.Muhammed (sav) efendimize salâtu selam ile… Rabbime emanet olunuz Selam ve Dua ile..

İnsan düşmanından nasıl yarar sağlar?

Ahmaklar dostluklarını bozar, oysa sağduyu sahibi olanlar düşmanlıkları bile kazanca çevirmeyi bilir

Düşmanı(1) olmayan bir siyasal yönetim var mıdır? Siyasal yönetim, tükenmez bir kin ve düşmanlık kaynağı değil midir?
Yöneticilerin rakiplerinin kıskançlığına, çekemezliğe ve rekabete, yani düşmanlıktan yana zengin bütün tutkulara maruz kalmadığı bir yönetim görülmüş müdür? Engellendiğinde, yöneticisine karşı kırıcı ve yok edici duygular beslememiş çalışan var mıdır? Tedavi ettiğimiz hasta istediği ilacı, onun zarar görmemesi için yazmadığımızda bize saldırmaz mi? Zaman zaman en sevdiklerimizin düşmanca duygularıyla karşılaştığımız olur. Kırıcı, yok edici duygular istediği oyuncağı almadığımız çocuğumuzdan, bencilliğinin kuysundaki karanlıktan yanı başınızdaki sevgili eşini göremeyen kocalarımıza, karılarımıza kadar herkesi zaman zaman ele geçirir.

Bu düşmanlıklardan yarar sağlamak ise bilge bir kişinin başarısıdır.
Mademki düşmansız olmak mümkün değil, düşmandan yarar sağlamayı bilmeli!

İlk insanlar, kendilerinkinden farklı bir türden yabani yaratıkların pençelerine düşmemekle yetiniyordu, yırtıcı hayvanlara karşı verdikleri mücadelenin amacı da buydu. Sonra onların çocuklar yabani hayvanlardan yararlanmayı öğrendi: Zaten, etlerini beslenmek, postlarını giyinmek, derilerini silahlanmak için kullandıklarında hiç mi yarar sağlamıyorlardı? Çiftçi her ağacı verimli kılamaz, avcı karşısına çıkan ilk hayvani evcilleştiremez; bu yüzden yarar sağlamanın başka yollarını aramışlardır; birincisi bitkilerin verimsizliğinden, ikincisi hayvanların yabanilliğindan yararlanmışlardır. Deniz suyu içilmez, tadı kötüdür, ama balıklara can verir, her yöne yolculuk yapılabilmesine elverişlidir, kendisini kullananlar için hem bir ulaşım yoludur hem de bir taşıttır. Ateş dokunulursa yakar ama, ısı ve ışık verir.

Ahmaklar dostluklarını bozar, oysa sağduyu sahibi olanlar düşmanlıkları bile kazanca çevirmeyi bilir.

Mademki düşmanlarımız merakla eylemlerimizi izliyor, mutlaka kendi kendimize göz kulak olmamız gerekir
Ve bu dikkatlilik yavaş yavaş bir erdem alışkanlığına dönüşür. Rekabet, ahlaksal bir çabadır.

Düşmanlığın en zarar verici yönü eğer dikkat edilirse, en kazançlısı haline gelebilir. Düşmanın, senin bütün eylemlerini dikkatle izleyecek şekilde ayarlar kendini hep; en küçük bir zayıf noktanı kollar, yaşamının çevresinde pusuda bekler. Gözlerini senden ayırmaz. Bakışları, senin ne yapacağını elinden geldiğince keşfetmek, kararlarını eşeleyip bulmak için dostunun, yardımcının, yakınlık kuracağın herkesin üzerindedir. Hasım, özellikle hatalara dikkat eder, onların izini sürer. Nasıl akbabalar, çürüyen leşlerin kokusuyla iştahı kabarır ama bu kuşlar sapasağlam bedenlerin kokusunu duymazlar ise tıpkı bunun gibi, yaşamımızın hastalıklı, bozuk, kirli yönleri de düşmanımızı çeker.

Gerçekte, bize karşı tiksinti duyanlar yaşamımızın o yönlerini hızla kuşatır, saldırıp ele geçirir ve paramparça ederler. Yararlı bir şey midir bu? Evet, hiç kuşku yok. Bu, insanı tetikte yaşamaya, kendini gözlemlemeye, düşüncesizce ve gelişigüzel hiçbir şey söylememeye zorunlu kılar. Tıpkı çok sıkı bir perhiz yapar gibi, insan yaşamını olası bir eleştiriden uzak tutmaya çalışır sürekli.

Ruhun tutkularını dizginleyen ve aklın yolundan sapmalara gem vuran bu sakınımlı davranış, erdemli ve kusursuz bir biçimde yaşama kaygısı isteği uyandırır. Birtakım düşmanlıklar yüzünden kanaatkar bir yaşam sürdürmek, rahatlık ve bolluğu reddetmek, her eylemlerine yararlı bir amaç saptamak zorunda kalan insanlar, farkında olmadan bir şaşmazlık, yanılmazlık yoluna itilirler. Mantık da biraz işe karıştığında, alışkanlıkları örnek alınacak bir düzenlilik kazanır. Sonuç olarak , düşmanının hem davranış hem de şöhret açısından bir rakip olduğunu bilen kişi kendisine daha çok dikkat ediyor, hareketlerinin sonucuna daha ihtiyatlı ve ölçülü bakıyor. Kötülüğün bir özelliği de, hatalı davranıldığında dostlardan çok düşmanlardan utanılmasıdır.

Düşmanlarımızın kıskançlığı bizim ihmalkarlığımızı dengeler.

Üstelik ahlak bakımından tam bir olgunluğa erişerek düşmanımızı kedere boğar, yararlı bir öç alırız.
Düşmanıma karşı kendimi nasıl savunacağım? Kendimi erdemli kılarak. Konuşmalarında hakkaniyet, sağduyu, nezaket, dürüstlük, davranış ve hareketlerinde doğruluk ve edep göstererek.

“Yüreğinde dev yollar açarak,
Soylu amaçların büyümesi için.”
“Kötüden farklı ol, sana bağlı bu.”

Sana diş bileyeni küçük düşürmek mi istiyorsun? Ona eşcinsel, kokuşmuş soytarı, ya da pinti deme; ama gerçekten insan gibi hareket et, ölçülü ol, doğruyu söyle, karşılaştığın kişilere insanca ve adaletli davran. Ama kesinlikle hakaret edecek duruma geldiğini düşünüyorsan, o kişiye yüklediğin olumsuzluklardan mümkün olduğunca uzaklaş. Ruhunun derinliklerini araştır, zayıflıklarını gözden geçir. İçinde kim bilir nerede gizli kalmış bir kusurun yüzünden sana tragedya şairinin şu dizesinin fısıldanmasını istemiyorsan eğer;

“Başkalarını iyileştirmek istiyorsun, oysa kendin yaralarla dolmuşsun!”

Cahil mi diyorsun o kişiye? Kendi çalışma coşkunu ve bilim öğrenme hevesini artır. Korkak mı diyorsun? Kendi gözü pekliğini ve yiğitliğini tazele. Şehvet düşkünü ve kokuşmuş mu diyorsun? Ruhundan, gizlice saklamış olabileceğine her türlü şehvet eğilimini sil. Çünkü hiç bir şey başkalarında eleştirdiğimiz bir ayıbın kendi üzerimize düşmesini görmekten daha utanç verici, daha küçültücü olamaz. Zayıf gözler ışığın yansımasından daha çabuk incinir sanki. Suçlayanlar da gerçeğin kendi üzerlerine yıktığı suçlamalardan incinir. Kuzey rüzgarı nasıl bulutları toplarsa, çirkin bir davranış da haklı eleştirileri kendine çeker.

Kendimizdeki aksaklıkları başkalarına yüklemeyelim hiç.

Platon, ahlakı bozulmuş kişiler arasında bulunduğu her sefer, yanlarından ayrılırken şöyle demeyi alışkanlık alışkanlık haline getirmişti: “Acaba ben de onların hemcinslerinden biri değil miyim?’’ Eğer, bir başkasının tutumunu kınadıktan sonra, insan hemen kendi tutumunu inceler ve davranışlarını, karşıt bir açı ve yön vererek, düzeltirse, kırıcı sözlerin meyvesini toplayacaktır.Yoksa bütün o kınamalar yararsızmış ve boşunaymış gibi görünürler. Aslında öyledir de.

Halk, genellikle bir kelin ya da kamburun bir başkasının biçimsizliğiyle alay ettiğini görerek güler. Kendi aleyhimize dönebilecek bir eleştiriyi başkalarına yöneltmek son derece gülünçtür. Birisinin kusurlarını yüzüne söylemek için zeki bir insan olmak, yüksek sesle ve etkili bir ses tonuyla konuşmak yetmez. İnsanın kendisinin her türlü suçlama ve eleştiriden uzak olması gerekir. “Kendini bil” diye , hoşuna giden her şeyi söylerse hoşlanmadığı şeyleri işitmek zorunda kalan insanlara söylenir . Boş gevezeliklerinde kendilerine hakim olmayı beceremediklerinden bir başkası için seve seve kullandıkları dili, istemeyerek de olsa kendileri için de kullanırlar.

Başkalarının eleştirilerini nasıl karşılamak gerekir?

İnsanin kendini koruması için samimi dostlara ve ateşli düşmanlara gereksinimi vardır. Birinciler görüşleriyle, ikinciler de eleştirileriyle bizi kötülüklerden uzaklaştırır. Ama madem ki günümüzde açık yüreklilikle konuşmak söz konusu olduğunda dostlar pek sesini çıkarmıyor, dalkavuklukta ağzı kalabalık davranıp da öğütlere gelince suskun kalıyor, o zaman gerçeği düşmanlarımızın ağzından duymamız gerekiyor. Dostlarının olumlu görüşlerinden yararlanamayanlar, bütün güçleri ile, bir düşmanın etkilerini eleştirilerini sabırla dinlemeli; o düşmanın kötü niyetinden çok kendilerine yaptığı gerçek hizmete önem vermelidir.

Adamın biri Tesalyalı Prometheus’u öldürmek istiyordu. Kılıcıyla vurunca bir çıbanı yardı, böylece bir apseyi boşaltarak onun iyileşmesini sağladı. Öfke ya da husumetle söylenmiş bir dedikodunun etkisi de çoğunlukla budur: Varlığından şüphelendiğimiz ve ihmal ettiğimiz bir hastalıktan iyileştirir ruhumuzu. Ama insanların çoğunluğu azarlandıkları zaman, o paylamaların bir temele dayanıp dayanmadığını öğrenmeye çalışmaz. Suçlamalara suçlamayla karşılık verir. Kendilerine saldıranı başka bir kusuru olmakla suçlar. Bu şekilde, tozlar içinde kapışan güreşçilerin oyununu taklit ederler:

Düşmanlarının ayıpladığı küçük kusurlardan kendi kendilerine arınmak yerine, birbirlerini karşılıklı suçlayıp dururlar. Öyle ki, sonunda sırayla ikisinin de öldüğü bir kavgada, alabildiğine karalanırlar. Böyle durumlarda, giysilerimizde bize gösterilen bir lekeyi çıkarırken göstereceğimiz özenden daha büyük bir özenle, başımıza kakılan aksaklığı düzeltmek daha akıllıca olmaz mı? Eğer bizde hiç mi hiç bulunmayan kusurlar bize atfediliyorsa, bu kara çalmanın nedenini aramalı; bizde bulunduğu ileri sürülen hatanın benzeri ya da tıpatıp aynısı bir hatayı, denetim ve kavrayış sayesinde, farkında olmadan işlememeye çalışmalıyız.

Bir temele dayanmasa da yakınmaları küçük görmemeli.

Bir düşmandan bedava dersler almak ve gözümüzden kaçan şeyin bir parçacığını öğrenmek için bundan yararlanmamızı ne engelliyor? Pek çok açıdan düşmanın açık görüşlülüğü dostunkinden daha fazladır. Sevdiğinin yanında aşkın gözü kördür; kine gelince, dilin ölçüsüzlüğünü dedikodunun tadıyla birleştirir. Sonuçta, eğer arkandan dedikodu yapılıyorsa, söylenenler asılsız da olsa, küçük görme ya da aldırmazlık etme. Tam tersine, kendi sözlerinde, davranışında, en severek yaptığın işlerde, görüştüğün kişilerde iftiraya yol açmış olabilecek şeyleri ara, sonra da bunlardan sakin ve uzak dur.

Şakalara ve çekiştirmelere hoşgörüyle katlanmalı insan! Bu sabır, dile hakim olmanın en etkili yöntemidir.

İnsan alıştırmalar ve titiz bir çalışma ile, sözgelimi tutku gibi en tiksindirici duyguların üstesinden gelemediyse, aklın denetimi ve gücü altında dilini tutmayı beceremez. Kuşkusuz düşmanın hakaretleri karşısında soylu olandır sessiz direnme gücü. Suskunluğun verecek hesabı yoktur. Hipokrat’ın dediği gibi, herhangi bir bozulmaya yol açmaz.
“Ne alaycı sözlerle karşılaşır insan, yaşarken,
Tıpkı bir denizci gibi, kör kayaların açıklarından geçen.”

Bir düşmana gösterilen bağışlayıcılık ahlaksal yüceliğe hazırlıktır.

İnsan düşmanına karşı övgü ya da saygı konusunda cimri olmamalı. Değer bilen insanların daha çok değeri bilinir. Öyle bir insana, bir başka zaman yöneltilen eleştiri daha inandırıcı olur. Çünkü o kişiye duyulan nefretten değil de o kişinin tutumunun beğenilmeyişi sonucu oluşmuştur eleştiri.

Düşmanımızı övme, onların başarısını görünce hınç ve acı duymaktan kendimizi koruma alışkanlığı kazanırken, dostlarımızın mutluluğunun ve tanıdıklarımızın başarısının bizde çok sık uyandırdığı o kıskançlık duygusundan da çok uzaklaşırız.

Aslında, çeşit çeşit ve üstelik kötü pek çok olumsuzluk, alışkanlık haline gelince, bizi engellediğinin farkına varınca dahi kolayca silinip yok edilemezler. Aynı şekilde düşmanlık da, kinle elbirliği yaparak içimize bir kıskançlık duygusu sokar; gölgede bırakılma duygusu taşımayı, başkalarının üzüntüsünden sevinç duymayı, hınç beslemeyi bırakır geçtiği yolda.

Görünürde değerli bahanelerle ruha yerleşen ve sonunda ahlaksal kusurlara dönüşen sahte sevinçlerden kuşku duyulmalıdır. Demek ki insan en güzel görünüşlere aldırmamalı: Sözgelimi, bir muhbirin övgüleri, sevimlilik kisvesi altında ortaya çıkmayı bekleyen kötü yüreklilikten başka bir şey değildir. Bu övgülerde, bakışlardan sıyrılıp bir gülün yaprakları arasına sığınan pislik böceğinin sinsiliği vardır. Bundan başka, bir düşmanın karşısında suç ya da haksızlık gibi görünmeyen kötü yüreklilik, sinsilik, entrikacılık gibi özellikler, ruhumuza işlediği zaman orada kalırlar, onlardan kurtulmayı beceremeyiz. Alışkanlık yüzünden, düşmanlarımızın karşısında o özelliklerden kendimizi korumayı bildiğimiz için, dostlarımıza karşı bile kullanırız onları. İnsan düşmanlarına karşı bile adil olmaya alışınca, yakınlarına ve dostlarına karşı asla adaletsizlik ve kötü niyet suçu işlemeyeceğinden emindir.

İnsanın düşmanının yeteneğine saygı göstermesi kendi yeteneğine saygı göstermesi demektir.

Dostlarının üstünlüğüne kıskanç bir gözle bakmamaya çalışmak demektir. İnsan düşmanlarına karşı bağışlayıcı olmalıdır ki sevdiklerine karşı daha kolay ve daha bağışlayıcı davransın. Kısacası düşmanlar kötülüklerden kurtulmanın bir yolu, iyilik yapmak için alınacak bir örnektir.

Avukatlıkta, kamu görevlerinde, devlet işlerinin yönetiminde, ya da dostların ve nüfuzlu kişilerin yanında, düşmanının kendisinden önde olduğuna inanan kimse, olumlu bir rekabete girişmek yerine hınca ve tam bir yılgınlığa kaptırır kendini: Sonunda da kıskanç insanın kısır aylaklığına gömülüp gider! Tam tersine, nefret duyulan bir düşman konusunda gerçekleri görmekten kaçınmak yerine onun alışkanlıklarını, sözlerini, eylemlerini hakkaniyetli bir incelemeden geçiren kişi, hemen hemen her zaman görecektir ki, rakibi, kendisinde kıskançlık uyandıran üstünlüğünü, çabukluğuna, ileri görüşlülüğüne, sağduyulu tutumuna borçludur.

Düşmanların kötü yönü erdemlerimizi daha değerli kılar.

Madem ki düşmanlarımız kendi taşkınlıklarıyla bizi kötülüğün iğrençliğine fazlasıyla maruz bırakıyorlar, ne onların hatalarının bize verdiği zevki ne de başarılarının bizde uyandırdığı hırçın üzüntüyü boşa harcayalım; sapkınlıklardan kaçınarak onlardan daha iyi olmak için ve kötü yanlarına öykünmeden başarılarına yetişmek için bu ikili örnekten yola çıkalım.

Düşman, Farsça bir kelime. Düşt (kötü, içi kara, uğursuz) ile man -a’nin üzerinde inceltme işareti var- (gönül, yürek) dan düştman-duşman/düşman şeklinde türemiştir. Türkçe’de yağu, yavi, yavu, yagu sözcükleri düşman karşılığıdır. fr.ennemi, lat. Inimicus, ar. adu’ hasm, alm.feind

Bu yazı Cogito’nun Yalan adlı 16. sayısındaki “Bati Klasiği”den esinlenerek yazılmıştır.

Yumurtalı Ispanak

Yumurtali_ispanak

Hani en pahalı ve değişik isimli yemekler karşısında tercih edeceğiniz, egzotik malzemeler içermese bile “harika olmuş!” yorumunu alabileceğiniz, size anne mutfağını, aile olmayı anımsatan yemekler vardır ya… İşte yumurtalı ıspanak yukarıdaki uzun cümlede geçen tüm tanımları taşıyor benim için. Doğrusu 850′nin üzerinde tarif içeren bir yemek sitesi yazarına yakışmaz belki yumurtalı ıspanak tarifi vermek. Yine de ben her defasında sanki onun yaptığının sırrını keşfedemeyecekmişim gibi annemi arayıp üzerinden geçiyorum. O da her seferinde sabırla aynı sırayı tekrarlıyor.

Soğanla kıymayı kavur, pulbiber ekle. Kıyma pişince doğradığın ıspanakları ilave et. Ispanaklar sönünce tuzunu ilave et. Çukur açıp yumurtaları kır, altını kısıp kapağını kapat ve sarılarının tamamen pişmesini sağla. Bir de ekliyor, kendin yiyeceksen yumurtaları şimdiden kırma, sade ye. Akşam beraber yiyeceğiniz zaman kır, yumurtaları yemeden hemen önce pişirirsen daha lezzetli olur…”*

*ilk kez yapanlar için not, 1 soğan, 250 veya 300gr kıyma, 1 kg ıspanak, 3 yumurta, tuz, pulbiber

kıymalı istemeyen zeytinyağlı yapabilir ..

RENKLERİN ÖNEMİ

*Yapılan son çalışmalar, günlük olarak 5 ve üzerinde renkli sebze ve meyve
tüketiminin sağlıklı yaşam için çok önemli olduğunu kanıtladı. Sebze ve
meyvelerin sağladıkları vitamin, mineral, posa ve fitokimyasallar ile
sağlığı geliştirdikleri, yaşlanmanın neden olduğu etkileri önledikleri,
kanser ve kalp hastalıkları riskini azalttıkları belirlendi. İşte renklerine
göre besinler ve yararları:

BEYAZ
Beyaz renkli besinler LDL kolesterolü düşürüp, kalp hastalıkları riskini
azaltıyor. Muz, armut, karnabahar, sarımsak, soğan, mantar, patates gibi
beyaz renkli besinleri tüketerek kalp hastalıkları riskinizi minimuma
indirmeniz mümkün.

MAVİ VE MOR

Mavi ve mor renkli besinler etkisini en çok hafıza üzerinde gösteriyor. Bu
renkteki gıdalar pek çok kanser türüne (başta prostat kanseri olmak üzere)
yakalanma riskini azaltıyor. Dolaşım sisteminin korunmasına ve sağlıklı
yaşlanmaya da yardım ediyor. Erik, siyah üzüm, patlıcan, böğürtlen, incir,
yaban mersini, lahana gibi besinleri yoğun tüketmeye özen gösterin
uyarısında bulunuyor uzmanlar.

**SARI VE **TURUNCU
*
*Sarı ve turuncu renkli besinler bağışıklık sisteminin güçlenmesini
sağlıyor. Göz ve kalp hastalıklarına karşı kalkan oluşturuyor. Portakal,
şeftali, mango, kavun, havuç, ananas, üzüm, balkabağı, kayısı, sarı elma,
mısır bu renk besinler arasında.

YEŞİL

Yeşil renkli besinler kemikleri koruyor, dişleri güçlendiriyor, göz
sağlığına zarar gelmesini önlüyor. Bazı kanser türlerine yakalanma riskini
de azaltıyor. Yeşil renkli gıdalar arasında kivi, ıspanak, brokoli, brüksel
lahanası, marul, lahana, avakado, yeşil elma, salatalık, biber, taze soğan,
roka gibi besinler yer alıyor.

**KIRMIZI
Domates, kırmızı elma, çilek, karpuz, ahududu, kiraz, turp gibi kırmızı
besinler sağlık açısından oldukça önemli. Kırmızı renkli besinlerin
Alzheimer hastalığından korunmada başrolü oynadığı artık kanıtlandı. Kırmızı
besinler, kalbin kan akımını düzenliyor ve üriner sistemin sağlığını da
koruyor.*

Evsiz Kuslara Bile Ev Yapan Millet!

Evsiz Kuslara Bile Ev Yapan Millet!

“Atli kulturun kilicli cocuklari” atalarimiz, derin bir doga sevgisi ile doluymus.

Otaginin uzerine yuva yapan guvercinler icin cadirini birakip savasa giden, miraslarindan bir bolumunu sokaktaki hayvanlara birakan, sadaka niyetine kus azat edenler de onlar. Bugunku halimizse, gecmisimizle kiyaslanamaz…

Insan olarak bundan 150 sene oncesine gore ne durumdayiz? Cevap cok aci: Maalesef bugun millet olarak atalarimizin cok gerisindeyiz. Cunku doganin sade bir uyesi olmaktan cikip, yirtici birer canavara donustuk. Bu halimizle de atalarimizdan cok geriye dustuk. Bizim atalarimiz oyle bir doga sevgisi ile doluydu ki agacta, kusta, suda, kayalarda bile kutsallik gorur; onlari kutsar; onlarla bir arada yasamaktan derin mutluluk duyardi. Bu yuzden kuslar icin bile evler yaparlardi. “Serce saray, kus kosku, kus evi” gibi adlar verilen bu evler; ozenle ve kutsal bir hizmet yerine getiriliyormuscasina yapilirdi. Camilerde, mezar yapilarinda, kosklerde ozenle yapilmis; havalandirmasi bile dusunulmus bu minyatur yapilar bulunuyordu. Hayvanlara bakmak, ihtiyac sahibi olanin ihtiyacini gidermek, caresizlere el uzatmak Turk milletinin en asli ibadeti olarak one cikmisti.

YILANA BILE DOKUNMA

Sanat tarihcisi Malik Aksel bakin daha yakin zamanlara kadar atalarimizin yasadigi evleri nasil anlatiyor: “Eskiden hayvanlarla insanlar akrabalar gibi bir arada yasarlardi. Kediler davetsiz misafirlerdi. Kopekler hakkinda hadis oldugu icin eve sokulmazdi. Fakat sokakta bunlara ekmek dogranir, hatta adaklar dahi adanirdi. Yarasa, sansar, gelincik ise evin en kuytu koselerini doldururlardi. Temel yilanina dokunulmaz, goruldugu zaman “Sahmelek veya Sahmaran basi icin bana dokunma” denir. Iyi, kotu her turlu hayvanlara dostluk ve misafirperverlik gosterilir, ayri ayri konuklanirdi. Agaclarin tepelerinde, bacalarda, leylekler yer tutardi. Cati aralarinda kirlangiclar, bos tavanlarda orumcekler! Sayet orumcekler alinacak olursa ogleden evvel alinmalarina dikkat edilir, ogleden sonra baska yerlerde yuva yapabilsinler diye. Hele kus yuvalarina el degdirilmez, tedirgin edilmezdi. Yuva bozanin gunahi buyuktu. Leylek ugurludur. Sicak memleketlerden geldigi icin kendisine hacilik kondurulmustur. Kumru ve guvercinler kafeste beslenemezler yahut bunlari kafeste beslemek gunah sayilirdi. Fakat kanarya, saka, ispinoz, flurya, iskete gibi otucu kuslar boyle degil. Papagan, dudu kusu, muhabbet kusu ise kibar ev ve konaklarin kuslariydi.”

YABANCILAR OVGUYLE ANLATIYOR

Atalarimizin hayvanlara karsi gosterdigi sevgi ve ilgiyi Avrupali gezginler hayret ve hayranlikla anlatmislardir. Iste onlardan bir demet:

Once 1555′te Istanbul’a gelen Avusturya Elcisi Ogier Ghiselin de Busbecg’in mektubundan bir bolum: “Bizim mahallenin civarinda bir yerde gur yaprakli dallarini etrafa yaymis buyuk bir cinar agaci var. Bazen, kuscular, yanlarinda bircok kucuk kus oldugu halde bu cinarin alina gelip oturuyorlar. Gelip gecenler de onlara para vererek kuslari aliyor ve azat ediyorlar. Serbest kalan kuslar cogunlukla cinarin yapraklari arasina konarak kanatlarini cirpiyor, sevincle civildasiyorlar, adeta esaretten kurtulmalarinin heyecanini yasiyorlar. Onlari serbest birakmis olan Turkler de bu manzarayi gorerek aralarinda soyle konusuyorlar: “Bak nasil seviniyor, minnetlerini nasil dile getiriyorlar”. Civiltilari kirlari dolduran kucuk kuslari oldurmek soyle dursun, onlari hurriyetlerinden mahrum edip kafeste beslemeye bile bir kisim Turkler asla razi olmazlar.

Diyebilirim ki Turk atlari kadar insana yakin bir hayvan daha yoktur. Bunlar binicilerini ve bakicilarini hemen tanirlar. Turkler atlari terbiye ederken onlara cok sefkatli davranirlar. Koyluler taylari incitmemek icin ellerinden geleni yapiyorlar, evlerinin icine kadar sokuyorlar, yemek sofralarina bile aliyorlar, seviyorlar, oksuyorlardi. Taylari adeta cocuklariyla bir tutuyorlardi. Kotu nazarlardan onlari korumak dusuncesiyle boyunlarina gerdanlik gibi bir muska takarlar. Zira Turkler nazardan pek korkarlar. Hayvanlara bakanlar onlari hep oksayarak, iyi davranarak sevgilerini kazanirlar. Mecbur olmadikca sopa veya kirbacla vurmazlar.”

S OKAK HAYVANLARINA MIRAS BIRAKANLAR

1655-1656′da Turkiye’ye gelen Fransiz Jean Theveot da ayni gorusleri dile getirmektedir: “Turklerin iyilikseverligi hayvanlara ve bu arada kuslara kadar ulasir; her gun bircok kimse pazarlara kus satin almaya gider ve bunlari serbest birakirlar. Soylediklerine gore bu kuslarin ruhlari, kiyamet gununde Tanri huzurunda olanlarin iyiliklerine sahitlik edecekledir. Bir hayvanin aci cekmesinden istirap duyarlar, tavuklarini kesmek istedikleri zaman onlara fazla istirap vermemek icin baslarini bir darbede keserler; eger onlarin, Fransizlarin yaptiklari sekilde oldurulduklerini gorselerdi yapana birkac sopa atmaktan kendilerini alamazlardi.

…Olen bazi kimseler mallarini haftada birkac defa kopek ve kedileri beslemek uzere birakirlar. Bu vasiyetlerini yerine getirmek icin sadakatle ve dindar bir sekilde bunu yapan firinci ya da kasaplara paralarini birakirlar ve her gun yaninda et tasiyan insanlarin kopek ya da kedileri cagirarak bu hayvanlari cevresine toplayip onlara parcalar halinde bunlari atmasi hos bir seydir.”

MUBAREK GUVERCIN HACI LEYLEK

18. yuzyil Turkiye’sini ayrintilarla veren Leydi Montague guvercinlerle leylekleri anlatirken diyor ki: “Burada masumiyetlerinden dolayi guvercinlere dindarca bir hurmet besliyorlar. Bu yuzden adetleri gun gectikce artiyor. Leyleklere de ayni saygi gosteriliyor. Cunku bunlarin her kis Mekke’yi ziyarete gittiklerine inaniyorlar. Velhasil bunlar Turk Imparatorlugu’nun en bahtiyar tebaasi. Zaten onlar da imtiyazlarini fark ettikler icin sokakta rahatca dolasiyor, evlerin ust katlarina yuva yapiyorlar. Evlerine yuva yapilan halk kendilerini sansli sayiyorlar. Butun sene ne yangina ne de vebaya ugramayacaklarina inaniyorlar. Odamin penceresinde bu ugurlu yuvalardan bir tane bulundugu icin ben de bahtiyarim.”

TAHTA KUS EVCIKLERI

19. Yuzyil yazarlarindan Gerard de Nerval’den su not da ilginc: “Tekkenin bahcesine girdigimizde is goren dervislerin aksam yemegini verdikleri bu hayvanlardan pek cogunu gorduk. Bunun icin cok eski ve cok sayida vakiflar var. Akasya ve cinar agaclari dikilmis olan bahcenin duvarinda, konsollar gibi belli bir yukseklige asilmis, boyali, oymali kucuk tahta evcikler vardi. Bunlar, kuslar icin yapilmis evciklerdi ve serbestce ucusan kuslar gelip bu barinaklara sahip cikiyorlardi.”

Istanbul kanatlar altinda

19. yuzyilin yazar ve gezgini Edmondo de Amicis Istanbul’un kuslarini soyle anlatiyor: “Turklerin cok sevip koruduklari her cinsten sayisiz kus sayesinde Istanbul’un kendine mahsus bir nesesi ve zarafeti vardir. Camiler, korular, eski surlar, bahceler, saraylar, her sey sarki soyler, dem ceker, civildar, oter, sakir; her tarafta kanatlarin temasi hissedilir, her tarafta hayat ve ahenk vardir. Serceler evlere cesaretle girip cocuklarla kadinlarin ellerinden yem yer; kirlangiclar yuvalarini kahve kapilarinin ustune, carsi kubbelerinin altina yapar, sultanlarin veya sahislarin hayratlariyla beslenen sayilamayacak kadar cok guvercin surusu kubbelerin sacaklari boyunca ve serefelerin etrafinda beyazli siyahli halkalar meydana getirir; martilar sevincle ucusur, binlerce kumru mezarlik servilerinin arasinda sevisir; Yedikule’de kargalar oter, akbabalar daire cizerek ucar; deniz kirlangiclari uzun diziler halinde Karadeniz’le Marmara arasinda gidip gelir ve leylekler issiz turbelerin uzerinde lak lak eder. Turkler icin bu kuslarin her birinin guzel bir manasi veya hayirli bir tesisi vardir. Kumrular sevdalari korur, kirlangiclar yuva yaptiklari evleri yangindan muhafaza eder, leylekler her kis Mekke’ye hacca gider, deniz kirlangiclari muminlerin ruhlarini cennete goturur. Boylece minnet hissiyle ve dindarlikla Turkler kuslari himaye edip beslerler, kuslar da onlarin evlerinin etrafinda, denizin ustunde ve mezarlarin arasinda senlik eder. Istanbul’da, her yerde insanin basinin uzerinde, dort bir tarafta kuslar vardir, sehre koy nesesi dagitan ve ruhunuzdaki tabiat duygusunu durmadan yenileyerek icinizi serinleten civil civil suruler size soyle bir dokunup gecer.”

Dogayla uyum

Velayetname’de anlatildigi uzere; Haci Bektas Veli Anadolu’ya gelirken atalarimizin en mazlum yaratik gordugu guvercin donuna girmistir. Bunun da ayri bir hikayesi vardir. Ayni bicimde 1140′larda bir savasa giderken Selcuklu Sultani Sencer’in otaginin uzerine guvercin yuva yapar. Sultan bunu gorunce otagini orada birakir ve basina da gozculer diker. Ta ki yavrular cikar, ucarlar; otag oyle sokulup goturulur. Iste bizim atalarimiz bunlardi… Atli kulturun kilicli temsilcileri; binlerce yil Avrasya’ya egemen olmuslarsa bunu kilic gucunden degil doga ile olan bu uyumlarindan saglamislardir. Bugun onlarin torunu olan bizler ise hayvanlari, bocekleri, bitkileri yok etmek icin muthis bir yaris icindeyiz. Atalarimizin cok cok gerisine dustugumuzu acaba anliyor musunuz?

Uskudar’da kedi hastanesi

Prusya’da genelkurmay baskanligi da yapmis olan General Von Moltke ‘Turkiye Mektuplari’nda sunlari yaziyor: “Turkler hayirseverliklerini hayvanlara karsi bile gosterirler. Uskudar’da bir kedi hastanesi bulursun, Beyazit Camisi’nin avlusunda da guvercinler icin bir bakim yeri vardir. Yoksul Muslumanlar bile olenlerin mezarini, canlilar icin hayra vasita etmeye calisirlar; bircok mezar taslarinin alti bir yalak seklinde oyulmustur, buraya yagmur sulari toplanir ve sicak yaz gunlerinde kopekler ve kuslarin susuzluklarini giderebilecekleri, kucuk mikyasta bir fukara mutfagi vazifesini gorur, Muslumanlar hayvanlarin sukraninin da insanlara hayir getirebilecegine inanirlar.”

Ey Gönül… Ölmedinse Uyan!

KAPALI… Şuur kapalı, akıl kapalı, hayâl kapalı… Gözler, kulaklar kapalı. Duygular kapalı ve en önemlisi ruh kapalı. Kalbin kapıları kapalı. Ne vardı bu kadar içine kapanacak? Bir de perdeler kapalı oralarda… Neleri kaçırdığının farkında mı oturduğu mekânlarda, yaşadığı bedende insan? Duyuyor musun, dinliyor musun beni? Hayat çağırıyor seni. Gönlünü dinle, kalbini dinle yürü, aklını dinle dur. Aç perdeleri tek tek. Önce ışığını, çok ama çok erkenden kapattığın o loş odaların, uykusuz gecelerin karanlığından çık kurtul ey ruhum. Mutluluk aradığın yerde değil, kaçmak kapanmak asla çıkar yol değil. Bir dene istersen, bir defacık olsun bir dene lütfen. Nelerin değiştiğini gör ve gül. Gül de, güller açılsın güller koksun her yanın.

Biliyorum ezan vakitleri dışında duymadığın, duymak istemediğin, kendine yabancı kıldığın bütün seslerin, kalbine açılan yoldan içeriye girmesine izin ver. Uzaklardan gelen bir kırlangıç sesi, bir rüzgâr uğultusu… Eğer yeşermeye uygun bir tek duygun kalmışsa binlercesinin arasında, dirileceksin. Bir nefes alıp vereceksin, hayat kadar. Hayatının tamamı kadar bir nefes.

Seni, yanına hayat çağırırken ölümün karanlık gecesine gömülmen neden? Göz ağlamak için, göz görüp de duygulanmak için, kalp yaşamanın çok ötesinde hissetmek için. Sen bütün duygularını boşuna kapamışsın. Kaç bakalım, kaç kendinden ve Rabbinden kaç Ama nereye kadar? Nereye gidersen git, o sonsuz rahmetin kucağındasın hep. Ve ondan başkada hiçbir yere kaçamayacaksın.

Bir dene, aç şu perdeyi, aç şu gözlerinin önündeki o incecik perdeyi. Fırla yatağından, hayatının yanlış akan ırmağından. Yoksa denizlere kavuşmaz bu ırmak, bu hayat. Çevir yönünü ummanlara. Çöllerde kuruyup gitme. Pencerenden içeriye sızan ilk ışık, güneşten ve güneşin Sahibi’nden sana bir merhabadır, görüyorsun. Gülüyorsun şimdi değil mi?

Başkaları nasıl yaşıyorsa, sen öyle yaşayamazsın. Sen ki en sıradan idealin bile bir düşeni kaldırmak idi. Şimdi, kendi girdabında boğulmak üzeresin. Eğer bir kapı varsa, bir pencere varsa önünde, aç artık. Işık dolacak içeriye, baştan aşağıya nurlar içinde kalacaksın, yıkanacaksın. Başka bir seçim yok senin için. Açacaksın, açacaksın ne varsa. Görmeni engelleyen her şeyi, aşacaksın. Perdeleri tek tek aralayacaksın. Hem senin için ne dualar edildiğini bir bilseydin, asla ümitsizlenmezdin. Bu yoldan niceleri geçtiler. Gidenlerin bir çoğu dönmediler. Sen, gayesiz yollarda yürüyenlerin yolcusu değilsin. Sen, uykusuz geceleri bıçak gibi bölen, paramparça edensin. Rabbin kapını ışıkla çaldı, gönlünü ilhamla kalbini sevgisiyle. Direnme artık boşuna, boş yere. İnadın sırası değil. Kapılar bile yok önünde, belki perdeler bile yok. Gözlerin hafif hafif bir aralansa, ilk defa ama ilk defa dünyaya gelen bir bebeğin tertemiz bir ruhun gözü ile bakabilsen, ah bir bakabilsen… Hayatı değiştirmek, yeniden bir sayfa açmak bu kadar kolayken bunca zorlara düşmek neden? Şimdi kalbinle değil nefsinle hesaplaşma vakti. Tut yakasından, vur yere şeytanın uşağını.

Allah(c.c.)’ım, güzel Allah(c.c.)’ım. Sana gelmek ve koşmak isteyen bütün ruhların önündeki kapıları aç, ardına kadar aç lütfen… Her an yeniden yarattığın kâinata, her an yeniden bakabilen bir göz, onu, her an yeniden anlayabilen bir akıl ve her an yeniden hissedebilen bir kalp lûtfeyle.

Niye korkak, niye kaçak, niye yalnız, niye uzak Sen’in rahmetinden bunca insan Allah(c.c.)’ım? Neden? Sen’den neden kaçıyorlar? Belki de kaçtıkça yakınlaşıyorlar. Evet, Sen ki, kaçtıkça yakınlaştığımızsın. Göklerin ve yerin nurusun, ışığımızsın. Dört bir yanımızsın. Bütün sınırlar senin, sınırları belirleyen çizgiler de senin. Kalbimde çoktandır unuttuğum, öldüğünü sandığım sevgin, bugün gözyaşımla dirilsin, izin ver. Mahşere bırakma bu dileği… Dirildiler işte. İçime attığım yeter artık sıkıntıları, kederleri. Uçurumlara, çiçekler ekmem yakışır mıydı? Ve boşluklarda ne aradım bilmem yıllar boyu. Ey yaşlı suç ortağı nefsim, ey zavallı kalbim. Ey sesi kısılmış duygularım. Yeter artık bir perde açın, bağışlayıcı ve affedici bir sesin sahibinin davetine doğru yürüyün, koşun artık.

Kalbime düşen kurtlar, delik deşik ettiler o güzelim dünyamı, mahvettiler. Tam da hayatın bu anında yeniden yaşamak istesem, adeta bir çocuk gibi yeniden doğsam çok mudur istediğim Rabbim? Bahtına düştüm, kapına geldim. Lekelenen melek vaktim, pembe beyaz baharlarım, ağlayan dakikalarım, hüzünlü günlerim adına beni affet. Ben gibi olanları, o durumda bulunanları da affet. Yolumdan beni ayartmaya çalışanları da affet, bilmiyorlar. Ve onlara öyle bir lûtfet ki, hepsi ama hepsi Sen’in sonsuz rahmetinin kucağında bulsunlar bir gün kendilerini. Ve öyle şaşırsınlar, öyle bir çığlık koparsınlar ki, bir çığ olup üzerlerine düşsün rahmetin bembeyaz. Kefen gibi örtsün tüm günahlarını, yıkanmış, arınmış gibi. Kabul edilmiş katındaki ak pak tövbelerinle çıksınlar bu yığının, bu enkazın altından.

Ah Ömer, Faruk Ömer, senin o mahzun içler yakan hatıranın hürmetine, duanın arasına bizimkini de alsan ne olur? Hani bir gündü ; “Hz Peygamber’i memnun ettin, Hz Ebubekir’i memnun ettin, sayısız insanı memnun ettin yaşadığın sürece. ‘Sen ki Cennetin Firdevs’lerinde gezeceksin, ne mutlu sana’ dediklerinde baştan aşağıya buz kesmiş, acı bir tebessümle bakmış ve demiştin ki; ‘Keşke annemden doğduğum günkü gibi saf temiz bir çocuk olarak kalaydım. Bu dünyadan öyle gideydim. Başka hiçbir şey bu kadar memnun etmezdi beni’ demiştin.” Duana katılıyorum bütün zerrelerimle. Ne güzel bir arzuda bulunmuşsun. Tam sırası o duana, arzuna âmin demenin. Sen ki ey Ömer, bir bakışta tutuşup yanmıştın. O Sevgilinin bakışıydı seni tutuşturan, yakan. Olan oldu işte, bir anda sen mutluluk ağacının başında asırlar sonrasına gülümseyen bir meyve oluverdin. Şu an senin ağacının, uğruna yaşadığın hayatının meyvesini yiyoruz. Ey ruhum sahabe bunlar, yıldız insanlar. Takıl peşlerine onların, bul şaşırtmayan gerçeğin aydınlık yolunu. Arama, yok başka çıkar yol, başka kılavuz. Onlar ki ışığını kainatın sevgilisinden ve canlı güneşinden aldıkları için ebediyen parlayacaklardır. Yolunu kaybedenlere hep birer ümit ışığı olacaklardır.

Ey kenar, kuytu köşelerde, karanlıklarda, yataklarda, oralarda, buralarda kıvranan ruhlar. Acziyetinizin, hiçliğinizin ve günahlarınızın gücüne inanın. Çünkü karadan aka geçmek bir adım bile değil.

Dirilişi öldükten sonraya bırakmayalım. Ezdirmeyelim bu kadar ruhlarımızı. Kalbimiz dayanmaz böylesi ağır yüklere. Ben ki, yaşadığımı ve inandığımı yazmak istiyorum. Konum bütün insanlığın dramı. Bir doğum anında, içimizi dışımıza dökmek zamanında söylediklerimizi duyar da söyleyemediklerimizi bilmez mi Rabbim?

Ah lekelenen melek vaktim, pembe beyaz baharım, ey kalbimin hazin sesleri. Adını, adın’ın yanındaki, o güzel adla yüceltmek istiyorum Rabbim. Kâinatın yaratıldığı andan beri ne varsa, aldığı nefes ve yaratılan bütün zerreler adedince sonsuza dek Sana hamdü senalar, o sevgili Resulüne selamlar, salavatlar olsun. Susan diller, dudaklar adına da… Kâinattaki gezegenler ve içlerindeki moleküller sayısınca, adının anılmadığı anlar adedince, her mekana şâmil, bir dua olsun Rabbim bu. Rahmetinin temsilcisi olan O zatın ve O’nun en büyük mucizesi Kur’an’ın ve O’nun dava ettiği davanın adına ve hürmetine, meleklerin onu taşıdığı, indirdiği anlardan sindirdiği yerlere kadar Resulüne salat-u selam olsun Allah(c.c.)’ım….

Ya Rabbi Sana hamdetmek, şükretmek ve o şükürler için de şükretmek ne güzel… Biliyorum kabul ediyorsun dualarımı. İnanıyorum ki varsın, beni duyuyorsun.

Şu an da, adını anan müezzinin okuduğu ezanda da varsın, haksın. Bütün kâinata cennetten bir kapı aralıyorsun. Sadece davetine değil, rahmetine çağırıyorsun bütün insanları. Büyüklüğünü ilân ettiriyorsun küçücük dillerle.. Her yer kulak kesilmiş yeri göğü inletiyor o güzel sâdâlar. Bütün kalpler dalga dalga titriyor şu an. Rahatlayan ruhlarımız bir ümidi yakalar gibi. Kapımıza bu kadar yaklaşmışken rahmetin, bize de açmak kalıyor sadece. Allah(c.c.)’ım bu gücü de lûtfeyle. Kapında inleyen şu kulunun ruhunu da doğruların ruhunun yanında dinlendir. Rahmetin yar olunca her şey kolay.

Yolculuk saati gelip çatmadan ruhumuzu temizleyecek olanları yakın et bize. İzbe köşelerde, karanlık odalarda kıvranan ruhlar adına güneşi görmeden, nurundan, rahmetinden habersiz şaşkın, kararsız tüm ruhlar adına, sevdir bize sevdiklerini… Sevginin ebedi mahkûmu olalım. Ebedi Cennetinde sonsuza dek sevdiklerimizle beraber bizi mutlu et, bizi bırakma. Ey Rabbim vakt erişince, toprağa katsan da bedenimizi, biz o karanlık sanılan alemde de söyleyeceğiz bu şarkıyı…Korkumuz yok karanlıklardan adınla, nurunla aydınlanınca her yanımız. Yaşasın bizim için yaşattığın ve varettiğin ümit. Yaşasın ebediyet, yaşasın bitmez tükenmez sevinç günlerimiz… Ey ruhum, söyle bu duayı, seviyorum Allah(c.c.)’ı. Yok Sen’den başka gidecek, yok Sen’den başka varılacak. Affet bu dünya sürgününde nefsine yenik düşenleri, bizleri affet. Dertli Yunus gibi, dudağımızda o sevgilinin adını anarak bizleri affet.

“Arayı arayı bulsam izini

İzinin tozuna sürsem yüzümü”

Hangi günahı işlerse işlesin, hangi ağırlığın altında kalırsa kalsın nihayet bir kalp taşıyor herkes. Yeniden de bir başka insan yaratılmayacağına göre bu dünyanın imtihanında, yine ümit bizde. Yüz binlerce insanın hepsinin suçu, günahı sanki üzerimizde gibi bir ah çekip yansak. Bir ah ki yüz binlerce insanın yeniden affının ve dirilişinin sâdâsı olsa. Affet, binlerin, yüz binlerin uyanışı adına bizi affet. Söz veriyoruz, telafi edeceğiz bunca ziyanı. Elveda boş yıllar, elveda aldanış diyeceğiz.

Allah(c.c.)’ım toprağın altına da girsem, yıldızlara da çıksam, bu dünyada milyon sene de yaşasam, Sen yoksan ben ne yapabilirim, nasıl yaşayabilirim ki? Senin olmadığın dünyalar yok olsun. Senden istemeyen dillerim kurusun sana açılmayan ellerim kurusun. Yıkılsın gitsin bedenim. Dağılsın toz olsun zerrelerim. Allah(c.c.)’ım öyle bir iman lûtfet ki Sana yok diyenler bile Sen’de varolsun. Seviyorum seni Allah(c.c.)’ım. Kalbimi, kalbimin sevdiklerini ve sevdiklerimle ebediyen beraber olmayı vaat ettiğin için seviyorum Sen’i. Seviniyorum. İnanıyorum Sana, güveniyorum hiç kimseye güvenmediğim kadar. Biz istemeden bizim için her şeyi yaratan Rabbim. Sen’den ayrı günlerim, anlarım azap oluyor.

Neler neler yazmaktı niyetim ama yine rahmetine doğru çark etti kalemim. Alev alev yanan ruhumun, kızıl renginde tutuşan yüreğimin, kanlarından rengini almış gül gibi kızaran kalbimin senden tek bir duası var bugün. Kabul eder misin söyleyiversem izninle? Aşkınla yanan dudağımla fısıldıyorum ruhum ürpererek… Aç ki şu gözlerin önündeki perdeleri, göremeyenler görsünler bu güzellikleri.

Hangi işte senin adın varsa işlediklerimiz güzelleşiyor. Sevgilinin, Peygamberimin adını anınca bilirim ki, dualarım yerde kalmaz sana yükselirler kat kat. Kabul et, lûtfet ne olur.

Kulakların, kalplerin önündeki bütün kapıları, perdeleri ardına kadar aç. Dudaklar seni söylesin, şarkılar seni ansın, kalemler seni yazsın, ayaklar sana koşsun. Kalmasın bir kişi ki kıytı kuyularda Sana sevgisini, özlemini söyleyememiş. Bütün kırık kalpler, ümidini kesmişler adına, şeytanın ve nefsin tuzaklarına batmışlar adına, tövbe sularında yıka hepimizi, kalbimizi. Kalbimiz Sana emanet. Pişmanlığın ve tövbenin ve bütün bunların sonunda geçirdiğimiz ağır ameliyatın o ağır yaralarına rağmen tüm hastalıklarımızdan, kirlerimizden kurtar, arındır bizi. Rahmetinin ruha derman ilâcıyla.

Allah(c.c.)’ım günahları işleyen bizleriz, dönmemizi bekleyen sensin, cennetini istiyoruz. Çok mu? Yüzümüz yok mu? Madem Cennetini onu isteyene vereceksin aç kapısını ardına kadar, aç. Bozduğumuz tövbeler, yaptığımız tüm yanlışlar için bir kere daha Sana, yalnızca Sana tövbeler olsun. Tövbelerimizin affını ve kabulünü vaat ettiğin için de hamdüsenalar olsun. Biz ki, bu dünya çölünün garip yolcularıyız. Bu günah dolu, ağır yükle bu vadiler, bu yollar aşılır mı hiç? Sonsuz yolculuğa aşkına güvenerek, bir gönüle girerek, seni seven gönüllere girerek, güçlenip hep beraber kanat çırpmak istiyoruz katına. Dikenlerin bile gülün yanında kıymet kazandığı bir dünyada o Sevgilinden başka sığınacak gülümüz, Sen’den başka Rabbimiz yok. Sana ibadeti, Sana duayı terk etmiyoruz ama bunlara da asla güvenmiyoruz. Nedeni belli. Şeytan da çok ileri gitmişti ibadette ama ona bir faydası olmamıştı. Dostluğunu yar eyle, sevdiklerinin yolundan ayırma bizi.

Çok şükür dualarımız kabul edildi gibi… Kalbim sükun ve huzur dolu… Bütün bunları yaşamak için gelinseydi bile bu dünyaya değerdi Allah(c.c.)’ım.

Ey kapalı kapıların ardındaki duygular, gözler, kulaklar, kalpler, ayaklar…Aralanın, ayaklanın… Haydi ey insanlar, kalkın artık. Hoş günler geliyor; kış geçti, bahar bitti, şimdi yaz başladı. Şaşkın ruhumuzu nefsin şehvet rüzgârları kollarına almadan ve sarmadan, kalbimizi onun sahibine emanet edelim. Kalkın ey ruhlar, kalkın. Öyle bir kalkın ki yataklarınızdan, öylesine açın ki kapıları ümidiniz coşsun. Sevginiz başka yürekleri de tutuştursun. Evet, bu karanlıklardan aydınlıkları çıkarmak için kalkın, uyanın. “Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından hiçbir şey kaybetmez” diyor Mevlana.

Ey gönül ölmedinse uyan, yeter artık. Sana kapalı görünen kapıları aç artık. Göğün mavilerine, Cennetin baharlarına uç artık.

Insan Hayvandan Gelmemistir

Insan Hayvandan Gelmemistir

Kainatin ve en seçkin varligi olarak yaratilan insani, bütün serirler kiskandi. Ve onu o yüce makamindan alasagi etmek için akil almaz planlar yapildi. Fakat insanin vicdanindan yükselip ona gizliden gizliye gerçekleri fisildayan bir ses, her seferinde bu planlari akim birakiyordu. Bunun farkina varan ser kuvvetler, hayvanlari dahi utandiracak bir yola basvurarak dehsetli bir plani tatbike koyuldular:

Esref-i mahlukat, yani yaratilanlarin en sereflileri olarak dünyaya gönderilen insanoglu, ne yapip bir hayvan olduguna inandirilacak ve gönül baglarindan kopartilarak vicdanindan yükselen sesleri duymaz hale getirilecekti. Tabii ki bunun için ilk önce hayvanlardan bir ata, sonra da hayvani fikirler üretip hayvani bir hayat yasayan sözde bir ilim adami bulunacak ve ateistlerin bütün imkanlari bir araya getirilerek “Allah inanci”nin reddedilmesi saglanacakti.

Neticede, sahteciligin her nev’i mübah sayilarak ve üstelik insani hayvandan ayiran yüce hasleti olan akli da vasita kilarak: “Sen hayvanlardan evrimle gelisen ve sadece maddeden ibaret bir varliksin ve maymunun bir türünün” iddialari ortaya atildi. Büyük maddi kaynaklarla tek tek satin alinan sahte ilim adamlari ve ele geçirilen haberlesme vasitasiyla baslatilan bu hücum o kadar siddetliydi ki, bütün akil sahipleri bile dilini yutmus gibi sustu direnemedi.

Halbuki bu korkunç oyunu, Kainatin en yüce varligi olan Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v.) daha 14 asir öncesinden görmüs ve mucizeler mucizesi bir ifadeyle Veda Haccinda açikça haber vermisti:

“Ey insanlar. Hepinizin atasi birdir ve Adem (a.s.)’dir. Kim onu inkar ederse; inananlarin ve meleklerin laneti onun üzerine olsun!”

Ne yazik ki insanlar Efendimizin (s.a.v.) bu açik ikazina ragmen, kendisine “Hayvanzade” diyen maymun kilikli ateistin suratina tükürüp:

“Hayvanlik sana aittir, biz Ademzadeyiz” diyerek uzun müddet ciddi bir mücadele baslatamadi.

Hamdolsun, Efendimizin (s.a.v.) bu emrine uyarak 40 yildir marksist, ateist ve darwinistlere karsi mücadele vermekteyiz.

Ben, yukaridaki gerçegi, bu saskin ateistlere bir türlü anlatamadim. Evrim bir teori degil, faraziyedir,bir tarz varsayimdir. Evrimcilerin halini tespit için, faraziye sahibi Darwin’i mutlaka tanimakta fayda vardir. Ateistlerin “dahi ilim adami” diye yutturduklari bu saskin, Ingiltere’de her türlü fakülte oldugu halde hiçbirinde dikis tutturamamis, papaz okulunu da yarisina kadar okuyabilmistir. Üstelik çaginda ileri sürdürü “insanin maymundan evrimle gelistigini” bildiren faraziyesi, bir biyoloji master ögrensisinin edebi açidan tashihlerini yapmasi için kendisine verdigi notlardir. Yani Darwin, akil almaz bir piskinlikle ve tam maymunlara yakisir bir vaziyette adamin master tezinin üzerine oturuvermistir. Sonraki gelismeler ise malumdur ve pek çok biyoloji uzmani, çig gibi büyüyen ateist firtinaya kapilarak bir sürü sahte bilgileri Darwin’in faraziyesine yamamislardir. 1950′den bu yana Watson’un DNA’yi kesfiyle beraber bu yamalar teker teker düsmüs ve su anda ortada Darwin’den bile daha fazla prestije sahip olan maymunlardan baska birsey kalmamistir.

Darwin faraziyesini yerle bir eden ilmi delilleri beraberce inceleyelim:

1- Evrimciler, canlilari basit, gelismis, ve çok gelismis olmak üzere üç grupta toplamislardi. DNA ‘nin kesfinden sonra bütün canlilarin kimyevi yapilarinin hemen hemen ayni oldugu anlasildi. Bu canlilarin hücreleri arasindaki tek fark, program farkindan ibaretti. Yani kimyevi yapi açisindan safra hücresi, ot hücresi veya beyin hücresi ayniydi ve bunlarin arasindaki tek fark, belirttigimiz gibi matematik programlarindaydi. Su halde Evrim düsüncesi, temelden yikiliyordu. Matematik program paketinin ilkeli, gelismisi olmaz ki evrimi olsun. Bu pogramlar, hücrelerin genetik sifrelerindeki degismez dizilerdir. Ve ilim adamlari tarafindan defalarca ortaya konmustur. Mesela genetik mühendisleri, yirmi yildir çalismalarina ragmen birbirine tipatip uyan, fakat sadece beslenme farkliliklari arzeden paratifo A bakterisini paratifo B bakterisine veya tersine dönüstürememistir.

2- Evrimin milyonlarca yillik zaman dilimlerinde yavas yavas gelistigini savunan evrimcilere, 1965 yilanda Izlanda yakinlarinda aniden ortaya çikan Surtsey adasindan da bir tokat gelmistir. Çünkü bu yeni adada, 2 yil içinde yüzbinlerce tür böcek ve bitki ortaya çikmistir.

3- Evrimcilere göre evrim, mutasyonlardan yani genlerin degismesinden dogar. Oysa ki Nobel mükafati kazanan Müller’in x isinlariyla yaptigi deneyde, sirke sineklerinde gen degisimi olmamis ve genlerin imha edilmesi konusunda yesil gözlü sinekler dogmustur. Günümüzde bile genetik sifrelere yeni bir istidat, bir sifre eklemek mümkün degildir, ancak bir sifre çikartilabilir. Bu ise gelismeye degil, ilkellesmeye yarar.

Yani mutasyona (genlerin degismesine) bakip, evrime çanak tutamazsiniz.

4- Insanla maymun arasinda yasamis oldugu ileri sürülen eskiçag insani diye bir insan kesinlikle yoktur. Zaten böyle bir sey olsa, maymunluktan çikarak az insanlasmis, orta derecede insanlasmis, insana çok yaklasmis gibi görüntüler arzeden insanla maymun arasi en az on tür canli bulunmasi gerekir.

Bugün maymunlarin beyni 150 gram, insanin beyni ise 1850 gram civarinda iken, beyin agirliklari 300, 500, 700 ve 1000 gram olan yan insan yan maymun türleri nerededir? Tabiatta maymunlarin bütün türleri yasadigina göre, bu ara türlerin (veya en azindan iskeletlerinin) adim basi ortaya çikmasi gerekmiyor mu? Yüz milyon yil önce yasayan dinazorlarin binlerce iskeleti bulunmus olmasina ragmen, maymunla insan arasinda bir fizyolojik yapi arzeden tek bir iskeletin dahi bulunamamis olmasi, bu maymun kilikli sahtekarlarin yüzünü kizartmiyor mu?

Çesitli müzelerde insanla maymun arasi bir canli iskeleti diye teshir edilen 6 adet kafatasinin, insan ve maymun kafatasi veya dislerinin biraraya getirilerek ortaya çikan montajlar oldugu, Amerikan Yaradilis Enstitüsü Baskani Duane Gish tarafindan bütün dünyaya ilan edilmistir.

Nebraska insani,Cava insani, Pekin insani, Pitdown (Ingiltere) insani gibi adlar verilen bu iskeletIerdeki sahtekarligi Zafer Yayinlari’nda daha önce detayli olarak size ulastirmistik.

5- Darwin’cilerin akil almaz bir gafleti de, evrimin bir gelisme ve yücelme meselesi oldugunu iddia etmeleridir. Allah’a (C.C.) inanmadiklari halde, bu yücelmeden neyi hedeflediklerini anlamak mümkün degildir. Mesela bu yücelme, acaba biyolojik bir suur açisindan mi, yoksa elektronik bir mükemmellik noktasindan mi söz konusudur? Eger elektronik mükemmellik deniyorsa, o zaman evrimin en uç halkasi yarasalar olmalidir. Çünkü yarasalarda bulunan radar sistemi, hiçbir canlida yoktur.

Evrimcilere göre eger mücadele ve savas kabiliyeti ölçü ise, bu durumda da en gelismis canli,modern kimyevi silahlariyla savasma özelligine sahip olan termit böceklerdir.

6- Evrimci Darwinistler, güçlünün zayifi tasfiye ettigini ve çevrelerine uyum saglayamayan canlilarin seleksiyona ugradigini savunurlar. Halbuki:

a) Deve ot yiyen bir hayvan olmasina ragmen Afrika’nin veya Amerika’nin dev ormanlarinda degil de çöllerde yasar.

b) Kör yilan aslinda bir kertenkeledir. Ayaklari olmadigi için hayati çok zordur. Milyonlarca senedir arzda yasar ama ayak mekanizmasini gelistirememistir. Üstelik hayat sahnesini de terk etmemistir.

c) Bir tür Avustralya kirpisi, dikenli yavrularini kanguru gibi karninda tasir ve aci çekerek onlari büyütür. Neden o da diger hayvanlar gibi yavrusunu disari salivermez?

Bu tür örnekleri çogaltmak mümkündür.

d) Insanoglun tahripkar eli karismamak sartiyla tabiatin dengesinde hiçbir tasfiye yoktur. Milyonlarca hayvan kendilerine tahsis edilen nüfus sayisini asamadan milyonlarca yildir nüfuslarini koruyarak yasamistir.

7- Darwin ve saskin müridlerinin akil erdiremeyecekleri bir baska husus da türlerin çoklugudur. Eger genetik sifreler yoluyla bir türden diger türe atlama olsaydi, amipten sonra tek tip bir solucan, ondan sonra da tek tip bir balik türü dogacakti. Dünya tabiatinin güzelligini tamamlayan milyonlarca farkli tür, bir zincirlesme olayinda yatay olarak nasil gelisti?

8- Matematik olarak da genetik kartlarda evrim imkansizdir. Çünkü genetik sifrelerin incelenmesi göstermistir ki, bir solucanin bir amipten genetik sifre programlari üretebilmesi için 39 x 10 üzeri 20 mitoz çogalma denemesi gerekir. Sadece bu islem için 10 milyon yil geçmesi lazimdir ki kainatin ömrü buna yetismez. Çünkü ondan sonraki safhalar için de yüzmilyonlarca yil gereklidir. Yani matematik olarak da evrim imkansizdir.

9- Evrimin milyon yillara taksimi uydurmasini ise, Prof. Maxwestenhafer temelden yikmistir. Bu ilim adami, sürüngenlerin ve memelilerin ayni anda dünya sahnesine çiktigini ispatlamistir.

Yani evrimciler ne uydurmussa, hepsi de teker teker ve ilmi delillerle çürütülmüstür.

10- Önemli bir Darwincilik uydurmasi da, vahsi (ilkel) insan kavramidir.

Adem (A-S.)’dan türeyip bütün dünyaya yayilan insanlar, çok çetin tabiat sartlariyla karsilasarak medeniyetleri gelistirmekte zorluk çekmislerdir. Bunun en enteresan örnegi, Afrika’da Büyük Sahra’da yapilan arkeolojik kazilarda tespit edilmistir. Büyük Sahra çöllesmeden önce burada eski Misir tarzinda medeni insanlar yasiyordu. Çöllesmeden sonra buradaki insanlar iki yöne hicret etti. Doguya gidenler Misir medeniyetinin temsilcisi oldular. Güneye gidenlerse zor tabiat sartlarinin altinda düzenli topluluklar kuramadilar. Yoksa orada vahsi insan yaratilmadi!

Simdi sonuç belgemize geliyoruz:

Insan, madde ve manadan kurulu olup Allah’in çok seçkin bir kuludur. Maddesiyle temsil ettigi bedeni, bir biyoloji saheseridir ve hiçbir canliya nasip olmayan mekanizmalarla donatilmistir. Gönlü ve kalbi ile bütün kainatlara ve sonsuz boyutlara açilmasi ise, akil almaz bir sanat eseridir. Insanin su dünyadaki maddi hayati, onun ebedi hayati yaninda bir nokta gibidir. Fakat bu kisacik madde hayatinda bile akliyla, ilmiyle, sanatiyla ve hele gönlünden cosan sonsuz duygularla öylesine farklidir ki, ne evrim masali, ne de çikar kavgalari onu yok edemez. Buna ragmen insan, diger canlilara benzer sekilde yaratilmistir. Allah bu görüntü ile bizlere:

“Ey insan, gönlüne ve manana dönmez ve sadece maddeden ibaret kalirsan, iste o zaman aynadaki hayalin gibi hayvanliga mahkum olursun” mesajini vermektedir.

Evet sen insansin ve kainatin göz bebegisin. “Sakin aynadaki simana aldirip, kendini diger canlilara benzetme. Aksine gözlerinin ardindaki gerçegi ara, kendi özündeki sirra ermeye çalis.”

Efendimizin Gönlündeki Sirlar

Posted On Ağustos 19, 2008

Filed under alimler, evliyalar, Hadisler, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response

Efendimizin Gönlündeki Sirlar

Fahr-i Kainat Efendimizin ahlakindaki sonsuz güzellik, insanlik meziyetleri konusundaki akil almaz ihtisam, asil manevi sirrini onun gönlündeki esrardan alir. Yani Fahr-i .Kainat Efendimizin gönlündeki esrari anlayamazsak onun ne kadar mükemmel oldugunu kavrayamayiz.

Fahr-i Kainat Efendimizin bu gönül sirrini anlamak için yaratilisin zamandan önceki devrine. yani elest ve ezele dönmemiz lazim. Evrenin yaratilisi. bütün varliklarin yavas yavas sergilenisi. zamandan çok önce, “ezel” dedigimiz öncesi, zaman ötesi bir planda zuhur etmistir.

Cenab-i Hak, yarattigi mahlûkatin kendisine olan yakînligini özel bir imtihanla tespit etmek istemistir. Çünkü bütün varliklar alem-i kesrete döndükten sonra, kendisine has bir benlik duygusuna düserler ki. bu benlik duygusu insanlarda nefis seklinde tezahür eder. Bunu fizikte bir direnç seklinde. çesitli canlilarda da kendini koruma seklinde görüyoruz. Ama. hepsinin ötesinde melekler ve ruhlar da dahil olmak üzere bütün varliklarin Cenab-i Hakka karsi pozisyonlari fevkalade önemlidir.

Fahr-i Kainat Efendimizin insanliga ögrettigi o müthis “La ilahe illallah” sirrinin ezelde de bütün varliklar tarafindan ne denli benimsendigi Allah’in “elest” imtihaninda belli olmustur.

Kendisinde ufak tefek kisilik gören varliklar, Cenab-i Hakkin, “Ben, sizin Rabbiniz degil miyim?” emrinin azameti karsisinda bir anlamda panige düsmüslerdir. Çünkü bu emir, kendi varliklarini yok eden bir emirdir. “Elestübi Rabbiküm” (Ben, sizin Rabbiniz degil miyim?) emri, bir danisma veya onlardan bir cevap almanin çok ötesinde, bütün varliklarin kendilerinin benlik ve kisilik tasimasinin mümkün olamayacagini beyan eden Ilâhi bir emirdir.

Bunun için böyle bir emir karsisinda varliklarin panige düsmesi ve hemen, “Evet,” yani “Beli” diyememeleri bir anlamda esyanin tabiatindandir. Ama, Allah istiyordu ki, esyanin tabiatindaki bu hadiseye ragmen varliklar “Beli” desin. Bir baska anlamda, biri çiksin. “Evet, sen Rabbimizsin, Senden baska hiçbir sey yok” desin. Bu hikmeti kazanmak ise çok zor bir operasyondur. Yani kendi benliginden vazgeçmek, kendi varligini yok saymak sirri ki, iste bu sir Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünden parladi. Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünden parladigi için de, dogrudan dogruya kesretle var olan bir varlik, bir anlamda vahdetin sirrini, daha dogrusu Cenab-i Hakkin zatiyetini yansitti.

Cenab-i Hakkin bir yerde zatiyetinin yansiyabilmesi için orada tam bir mahviyet tesekkül etmesi gerekir. Iste Fahr-i Kainat Efendimizin gönlündeki hususiyet budur. Fahr-i Kainat Efendimiz, özünün de özünde, iç dünyasinin da iç dünyasinda öyle bir mahviyet tesekkül ettirdi ki, bu mahviyet Cenab-i Hakkin o muazzam zatiyet cereyaninin tecellisine sebep oldu. Bu tecelli ile birlikte ruh-u Muhammedi, gönl-ü Muhammedi yaratilmis oldu, yani ayri bir nakis, ayri bir yansima oldu. Bu yansimanin esrarin da Fahr-i Kainat Efendimizin ahlakindaki kalb-i Muhammedi sirri tesekkül etti ki, bu kalb-i Muhammedi sirri, bütün varliklari kurtarma operasyonuydu.

Fahr-i Kainat Efendimiz, kendisini mahviyetle yok sayarken, amaci, bütün varliklari kurtarip Allah’a karsi “Evet” demelerini mümkün kilmakti. Ondan dolayidir ki, Efendimiz, ezelden tâ ebede kadar bu hususiyetini korumustur koruyacaktir. Çünkü onun gönlü, bütün varliktan kurtarmak için kendisinin kisiligini yok eden bir fedakarliga sahipti. Iste bu yüzden kalb-i Muhammedi “bütün beseriyeti kurtarma azmiyle, süphesiz ki insanlar basta olmak üzere Cenab-i Hakka muhatap kilma hazziyla çarpar. Bundan dolayidir ki, Fahr-i Kainat Efendimizin insanlik sevgisini kavrayabilmek mümkün degildir. Her insanin mutlaka kurtulup, Cenab-i Hakkin ebedde verecegi sonsuz nimetlerden istifade etmesini ister. Bu, kalb-i Muhammedi’nin “elest”teki coskusudur. Bu cosku, Fahr-i Kainat Efendimizin yeryüzündeki zaman süreci içerisinde ahlak-i Muhammedi seklinde tezahür etmistir. Her türlü merhamet, her türlü infak hikmetleri, hep bu kalb-i Muhammedinin insanlari kurtarma sirrindan dogar.

Fahr-i Kainat Efendimizin hayat süresinde bunu aksettirmesi, kendisinin arzu ettigi, yahut güzel gördügü seyi baskasinin sahip olmasi duygusu ile yansitmistir ki. Hiçbir varlik, güzel gördügü, hosuna giden herhangi bir seyi kendisinin disinda görme zevkine ulasamaz. Mutlaka kendi zevki içerisinde mütalaa etmek ister. Bu yalniz Fahr-i Kainat Efendimize mahsus bir hadisedir. Onun içindir ki, Fahr-i Kainat Efendimiz yeryüzüne tesrif ettikleri zaman, “Ümmetim!” diye seslenmistir.

Daha ilk nefesini, ilk oksijeni aldigi zaman, “Ümmetim!” diye seslenmistir. Buradaki ümmetimden murad, “Elest Meclisi”nde kendisi ile beraber hamd niyazina istirak kabiliyeti olan, gönüllerinde titresim olan, yahut kalb-i Muhammedîden çikan cereyani kendi ekranina aksettirebilen varliklardir ki, iste bunlar mü’minlerin, Müslümanlarin çekirdegidir. Bu çekirdege yansiyan sefkat-i Muhammedi öylesine coskulu yansimistir ki, gerek Islamiyeti teblig ettigi siralarda, gerek ondan sonra, mümkün oldugu kadar büyük kadrolarin Allah’a takdimi için akil almaz bir çaba, akil almaz bir yorgunluk sebebi olacak yipranmanin her türlüsünü göze almistir. Çünkü Fahr-i Kainat Efendimiz nasil “Elest”te kendisini yok sayarak insanlari ve diger mahlûklari kurtarmis, Allah’a takdim etmis, onlarin “La ilâhe illallah” diyebilmelerini gönlünden verdigi cereyanla saglamissa, hayatta yasadigi Asr-i Saadet zaman dilimindeki tüm hadiselerde de ayni motifi dalgalandirmistir.

Efendimizin müteaddit tebliglerine karsilik Cenab-i Hakkin kendisine hitabinda, “Habibim, ben sana bir defa teblig et dedim. Sen yüzlerce defa teblig ediyorsun ve kendini öldürecekmis gibi büyük bir coskuyla bu isin içindesin” demesinden adeta üzüldügünü hissediyoruz. Fahr-i Kainat Efendimizin bu hikmeti insanlik sevgisinin temelidir. Yani hiç kimse bir insani Efendimiz gibi sevemez.

Varliklari Allah’in o sonsuz kudretinin karsisinda var tutan Fahr-i Kainat Efendimizin gönlündeki cereyandir. Bu gönlündeki cereyanin esrarini birçok maddesel hadiselerde bile görüyoruz. Galaksilerin dönmesi, güneslerin, yildizlarin birbirlerine olan cazibeleri, özellikle de atom ve çekirdeginin seyri sirasindaki varolus sirri, tamamen Fahr-i Kainat Efendimizin cereyanindan dogar. Bunu bir misalle hatirlatmak yerinde olur.

Bir elektron, atom çekirdeginin müthis manyetik cazibesi içerisinde, elips dedigimiz yumurta biçiminde yörüngede döndügü için, dönüs çizgilerinin fizik ve geometrik zorluklarina ugrar. Yani bu elipsin merkeze uzak noktalarinda hizini azaltmak, yakin noktalarda ise arttirmak zorundadir. Böyle bir çeliski, elektronun saniyede yüz bin defa atom çekirdegi etrafinda dönmesi için fevkalade içinden çikilmaz bir zorluktur.

Bu zorlugu asmanin formülünü “manyetik chip in” dedigimiz bu dört noktaya yaklastigi zaman elektronun çekirdege dogru secde eder gibi bir titresim yapmasina baglamaktadirlar ki, bu eletronun çekirdegi etrafindaki seyri sirasinda manyetik sipin olmazsa, elektronun ya çekirdege hizla çarpmasi, ya da uzak noktalara gidince firlayip uzaklasmasi lazim. Bu seyrini tamamlayabilmesi, yani varligini sürdürebilmesi için manyetik chip in yapar ki, bu manyetik chip in Efendimizin bir anlamda ta “Elest”te varliklara yansittigi secdenin sirridir. Yani bir elektron Fahr-i Kaninat Efendimizin talimati ile secde ettigi için esya vardir. Bunlari taht-i tasarrufuna alan kalb-i Muhammedinin bizim için en iyi bilinmesi lazim gelen sirri, ilk insandan son insana kadar bütün insanlarin Cenab-i Hakka karsi yaptiklari her türlü harekatin iyi yaniyla da, kötü yaniyla da kalb-i Muhammediye aksetmesidir. Bu, çok müthis bir olaydir.

Fahr-i Kainat Efendimizin gönlüne yansiyan bu hareketler onun sefkati ile yogrularak tekrar insanlarin kurtulmasina sebep olur. Bir ‘mü’minin yaptigi bir hatada Fahr-i Kainat Efendimizin duydugu üzüntüyü hissettiginiz zaman, o mü’minin iman cereyani, Fahr-i Kainat Efendimize sevdasi devam ediyorsa kalb-i Muhammediden yeniden cereyan vererek onu düstügü yerden kurtarir. Binaenaleyh, kalb-i Muhammedi dedigimiz zaman, özellikle mü’minler açisindan bir noktayi çok iyi bilmemiz gerekir.

Kalb-i Muhammedide bütün esyanin nizam bozukluklarindan Fahr-i Kainat Efendimiz rahatsiz olur. Yani bir galaksinin dönüsünde bir ariza olsa kalb-i Muhammedi rahatsiz olur. Çünkü Cenab-i Hakka karsi bir tarz kefil oldugu esyanin, Ilahi nizamdaki rakslarindaki güzelligi seyretmek Allah’a büyük bir riza, büyük bir zevk vermektedir.

Iste Fahr-i Kainat Efendimiz, bu Ilahi sevdanin bir an, çok ufak da olsa bir noktasinda hirpalanmasindan çok müteessir olur. Onun için bir mü’minin yaptigi her harekette Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünü üzüp üzmedigini çok iyi hesap etmesi lazim gelir. Bizler, yaptigimiz hatalarda karsilikli özür dileriz. Bunun çok ötesinde her yaptigimiz hatada Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünde özür dilememiz lazim gelir. Çünkü asil üzülen, müteessir olan odur. Bizlerin üzüntüleri sûnidir, aldaticidir, yalancidir, icabinda nefislerimize yöneliktir. Ama, Fahr-i Kainat Efendimizin gönlündeki üzüntüler dogrudan dogruya riza-yi Ilahinin, mukaddes zevk-i Ilahinin zedelenmesi. yahut da azalmasi tarzindaki üzüntülerdir ki, bunlar çok mühim hadiselerdir.

Bu nedenle gerek Allah’a karsi, gerekse ahlak-i Muhammediye karsi bir hata yaptigimiz zaman, mutlaka kalb-i Muhammediden özür dilemeli, onun o üzüntüsünü silebilmek için elimizden geldigi kadar gayret göstererek tekrar ahlak-i Muhammedi halkasina, ahlak-i Muhammedi çizgisine dönebilmemiz lazim.


Kalb-i Muhammedînin Sirri

Iste kalb-i Muhammedinin esrarina yakalanmis bir mü’min ve yine kalb-i Muhammedinin sirrini anlamis iki evlad-i Resülden size örnek verdim. Kalb-i Muhammedinin cereyanini tasiyabilmek. ona layik olabilmek öyle kolay bir hadise degildir. Ama bizlerin bilmesi gereken sey. kalb-i Muhammedinin varligi bizleri maddede de. manada da ayakta tutar. Eger biz bu sefkat-i Muhammedinin disinda kalacak sekilde çirkinlesecek, olursak en büyük bahtsizliktir ki. Yüce Kitabimiz bunu. ‘Nasipsizler, magdûbinler. gazaba ugrayanlar’ olarak tanimlamistir.

Kalb-i Muhammedînin esrari içerisinde en büyük Ilahi sir, süphesiz ki, sevdadir. Fahr-i Kainat Efendimizin kalb-i Muhammedîsindeki bu muhtesem esrarin asil özü sevda-yi Ilâhidir. Çünkü Allah’i sevmek konusunda hiç imse kalb-i Muhammedinin sirrini anlayamaz da. yaklasamaz da…

Fahr-i Kainat Efendimiz bu kalb-i Muhammedîdeki mahviyetten buldugu, zatiyetin tecellisinden elde ettigi akil almaz müthis gönül cereyanini dogrudan dogruya Allah’a yönetmistir. Gönüldeki bu cereyana tahammül etmek de mümkün degildir. Çünkü o sevgi dogrudan dogruya Allah’in kendisine olan istiyakini temsil etmektedir. Allah kendi güzelligine asik oldugundan onu seyretmek için alemleri yaratmistir.

Dua ve yakarıştaki güç

Posted On Ağustos 19, 2008

Filed under DUALAR, evliyalar, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response


“Dua ve Yakarıştaki Güç

Dua ve Yakarıştaki GüçGeceler, o tertemiz siyah örtüsüyle bütün bir varlığı sarınca, bir kısım karanlık ruhlar kendilerini her şeyden kopmuş, yalnız ve garip hissederler. Oysa ki, en karanlık anlarda, en tenha yerlerde, en kimsesiz çöllerde dahi O, hep bizimle beraberdir. O gariplerin enîsi , kimsesizlerin kimsesi ve çaresizlerin çaresidir.

Kırık gönüllerin inkisârını bilen, onulmaz dertlere derman gönderen, ikliminden gelen esintilerle ruhlarımızdaki yalnızlık ve vahşetleri silen yalnız O’dur. O’na yönelen, açılacak bir kapıya yönelmiş olur; O’na yalvaran matlûbuna ermiş sayılır

Eserlerinde O’nu bilip, vicdanında O’nu duyup tanıyanların, bilip öğrenecekleri başka şey kalmamıştır. O’nun marifetine erenlerin dimağında bilgi parçaları, elmas sütunlar üzerinde fîrûze kubbeler haline gelir. O’nu tanımayan ruhlarda ilimler evhâma inkılâp eder; ilimlere mevzû teşkil eden varlık ise cansız cenazelere dönüşür.”

BERAAT GÜNÜ VE GECESİ

Posted On Ağustos 18, 2008

Filed under DUALAR, Hadisler, kandiller, İBADET

Comments Dropped leave a response

Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl.
Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil.
Çünkü Sen buyurdun ki, ‘Allah dilediğini siler yok eder,
dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır.
(Ra’d Suresi, 39; Mecmuatü’l-Ahzab, 1:597.)

Değerli Arkadaşlarım,
Bildiğiniz üzere bu gece Berat gecesi.Sözcüğün aslı “Beraet”tir ve bir zorluktan kurtarılmak yada üzerinde olan yükümlülükten kurtulmak manasına gelmektedir.Şaban ayının ondördüncü gecesinin onbeşinci gününe bağlandığı gece Allah’ın af dileyen kullarını bağışladığı gece olması sebebiyle bu ismi almıştır beraet sözcüğünün anlamını doğrularcasına.İnananlar için bu gece, bilerek yada bilmeyerek işlenmiş günahlardan tevbe ederek arınma / kurtulma gecesidir.Ayrıca her yıl insanların bir yıllık yaşayacakları tüm olayların envantere döküldüğü gecedir.Rızıklar, ölümler, doğumlar, maddi ve manevi durumların belirlendiği zamandır.Nasıl ki çalıştığımız iş yerlerinde çalışılan yılın muhasebesi yapılıyor ise işte Berat Gecesi’nde de bizlerin önümüzdeki yıl neler yaşayacağımız Rabbim tarafından melekler aracılığı ile listelenir.Hakk’ın “ İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım.Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim.Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim” sözleriyle tan yeri ağırana kadar kullarının af dilemesini beklediği,
rahmeti ve nuru bol olan bu geceden yani Berat Gecesi’nden faydalanmanız dileğiyle…
Berat Kandili’niz Mübarek, yapacağınız tevbeler kabul, insanlığın iyiliği adına edeceğiniz her dua kabul olsun.
Sevgimle kalın, sağlıkla nefes alın!
Nurdan Özcan / 16.08.2008

Berat Gecesinin beş ayrı özelliği vardır.

1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması.
2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması.
3. İlâhi rahmetin bütün âlemi kuşatması.
4. Allah’ın af ve bağışlamasının coşması.
5. Peygamberimize tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması.

Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir:
Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım,Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin
.” (et-Tergib ve’t-Terhîb, 2:.119, 120.)

Ebu Hüreyre Radıyallahu And’dan rivayet edildiğine göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuştur:
—”Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi:
—”Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum.
—”Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı:
—”Bu gece, Allah-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah-u Teala onları bağışlamaz.

Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi: “Ya Muhammed başını kaldır. Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış.
Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor: “Ne mutlu bu gece rüku edenlere.
İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: “Bu gece secde edenlere ne mutlu”.
Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: “Bu gece dua edenlere ne mutlu.” Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu: -”Bu gece, Allah’ı zikredenlere ne mutlu”.
Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: “Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu.”
Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: “Bu gece Müslümanlara ne mutlu.” Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: “Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın.
Bunları gördükten sonra, Cebrail’e sordum: “Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?
Şöyle dedi: “Ya Muhammed, Allah-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder.”

ÖRNEK LİDER OLMANIN SORUMLULUĞU

Posted On Ağustos 18, 2008

Filed under alimler, DUALAR, evliyalar, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Nisâ:85

“Kim güzel bir aracılık yaparsa ona ondan (o güzel aracılıktan) bir pay vardır.Kim kötü bir aracılık yaparsa ona da ondan( o kötü aracılıktan) bir hisse vardır.Allah her şeyi görüp gözeten, koruyandır.”

Hadis-i Şerif:

Rasulullah (sav) buyuruyorlar ki;”Kim güzel bir gelenek getirir ,güzel bir tavır ortaya koyarsa o tavrı O’ndan sonra yapan herkesin ecri hiç eksiltilmeden ilk defa ortaya koyana da verilecektir.

Kimde kötü bir gelenek koyarsa ,O’ndan sonra gelen ve bu geleneğe uyan kimselerin günahı hiç eksiltilmeden ,o geleneği ilk ortaya çıkarana da aynen yazılacaktır.”

Ayet ve Hadis’in bana verdiği mesajlar;

Ayet ve Hadiste aracılardan bahsediliyor. Hayatımızda da bir işin yapılmasına aracılık, öncülük eden kimselere bir bedel öderiz .Yani komisyon.

Aracılar elbette komisyon alacaktır. Hakka, hayra ve güzelliğe aracılık ,önderlik edenler arkasına düşenlerin ecrinden bir pay alacaktır.

Küfrün,sapıtmışlığın,dalaletin öncüsü olurlarsa da arkasına takılanların,

Kendisine uyanların günahından hiç eksiltilmeden kendisi de bir vebal taşıyacaktır.

O halde oyun ve eğlenceden ibaret olan, belki bir gün belki birkaç saat kaldık diyeceğimiz ve ahiretin imtihan sahası olan dünya hayatına,

Ebedi hayatımız ahiret yurdunun bu dünyada sadece kötü birer taklitleri olan değerler (daha doğru bir deyimle değersizlikler) için Tağut’a ve onun dostlarına uyup “El gidiyor sele ,Ben’ide içinde bile” deyip akıntıya kürek mi çekeceğiz.

Ya da o sandalın dümenine geçip heva heveslerimizin, şeytanın sözüne uyup içindekilerin boğulmasına da sebep olup katmerli vebale mi talip olacağız?…

Kur’an,Sünnet eksenli dosdoğru yolun yolcuları olmamızı Rabb’im hepimize nasip etsin inşallah. (Amin) Selam ve dua ile-

“Hasbunallah ve ni’me’l-vekil”

EY NURU’L ENVAR !

Posted On Ağustos 17, 2008

Filed under alimler, DUALAR, evliyalar, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response

EY NURU’L ENVAR !… Ey onsekiz bin alemin Sultanı!

Ey muhabbetullah deryasının menbaı!
Evliyaullah’ın çerağı yüce insan…
Sana binlerce salat ve selam olsun…

Hangi gönül var ki asırlardır sana meftun, sana tutsak, sana yangın, sana divane olmasın?..
Ey Nuru’l Envâr!.. Sen, Hak katından lütfedilensin bize.
Ya Resulallah! Sana kurban olmayan bu canların ne kıymeti olabilir ki? Uğruna feda olmayan bu varlığımızın ne değeri olabilir ki…

Sahabe-i Kiram ( r.hum ) Efendilerimiz seni o kadar çok seviyorlardı ki, Efendimiz; Senin olmadığın bir cenneti bile istemiyorlardı. “Kişi sevdiği ile beraberdir” müjdesini duyuncaya kadar yemeden içmeden kesilenler vardı.
Ebu talib senin için şöyle demişti:
“Öyle beyaz bir yüz ki, o yüzün suyu hürmetine bulutlardan yağmur istenir. Öyle bir kerem sahibi ki yetimler, O’nun eline bakar, dullar ve yoksullar O’na güvenir.

Ey merhamet ve rahmet şahikası, alemlerin solmayan gülü… Tarih, sana delice râm olanların, ruh hallerini anlatırken, o büyük kumandan Halid B. Velid’ten (ra) bahseder;

Sarığında Allah Resulünün (sav) mübarek saçından bir tel taşıyordu. Bir gün başından sarık kayıp, düşman saflarına yuvarlanınca ardından koşmaya başlamıştı. Arkadaşlarının ikazına rağmen, kendi canını tehlikeye atacak bir fedakarlık gösterek “peygamberin hatırasına bir şey olacak diye korktum” demişti. Onlar senin yolunun delileri idi.
Biz de seni seviyoruz Ya Resulallah!.. Hakkı ile olmasa bile.
Seni bize her şeyden daha sevimli kılan Rabbimize hamd ediyoruz. Bize mübarek ve mukaddes kılındı, sana ait olan her şey…
Senin nur cemalin ve sünnetin bize şirin kılındı. Canımızdan aziz bildik Seni, tâ ki, imanımızın kemal bulsun.

Ey şefkatmeâb Efendimiz! Ümmetine çok düşkünsün biliyoruz. Doğumundan ölümüne kadar. Ümmetinin hidayeti ve selameti için sabahlara kadar sacid olan sensin.
Hasretiz cemaline, nurunla halleniriz ve başımızın tacıdır sen den bize kalan. Hasretinle biperva gönüller. O eşsiz pak-ı endamın, bizi böyle çepe çevre saran.

Ya Resulallah!
İnsanlık alemi senin gibisini görmedi, görmeyecek. Tefekkür ufkumuzun sonsuzluğunda Sen; ve varlığın bidayetinde senin nurun. Anılınca adın ürperir kalpler, yaşarır gözler. Firakınla yanan şu biçare susamışlara bir nazar kıl!..

Ey insanlık aleminin hidayet kaynağı Efendimiz (sav); böyle serteser perişan ve şefaatine muhtaç bu mücrimlere merhamet eyle! Ne olur; muhtacız himmetine…

__________________
BİR İMAN Kİ SAHİBİNE İBADET YAPTIRAMIYORSA ONU NASIL CENNETE GÖTÜRÜR !

GÜZEL DUALAR

Posted On Ağustos 17, 2008

Filed under DUALAR, İBADET

Comments Dropped leave a response

Yâ Rabbi!
Dile getirdiğimiz her türlü eşsiz hamd ve sena ancak Sana mahsusdur. Bütün salat ü selamlar; rahmet ve selametlikler, iki cihan güneşi, baslarımızın tacı Rahmeten lil’âlemin, ResûI-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem Seyyidina-Ebe’l-Kaasım Muhammed Mustafa sallAllahü aleyhi ve sellem Efendimiz ve O’nun bütün âl ve ashabına olsun.

“0l! emriyle; bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen sayısız alemleri yaratan; “Yok 0l!” emriyle de, her şeyi bir anda yok etme gücüne sahib olan, alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Yüce Allah‘ım! “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim” buyurdun. Biz de; huzuruna geldik, boynumuzu büktük, ellerimizi Sana açtık. Seni Rahim, Gafur biliyoruz. Rahmet ve Gufran ism-i şerifinle tecelli eyle, ellerimizi boş döndürme
Yâ Rabbi!
Kur’an-ı Kerim’in bereketi ile ve alemlere rahmet olarak gönderdiğin sevgili Peygamberimizin hürmeti ile bizleri af eyle, ey Kerim; bizleri affet yâ Rahim. Allah’ım! Bizleri Kur’an-ı Kerim’in zineti ile süsle. O’nun kerameti ile mükerrem eyle ve şerefiyle şereflendir.

Yâ Rabbi!
Okuduğumuz Kelime-i hatmi şerfilerini,Yasin-i şeriflerini ve Kur’anı kerim hatm-i şerifLerini dergah-i ulûhiyyetinde kabul eyle. Kur’an-ı Kerim’in her harfi için bizlere sevap yaz. Okurken yaptığımız hataları bağışla, tam ve mükemmel okumuş gibi kabul buyur. Kur’an-ı Kerim’i kalblerimize nur eyle, Cennet yolumuzu aydınlat.

Yâ Rabbi!
Biz, ancak Sana ibadet ve yalnız Sana kulluk ederiz. Ancak, Senin için namaz kılar ve yalnız Sana secde ederiz. Yalnız sana yalvarır, ancak Sana koşar ve Sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. ibadetlerimizi sevinçle ve arzu ile yaparız. Yasak ettiklerini yapmaz ve azabından korkarız. Sen’den, bizlere rahmet ve ihsanının bol olmasını dileriz yâ Rahim.

Allah’ım!
Bizlerden eksiksiz ibadet ve tâat bekliyorsun. Bunlara, ancak Senin sonsuz yardımınla sahip olabiliriz. Öyle ise; bize, Senin hoşnutluğunu kazandıracak, kusursuz ibadet ve tâatde bulunma imkanını bahşeyle!

Allah’ım!
Vermiş olduğun nimetlerin elimizden çıkmasından, sağlık ve dirliğimizin bozulmasından, beklenmedik felaketlerden ve gazabının her türlüsünden ancak Sana sığınırız. Biz, aciz kullarının dualarını kabul eyle yâ Rabbi!

Yâ Rabbi!
Bizleri, Kur’ân’ın hidayeti ile yola getir. Onun faziletiyle derecelerimizi yükselt. Kur’an-ı Kerim’in tilavetiyle günahlarımızı affet.

Ey bağışlaması ve ihsanı sonsuz olan Allah’ım! Ayıplarımızı ört, kalplerimizi pak eyle; hastalarımıza şifa; dertlilerimize deva, borçlarımızı ödemek imkanı ver. Din ve dünya işlerimizi islah eyle Yâ Rabbi!

Ey yerleri ve gökleri yaratan, gizli ve açık her şeyi hakkıyla bilen ve bütün varlıkların biricik sahibi olan Allah’ım! Gerçek bilir ve bildiririz ki, Sen’den başka Allah yoktur. Bizleri nefsimizin çılgın istek ve arzularından muhafaza eyle. Şeytan’ın bozguncu telkinlerinden Sana sığınırız. Allah’ım! Gönlümüzü, bütün azalarımızı sönmez, sonsuz nurunla aydınlat.

Yâ Rabbi!
Bize, küfre açık kapı bırakmayan eksiksiz bir iman nasip eyle. Allah’ım! Bizi, yolunu şaşıran ve saşırıtanlardan değil, hidayete eren ve hidayete eriştiren kullarından eyle.

Yâ Rabbi!
Görüşümüz kıt, gücümüz çok az; bu yüzden rahmetine ta’rifsiz derecede muhtacız. Ey her şeye Kadir, gönüllere şifa veren Allah’ım! Sen’den rahmetini dileriz. Duâmızı kabul eyle.

Yâ Rabbi!
Maksadımız Sen’sin. Biz her isimizde Seni, her şeyde Seni kasd ederiz. Yalnız Seni isteriz. Bütün isteğimiz de, Senin bizden razı olmandır. Bizi, sevgili kullarından eyle Allah’ım!

Yâ Rabbi!

Bizleri, iyilik yaptığında sevinen, kötülük yaptığında hemen pişman olup Sen’den afv dileyen seçkin kullarından eyle. Allah’ım! Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz bütün günahlarımızı bağışla, çok bol olan rahmetini bizlerden esirgeme.

Yâ Rabbi!
Bütün işlerimizin sonunu hayr eyle; dünyada rezil olmaktan, Ahiret’te de azabından muhafaza eyle.

Ya Rabbi !
Sen Dualarımızı kabul etmeyecek olsan bizlere dua edecek gücü vermezdin,Sen dualarımızı kabul eyle
kullarına yapılan haksızlıklara vesile olanlara hidayet nasip eyle
Bizi geri çevirme AllahIM
Tek sığıngacımız sensin AllahIM
Müslümanlar üzerinde oynanan oyunları boz AllahIM
Zalimleri Helak Eyle AllahIm
Filistinde,Irakda afganistanda,keşmirde,çeçenistanda ve dünyanın dört bir tarafındaki müslüman kardeşlerimize yardım et AllahIM
İsraili ve Amerikayı kahreyle AllahIM
işbirlikçilerini destekçilerini zalimlerin yanında olanları helak eyle AllahIM

YA RABBİ

DUALARIYLE BİZLERE GÖNÜLDEN İŞTİRAK EDEN ANCAK ŞUAN BURDA OLMAYAN KIYMETLİ KARDEŞLERİMİZİN ABİLERİMİZİN ABLALARIMIZINDA GUNAHLARI BAĞIŞLA,ONLARIN VE SEVDİKLERİNİNDE YARDIMCISI OL AllahIM..
İLİM TAHSİL EDEN VE GAYRET SARF EDEN DEĞERLİ KARDEŞLERİMİZE ZİHİN AÇIKLIĞI VER AllahIM
ONLARIN İŞLERİNİ KOLAYLAŞTIR
DEVLETE MİLLETE VE İSLAMA HAYIRLI
İLMİ İLE AMEL EDEN KULLARINDAN EYLE AllahIM

VEFAT EDEN YAKINLARIMIZA RAHMET EYLE..
ANNE BABA HASRETİ ÇEKEN GURBET HAYATI YAŞAYAN DOSTLARIMIZINDA BİR AN EVEL VUSLATA ERMELERİNİ NASİP EYLE
YA ŞAFİİ
YA ŞAFİİ
HASTA YAKINLARIMIZA ŞİFA EYLE
RAHMAN VE RAHİM OLAN AllahIM
SEN BİZLERİ ESİRGE VE BAĞIŞLA
DEVLETİMİZİ VE MİLLETİMİZİ HER TÜRLÜ KAZADAN BELADAN MUSİBETLERDE MUHAZAFA EYLE

YA RABBİ SEN BİZİ ŞAŞIRTMA
YA RABBİ SEN BİZİ ŞAŞIRTMA
YA RABBİ SEN BİZİ SAMİMİYETSİZLİKDEN MUHAFAZA EYLE
BİZİ SENDEN ALI KOYMA
EFENDİMİZE LAYIK ÜMMET SANA LAYIK KULLARDAN EYLE
GENÇLİĞİMİZİ MUHAFAZA EYLE
BENLİĞİMİZİ MUHAFAZA EYLE
GELECEĞİMİZİ MUHAFAZA EYLE
GEÇMİŞİMİZİ AF EYLE
ANAMIZI BABAMIZI MUHAFAZA EYLE
KARDEŞLERİMİZİ MUHAFAZA EYLE
AKRABALARIMIZI MUHAFAZA EYLE
DOSTLARIMIZI VE ARKADAŞLARIMIZI MUHAFAZA EYLE
İLMİMİZİ MUHAFAZA EYLE
İLMİ İLE AMEL EDENLERDEN EYLE
BİZİ BİZE KIRDIRMA AllahIM

YA RABBİ.
EVİMİZİ NURLANDIR YATAĞIMIZI NURLANDIR
GÖNLÜMÜZÜ NURLANDIR GÖZÜMÜZÜ NURLANDIR
EŞİMİZİ NURLANDIR İŞİMİZİ NURLANDIR
KALBİMİZİ NURLANDIR
SAĞIMIZI NURLANDIR SOLUMUZU NURLANDIR

YA RABBİ
ÖNÜMÜZDEKİ YENİ YILLIN ÜMMET-İ MUHAMMEDE HAYIRLAR GETİRMESİNİ NASİP EYLE..
KAZALARDAN BELALARDAN BİZLERİ VE YAKINLARIMIZI MUHAFAZA EYLE..
BİZLERİ ŞUURLU MÜSLÜMANLARDAN EYLE..
AMİN AMİN AMİN

AYET HADİS DUA

Posted On Ağustos 17, 2008

Filed under alimler, DUALAR, Hadisler, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response

Günün Ayeti


“Gerçekten hayırlı ve iyi olanlar imanlarında sadık ve samimi olup doğru dürüst işler işleyenler nimet cennetlerindedirler. Kafirler ve günahlara dadananlar ise yakıcı bir ateş içindedirler.” İnfitar: 82/13-14

Günün Hadisi


“Cennet size ayakkabılarınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir.” Hz. Muhammed (s.a.v.)

Günün Sözü


Doğru söz kalbe rahatlık verir. Doğru sözler, gönül tuzağının taneleridir.

Hz. Mevlâna Muhammed Celaleddin-i Rûmî (k.s.)
Günün Duası

Bizi köle gibi kullanan bu serkeş nefisten bizi satın al. O nefsin bıçağı kemiğe dayandı (yani zulmü canımıza yetti)

Ey bahşişinin en azı cihan mülkü olan Allah’ım! Ben ne diyeyim? Çünkü Sen gizli açık her şeyi Sen bilirsin… Amîn…

HADİSLER

Posted On Ağustos 17, 2008

Filed under alimler, evliyalar, Hadisler, İBADET

Comments Dropped leave a response

1. Allah o erkege rahmet eylesin ki, gece (teheccude) kalkar, namaz kilar. Sonra ailesini de uyandirir da onlar da namaz kilarlar. Allah o kadina da Rahmet eyliye ki, teheccude kalkar, namaz kilar, sonra kocasini da uyandirir. O da namaz kilar.
Ravi: Hz. Hasan (r.a.)
2. Allah o kula rahmet eyliye ki, Benim sozumu duydu da onu hifzetti. Nice fikih alimi vardir ki fakih degildir. Nice fikih hamili de vardir ki; kendisinden daha iyi anlayana onu teblig eder. Uc seyde muminin kalbi hiyanet etmez. Allah icin amelde ihlasda, muslumanlarin basina olana hayirhahlik meselesinde; musluman cemaatine mulazemette.
Ravi: Hz. Numan Ibni Besir (r.a.)
3. Allah rahmet etsin kardesim Yahya (a.s)’a, O kucukken iki cocuk kendisini oyuna cagirdiklarinda: “Ben oyun icin mi yaratildim” buyurdu. (Yahya a.s) O kucuk iken bir oyun icin boyle soylerse, yetiskinin gunah islemesindeki hali nice olur?
Ravi: Hz. Muaz (r.a.)
4. Su adamin burnu yere surtsun ki (hor olsun), yaninda Ben anilayim da Bana selavat getirmesin. Su adamin burnu yere surtsun ki, Ramazan’a erissinde sonra magfiret olmadan ciksin. Su adamin burnu yere surtsun ki, annesi ve babasi yaninda ihtiyarlamis olsun da Cenneti kazanamasin.
Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)
5. Uc kimseden kalem ref olundu: Uykuda olan kimseden uyanincaya kadar, Hasta olan kimseden iyi oluncaya kadar, Cocuktan buyuyunceye kadar.
Ravi: Hz. Aise (r.anha)

Kaynak: “Ramuz El E-Hadis” Kitabidir.
Kitabin Yazari: Zaif Ahmet Ziyauddin Gumushanevi

Yorumlayanlar: M.Zahid Kotku & Prof. Dr. Cevat Aksit

–~–~———~–~—-~——

——~——-~–~—-~
Namaz kılmamanın ne kadar büyük günah olduğunu bilen, ayakta duramıyacak kadar hasta olsa bile, mutlaka namaz kılar. Ateşin yaktığını bilen kimse, kendini nasıl ateşe atar? Cehennemden kaçan, Cenneti istiyen namaz kılmaz mı? Hadis-i şerifte, (Cenneti isteyip de, Allahın yasakladıklarından kaçınmıyan, isteğinde yalancıdır) ve (Cenneti istiyen, hayırlı işlere koşar, Cehennemden korkan, haramlardan kaçar) buyuruluyor

RAMAZAN AYI GELİYOR

Posted On Ağustos 17, 2008

Filed under kandiller, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response

Ramazan Ayi Geliyor…

Bir kac gun sonra Rahmet ve Bereket Ayina, oruc Ayina kavusacagiz insallah.

Hemen aklimiza bu mubarek ayi nasil ihya edecegimiz gelmekte. Ramazanla

evlerimize nese ve huzur gelecek, iftar sofralarimizi cesit cesit yemekler

susleyecek; Iftardan sonra arkadas ve dostlar ziyaret edilecek, sahura kadar

Ramazan eglenceleri yada TV´lerdeki Ramazan programlari sayesinde coluk

cocugumuzla hos vakitler gecirecegiz” (Ramazan eglence olalidan bu yana bu

boyle !!)

Madalyonun diger yuzune baktigimizda ise sunlari gorecegiz. Dunyanin bir cok

yerinde musluman kardeslerimiz bu mubarek ayi, bombalarin yiktigi evlerinin

enkazlari arasinda, elektriksiz, kalorifersiz, sobasiz, susuz, karanlik, buz

gibi evlerinde, sevdiklerinden, dostlarindan uzak, en temel ihtiyaclarini

dahi karsilayamaz halde, yardim kuyruklarinda, boyunlari bukuk,

utangac ve mahcup olarak karsilayacaklar.

Ramazanin hatirina! bombalar bir sure susacak, Ramazan biter bitmez tekrar

baslayacak, muslumanlar aglamaya, aci cekmeye devam edecekler (her yil

maalesef boyle).

Rasulullah (s.a.v) mubarek Ramazan Ayini nasil ihya etmistir? Bir dusunelim.

Rasulullah (s.a.v) zamaninda 1500 kisi oruc tutardi, fakat bu az sayiyla

dunyaya adalet ornekligi teskil ettiler. Az sayiyla gucluyduler, cunku imanlari gucluydu.

Simdi iki milyara yakin musluman var. 500 bini oruc tutacak, ama dunyada

zulum devam edecek. Bu cok sayiyla gucsuzler, cunku imanlari gucsuz.

Ramazanimizi Islam dusmanlari her zaman oldugu gibi kullanacaklar.

Zurriyet, Zilliyet gibi bir cok munafik ve ahlaksiz gazete Ramazan ilaveleri

cikaracak, muslumanlari enayi yerine koyup, Islami kitaplari promosyon

olarak, yada kupon karsiliginda okuyucularina dagitacaklardir. TV kanallari

renkli programlariyla ve unlu sanatcilarla reytinglerini artiracak,

muslumanlarin paralarini hortumlayacaklardir . Ramazanin gelmesiyle onlar da

sevinmektedirler. Ramazan Ayi, muslumanlarin uzerinden yuksek raytinglerin

yapildigi aydir.

Muslumanlarin yuzde doksani maalesef Ramazan suurundan yoksundurlar. Cunku

muslumanlar Ramazan Ayinin ne oldugunu, hikmetini bilmemektedirler. Bilgi

mi, iman mi once gelir? diye soruldugunda cevabimiz bilgi once gelir

olacaktir. Insan bilmedigine nasil iman eder? Insan iman ettigi seyi

bilmeli, ondan gafil olmamalidir.

Bir meyhaneci-birahanec i dusunun. Ona deseniz Ramazanda dukkanini neden

kapatiyorsun? Size der ki: Kardesim mubarek Ramazanda icki icilir mi? Ben

muslumanim, Ramazanda birahane calistirmam! Cunku Ramazan ayinda ickiden

elde edilen para haramdir! Sanki baska zaman haram degilmis gibi. Sanki

insanlari ickiyle zehirlemek haram degilmis gibi! Peki diger gunlerde neden

birahane calistiriyor bu adam? Cunku suur yok, bilgi yok. Sadece bildigini

zannediyor. Aslinda bilmiyor.

Bizler de bilmiyoruz…

Bu sebeple bu ay bounca orucun mukafatlarini,
Ramazan ayinin bereketini anlatan yazilar ve hadis-i serifler ile beraber bu ayi idrak edelim…

Mailler inşallah devam edecek…
Ramazan Ayımız Şimdiden Mübarek Olsun…

Enerji Tüketiminde 1 Türk 4 Japona Bedel!

Posted On Ağustos 14, 2008

Filed under dünya, doğa, ekonomi, enerji, İNSAN

Comments Dropped leave a response

Haber: yapi.com.tr

http://www.yapi.com.tr/V_Images/2008/haberler/63032.JPGDünyada gelecek 15 yılda enerji talebinin yüzde 50 artacak olması, alternatif enerji kaynaklarının henüz ekonomik olmaması, artan talep nedeniyle enerji fiyatlarının hızlı bir tırmanışa geçmesi ve küresel ısınma nedeniyle ekolojik dengenin alarm vermesi, tüm dünya ülkelerini olduğu gibi ülkemizi de olumsuz yönde etkiliyor. Enerji tüketiminin bu şekilde devam etmesi durumunda, çok değil, 2020 yılında fosil yakıt rezervlerinin yarısının tükenmiş olacağı tahmin ediliyor. Türkiye, enerjiyi OECD ülkeleri ortalamasına göre 2 kat, Japonya’ya göre 4 kat daha verimsiz tüketerek bu kötü senaryoya olumsuz katkıda bulunuyor. Oysa Türkiye, 2020 yılındaki birincil enerji talebini en az yüzde 15 azaltabilecek potansiyele sahip ve bu potansiyel, 2005 yılı fiyatlarıyla yılda yaklaşık 16,5 milyar YTL tasarruf anlamına geliyor.

Ülkemizde kömür, petrol, doğalgaz gibi yenilemeyen ve su, jeotermal, rüzgar, güneş enerjisi gibi yenilebilir enerji kaynaklarını ifade eden birincil enerji kaynaklarının tüketimi, 2006 yılında 99,6 MTEP (milyon ton eşdeğer petrol) düzeyine ulaştı. 2020 yılında ise 2006 yılına göre; sanayide 2,5 kat, binalarda 2 kat ve ulaşımda 2,3 kat daha fazla enerji tüketileceği öngörülüyor. Bununla birlikte mevcut politikaların devamı halinde kişi başına karbon dioksit emisyonunun ise 2,3 tondan 4,8 tona çıkması bekleniyor.

Dünyada artan enerji talebinin karşılanabilmesi için 2005–2030 yılları arasında, 20 trilyon doları aşan yatırıma ihtiyaç duyuluyor. Enerji üretiminden kaynaklanan karbon dioksit emisyonunun 2004–2030 yılları arasında yüzde 55 artacağı gerçeğine karşılık uzmanlar, enerji verimliliği tekniklerinin geliştirilmesi ile bu artışın yüzde 80 oranında azaltılabileceğini öngörüyor. Dünyadaki bu gelişmelerin ülkemize yansıması konusunda, binalarda enerji verimliliğine yönelik toplum bilincinin artırılmasını hedefleyen enverIPAB Projesi yürütücüsü Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü (EİE) Proje Müdürü Sebahattin Öz, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Öz, 2020 yılı enerji tüketim projeksiyonlarına göre; Türkiye’de enerji maliyetleri ve tasarruf potansiyeli incelendiğinde, talebi karşılayacak elektrik üretim tesisleri için yatırım maliyetinin 72,5 milyar YTL, iletim ve dağıtım şebekelerinde gerçekleşmesi gereken yatırım maliyetinin ise 11 milyar YTL olduğunu açıkladı. Öz, 2008 yılı enerji talebinin karşılanabilmesi için net enerji ithalatının 46-47 milyar dolar olacağının tahmin edildiğini de belirtti.

Öz, enerji verimliliği ile sağlanabilecek tasarrufa dikkat çekerek, binalarda yüzde 20 ve ulaşımda yüzde 15 tasarruf sağlanırsa, yılda 6 milyar dolarlık petrol ve doğalgaz ithalatının gerçekleştirilmesine gerek kalmayacağının altını çizdi.

Binalarda tüketilen enerji, toplam enerjinin dörtte birini oluşturuyor ve alınabilecek basit önlemlerle enerjiyi verimli kullanmak mümkün… Ülkemizde birim milli gelir başına tüketilen enerjinin 2020 yılına kadar en az yüzde 15 azaltılması sayesinde, aynı miktarda enerji ile daha fazla üretimin önü açılacak, enerji yatırım ihtiyaçları ve ithalat bağımlılığı azalacak. Ayrıca küresel ısınma ile mücadeleye katkı sağlanarak gelecek kuşaklara daha yaşanabilir temiz bir çevre bırakılmasına olanak tanınacak.

Yahudilerin Tanrısı bahsi

Yahudilerin Tanrısı bahsi

Ali Haydar Haksal

“Abede mi büyük İsrail mi büyük” yazımızda şöyle bir ifadem yer almakta. “Yahudilerin tanrısına mı? Çünkü onların tanrısı da sadece Yahudilerin tanrısıdır.” Bu yazım üzerine öğretim görevlisi bir Musevi vatandaşımızdan aşağıdaki kısa uyarıcı iletisi geldi.

Sayın Ali Haydar Bey,

Yahudilerin tanrısı “yalnız Yahudilerin tanrısı” değildir. Yahudi inancına göre, tüm dinlerde olduğu gibi tanrı tektir ve herkesin tanrısıdır. Ahkam kesmeden önce biraz da dinleri okusanız diyorum.

Bilginize”

[Öğretim Görevlisi bir Musevi vatandaşımız.]

Kendileriyle polemiğe girme niyetinde değilim. Böyle bir amacım da yok. Sayın bayan öğretim görevlisinin adı bizde saklı. Kendilerini hedef göstermek istemediğimiz için saklı tuttuk. Çünkü ülkemizde ve bu ortamda irademiz dışında kimi işgüzarlar çıkmıyor değil. Doğrudan da bir ileti yazmadım. Bu konu izaha muhtaç. Biz niçin bu ifadeyi kullandık ve niçin böylesine bir karşılık aldık? Asıl sorun burada. Elimizin altında, zengin bir kütüphanemiz var çok şükür. Bu genel kütüphane 50 bin cilt dolayında. Herhangi bir araştırma yapmak istediğimde yeterince kaynak kitap bulunuyor. Söz konusu ileti üzerine hemen Kitabı Mukaddes’i aldım. Bazı notlarım olmasına karşın, öylesine tefeül ederek bir bölüm açtım. İlginç bir bölüm ile yüzleştim. İsterseniz bunu sizlerle paylaştıktan sonra benim ifadem yanlış mı doğru mu görecek ve karar vereceksiniz.

Kitab-ı Mukaddes’ten Tanrı adına konuşulan uzun bir bölüm, tamamını alıntılamadan bir kısmını alarak izaha çalışmalıyım.

“Bab 13

Rab bana şöyle dedi: Git, kendine bir keten kuşak al da beline sar, ve onu suya koyma. (…) [Hikâye edilen uzun bir bölümü atlıyorum]

“O zaman bana RABBİN şu sözü geldi. RAB şöyle diyor: Yahudinin kibrini, ve Yaruşalimin büyük kibrini böyle çürüteceğim. Sözlerimi dinlemek istemiyen, yüreklerinin inatçılığında yüriyen, ve başka ilahlara kulluk etmek ve tapınmak için onların ardınca yürümüş olan bu kötü kavm, hiçbir şeye yaramıyan bu kuşak gibi olacak. Çünkü kuşak nasıl insanın beline yapışırsa bütün İsrail evini, ve bütün Yahuda evini kendine öyle yapıştırdım. RAB diyor; yapıştırdım ki, bana kavm ve nam, ve hamt, ve güzellik olsunlar; fakat onlar dinlemedi.

Bundan dolayı onlara şu sözü diyeceksin: İsrailin Allahı Rab şöyle diyor. [altını ben çizdim. A. H. H.]Her tulum şarapla dolacak. Ve sana diyecekler. Her tulumun şarapla dolacağını biz pek iyi bilmez miyiz? O zaman onlara diyeceksin: RAB şöyle diyor: İşte bütün bu diyarda oturanları Davud tahtı üzerinde oturan…”

[Kitabı Mukaddes / Yeremya/ BAB 13, İstanbul, 1981, s. 736, 737]

Bir tevafuk eseri karşımıza çıkan bu bölüm bizi nasıl da doğruluyor. Bunun üstüne yeni bir yorum yapmamıza gerek var mı? Bu metni Kur’an’daki herhangi bir âyet ile karşılaştırın nasıl bir farkın ortaya çıktığı görülecek. Fatiha suresinin ilk âyeti “Hamd âlemlerin Rabbi” ifadesiyle başlar. Sadece bir kavmin Rabbi değil, insanların değil, bütün kozmik âlemi içine alan bir ifade. Bundan sonrasını tartışmaya gerek yok. Biz gene de Fatiha suresi, kısa olduğu için tamamını alıntılayalım.

“Fatiha Suresi

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

1-3) Hamd, âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahim ve Din gününün maliki olan Allah’adır. 4) Biz yalnızca sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz. 5-7) Bizi doğru yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.”

Kıyı kanunumuz kamuya ne kadar yararlı?

 

8 Ağustos 2008

NURTAÇ TOK / Birgün

Kıyılar tarih boyunca toplulukların gözde yerleşim merkezleri olmuşlardır. İnsanlığın suya olan gereksinimi kıyı kentlerinin önemini arttırırken, kıyılardan yararlanma şekilleri uygarlıkların gelişmesi ile çeşitlenmiş ve kıyıların arttırılamaz kaynaklar olması bu alanlardaki kentleşme sorunlarını da beraberinde getirmiştir.

http://77.92.154.217/w/wp-content/uploads/2008/08/acc_res1.jpgkıyı

Dört ayrı denize kıyısı bulunan ülkemiz doğal, tarihi zenginlikleri ve turizm potansiyelleri ile dünyanın sayılı ülkeleri arasındadır. Ancak yasalardaki eksiklikler ve çelişkiler ve bunlardan dolayı uygulamada yaşanan sorunlar, yerel yönetimlerin denetim ve yaptırımlardaki yetersizlikleri, yanlış uygulamaları nedeni ile kıyılarımız her geçen gün tahrip edilmektedir. Özellikle yazlık ev kullanımı ve çok yıldızlı otellere artan talebin baskısı her biri cennet sayılabilecek kıyılarımızı tahrip etmeye devam ediyor. Kıyılarımızın çoğu kıyı yapılaşmaları adına sistemsiz, sağlıksız, talana yönelik yaklaşımlarla yok ediliyor. Yeşil ve mavinin sonsuz güzelliklerinin buluştuğu kıyı kentlerimiz, bilinçsizlik, kültürel yetersizlik ve rantın da beraberinde getirdiği yapılaşmalarla tükenmek üzere olduğunun alarmını veriyor. Kıyılarımızda yaşanan yağmanın boyutunun her geçen gün artması, güçlü ve kararlı bir “Kıyı Kanunu” olmayışından kaynaklanmaktadır. Bu yazı, bu tahribatın önüne geçemeyen kıyı mevzuatının bir eleştirisi niteliğindedir.

Tarihsel değerlendirme
Ülkemizde kıyının kullanımı ile ilgili Cumhuriyet döneminde 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanundaki “Sahipsiz şeyler ile menfaat-ı umuma ait mallar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır” ibaresi ile kıyıların herkese açık alanlar olduğu ilkesi benimsenmiştir.

Deniz, göl, akarsu kıyıları ile bu yerlerin devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinde planlama ve yapılaşmaya ilişkin yapılan ilk yasal düzenleme ise 11.07.1972 tarih ve 1605 sayılı kanunla 6785 sayılı İmar Kanunu’na eklenen 7–8. maddelerle olmuştur. Bu maddelerle kıyı alanları da imar düzenine dahil edilmiştir.

1982 Anayasası dönemine kadar olan Anayasa’lar doğrudan doğruya kıyılara ilişkin bir düzenleme getirmemişlerdir. 1982 Anayasasının 43. maddesi ile kıyıların kamu yararına kullanımı ilkesi tescil edilmiş, bu madde ile “Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikli kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir” hükmü getirilmiştir.

Bu dönemden sonra deniz, tabii ve suni göller ve akarsu kıyıları ile ilgili hükümlerin tek bir kanunda düzenlenmesi gerektiğine dair Anayasa hükmü 27 Kasım 1984 tarihli ve 3086 sayılı Kıyı Kanunu ile gerçekleşmiştir. Bu bağlamda 3086 sayılı “Kıyı Kanunu” özünde çeşitli yaptırımlar oluşturulmuş, gelecek nesillerin de kıyılardan ve onun doğal güzelliklerinden yararlanma olanağı ve koşulları belirlenerek “Eşit Yararlanma İlkesi” getirilmeye çalışılmıştır. Kanunun 4. maddesi ile kıyı çizgisi, kıyı ve sahil şeridi gibi kavramlara yer verilmiş ancak kıyı kenar çizgisinin tanımı yetersiz bırakılmıştır. Ayrıca Kanunun 6. maddesinde “…faaliyetlerinin özelliği gereği, tersane, fabrika, santral, su ürünlerine dayalı tesisler, gemi sökme yeri vs. kıyıda zorunlu tesisler ile eğitim, spor veya turizm amaçlı tesisler yapılabilir” denmektedir. Bu ifadede yer alan “faaliyetlerin özelliği gereği” deyimi her anlama veya gayeye çekilebilecek bir ifadedir. Son olarak 13. maddede “sahil şeridinde toplumun yararlanmasına ayrılan yerlerde yapılanma izni verilebilmesi için bu niteliğin tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenmesi mecburidir” denilmektedir. Bu ifadede yer alan “toplum yararlanmasına ayrılan yerlerde yapılanma” tabiri belirsiz ve Anayasanın 43. maddesi ile uyumsuz olarak değerlendirilmiştir. Geçici 2. maddenin birinci fıkrasında yer alan “1972 yılından önce kıyıda doğmuş özel mülkiyete konu yapılar için imar affı” uygulaması da Anayasa’ya aykırı bulunmuştur. Bu kanun yaklaşık 1,5 yıl yürürlükte kalabilmiş ve Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir.

Kıyı kanunu
Bu iptalden sonra 1990 tarihine kadar olan yaklaşık 4 yıllık dönem Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca yayınlanan genelge ile doldurulmaya çalışılmıştır. 17.04.1990 tarih ve 20495 sayılı resmi gazetede yayımlanan 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve Kanunun uygulanmasına dair 03.08.1990 tarih ve 20594 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Uygulama Yönetmeliği ile Kıyı Kanunu günümüze kadar uygulanan son halini almıştır.

Kanunun amacı; deniz, tabii ve suni göl ve akarsu kıyıları ile bu yerlerin devamı niteliğinde olan sahil şeritlerinin, doğal ve kültürel özelliklerini gözeterek koruma ve toplum yararlanmasına açık, kamu yararına kullanma özelliklerini belirlemek ve deniz, tabii ve suni göller ve akarsu kıyıları ile deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerine ilişkin düzenlemeleri ve bu yerlerden kamu yararına yararlanma olanaklarını, şartlarını ve esaslarını belirlemektir.

3621 sayılı Kıyı Kanunu ile kıyı bölgelerinin açık ve kesin bir tanımını yapmak, bu bölgelerin kullanımına ilişkin yöntemlerle korunmasına yönelik araçları belirtmek, kıyı bölgelerinde yapılabilecek fiziksel değişikliklere ilişkin sınırları saptamak konusunda adımlar atılmıştır.

Kıyı Kanunu ve Uygulama Yönetmeliğinde; kıyı, kıyı-kenar çizgisi, kıyı çizgisi, sahil şeridi ile dar kıyı, toplumun yararlanmasına açık yapı kavramlarının tanımlamaları yapılmaktadır:
Kıyı Çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgiyi,
Kıyı-Kenar Çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını,
Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi ararsındaki alanı,
Sahil Şeridi: Kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az 100metre genişliğindeki alanı,
Dar Kıyı: kıyı kenar çizgisinin kıyı çizgisi ile çakışmasını,
Toplumun Yararlanmasına Açık Yapı: Mevzuata göre tespit ya da tasdik edilmiş kural ve ücret tarifelerine uygun biçimde, getirdiği kullanımdan belirli kişi ya da topluluklara kullanım hakkı tanımaksızın yararlanmak isteyen herkese eşit ve serbest olarak açık bulundurulan ve konut dokunulmazlığı olmayan yapıları ifade etmektedir.

Ancak tanımlamalar yapılırken kıyı çizgisinde suyun doğal hareketleri (taşması, geri çekilmesi…) hesaba katılmamış, kıyı-kenar çizgisinin belirlenmesinde de yalnızca suyun hareketleri kriter olarak belirlenirken doğa koşulları (rüzgar, toprak kayması… gibi) göz önüne alınmamıştır.

Kanuna göre; kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunun sonucu olarak da kıyıların özel mülkiyete konu olması düşünülemez. Anayasa kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu belirttikten sonra buralardan yararlanma imkan ve olanaklarının kanunla düzenleneceğini belirtmiştir.

Kanunun 5. maddesine göre “Kıyılar herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır.” idare bu kanun ve Anayasa’nın ilgili hükümleri karşısında kıyılardan yararlanmada eşitlik prensibine aykırı işlem tesis edemez. Vatandaşlık şartı aranmaz. Buralarda özel yararlanma kamu yararı ile sınırlandırılmıştır. Kıyılardan yararlanma belli bir süre de olsa yasaklanamaz ve izin alma şartına bağlanamaz. Kanuna göre Askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri bu şartların dışında tutulmuştur.

Kıyının korunmasına ve yapı yasağına ilişkin olarak, kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapılamayacağı, duvar, tel, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık gibi benzeri engeller oluşturulamayacağını, kum, çakıl vb. alınıp çekilemeyeceği Kanunun 6. maddesi ile belirlenmiştir. Buna karşılık, yine aynı maddede kıyıda uygulama imar planı kararı ile iskele, liman, barınak, yanaşma yeri, rıhtım dalgakıran, köprü gibi kıyının kamu yararına kullanımı ve kıyıyı korumak amacına yönelik alt yapı tesislerinin yapımına izin verilmektedir. Uygulama İmar planı yapılacak alanlarda yatay olarak 20m genişliği, hatta kanunun geçici maddesi ile daha önceki uygulama imar planındaki ölçüler dikkate alınarak en az 10m’den itibaren sahil şeridinde yapılaşma kabul edilmektedir. Toplum yararına açık olmak şartı ile konaklanmayan ancak günü birlik turizme yönelik yapı ve tesisler yoluyla da bu alanların kullanılabileceği belirtilmektedir.

Ayrıca Kanunun 16. maddesi ile 11 Temmuz 1992 tarihinden önce uygulama imar planı veya mevzii imar planı bulunan, mevzuata uygun olarak yapılmış, en az su basmanı seviyesine kadar inşaatı tamamlanmış ve Kanunda belirlenen kısmi yapılaşma koşullarını sağlayan yerleşmelerde bu tarihten önceki kazanılmış hakların korunduğu ve imar planı hükümlerinin geçerliliğinin söz konusu olduğu belirtilmektedir. Bu madde ile kıyı kullanımında yasanın yapılış amacındaki kamu yararı, kıyı kullanımındaki eşitlik ilkeleri dar bir anlam kazanmakta ve kıyı yerleşimlerinde betonlaşmayı kolaylaştıracak bir hüküm olarak görülmektedir.

Kanunun 16. maddesi ile ilk 50m de yapı yapılabileceği belirli şartlara bağlanırken, bu alanlardaki yapılaşma koşulları Kanunda açıklık kazanmamıştır. Bu durum yerel yönetimlerin uygulamada önemli problemlerle karşılaşmasını bir sorun olarak karşımıza çıkartmaktadır.

Bir diğer önemli konu ise kıyı kenar çizgisinin tespiti ve uygulamasında karşılaşılan sorunlardır. Kıyı yasasının uygulanmasında kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi özel bir önem taşımaktadır. Kıyı kenar çizgisi, hem kıyıyı hem de sahil şeridini belirlemede temel unsurdur. Kıyı kenar çizgisi Valiliklerce kamu görevlilerince oluşturulacak en az 5 kişilik bir komisyon (jeoloji mühendisi, jeolog veya jeomorfolog, harita ve kadastro mühendisi, ziraat mühendisi, mimar veya şehir plancısı ve inşaat mühendisi) ile güncel halihazır paftalar üzerine işlendikten sonra Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca imzalandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Buradaki başlıca sorunlar; ülkemizdeki bir çok yerel yönetimin güncel halihazır paftalarına sahip olmaması ve kıyı kenar çizgisini belirleyecek olan kamu görevlilerinden oluşan komisyonunun bilgi ve birikimlerinin farklılık göstermesidir. Ülke genelinde bir standardın oluşturulabilmesi için komisyon üyelerine yönelik eğitim seminerlerinin düzenlemesi gerekmektedir.

Kıyılar ve kamu yararı
Yukarıda belirlenen sorun ve aksaklıkların giderilebilmesi, Kıyı Kanunu ve Uygulama Yönetmeliğinden gelen eksikliklerin ortaya konması, kıyılarımızın korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması, kıyı kenar çizgisinin doğal ve bilimsel kriterlere uygun olarak tespit edilmesi, verimli, sürekli ve uygulanabilir bir kıyı planlamasının yapılabilmesi konularında yeni fikirler ve öneriler getirilerek bunların uygulanması yolunda önemli adımlar atılabilmesi için, uygulayıcı kuruluş olan Bayındırlık Bakanlığı ile başta Kıyı Alanları Türkiye Milli Komitesi olmak üzere üniversitelerimiz, ilgili meslek odaları ve sivil toplum örgütleri arasında etkin bir işbirliği ve bilgi alış verişinin sağlanması gerekmektedir. Başta da belirtildiği gibi kıyı alanlarımız kıt kaynaklardır, arttırılması mümkün değildir. Bu alanların gelecek nesillere aktarılabilmesi için toplum bilincini de aşılamamız gerekmektedir. Geri dönüşü imkansız noktalara gelinmeden kıyı alanlarının bütüncül yapılacak planlar ile düzenlenmesi gerekmektedir. Ülkemizde ne yazık ki parçacıl yaklaşımlarla kıyı alanlarında planlamalar yapılmış olup atılan adımların pek çoğu bugünü kurtarmak ve oy adına yapılmıştır.

Doğal kaynaklarımızın gün geçtikçe azaldığı, kirletildiği ve gelecek nesiller dikkate alınmadan tüketildiği göz önüne bulundurulursa uygulamada yaşanan aksaklıkların giderilmesi konusunda yerel yönetimlere de bir hayli iş düşmektedir. Yapılacak olan yatırımların, oy kaygısı güdülmeksizin, Kıyı Kanunu’nda da vurgulandığı gibi “Kamu Yararı” ilkesi özümsenerek yapılması gerekmektedir.

 

 

‘Su tasarrufunda örnek kent olduk’

 

9 Ağustos 2008

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir’de faaliyet gösteren 9 rotary kulübünün davetlisi olarak katıldığı toplantıda, kentin su konusundaki durumunu ve yapılan çalışmaları anlattı. Davetlilerin sorularını da yanıtlayan Başkan Kocaoğlu, Büyükşehir Belediyesi’nin en fazla önem verdiği konulardan birinin, kente temiz ve sağlıklı su vermek olduğunu söyledi.

http://77.92.154.217/w/wp-content/uploads/2008/08/kocaoglu.jpg!cid_image001_jpg@01C8FB98 Kocaoğlu, küresel ısınma ve kuraklık tehdidine karşı Türkiye’de ilk olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin harekete geçtiğini belirterek, “Kente yeni 5 baraj kazandırılması ve yeni kuyuların açılması ile ilgili projelerimizin takipçisi olduk. 2 yıl önce başlattığımız su tasarrufu kampanyasında, Türkiye’ye örnek gösterildik. Bütün olumsuz koşullara rağmen, kente 24 saat kesintisiz su verdik” dedi.

ÖZEN GÖSTERDİM

Başkan Kocaoğlu, son dönemde başlatılan İzmir’in suyuna ilişkin polemikleri ise şöyle değerlendirdi:

“4.5 senedir hükümetle, devlet bürokrasisiyle ve genel müdürlüklerle ilişkilerimde, bu kente bir çivi fazla çakabilmek için, fazladan bir iş daha yapabilmek için, hep aşırı özenli ve titiz davrandım. Sudaki son gelişmelerin ardından, Ankara’ya gidip üç bakanımızla görüştüm. Sorunlarımızı paylaştık, çözüm yolları aradık. Gündemimizde de inşaatı halen süren Gördes Barajı’nın isale hattı ve arıtma projesi var. Diğer metropollere, Ankara’ya ve İstanbul’a ne destek veriliyorsa, İzmir’e de aynısı sağlanmalı. İzmir halkı olarak bunu isteme hakkımız olduğunu düşünüyorum.”

Kocaoğlu, yeni bağlanan ilçe ve beldelerde 45 milyon YTL’lik yatırımla 885 kilometrelik içme suyu borularının yenilendiğini, arıtmalardan çıkan suyun tarımda kullanılacağını sözlerine ekledi.

Kaynak: Yeni Asır

 

Grönland buzulunda 120 bin yıl yaşadı

06-08-2008, Çarşamba
kaynak:güncelnet
AA

Araştırmacılar, Grönland adasındaki buzulun içinde 120 bin yıl hayatta kalan bir bakteri türü buldu.
Pensilvanya Üniversitesi araştırmacıları, 120 bin yıldır Grönland buzulunun içinde yaşayan bir bakteri türü keşfetti.

TÜBİTAK tarafından yayımlanan Bilim ve Teknik Dergisi’nin Ağustos sayısındaki habere göre, araştırmacılar, Grönland buzullarının yaklaşık üç kilometre derininden çıkardıkları buz örnekleri içinde son derece küçük, bugüne kadar tanımlanmamış bir bakteri türü keşfetti.

Bakterinin, normal boyutlarda bakterilerin geçemediği en ince gözenekli filtrelerden bile geçebilecek kadar küçük olmasının, bu kadar olumsuz koşullarda hayatta kalabilmesini açıkladığı belirtildi.

Genetik olarak deniz çamurunda, bitki köklerinde ve balıklarda bulunan bazı bakterilerle ilişkilendirilen ve "Chryseobacterium greenlandensis" adı verilen bakteri, kutup buzullarında keşfedilen 10′uncu bakteri türü oldu.

Bakterinin, 120 bin yıl önce oluşmuş buzul tabakasının içinde, düşük sıcaklık, eksik oksijen, yüksek basınç ve yetersiz besin koşullarında hayatta kalmayı başarması, yaşamın böylesi aşırı koşullarda nasıl sürdüğünün araştırılmasına olanak sağlayacak.

Balık bebek dünyaya geldi

İskenderun’da dünyaya gelen balık bebeğinin yaşama şansı çok düşük. (Fotoğraf: AA)
07-08-2008, Perşembe
Kaynak güncelnet
AA

300 bin doğumda bir görülen ”balık bebek” dünyaya geldi. Yaşama şansının çok düşük olduğu belirtildi.
Hatay’ın İskenderun ilçesinde dünyaya gelen ve 300 bin doğumda bir görülen ”balık bebek”in yaşama şansının çok düşük olduğu bildirildi.

İskenderun Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesinde dünyaya gelen Hasan ve Bahar Kalkan çiftinin kız çocuklarının, hayati tehlike kaydıyla sevk edildiği Çukurova Ünversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde tedavisine başlandı. ÇÜ Tıp Fakültesi Neonatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nejat Narlı, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, dün akşam saatlerinde hastanelerine getirilen bebeğin yeni doğan yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alındığını söyledi.

"300 BİN ÇOCUKTA BİR GÖRÜLÜYOR"

Narlı, bebeğin, 1 ay erken ve annenin ilk gebeliğinden dünyaya geldiğini belirterek, ciltte ağır bir hastalık oluştuğu ve bu hastalığın kalıtsal bir özellik gösterdiğini ifade etti. Vakanın her 300 bin doğumda bir görüldüğünü vurgulayan Narlı, şunları söyledi:

”Ciltteki yağ içeriğinin değişmesine bağlı olarak cildin normal yapısı bozuluyor ve çocuk normal cilt fonksiyonlarına sahip olmadan dünyaya geliyor. Bu vakanın değişik tipleri var ancak en ağırına bu bebekte rastladık. Cilt çok hassas olduğu için en büyük tehlike enfeksiyon. Genellikle bu tip vakalarda çocukları enfeksiyondan kaybediyoruz.”

Narlı, cilt yapıları farklı olduğu için bu tip bebeklerin ‘balık bebek’ olarak adlandırıldığını vurgulayarak, ”Bu bebekler gözlerini balık gibi kapatamaz. Ayrıca bu bebeğin kulakları gelişmemiş, parmakları anormal bir şekilde küçük, ciltte yarıklar oluşmuş ve düz, parlak bir cilde sahip” dedi. Bebeğin yaşama şansının çok düşük olduğunu anlatan Narlı, şuanda bebeğin sıvı, tuz kaybını gidermeye ve enfeksiyondan korumaya yönelik tedbirler aldıklarını söyledi.

Narlı, ayrıca bu tür hastaların ailelerin genetik danışmadan geçirilmemesi gerektiğini belirterek, gelecekte sorun yaşanmaması için ailenin genetik özelliklerinin araştırılmasını istedi.

Türkiye nasibini alıyor

Çiftçinin yeni gözdesi

Kuraklık, susuzluk derken, tarım yapılabilen arazi azalıyor. Bu durumdan Türkiye’de nasibini alıyor.
Dünyanın son dönemde odaklandığı en önemli sektörlerden biri tarım. Kuraklık, susuzluk derken, tarım yapılabilen arazi azalıyor. Bu durumdan Türkiye de nasibini alıyor ve çiftçi tarlasını sulayabileceği oranda su bulamıyor. İşte bu noktada, damla sulama yöntemi kendini gösteriyor.

Damla sulamanın avantajlarını gören çiftçiler de bu yönteme geçmeye başlıyor. Damlama sulama sisteminde bir boru hattı boyunca gelen su, bitkilerin kök bölgesine veriliyor. Su toprağın sürekli nemli kalmasını sağlıyor. Böylece bitki strese girmiyor ve verim daha da artıyor.

Bu yöntemde bitkinin istediği su, istediği zaman ve sıklıkta veriliyor. Böylece açık sulama sisteminde kullanılandan çok daha az suyla yüksek verim elde ediliyor.

Damla sulamada bir dekar alanı 5 ton su ile sularken, salma sulamada bir dekar alanı en az 50-60 ton su ile sulamanız gerekiyor. Bu sulama yöntemiyle en verimsiz toprakta dahi tarım yapılabiliyor.

Damla sulamada gübre ve ilaç suyla birlikte veriliyor. Bu da gübre ve ilaçtan yarı yarıya tasarruf sağlıyor. Su sadece bitkinin ihtiyacı olan bölgeye verildiği için, erozyon ve toprak kaybı da önleniyor.

Ayrıca bu sulama yönteminin işçilik maliyeti, diğer sulama yöntemlerine göre çok daha düşük.

Hiçbir şey yapma, daha üretken ol!

 
Zihninizi berrak bir su gibi düşünün. Yaptığınız şeyi ve onu nasıl yaptığınızı zihniniz berrak olduğu sürece aklınıza takılacak diğer düşünceleri kendi haline bırakmak daha kolay olacaktır.
Verimlilik sistemleri eğer doğru uygulanırlarsa bize bir işi yalnızca daha verimli değil aynı zamanda daha akıllı bir şekilde yapmamıza yardımcı olurlar. Böylece projeler daha kolay yönetilebilr bir hale gelir, hedefleri gerçekleştirmek daha kolaylaşır, vizyon ve amaçlarımıza daha çabuk ulaşırız. Ancak verimlilik sistemleri yanlış şekilde kullanıldığında normal iş akışında dengesizlik getirme tehlikesini taşıyorlar.

Kullandığımız verimlilik artırıcı yöntemlerin, bizim asıl amaçlarımıza hizmet ettiğinden nasıl emin olabiliriz? Ya bu verimlilik ve kalite artırıcı yöntemler ve sistemler bizim aklımızı bulandırıp boşa enerji harcamamıza sebep oluyorlarsa ne olacak?

İşe ve işi verimli yapmaya bu açıdan yaklaşarak, bazen sadece varoluşumun tadını çıkarmak için de vakit harcamayı tercih ediyorum ben. Arasıra "hiçbir şey yapmıyor, hiç bir şey için çaba göstermiyor" durumda olarak sadece şimdiki zaman kipinde vücuduuza ve zihnimize odaklanmamız mümkün. Bu sürece aynı zamanda ‘meditasyon’ adı veriliyor. Meditasyon yapmayı öğrenmenin bir çok yolu var ama başlangıç için işte size bir kaç iyi öneri:

* Eckhart Tolle’nin The Power of Now (Şimdinin Gücü) kitabına bir göz atın. Bu kitabın şu aralar çok popüler olmasının nedeni, varoluşun gücüne dair son derece gerçekçi öneri ve saptamalarda bulunması.

* Bazen kendinizi yarı-Buditmiş gibi hissediyor ve önceki yaşamınızda bir Budist rahibi olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? O halde Budist yöntemiyle meditasyon yapmayı öğrenmeye iyi bir başlangıç olarak ‘Mindfullness’ kitabı tam size göre olabilir.

* Eğer Hıristiyan geleneksel öğretilerine yakın duruyorsanız, Peder Thomas Keating’in (bir Benedict keşişi) "dua eylemini meditasyon yapmanın Hıristiyan formu olarak ele alan" öğretilerini okuyabilirisiniz.

* Yok eğer bilgisayarınızın size sağladığı konfor ortamından ayrılmak istemiyorsanız (kim ister ki?) "binaural" ritmleri dinlemek hoşunuza gidebilir. Binaural ritmlerde iki kulak için iki ayrı ton kullanılarak dinleyicinin beyin dalgalarında hafif bir değiiklik etkisi yaratılabiliyor. Yani meditasyonu sağladığı zihinsel rahatlığa benzer bir zihinsel konuma ulaşmanıza yardımcı oluyor bu ritmler. Hem Holosync hem de Hemi-sync yüksek kaliteli binaural ritm teknolojisi sunuyor.

Meditasyonun veya varoluşun asıl faydası, mevcut iş yaşamının getirdiği stres ve bazen modern dünyanın sizi yapmaya mecbur ettiği şeylerden kaynaklanan yorgunluğa karşı gerçek bir zihinsel dinlenme imkanı sunuyor olması. Budis työntemiyle içe dönük meditaasyonu bu bakımlardan son derece yararlı bulduğumu belirtmek isterim. Bu sayede geliştirilen sakin ve berrak bir zihin, giriştiğiniz işleri dengeye oturtmanıza yardımcı oluyor.

Gurulara kulak verecek olursak:

  • Öğrenmenin yolunda her gün bir şey kazanılır
  • Tao’nun yolunda her gün bir şey bırakılır
  • Giderek daha az şey yapılır
  • Ta ki sıfır eylem başarılana kadar
  • Hiçbir şey yapılmadığında yapılmamış bir şey kalmaz
  • Dünyayı yönetmek istersen herşeyi kendi yoluna bırak
  • (Çünkü) Herşeye karışarak başaramazsın bunu

– Tao Te Ching, 48

Zihninizi berrak bir su gibi düşünün. Yaptığınız şeyi ve onu nasıl yaptığınızı zihniniz berrak olduğu sürece aklınıza takılacak diğer düşünceleri kendi haline bırakmak daha kolay olacaktır. Böylece verimliliğinizi artırma yolunca meditasyonla berraklaşmış bir zihnin olağanüstü desteğine sahip olacaksınız. Bu sayede odaklandığınız işin üzerinde çalışırken veya düşünürken, asıl amaç ve hedeflerinizi asla gözden kaybetmemiş olacaksınız.

Verimlilik ve meditasyon gurularının çok iyi bildiği gerçek şudur: İşinizde ustalaşmış fakat aynı zamanda salt kendi varlığınıza odaklanacak şekilde zhinsel rahatlama becerisine de sahipseniz bu iki ruh ve zihin durumu arasında karşılıklı bir bağ ve akış oluşturabiliyorsunuz. Bu hem keyifli hem de hayatı zenginleştiren bir deneyim.

İşinizdeki verimliliği geliştirmeniz için siz yollar öğütleyen guruları dinleyin ve işinizi daha etkin yapmanın yollarını öğrenin. Ama aynı şekilde kendi iç ‘guru’nuzu dinlemeye de zaman ayırın ki varoluşun o sade ama eşsiz tadına varabilesiniz.

Online girişimciler dikkat!

 

Internet üzerinden çalışan her girişimci, belli bir seviyeye ulaştıktan sonra her türden iş ve ortaklık teklifleri almaya başlar. Bunların bazıları, büyük fırsatlara açılan kapılardır ve mutlaka değerlendirmeniz gerekir.
Eğri oturup doğru konuşalım: Internet üzerinden e.mail yoluyla size iletilen iş tekliflerinin büyük çoğunluğu sadece vaktinizi ziyan etmeye yarar. Onları önceden tanıyıp hemen "HAYIR!" cevabını verirseniz, zamandan tasarruf etmiş olursunuz.

Internet girişimcisinin mutlaka karşılaştığı ve karşılaştığı anda reddetmesi gereken beş çeşit "iş teklifi" şunlar:

Teklif 1: "Ürünümü alır mısınız?"

Birileri çıkar ve "mutlaka almanız gereken" bir ürünleri olduğunu söyleyerek size elektronik posta mesajları atar. Kimbilir kaç defa karşılaşmışsınızdır bunlarla!

Bu teklifleri düşünmeden reddedin. İşe yarayacak bir ürünleri olsa, niye tanımadıkları insanlara e.mail göndererek ürün pazarlamaya çalışsınlar ki? Kaliteli ürün, kendi kendini satar zaten. Ürünü tanıtmak için daha profesyonel yöntemler varken bu kadar ucuz bir pazarlama yöntemine başvuruyor olmak başlıbaşına eksi puan getirir.

Mükemmel bir dünyada yaşıyor olsaydık, insanlara e.mail göndererek pazarlama yapmaya çalışan pazarlama müdürlerinin işine derhal son verilmesi gerekirdi.

Teklif 2: "Beni işe alır mısınız?"

Bazı insanlar sanıyor ki, adresini ele geçirdiğiniz her internet girişimcisine e.mail göndermek, iş bulmanın en iyi yoludur. Büyük yanılgı!

Tabii ki böyle bir teklife hemen "HAYIR!" demelisiniz. Çünkü sizden iş isteyen kişi gerçekten işinize yarayacak biri olsaydı, kendi yeteneklerini size tanıtmanın daha iyi yollarını bulmuş olması gerekirdi.

Teklif 3: "Websiteme ilan verir misiniz?"

Daha önce hiç temasta bulunmadığınız birisi size mesaj göndererek sizi büyük bir "tanıtım fırsatından" haberdar ediyor… Kulağa hiç de profesyonelce gelmiyor, değil mi?

Tabii ki daha önceden tanıştığınız veya beraber iş yaptığınız birisinin size bu tarz bir mesaj göndermesi farklı bir konudur. Ama tanımadığınız kişilerden gelecek bu tarz bir teklifi hemen reddetmeniz yerinde olur.

Teklif 4: "Projeme Yatırım Yapar mısınız?"

Hiç tanımadığınız birinden gelen böyle bir teklif daha ilk anda sizde şüphe duygusu uyandırmaz mı? Bir projeye yatırım yaparken ortağınıza güvenmeniz şarttır ve bu türden bir teklifte kesinlikle güven söz konusu değildir. O halde buna nasıl karşılık vereceğiniz bellidir.

Teklif 5: "Yarışmayı/Piyangoyu kazandınız!" veya "Sıfır riskle kazanç fırsatı"

Hiç tanımadığınız birisi size "Bir şeyler kazandığınızı" veya "sadece adınızı kullanarak büyük bir miktarda parayı risksiz kazanacağını ve bunun karşılığında size para ödeyeceğini" söylüyorsa, büyük bir dolandırıcılık teşebbüsüyle karşı karşıya olduğunuzu bilmelisiniz!

Bu türden mesajlar, her insanın içinde varolan "hırs ve merak" duygularını yem olarak kullanmak suretiyle girişilen bir takım sahtekarlık ve dolandırıcılık numaralarıdır. Sakın kanmayın!

Burada sizin zamanınız ve paranız söz konusu! Kendi işinizi yaparken zaten bir sürü sorunla uğraşmaktasınız. Vaktinizi bir de böyle yararsız ve boş teklifler üzerinde düşünerek harcamayın.

Fırsatları değerlendirmek tabii ki önemlidir ama tanımadığınız insanların ucuz taktiklerinden sizin için yararlı herhangi bir şey çıkmayacaktır.

Yönetici oldum! Şimdi ne yapacağım?

Çok uzun zamandır beklediğiniz terfi nihayet gerçekleşti. Kariyerinizde yepyeni bir aşama, artık yönetici oldunuz. Ama bir dakika! Buna gerçekten hazır mısınız?
İlk defa yönetici pozisyonuna yükselmek gerçekten heyecan verici bir duygudur. Ama aynı zamanda sıkıntılı bir geçiş sürecini de beraberinde getirebilir.

Telaşlanmayın! Yönetici pozisyonuna yeni atananların sıkça yaptığı hatalardan kaçınmanın yollarını Wall Street Journal yazarı Elizabeth Garone açıklıyor.

İlk 90 gün

Talepkar olmaktan ziyade ‘özümsemeye’ çalışın. Parlayan silahlarını sergileyen bir kovboy gibi dolaşmayın. Yeni yöneticiler bu hataya çok sık düşerler.  "İlk üç ayınızı dinlemeye ve anlamaya ayırın" diyor uzmanlar.  Bu dönemde sizin öncelikle yapmanız gereken iş; sizin altınızda çalışanları tanımak, hangi koşullar ve şartlarda motive olduklarını, hangi durumlarda harekete geçtiklerini iyice öğrenmektir.

Orta yolu bulun.  En çok bilinen aşırı uçlardan kaçınmak için elinizden geleni yapın. Bu iki aşırı uçtan biri çok fazla patronluk taslamak, mikro işler için bile çok sıkı takipçi olmak; diğer uç ise yönettiğiniz insanların hepsine ‘dostça’ yaklaşarak iş hayatının gerektirdiği objektif limitleri koyamamaktır. Kendi  yönetim şeklinizi ve stilinizi oluştururken bu iki uç arasında bir yer bulmalısınız.

En iyi adamları işe alın.  Sizden daha üst pozisyondakilere "işi en iyi bilen elemanın siz olduğunu" ispatlama devrini geride bıraktınız.  Onlar bunu anladıkları için sizi yönetici yaptılar.  O halde artık sizin altınızda çalışanların yeteneklerinden ve becerilerinden korkmanıza ve çekinmenize gerek yok. İşi bilen insanları etrafınıza toplamaktan çekinmeyin.  Bırakın işi bilen insanlar gereğini yapsın. Bu fırsatı tanıdığınız için size minnettar olacaklardır.  Herhangi bir sorun çıkacak olursa başvurulması gereken kişinin siz olduğunu ve işlerin akışını her zaman izlediğinizi hissettirmeniz yeterli olacaktır.

Aktif bir yaklaşım benimseyin. Mümkün olduğu sürece kalıplaşmış değerlendirme yöntemlerinden kaçının.  Ofisteki günlük işlerle ilgilenirken kendi odanıza takılı kalmayın.  Odanızı kapısını mümkün olduğunca açık bırakın ki elemanlarınızı sizin ‘her an yanıbaşlarında’ olduğunuzu bilsinler.

Elemanlarınızı değerlendirmeniz gerektiği zamanlarda olumlu yaklaşım sergileyin. Hakettikleri  övgü ve takdir sözcüklerini elemanlarınıza sık sık söyleyin ama iş eleştiri kısmına gelince sözcüklerinizi çok dikkatle seçmelisiniz. Sorunlu olduğunu düşündüğünüz elemanlarla tartışıp üstlerine gitmek yerine ilk aylarda onlarla iletişiminizi formal tutmanız yararlı olacaktır. Bu taktik sizin vakit ve enerjinizi boş yere harcamanızı önler.

Network becerilerinizi kullanın. "İş arkadaşlarınız ve meslektaşlarınız arasında bir iletişim ağı oluşturmaya başlayın. Bu iletişim ağında hem üstleriniz hem astlarınız bulunmalıdır.  Bir kaç yıldır aynı pozisyonda çalışmakta olan insanların tavsiyelerini ve fikirlerini almaktan çekinmeyin.  Etrafınızdaki insanları tanımak ve onlardan bir şeyler öğrenmenin en iyi yolu onları dinlemektir.

Bu balayı aşamasını elinizden geldiğince uzatın.  Zaten yakın bir süre sonra iş hayatını sorumlulukları ve sizden beklentiler nedeniyle yönetici olarak kendi tarzınızı ve pozisyonunuzu belirlemiş olacaksınız.

Kariyerinizde ve çalışmalarınızda başarılar…

4 saat çalışarak zengin olmak mümkün mü?

30 yaşındaki Timothy Ferriss kitabında, haftada sadece dört saat çalışarak zengin olmanın sırlarını aktarıyor.
Kitabın İngiltere’de yayına çıkmasıyla birlikte, The Times gazetesi yazarı Richard Morrison söz konusu kitapla dalga geçen bir makale kaleme aldı. Makalenin geniş bir özetini aşağıda bulacaksınız.

“Dilediğiniz yerde yaşayın ve yeni zenginler klübüne katılın” diye haykıran bu çağrıya hangimiz kayıtsız kalabiliriz ki?

Sizi kandıran şeytan kim?

Yüreğimizin derinliklerinde hepimiz bir Dr.Faust’uz zaten. Bizi baştan çıkaran şeytan rolünü ise bu sefer Timothy Ferriss üstlenmiş. Bill Gates’tan daha zengin ve muz bahçesine düşmüş bir maymundan daha mutlu bir şekilde hayatınızı yaşamak için aradığınız sihirli formül işte burada! Hadi koşun kitabı hemen alın, okuyup iyice sindirin ve hayatınızı yaşayın…

Mantıken tabii ki imkansız bir şey bu. Eğer ben Ferriss’in tavsiyesine uymuş olsaydım en başta oturup size bu yazıyı yazıyor olmazdım zaten. ‘Uzaktan çalışma’ şeklinde bir yönteme sığınıp kendi ince işlerime dalacak da değilim. Ferriss’in bize söylediğine göre tek bir yere bağlı olarak çalışmak günümüzdeki yeni orta sınıfın tanımını oluşturuyor. Onun idealindeki yeni zengin kitle ise sadece ‘çok miktarda nakit para’ya değil fakat aynı zamanda sınırsız hareket etme hürriyetine sahip olan insanlar.

“Sizin yerinizi alacak bir sistem inşa edin” diyor bize Ferriss. Yani iş yükünüzü minimum seviyeye indirin. Nedir bu minimum seviye? Patronunuz sizin kaytardığınızı farketmeyecek ama siz de iş yükünüzü olabildiğince azaltacaksınız.

“Zaman harcamaksızın nakit getiren otomatik bir araç” olarak tanımladığı bu sistemle Ferriss size demek istiyor ki “Taşeronluk yapın, işinizi başkasına yaptırın ve sanki siz yapmışsınız gibi paketleyip satın”. Harika bir girişimcilik projesiymiş bu.

Zaman yönetimini nasıl yapacaksınız?

Çizgi dışı düşünmek adına ortaya atılan bu fikirlerin hiç biri yeni değil aslında. Charles Dickens’tan Ricky Gervais’e kadar pek çok kişi, günlük iş yükünün işçi üzerinde yarattığı sürreal çılgınlığa değinmişti. Ferriss’in söylediği şeylerin bunlardan bir farkı varsa, o da bu neslin teknolojik yenilikler ve aletler konusunda daha bilgili olması.

Zaman yönetimi üzerine vurguların yapıldığı bu kitapta Ferriss “Gereksiz toplantıları sallayın. Kimsenin sizi itip kakmasına izin vermeyin. Mümkün olduğunca iş yükünüzü başkalarına delege edin.” gibi öğütler verdikten sonra yaptığınız işi rasyonalleştirmenizi söylüyor.

Nasıl mı? Size getirisi kısıtlı olacak işler ve projeler üzerinde gereksiz zaman harcamaktansa, size getireceği marjinal faydası daha büyük işler üzerinde odaklanın. ‘Günde iki saat harcayarak işinizi halletme’ sanatında iyice ustalaştıktan sonra, bu kitapta size tavsiyelere uyarak ‘iş yerinize fiziksel bağlılığınızı azaltmanız gerekecek. Yöneticinizle bu konuda nasıl konuşmalar yapmanız gerektiğini Ferriss size örnekler üzerinde açıklamakta.

Siz de kolayca ‘Uzman’ olabilirsiniz

İşyerinden kaytarmak için ortamı yarattınız ama evde oturup dalga geçmeyeceksiniz. Bir yandan kendinize ayırdığınız zamanın tadını çıkarırken diğer yandan da sizin iş yükünüzü sırtlayıp götürecek girişimler üzerinde çalışacaksınız.

Mesela kendinize bir uzmanlık alanı seçip, piyasaya kendinizi ‘Uzman’ olarak pazarlamaya başlayabilirsiniz. Ne uzmanı olduğunuzun hiç önemi yok! Ferriss’e bakacak olursanız, seçtiğiniz bir konuda ‘uzman sayılacak’ seviyede kendinizi eğitmeniz en fazla dört haftalık bir iş. Mesela kendinizi ‘ilişki doktoru’ veya ‘kadın-erkek konularında uzman’ ya da ‘iş ve yaşam dengesi sağalama uzmanı’ olarak lanse etmeniz çok kolay ve mümkün.

Piyasada bu konuda o kadar çok örnek var ki, ‘herkesin kolayca bir şeyin uzmanı olabileceği’ yolundaki Ferriss’in argümanına inanmamak elde değil.

Elinizi çabuk tutun, başkaları uyanmadan siz işi bitirin

Modern zamanların Nietzsche versiyonu Ferriss bu noktada size ‘güçlü iradeye sahip olanların’ zayıflar üzerinde zafer kazanmasının doğanın bir kanunu olduğunu anlatmaya başlayacak. Machiavelli kadar parlak bir zekaya sahip olmasanız da yavaşça farkediyorsunuz ki, siz işten kaytarıp kendinize yeni ‘sistemler’ icat ederken, aslında iş yükünüzü başka insanların üstüne yıkmaktasınız. Siz rahat edebilesiniz ve çokça para kazanabilesiniz diye, bir takım insanların daha fazla çalışması ve sizin işinizi yapması lazım.

Ya bütün öğretmenler, polisler, doktorlar, hemşireler, tren makinistleri bir sabah uyanır da Ferriss’in taktiklerini uygulamaya karar verirse ne olacak? Hindistan’dan veya Çin’den adam getirtip kendi yerlerinde mi çalıştıracaklar?

Ferriss’in kitabında bu soruların cevabı yok. Aslında kendisi böyle sorular sorulabileceğini bile düşünmemiş gibi görünüyor.

Ya Hindistan’dan Çin’den getirtip kendi işinizi daha ucuz fiyata yaptırdığınız ve bu taşeronluk sayesinde sömürdüğünüz insanlar bir gün konuya uyanır ve sizi devreden çıkarıp doğrudan sizin patronunuzla çalışmaya başlarsa?

Ferriss’in bu soruya cevabı şöyle: “Evet, olabilir. O yüzden elinizi çabuk tutun!”

Kitaptan sizin için seçtiğimiz 10 tavsiye:

• E-maillerinizi günde sadece bir kez kontrol edin ve işe başlarken yapacağınız ilk şey bu olmasın

• Toplantıları hayatınızdan çıkarın

• Yoğun işgücü gerektiren görevleri delege edin veya outsource ederek başkalarına yaptırın

• Beceriksiz görünmeye çalışın ki ufak tefek angaryalar için sizi rahatsız etmesinler

• İşinizi yaparken kendi çalışma yöntemlerinizi gönlünüzce uygulayın. Gerekirse sonradan özür dilersiniz.

• Pareto Yasası’nı uygulayın: İşin yüzde yirmilik bir bölümü vardır ki karın yüzde 80’ini o kısım getirir. Siz o yüzde 20’lik kısma odaklanın.

• Karın sadece yüzde 20’sini sağlayan fakat iş yükünün yüzde 80’inin oluşturan kısma hiç bulaşmayın.

• ‘Selektif cahillik’ geliştirin. Size bir faydası olmayacak şeyleri okuyarak vakit kaybetmeyin.

• Evden daha verimli çalışacağınızı iddia ederek işyerinize takılı kalarak çalışmaktan kendinizi yavaş yavaş kurtarın.

• Eğlenip kendinize ayıracağınız zamanı iyice yaşlanacağınız zamanlara ertelemeyin. Her yıl ‘mini emeklilikler’ yaşayın.

Afrodizyak diye bir şey var mı?

Afrodizyak diye bir şey var mı?
Mesir macunu, havyar, şampanya, ceviz, fındık ve daha uzayıp giden pek çok besin… Ortak özellikleri afrodizyak etkilerinin olduğuna inanılması. Peki gerçekten yiyeceklerin cinsel isteği, gücü artırmada bir etkisi var mı? Medistanbul Kliniği’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Haluk Kulaksızoğlu’na göre etkisi kanıtlanmış besinler var ama her söylenene inanmamak gerekiyor.

Afrodizyak nedir?
Cinsel istek ve gücü artıran maddelerdir. Afrodizyak kelimesi Yunan mitolojisindeki cinsellik ve güzellik tanrıçası Afrodit’ten geliyor. Cinsel gücü artırdığı düşünülen istiridye, gergedan boynuzu veya kaplan penisi gibi maddelerin bilimsel açıklaması yoktur.

Cinsel gücü artıran besinler var mı?
Bazı beslenme unsurlarının özellikle düzenli kullanımına dikkat edildiğinde kişinin cinsel performansını artırması ve cinsel isteği de kamçılaması mümkün. Cinsel istek vücuttaki bazı biyokimyasal etkileşimler sonucunda ortaya çıkar ve son derece karmaşık bir mekanizmadır. Sadece cinsellik için değil, damar, kalp ve sinir sistemleri için de faydalı olan diyet ve yaşam tarzları performans kaybını önlüyor, hatta iyileştiriyor.

Kadın-erkek ayrımı var mı?
Cins ayrımı yok. İlginç bir şekilde kadında da, erkekte de cinsel dürtüleri uyaran, testosteron, yani erkeklik hormonu olarak bildiğimiz maddedir. Bu nedenle gerçek anlamda bir maddenin afrodizyak olabilmesi için kadında ve erkekte aynı mekanizma üzerinden etki göstermesi gerekir.

Vitaminler performansı etkiler mi?
E vitamininin antioksidan özelliği penis içerisindeki dokuların özelliklerini ve damar sistemini koruduğu için faydalı olabiliyor. Aynı zamanda erkeğin testis fonksiyonlarında da iyileşmelere yol açabiliyor. B vitamini, özellikle diyabetik olan bireylerde diyabetik şikâyetler ortaya çıkmadan önce kullanılması gereken bir vitamin. Sinirlerin şeker hastalığından en az zarar görmesini ve kendini yenileme kapasitelerini iyileştiriyor. Selenyum da sperm hareketlerini ve kalitesini artırmak için öneriliyor. Çinko da hem ereksiyon hem de sperm üretimindeki basamaklarda görev alan bir mineral.

Alkol performans artırır mı?
İnsanlar, alkol aldıklarında rahatladıklarını, cinselliğe daha iyi yaklaştıklarını düşünürler. Bu doğrudur, ancak alkolün enerjisi çok yüksektir. Vücutta gereğinden fazla enerji olduğu zaman bu yağa çevrilir. Dolayısıyla yağlanma ve damar tıkanıklığı hızlanıyor. Alkol, içeriği nedeniyle damarlarda genişleme yapıyor. Vücuttaki uç damarlar (eller, ayaklar, yüz gibi) genişlediği için ereksiyon sırasında penise giden kan miktarında azalma olur. Alkol de belli dozlarda alınmalı. Fazla yağ damarları tıkadığı için sorun. Az yağ ise hormon dengesini bozuyor. Kansızlık özellikle kadınlarda hormonal dengeyi bozuyor ve cinsel uyarı için, genital bölgeye kan gidişini azaltıyor.

Bisiklet kullanan dikkatli olsun
Cinsellikte egzersizin rolü nedir?

Spor kendine güveni sağlıyor ama aşırıya kaçıldığında ciddi sorunlar oluyor. Diyelim ki günde 5 km koşuyorsunuz. Vücudunuz bunu algılıyor ve özellikle bacaklarınıza, ciğerlerinize giden damarlarınızı genişletiyor. Bu sefer hem erkek hem kadında genital bölgeye giden kan azalıyor. Bu da cinsel anlamda sorun. Doğa bisikleti kullananların koruyucu ekipmanları olmalı. Erkeklerde penise giden damarların çoğu sele bölgesindedir. Bisiklete binmeyle bu damarlarda hasar oluşur. Cinsellikte en ideal sporlar yüzme ve tempolu yürüyüştür. Hafif ağırlık kaldırma egzersizleri de iyi. Düzenli egzersizle kalp konusunda sorun yaşamayanlar da ileri yaşlara kadar cinsel performanslarını sürdürebilirler.

* * * * *
İşte performans artırıcılar!
Çikolata: İçerdiği seratonin ve daha da önemlisi fenetilamin maddeleri nedeniyle hafif cinsel istek arttırıcı etkiye sahiptir. Afrodizyak özelliklerinin açıklanabilir bilimsel yönleri olsa da, yenilirken yaşanan haz, etkinin daha fazla olmasını sağlar.

İstiridye: Birçok edebi eserde afrodizyak olarak bahsedilen istiridye üzerine İtalyan ve Amerikalı bilim adamları çeşitli araştırmalar yapmış. Bu araştırmalara göre; içerdiği bazı aminoasitlerin cinselliği sağlayan hormonları tetiklediği görülmüşse de, bu etkinin oluşması için gerekli miktar ve zaman kısa süreli kullanımda böyle bir etkinin görülmesini mümkün kılmamaktadır.

Ginseng: Geleneksel Çin ve Güney Amerika tıbbında cinsel gücü artırmak üzere kullanılan bir köktür. Bir araştırma ginsengin cinsel isteği ve birleşme kapasitesini artırdığını ortaya koymuştur. Bu etkilerini sinir sistemi ve yumurtalıklar üzerinden gösterirken penis bölgesine gelen kan damarlarını da etkileyerek erkeklerdeki ereksiyon kalitesini de artırabilmektedir.

Havyar: Yüzyıllardır afrodizyak olarak kullanılmaktadır. İçerdiği çinko miktarı nedeniyle erkeklik hormonlarının yapımını artırıyor. Çinkonun aynı zamanda sperm kalitesini de artırdığı belirlenmiştir.

Şampanya: Özel bir afrodizyak etkisi yoktur. Düşük dozdaki alkol kişilerin üzerlerindeki baskıyı atmalarını ve daha rahat hissetmelerini sağlar. Fazla kullanıldığında ise cinsel performansta bozulmalar görülebilir.

Sağlıklı yaşamak ellerimizde


*Vücudumuzda en çok kullandığımız organlarımızdan birisi ellerimiz.*

Vücudumuzda en çok kullandığımız organlarımızdan birisi ellerimiz.
Ellerimizle dokunuyor, tutuyor, kesiyor, atıyor, yazıyor ve daha pek çok iş
yapıyoruz. Bu kadar becerisine karşılık, en çok kirlenen organımızda yine
ellerimiz. Ellerimizin birer hastalık kaynağına dönüşmemesi için bize düşen
en önemli görev ise, onları gerektiği her durumda ve doğru teknikle yıkamak.

Doğada, dokunduğumuz her şeyde bakteri bulunmaktadır. Ellerimiz de günlük
hayat içinde, çevre ile her türlü ilişkimizi sağlayan, bu nedenle de en çok
bakteri barındıran organımızdır. Ellerimiz yoluyla her yere taşınan bu
bakteriler basit soğuk algınlığından, öldürücü hastalıklara kadar birçok
istenmeyen duruma neden olabilir.

Günlük hayatımızda en sık gerçekleştirdiğimiz eylemlerden biri ellerimizi
yıkamamızdır. Oysa 2-3 dakikamızı alan ve basit gibi görünen bu eylem,
hayatımızı kurtarabilmektedir. Çevremizde olduğu kadar, insan vücudunda da
milyonlarca mikroorganizma yaşar. Normal erişkin bir insanın elinde, temiz
gibi göründüğü durumlarda bile, 1cm2′de altı bin adet bakteri bulunabilir.

Toplumumuzun suyla temizlik alışkanlıklarını başka ülkelerle kıyaslayıp,
temiz bir toplum olduğumuzdan söz ederiz. Oysa temizliği ile övünen bir
toplumun nasıl olup da genel tuvaletlerinin bu kadar kirli olduğunu
açıklayamayız. Üstelik bu tuvaletleri kullandığınızda birçok kişinin elini
yıkamadan çıktığını, elini yıkayanların da çoğunlukla sabun kullanmadığını
gözlemlemişsinizdir.

*Ülkemizden bazı rakamlar… *

2002 verilerine göre Türkiye’de yılda kişi başına ortalama 800 gr temizlik
kağıdı tüketiliyor. Bu oran Amerika Birleşik Devletleri’nde 24 kg. Ülkemizde
temizlik kağıdının en çok tüketilen çeşidi olan tuvalet kağıdı tüketimi ise
kişi başına yılda 350 gr, yani yaklaşık 4 rulo. Kağıt havluda kişi başına
yıllık ortalama tüketim ise 75 gr, yani 1 rulodan bile az. Ülkemizde 100
evden 24′ünde tuvalet kağıdı kullanılıyor.

İslam ülkelerinde Lübnan 7.8 kg temizlik kağıdı tüketimi ile ilk sırada yer
almaktadır. Bu ülkeyi sırasıyla 6.3 kg ile Birleşik Arap Emirlikleri, 4 kg
ile Malezya, 3.6 kg ile S. Arabistan, 1.4 kg ile Suriye, 1.1 kg ile Tunus
izliyor. Türkiye ise 800 gramlık tüketimi ile Tunus’un ardından 7′inci
sırada yer alıyor.

Doğru tekniklerle el yıkamak Tuvaletlerden bulaşabilecek mikroplara karşı
uygun tekniklerle el yıkamak son derece etkili olduğu gibi üst solunum yolu
enfeksiyonları, grip gibi hastalıklara neden olabilen virüslerden de
korunmanın en basit yolu el temizliğidir. Çoğumuz öksürürken mendil
kullanmak yerine ağzımızı elimizle kapatır ve avucumuzun içine hapşırırız.
Aynı havayı soluduğumuz diğer kişilerin hastalanmaması için yaptığımız bu
davranış sonrasında da aynı insanlarla tokalaşarak ayrılırız. Sonuçta
elimizi bir hastalık bulaştırma aracı olarak kullanmış oluruz.

Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en kolay ve etkili yolu el yıkamadan
geçmektedir. Üstelik uygun teknikle yıkanmayan ellerde bakteriler yaşamaya
devam etmekte ve hastalığa neden olabilmektedir. Sağlığın korunmasında el
yıkamanın önemi hemen herkes tarafından çok iyi bilinmekle birlikte, yine
hemen herkes tarafından ihmal edilmektedir.

Eller,

– Kirli göründüğü zaman
– Yemek hazırlamadan ve yemek yemeden önce
– İşe başlamadan önce
– Tuvaleti kullandıktan sonra
– Yemek yedikten sonra
– Sigara içtikten sonra
– Bozulmuş gıda ve çöplere dokunduktan sonra
– Kimyasal madde kullandıktan sonra
– Saçlarınızı taradıktan veya elledikten sonra
– Para alışverişi yaptıktan sonra
– Hasta insanlara dokunmadan önce ve sonra
– Burnunuzu temizledikten sonra
– Kedi, köpek ve diğer tüm hayvanları elledikten sonra mutlaka
yıkanmalıdır.

*Doğru bir el yıkama için*

1. El yıkamadan önce tüm takıları çıkartın.

2. Öncelikle ılık ve akar su kullanın

3. Ellerinizi su ile ıslatın.

4. Tercihen sıvı sabun ile ellerinizi köpürterek en az 20 saniye el
bileklerine kadar ovuşturarak yıkayın. Ellerinizin tüm yüzeylerini tam
olarak yıkayın (el sırtları, bilekler, parmak araları ve tırnak araları)

5. Akan su ile ellerinizi durulayın.

6. Kağıt havlu ya da kuru ve temiz bir havlu ile ellerinizi kurulayın.
Ellerinizi kurutmaya koldan başlayın, ellerinize ve parmak uçlarınıza doğru
ilerleyin. Ellerinizi kurularken havluyla ovalamayın.

*Sıvı sabun mu, katı sabun mu? *

Normal katı el sabunları ve sıvı sabunlar meydana getirdikleri etkiler
bakımından farklı olmamakla birlikte, bulunduruldukları ortamlardan ve
kullanan kişilerin kullanımdan sonra sabunları temizlemeden yerine
koymalarından dolayı, katı sabunların kendileri kirlilik nedeni
olabilmektedir. Bu yüzden özellikle toplu yaşanan yerlerde kişisel
temizlikte sıvı sabunların kullanımı tercih edilmelidir. Ancak sıvı sabun
kaplarının yeniden doldurulmadan önce iyice yıkanıp kurutulması da
önemlidir.

Kendi sağlığımız ve toplum sağlığı açısından doğru el yıkar ve bu
alışkanlığı çevremize de kazandırabilirsek gıda zehirlenmeleri ve bulaşıcı
hastalıkların önüne geçebilmek adına büyük bir adım atmış oluruz. Temiz
olduğumuzu iddia ettiğimiz kadar uygulamada da temizliği sağlayabildiğimiz
gün gerçekten temiz bir toplum olacağız.

Reklam Nasıl Yapılır?

Bir sirketin reklami icin pahali olmayan, hatta bedava sayilabilecek yollar var. Simdi size fayda saglayacak bu yontemlerle ilgili bilgileri iceren bir liste vermek istiyorum.

1. Kalemi guclu olan birinden sizin kim oldugunuzu, amacinizin ne oldugunu ya da karsi tarafa duyurmak istediginiz her neyse onu anlatan bir metin hazirlamasini isteyin. Bu metini dilediginiz kadar basit tutabilirsiniz.

2. Her yere orijinal poster yapistirin ve brosurler dagitin. Kucuk basit brosurleri bilgisayarda kendiniz de hazirlayabilirsiniz. Bu brosurleri posta kutularina atin, araba camlarina ilistirin. Ilan panolarina asin. Magaza camlarina yapistirin. Kapi kapi dolasip dagitin.

3. Birinci, ikinci ve ucuncuye odul vereceginiz bir poster yarismasi duzenleyin. Kazanan posteri cogaltip her yere gonderin.

4. Halk gunu yapin. Cevredeki benzer sirketlere mektup gonderip davet edin. Ikramda bulunun, fikir alis verisi yapin. Aranizda bir network kurmaya calisin.

5. Bir mini dergi cikartin. Derginin ilgili herkese ulasmasini saglayin.

6. Sevilen bir muzik parcasi icin sirketinizi anlatan sozler yazdirin. Bu ciddi veya mizahi olabilir. Onemli olan akilda kalmasidir.

7. Ilk kez ziyarete gelenlere mektup yazin ve tekrar davet edin.

8. Sirketinizle ilgili her firsatta konusun. Herkesi sirketinize davet edin.

9. Sirketinizle ilgili her yeni gelismenin kucuk ya da buyuk olsun basinda yer almasini saglayin. Her yeni gelismeyi tum yazili ve sozlu basina bildirin. Sirketinizin topluma olan faydasini one cikartin. Yapacaginiz basin bildirilerinin profesyonel olmasina dikkat edin. Sadece bir satis reklami gibi gorunmesin.

10. Fuarlara katilmaya onem verin. Bu fuarlarda rakiplerinizi iyi taniyin. Onlarin reklam malzemesine bakin. Fuara katilacaginizi tum ilgili kisilerin bilmesini saglayin.

11. Basit brosur hazirlayin. Basit ama dogrudan konunuzla ilgil olsun ve mesajinizi dogru versin. Brosuru okuyan ne sundugunuzu iyi anlasin.

12. Sirketinize ozgu antetli kagitlar ve zarflar bastirin. Sirketinizin akilda kalmasini saglayacak bir slogani da antetlere dahil etmeyi unutmayin.

13. Ozel program ve hizmetlerinizi kayda alin ve ilgili kisilere bu kaydin bir kopyasini gonderin.

14. Hakkinizda yerel basinda yazilar yazilmasini saglayin. Bunu saglamak ulusal basinla karsilastirildiginda daha kolay olacaktir.

15. Yerel radyo ve TV’de olabildigince sIk gorunun ve reklam verin.

16. Diger sirketlerden brosurlerinizi dagitmasini isteyin. Siz de onlar icin aynisini yapmayi teklif edin.

17. Cevredeki kisilerle ag kurun, onlara birbirinizin reklamini yapmayi onerin.

18. Sirketinizi tanitmak amaciyla mumkun olan her tur topluluk karsisina cikip konusma yapin. Sirketinizi ve yapmaya calistiginiz isi anlatin.

19. Sirketinizdeki calisanlar, sirketin isleyisi ve ne yaptiginiza dair herkesin haberdar olmasini saglayin. Isinize ne kadar ozen gosterdiginizi bilmelerini temin edin.

20. Tanidiklarinizin ozel gunlerini kutlayan mesajlar yollayin. Davet edildiginiz ozel gunlere buyuk kucuk demeden katilin. Insanlar kendilerini unutmayanlari unutmazlar.

21. Ozel toplantilarda sirketinizi tanitan slayt gosterileri hazirlayin.

22. Promosyon malzemesi olarak, tisort, anahtarlik, kalem vs. dagitin. Herkes bedavayi sever. Bagislar da promosyon malzemesi kadar tanitima fayda saglar.

23. Seminerler verin. Sirketinizin uzmanlik konusuna dair genel bilgiler saglayin. Bu tur seminerlerin dogrudan satislarla ilgisi olmasi gerekmez. Alaninizla ilgili vereceginiz genel bilgilerle insanlarin isinizi daha iyi tanimasini saglarsiniz.

24. Yilbasi gibi gunlerde sirketiniz amblemini tasiyan hediyeleden olusan sepetleri mevcut ve potansiyel musterilerinize gonderin.

“Kalite asla bir tesaduf degil, daima akilli bir gayretin sonucudur.”

John RUSKIN

( http://www.dunyagazetesi.com.tr/ – Yatirimci Kosesi – Arif UGUR )

Biyolojik Çeşitlilik sözleşmesi

Yürürlülük Tarihi: 12.05.1967

Önsöz

Biyolojik çeşitliliğin kendi başına taşıdığı değerin ve biyolojik çeşitlilik ile bunun unsurlarının ekolojik, genetik, sosyal, ekonomik, bilimsel, kültürel, rekreatif ve estetik değerlerinin farkında olarak,

Ayrıca, biosferdeki yaşam sürdürme sistemlerinin idame ettirilmesi ve evrimi için biyolojik çeşitliliğin taşıdığı önemin de bilincinde olarak,

Biyolojik çeşitliliğin korunmasının insanlığın ortak sorunu olduğunu teyit ederek,

Devletlerin kendi biyolojik kaynakları üzerinde hükümran haklara sahip olduğunu bir kez daha teyit ederek,

Ayrıca, Devletlerin kendi biyolojik çeşitliliklerini korumakla ve kendi biyolojik kaynaklarını sürdürebilir biçimde kullanmakla yükümlü olduklarını bir kez daha onaylayarak,

Biyolojik çeşitliliğin belirli insan faaliyetleri yüzünden önemli ölçüde azalmakta olmasından kaygı duyarak,

Biyolojik çeşitlilikle ilgili genel veri ve bilgi eksikliğinin, ve uygun tedbirlerin planlanmasına ve uygulanmasına esas oluşturacak temel bir kavrayışın sağlanması için acilen bilimsel, teknik ve kurumsal imkânları geliştirme ihtiyacının bilincinde olarak,

Biyolojik çeşitlilik kaybının veya önemli ölçüde azalmasının nedenlerini kaynağında önceden tahmin etmenin, önlemenin ve bu nedenlerle mücadele etmenin yaşamsal önem taşıdığını kaydederek,

Ayrıca, biyolojik çeşitliliğin önemli ölçüde azalması veya yok olması tehdidi söz konusu olduğunda, tam bir bilimsel kesinlik bulunmamasının, bu tehdidi önleyecek veya en aza indirgeyecek tedbirleri ertelemek için bir gerekçe olarak kullanılmaması gerektiğini de kaydederek,

Biyolojik çeşitliliğin korunmasının temel gereğinin, ekosistemlerin ve doğal yaşam ortamlarının �in-situ� korunması ve yaşayabilir tür nüfuslarının doğal ortamlarında idame ettirilmesi ve geri kazanılması olduğunu da kaydederek,

Tercihan menşe ülkede, �ex-situ� tedbirlerin de önemli bir rolü olduğunu da kaydederek,

Geleneksel yaşam tarzlarını kendinde somutlaştıran birçok yerli ve yerel topluluğun biyolojik kaynaklara geleneksel olarak yakından bağımlı olduğunu dikkate alan, ve biyolojik çeşitliliğin korunması ile bunun unsurlarının sürdürülebilir kullanımı bakımından anlamlı geleneksel bilgilerin, yeni yöntemlerin ve uygulamaların kullanımından doğacak yararları adil biçimde paylaşmanın arzu edildiğini de kabul ederek,

Ayrıca, biyolojik çeşitliliğin korunmasında ve sürdürülebilir kullanımında kadınların üstlendiği yaşamsal rolü kabul eden ve biyolojik çeşitliliğin korunması için kadınların her düzeyde politika oluşturulmasına ve uygulanmasına tam katılımına ihtiyaç duyulduğunu teyit ederek,

Biyolojik çeşitliliğin korunması ve unsurlarının sürdürülebilir kullanımı için Devletler, hükümetlerarası örgütler ve hükümetlerdışı sektör arasında uluslararası, bölgesel ve küresel işbirliğinin geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğunu ve bu işbirliğinin önemini vurgulayarak,

Yeni ve ek mali kaynak temininin ve ilgili teknolojilere uygun biçimde erişmenin, dünyanın biyolojik çeşitlilik kaybının üstesinden gelme kabiliyetinde büyük bir artışa yol açmasının beklenebileceğini takdir ederek,

Ayrıca, yeni ve ek mali kaynak temini ve ilgili teknolojilere uygun erişim de dahil olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarını karşılamak için özel tedbirlere gerek duyulduğunu da takdir ederek,

Bu konuda en azgelişmiş ülkelerin ve küçük ada Devletlerinin özel koşullarını kaydederek,

Biyolojik çeşitliliğin korunması için önemli ölçüde yatırım yapılması gerektiğini ve bu yatırımlardan çok çeşitli çevresel, ekonomik ve sosyal yarar sağlanacağının beklendiğini dikkate alarak,

Ekonomik ve sosyal kalkınma ile yoksulluğun kökünden yok edilmesinin gelişmekte olan ülkelerin ilk ve önemli önceliği olduğunu doğrulayarak,

Biyolojik çeşitliliğin korunmasının ve sürdürülebilir kullanımının giderek artan dünya nüfusunun gıda, sağlık ve diğer ihtiyaçlarının karşılanmasında son derece önemli olduğunun, ve bu amaçla hem genetik kaynaklara hem de teknolojilere erişimin ve bunların paylaşılmasının yaşamsal önem taşıdığının bilincinde olarak,

Biyolojik çeşitliliğin korunmasının ve sürdürülebilir kullanımının sonuçta, Devletler arasında dostane ilişkileri güçlendireceğini ve insanlık için barışa katkıda bulunacağını kaydederek,

Biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve unsurlarının sürdürülebilir kullanımına ilişkin mevcut uluslararası düzenlemeleri geliştirmeyi ve tamamlamayı arzu eden, ve Biyolojik çeşitliliği mevcut ve gelecekteki nesiller yararına korumaya ve sürdürülebilir biçimde kullanmaya kesin kararlı olarak,

Akit Taraflar

aşağıdaki hususlar üzerinde anlaşmışlardır.

Madde l-Amaçlar

Bu Sözleşme�nin, ilgili hükümleri uyarınca takip edilecek amaçları, biyolojik çeşitliliğin korunması; bu çeşitliliğinin unsurlarının sürdürülebilir kullanımı; genetik kaynaklar ve teknoloji üzerinde sahip olunan bütün hakları dikkate almak kaydıyla, bu kaynaklara gereğince erişimin ve ilgili teknolojilerin gereğince transferinin sağlanması ve uygun finansmanın tedariki de dahil olmak üzere, genetik kaynakların kullanımından doğan yararların adil ve hakkaniyete uygun paylaşımıdır.

Madde 2- Kullanılan Terimler

Bu Sözleşme�de :

�Biyolojik çeşitlilik�, diğerlerinin yanı sıra kara, deniz ve diğer su ekosistemleri ile bu ekosistemlerin bir parçası olduğu ekolojik kompleksler de dahil olmak üzere tüm kaynaklardan canlı organizmalar arasındaki farklılaşma anlamındadır; türlerin kendi içindeki ve türler arasındaki çeşitlilik ve ekosistem çeşitliliği de buna dahildir.

�Biyolojik kaynaklar�, genetik kaynakları, organizmaları veya parçalarını, popülasyonları veya ekosistemlerin insanlık için şimdiden ya da gelecekte kullanım imkânı veya değeri olan diğer biyotik unsurlarını kapsar.

�Biyoteknoloji�, özgün bir kullanım amacıyla ürünler veya prosesler meydana getirmek veya varolanları değişime uğratmak üzere biyolojik sistemlerin, canlı organizmaların veya bunların türevlerinin kullanıldığı her türlü teknolojik uygulama anlamındadır.

�Genetik kaynakların menşe ülkesi�, �in-situ� koşullarda bu genetik kaynaklara sahip olan ülke anlamındadır.

�Genetik kaynakları sağlayan ülke�, hem yabani hem de evcilleştirilmiş türlerin popülasyonları dahil olmak üzere �in-situ� kaynaklardan toplanmış veya menşei bu ülkede olsun olmasın �ex-situ� kaynaklardan alınmış genetik kaynakları temin eden ülke anlamındadır.

�Evcilleştirilmiş veya kültüre alınmış türler�, ihtiyaçlarını karşılamak için insanlar tarafından evrim süreci etkilenmiş türler anlamındadır.

�Ekosistem�, bitki, hayvan ve mikro-organizma toplulukları ile bunların cansız çevrelerinin işlevsel bir birim olarak karşılıklı etkileşen dinamik bir kompleksi anlamındadır.

� �Ex-situ� koruma�, biyolojik çeşitlilik unsurlarının kendi doğal yaşam ortamları dışında korunması anlamındadır.

�Genetik materyel�, işlevsel kalıtım birimleri içeren, bitki, hayvan, mikrop veya başka menşeli olan her türlü materyel anlamındadır.

�Genetik kaynaklar�, bugün veya gelecek için değer taşıyan genetik materyel anlamındadır.

�Yaşam ortamı�, herhangi bir organizma veya popülasyonun doğal olarak bulunduğu yer veya çevre tipi anlamındadır.

� �In-situ� koşullar�, genetik kaynakların ekosistemler ve doğal yaşam ortamları içinde var oldukları koşullar; evcilleştirilmiş veya kültüre alınmış türler sözkonusu olduğundaysa bunların ayırt edici özelliklerini geliştirdikleri çevre anlamındadır.

� �In-situ� koruma�, ekosistemlerin ve doğal yaşam ortamlarının korunması, yaşayabilir tür popülasyonlarının doğal çevrelerinde; evcilleştirilmiş veya kültüre alınmış türlerinse ayırt edici özelliklerini geliştirdikleri çevrelerde muhafazası ve geri kazanılması anlamındadır.

�Koruma alanı�, özgün koruma amaçlarını gerçekleştirmek için belirlenen, düzenlenen ve yönetilen, coğrafi olarak tanımlanmış bir alan anlamındadır.

�Bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı�, belirli bir bölgenin egemen Devletleri tarafından, kurulmuş olan, üye Devletlerin bu Sözleşme�ye tabi konularda yetki vermiş olduğu ve Teşkilat�ın iç usullerine göre bu Sözleşme�yi imzalamaya, onamaya, kabul etmeye, onaylamaya veya Sözleşme�ye katılmaya usulüne uygun biçimde yetkili kılınmış teşkilat anlamındadır.

�Sürdürülebilir kullanım�, biyolojik çeşitlilik unsurlarının, uzun dönemde biyolojik çeşitliliğin azalmasına yol açmayacak şekilde ve oranda kullanımı, ve böylece biyolojik çeşitliliğin bugünkü ve gelecekteki nesillerin ihtiyaçlarını ve özlemlerini karşılama potansiyelini muhafaza etmesi anlamındadır.

�Teknoloji�, biyoteknolojiyi kapsar.

Madde 3. İlke

Birleşmiş Milletler Şartı ve uluslararası hukuk ilkeleri uyarınca Devletler, kaynaklarını kendi çevre politikaları doğrultusunda kullanma egemen hakkına sahiptirler ve kendi yargı yetkileri veya kontrolleri dahilindeki faaliyetlerin, diğer Devletlerin çevrelerine veya ulusal yargı yetkilerinin sınırları dışındaki alanların çevrelerine zarar vermemesini de sağlamakla yükümlüdürler.

Madde 4-Yargı Yetkisi Alanı

Bu Sözleşme hükümleri, diğer Devletlerin hakları saklı kalmak kaydıyla, ve bu Sözleşme�de açıkça aksi öngörülmedikçe, her Akit Tarafla ilgili olarak:

a. Biyolojik çeşitliliğin unsurları bakımından, o Akit Tarafın ulusal yargı yetkisinin sınırları içindeki alanlarda; ve

b. Kendi yargı yetkisi ya da kontrolü altında işlemekte olan prosesler ve faaliyetler bakımındansa, bunların etkileri nerede ortaya çıkarsa çıksın, o Akit Tarafın ulusal yargı yetkisinin sınırları içindeki ve dışındaki alanlarda geçerlidir.

Madde 5-İşbirliği

Akit Tarafların her biri, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için, ulusal yargı yetkisinin dışındaki alanlar ve karşılıklı menfaate dayalı diğer konularda öbür Akit Taraflarla doğrudan, veya uygun olduğunda yetkili uluslararası örgütler aracılığıyla, mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde işbirliği yapacaktır.

Madde 6-Koruma ve Sürdürülebilir Kullanım için Alınacak Genel Tedbirler

Akit Tarafların her biri, kendi özel koşullarına ve imkânlarına göre:

a. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için, diğer hususların yanı sıra bu Sözleşme�de yer alan ve ilgili Akit Taraf için uygun olan tedbirleri yansıtacak ulusal stratejiler, planlar veya programlar geliştirecek veya mevcut strateji, plan veya programları bu amaçla uyarlayacaktır; ve

b. Biyolojik çeşitliliğin korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını, mümkün ve uygun olduğu ölçüde ilgili sektörel veya sektörler-arası planlar, programlar ve politikalarla bütünleştirecektir.

Madde 7-Belirleme ve İzleme

Akit Tarafların her biri, özellikle 8�den 10�a kadar olan Maddelerde belirtilen amaçlarla, mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde:

a. Ek I�de yer alan kategorilerin belirtildiği listeyi dikkate alarak, koruma ve sürdürülebilir kullanım açısından kendisi için önem taşıyan biyolojik çeşitlilik unsurlarını belirleyecektir;

b. Acil koruma tedbirleri gerektiren ve sürdürülebilir kullanım için en büyük potansiyeli taşıyan unsurları özellikle dikkate alarak, yukarıda alt-paragraf (a)�ya göre belirlenen biyolojik çeşitliliğin unsurlarını örnekleme ve diğer teknikleri kullanarak izleyecektir;

c. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde önemli olumsuz etkileri olan veya olabilecek prosesleri ve faaliyet kategorilerini belirleyecek, örnekleme ve diğer teknikleri kullanarak bunların etkilerini izleyecektir; ve

d. Yukarıda alt-paragraf (a), (b) ve (c)�ye uygun belirleme ve izleme faaliyetlerinden elde edilen verileri saklayacak ve düzenleyecektir.

Madde 8-�In-situ� Koruma

Akit Tarafların her biri mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde:

a. Koruma alanlarından veya biyolojik çeşitliliğin korunması için özel tedbirler alınması gereken alanlardan oluşan bir sistem oluşturacaktır;

b. Gerektiğinde, koruma alanlarının veya biyolojik çeşitliliğin korunması için özel tedbirler alınması icap eden alanların seçilmesi, tesis edilmesi ve yönetilmesi için kurallar geliştirecektir;

c. Biyolojik çeşitliliğin korunması için önemli olan biyolojik kaynakların korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını sağlamak amacıyla, koruma alanları içinde olsun ya da olmasın, bu kaynakları düzenlemelere tabi tutacak veya yönetecektir;

d. Ekosistemlerin ve doğal yaşam ortamlarının korunmasını ve yaşayabilir tür popülasyonlarının doğal ortamlarında tutulmasını teşvik edecektir;

e. Koruma alanlarının daha iyi korunmasını sağlamak amacıyla, bunlara bitişik alanlarda çevresel açıdan sağlıklı ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik edecektir;

f. Diğer araçların yanı sıra planlar veya başka yönetim stratejileri geliştirip uygulayarak, bozulmuş olan ekosistemleri iyileştirecek, eski haline getirecek ve tehdit altındaki türlerin kazanılmasını teşvik edecektir;

g. Biyoteknoloji sonucunda değişikliğe uğratılmış ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını etkilemesi muhtemel olumsuz çevresel etkiler doğurabilecek canlı organizmaların kullanılması ve serbest bırakılması ile bağlantılı riskleri düzenlemeye, yönetmeye veya denetlemeye yönelik araçları insan sağlığı için doğabilecek riskleri de dikkate alarak tesis veya idame ettirecektir;

h. Ekosistemleri, yaşam ortamlarını veya türleri tehdit eden yabancı türlerin girişini engelleyecek, bu türleri denetim altına alacak veya yok edecektir;

i. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve mevcut kullanım şekilleri ile unsurlarının sürdürülebilir kullanımı arasında uygunluk sağlanması için gerekli koşulları yaratmaya gayret edecektir;

j. Geleneksel yaşam tarzlarını sürdüren yerli ve yerel topluluların biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı bakımından anlam taşıyan bilgilerine, geliştirdikleri yeni yöntemlere ve uygulamalarına kendi ulusal mevzuatına göre sahip çıkacak, bunları koruyacak ve saygı gösterecek; bu bilgilerin, yeni yöntemlerin ve uygulamaların sahiplerinin onayı ve katılımı ile daha yaygın biçimde uygulanmasını sağlayacak ve bunların kullanımından doğacak yararların adil paylaşımını teşvik edecektir;

k. Tehdit altındaki türlerin ve popülasyonların korunması için gerekli mevzuatı ve/veya düzenleyici diğer hükümleri geliştirecek veya idame ettirecektir;

l. 7nci Madde uyarınca biyolojik çeşitlilik üzerinde önemli bir olumsuz etki saptanması halinde, ilgili prosesleri ve faaliyet kategorilerini düzenleyecek veya yönetecektir; ve

m. Yukarıda (a)�dan (l)�ye kadar olan alt-paragraflarda açıklanan �in-situ� koruma için, özellikle gelişmekte olan ülkelere mali ve başka şekillerde destek sağlanmasında işbirliği yapacaktır.

Madde 9-�Ex-situ� Koruma

Akit Tarafların her biri, esas olarak �in-situ� tedbirleri tamamlamak amacıyla, mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde:

a. Biyolojik çeşitlilik unsurlarının �ex-situ� korunması için, tercihan bu unsurların menşe ülkesinde tedbirler alacaktır;

b. Tercihan genetik kaynakların menşe ülkesinde, bitkiler, hayvanlar ve micro-organizmalar üzerinde araştırma yapılması ve bunların �ex-situ� korunması için gerekli düzenlemeleri yapacak ve idame ettirecektir;

c. Tehdit altındaki türlerin kazanılması ve rehabilitasyonu ve bunların uygun koşullar altında yeniden doğal yaşam ortamlarına sokulması için tedbirler alacaktır;

d. Yukarıdaki alt-paragraf (c) uyarınca geçici olarak �ex-situ� özel tedbirler alınması gerekli olmadıkça, ekosistemleri ve �in-situ� tür popülasyonlarını tehdit etmemek için �ex-situ� koruma amacıyla, biyolojik kaynakların doğal yaşam ortamlarından toplanmasını düzenleyecek ve yönetecektir, ve

e. Yukarıda (a)�dan (d)�ye kadar olan alt-paragraflarda açıklanan �ex-situ� koruma için ve gelişmekte olan ülkelerde �ex-situ� koruma imkanlarının yaratılması ve idame ettirilmesi için mali ve başka şekillerde destek sağlanmasında işbirliği yapacaktır.

Madde 10-Biyolojik Çeşitlilik Unsurlarının Sürdürülebilir Kullanımı

Akit Tarafların her biri mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde:

a. Biyolojik kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı konusunu ulusal karar alma süreci ile bütünleştirecektir;

b. Biyolojik çeşitlilik üzerindeki olumsuz etkileri önlemek veya en aza indirgemek için biyolojik kaynakların kullanımı ile ilgili tedbirler alacaktır;

c. Biyolojik kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı gereksinimiyle bağdaşan geleneksel kültürel uygulamalara uygun biçimde, bu kaynakların alışılagelmiş kullanım biçimlerini koruyacak ve teşvik edecektir;

d. Biyolojik çeşitliliğin azaldığı bozulmuş alanlarda yerel nüfusun iyileştirici tedbirler geliştirmesini ve uygulamasını destekleyecektir; ve

e. Biyolojik kaynakların sürdürülebilir kullanımı için yöntemlerin geliştirilmesinde kendi devlet makamları ile özel sektörü arasında işbirliğini teşvik edecektir.

Madde 11-Teşvik Tedbirleri

Akit Tarafların her biri mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde, biyolojik çeşitlilik unsurlarının korunması ve sürdürülebilir kullanımı için, ekonomik ve sosyal açıdan güvenilir teşvik edici tedbirleri alacaktır.

Madde 12-Araştırma ve Eğitim

Akit Taraflar, gelişmekte olan ülkelerin özel ihtiyaçlarını dikkate alarak:

a. Biyolojik çeşitliliğin ve unsurlarının belirlenmesi, korunması ve sürdürülebilir kullanımı için alınacak tedbirler konusunda bilimsel ve teknik eğitim ve öğrenim programları düzenleyip idame ettirecek ve bu eğitim ve öğrenim için gelişmekte olan ülkelerin özgül ihtiyaçlarına gereğince destek sağlayacaklardır;

b. Diğer hususların yanı sıra Bilimsel, Teknik ve Teknolojik Danışma Amaçlı Yan Organ�ın tavsiyeleri doğrultusunda Taraflar Konferansı�nın alacağı kararların da gereğini yerine getirerek, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve sürdürülebilir kullanımına katkıda bulunan araştırmaları geliştirecek ve teşvik edeceklerdir; ve

c. 16, 18 ve 20nci Madde hükümlerine uygun olarak, biyolojik kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı için yöntemler geliştirirken, biyolojik çeşitlilik araştırmalarındaki bilimsel gelişmelerin kullanılmasını teşvik edecek ve bu konuda işbirliği yapacaklardır.

Madde 13-Kamu Eğitimi ve Bilgilendirme

Akit Taraflar:

a. Biyolojik çeşitliliği korumanın öneminin ve bunun için gerekli tedbirlerin anlaşılmasını, medya aracılığı ile yayınlanmasını ve bu konuların eğitim programlarına dahil edilmesini kolaylaştıracak ve teşvik edeceklerdir; ve

b. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili eğitim ve halkı bilgilendirme programlarının geliştirilmesinde diğer Devletlerle ve uluslararası örgütlerle uygun biçimde işbirliği yapacaklardır.

Madde 14. Etki Değerlendirmesi ve Olumsuz Etkilerin En Aza İndirgenmesi

1. Akit Tarafların her biri, mümkün olduğu ölçüde ve uygun biçimde:

a. Biyolojik çeşitlilik için önemli olumsuz etkiler doğurabilecek mevcut proje önerilerinin, bu olumsuz etkileri engellemeye veya en aza indirmeye yönelik bir çevresel etki değerlendirmesine tabi tutulmasını öngören uygun işleyişleri yürürlüğe koyacak ve elverdiğince halkın da bu işleyişlere katılmasını sağlayacaktır;

b. Biyolojik çeşitlilik üzerinde önemli olumsuz etkiler yaratabilecek programlarının ve politikalarının çevresel sonuçlarının gerekli biçimde dikkate alınmasını sağlamak için uygun düzenlemeler yapacaktır;

c. Hangisi uygun ise, iki taraflı, bölgesel veya çok taraflı düzenlemelerin yapılmasını teşvik ederek diğer Devletlerin veya ulusal yargı yetkisinin sınırları dışındaki alanların biyolojik çeşitliliği üzerinde önemli olumsuz etkide bulunması muhtemel olan, kendi yargı yetkisi veya denetimi kapsamındaki faaliyetlerle ilgili bildirim, bilgi alışverişi ve istişareleri karşılıklılık esasına göre geliştirecektir;

d. Kendi yargı yetkisi veya denetimi altındaki alandan kaynaklanan ve başka Devletlerin yargı yetkisi içindeki alanlarda veya kendi ulusal yargı yetkisinin sınırları dışındaki alanlarda biyolojik çeşitlilik için ciddi bir tehdit ya da tehlike oluşturan ya da oluşturabilecek bir durumun ortaya çıkması halinde etkilenmesi muhtemel Devletleri derhal bu tehlike veya zarardan haberdar edecek ve bu tehlike veya zararı önleyici veya enaza indirici girişimlerde bulunacaktır; ve

e. Doğal veya başka nedenlerle meydana gelen ve biyolojik çeşitlilik için ciddi ve her an gerçekleşebilecek bir tehlike arz eden olaylara veya faaliyetlere acilen karşılık verecek ulusal düzenlemelerin yapılmasını sağlayacak, bu tür ulusal çabaları tamamlamak, ve uygun olduğu ve ilgili Devletler veya bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri tarafından kabul edildiği takdirde müştereken beklenmedik hal planları oluşturmak üzere uluslararası işbirliğini teşvik edecektir.

2. Taraflar Konferansı, yapılacak etütleri temel alarak, biyolojik çeşitliliğe verilen zararlara yüklenecek sorumluluk ve telafi konusunu, restorasyon ve tazminat hususlarını da içerecek biçimde inceleyecektir; bu tür sorumluluğun bütünüyle bir iç sorun olduğu durumlar istisnadır.

Madde 15-Genetik Kaynaklara Erişim

l. Devletlerin kendi doğal kaynakları üzerindeki egemen hakları dikkate alındığında, genetik kaynaklara erişime kayıt getirme yetkisi de ulusal hükümetlere aittir ve ulusal mevzuata tabidir.

2. Akit Tarafların herbiri, diğer Akit Tarafların çevresel açıdan güvenilir kullanım amaçları ile genetik kaynaklara erişimini kolaylaştıracak şartları yaratmaya ve bu Sözleşme�nin amaçlarına aykırı kısıtlamalar uygulamamaya gayret edecektir.

3. Bu Sözleşme�de bu Madde ile l6ncı ve 19uncu Maddelerde anılan, herhangi bir Akit Tarafça temin edilen genetik kaynaklar, yalnızca bu kaynakların menşe ülkesi olan Akit Taraflarca veya genetik kaynakları bu Sözleşme�ye uygun olarak iktisap etmiş Taraflarca temin edilenlerdir.

4. Erişim hakkının tanınmış olduğu durumlarda, erişim karşılıklı olarak mutabık kalınmış şartlara ve bu Madde hükümlerine tabi olacaktır.

5. Genetik kaynaklara erişim, bu kaynakları temin eden Akit Tarafça aksi kararlaştırılmadığı sürece, bu Tarafın önceden izninin alınmasına tabidir.

6. Akit Tarafların her biri, diğer Akit Taraflarca temin edilen genetik kaynaklara dayalı bilimsel araştırmaları, o tarafların da tam katılımıyla ve mümkünse onların ülkelerinde geliştirip yürütmek için çaba harcayacaktır.

7. Akit Tarafların her biri, genetik kaynakların ticari ve başka amaçlarla kullanımından doğan yararlarla araştırma ve geliştirme sonuçlarını, bu kaynakları temin eden Akit Tarafla adil ve hakkaniyete uygun biçimde paylaşmak amacı ile, uygun şekilde ve 16 ile l9uncu Maddeler doğrultusunda ve gerektiğinde 20 ve 21inci Maddelerde öngörülen mali mekanizma aracılığı ile idari, yasal veya siyasi tedbirleri alacaktır. Bu paylaşım karşılıklı olarak mutabık kalınan şartlara dayanacaktır.

Madde 16-Teknolojiye Erişim ve Teknoloji Transferi

1. Akit Tarafların her biri, teknolojinin biyoteknolojiyi içerdiğini ve Akit Taraflar arasında teknoloji transferinin ve teknolojiye erişimin bu Sözleşme�nin amaçlarına ulaşılmasında gerekli unsurlar olduğunu dikkate alarak, bu Madde hükümleri uyarınca, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili olan veya genetik kaynaklardan yararlanan ve çevreye önemli bir zarar vermeyen teknolojilerin diğer Akit Taraflara transferini ve diğer Akit Tarafların bu teknolojilere erişimini sağlamayı ve/veya kolaylaştırmayı taahhüt eder.

2 . Yukarıda 1inci paragrafta anılan teknoloji transferi ve teknolojiye erişim, gelişmekte olan ülkelere karşılıklı olarak mutabık kalınması halinde ayrıcalıklı ve öncelikli şartlar da dahil olmak üzere, adil ve en elverişli şartlar çerçevesinde ve gerektiğinde 20 ve 21inci Maddelerde öngörülen mali mekanizma uyarınca sağlanacak ve/veya kolaylaştırılacaktır. Teknolojinin patent ve diğer fikri mülkiyet haklarına tabi olması halinde, bu erişim ve transfer, fikri mülkiyet haklarının yeterli ve etkin biçimde korunmasını dikkate alan ve bununla tutarlı şartlarla sağlanacaktır. Bu paragraf aşağıdaki 3, 4 ve 5inci paragraflarla tutarlı biçimde uygulanacaktır.

3. Akit Tarafların her biri, genetik kaynakları temin eden Akit Taraflara ve bunlar arasında özellikle gelişmekte olan ülkelere, 20 ve 21inci Madde hükümleri uyarınca ve uluslararası hukuka ve aşağıdaki 4 ve 5inci paragraflara uygun biçimde, gerektiğinde patentler ve diğer fikri mülkiyet hakları ile korunan teknoloji de dahil olmak üzere, genetik kaynakların kullanıldığı teknoloji transferini ve bu teknolojiye erişimlerini karşılıklı olarak mutabık kalınan şartlarla sağlamak amacıyla uygun yasal, idari veya siyasi tedbirleri alacaktır.

4. Akit Tarafların her biri, özel sektörün, gelişmekte olan ülkelerin kamu kurumları ve özel sektörü yararına, yukarıda 1inci paragrafta anılan teknolojiye erişimi, müştereken geliştirilmesini ve teknoloji transferini kolaylaştırması amacıyla uygun yasal, idari veya politik tedbirleri alacak ve bunun için yukarıda l, 2 ve 3üncü paragraflar kapsamındaki yükümlülüklere uyacaktır.

5. Patent ve diğer fikri mülkiyet haklarının bu Sözleşme�nin uygulanmasını etkileyebileceğini kabul eden Akit Taraflar, bu hakların Sözleşme�nin amaçlarına aykırı olmamasını ve bu amaçları destekler nitelikte olmasını sağlamak için, bu konuda ulusal mevzuata ve uluslararası hukuka uygun biçimde işbirliği yapacaklardır.

Madde 17-Bilgi Alışverişi

1. Akit Taraflar, gelişmekte olan ülkelerin özel ihtiyaçlarını dikkate alarak, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili olan, herkese açık tüm kaynaklardan bilgi alışverişini kolaylaştıracaklardır.

2. Bu bilgi alışverişi, teknik, bilimsel ve sosyo ekonomik araştırma sonuçları, eğitim ve araştırma programları ile ilgili bilgiler, ihtisaslaşmış bilgi, bu türden yerli ve geleneksel bilgilerle birlikte 16ıncı Maddenin 1inci paragrafında anılan teknoloji alışverişini kapsayacaktır. Ayrıca, gerçekleştirilebilir olduğunda, bilgilerin ilgili ülkeye geri getirilmesi de bu kapsamda olacaktır.

Madde 18-Teknik ve Bilimsel İşbirliği

1. Akit Taraflar, gerektiğinde ilgili uluslararası ve ulusal kurumlar aracılığı ile, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı alanında uluslararası teknik ve bilimsel işbirliğini arttıracaklardır.

2. Akit Tarafların her biri, diğer araçların yanı sıra ulusal politikalar geliştirmek ve uygulamak yoluyla, bu Sözleşme�nin uygulanmasında diğer Akit Taraflarla ve özellikle gelişmekte olan ülkelerle teknik ve bilimsel işbirliğini arttıracaktır. Bu işbirliği arttırılırken, beşeri kaynakların geliştirilmesi ve kurumlaşma suretiyle ulusal imkânların geliştirilmesi ve güçlendirilmesi özellikle dikkate alınacaktır.

3. Taraflar Konferansı ilk toplantısında, teknik ve bilimsel işbirliğini arttırmak ve kolaylaştırmak için bir takas odası mekanizmasının nasıl tesis edileceğini belirleyecektir.

4. Akit Taraflar bu Sözleşme�nin amaçlarını yerine getirirken, doğal ve geleneksel teknolojiler de dahil olmak üzere, teknoloji geliştirme ve kullanma konusunda, ulusal mevzuatlara ve politikalara uygun işbirliği yöntemlerini geliştirecek ve teşvik edeceklerdir. Akit Taraflar bu amaçla personel eğitimi ve uzman değişimi konusunda da işbirliğini geliştireceklerdir.

5. Akit Taraflar, karşılıklı mutabakata tabi olarak, bu Sözleşme�nin amaçları ile ilgili teknolojileri geliştirmek için, ortak araştırma programlarının ve ortak girişimlerin tesis edilmesini teşvik edeceklerdir.

Madde 19-Biyoteknolojinin İşlem Görmesi ve Yararlarının Dağılımı

1. Akit Tarafların her biri, biyoteknolojik araştırma için genetik kaynakları temin eden Akit Tarafların ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin, mümkünse bu Akit Tarafların ülkelerinde, biyoteknolojik araştırma faaliyetlerine etkin biçimde katılımını sağlamak için uygun yasal, idari veya siyasi tedbirleri alacaktır.

2. Akit Tarafların her biri, Akit Tarafların ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin, bu Akit Taraflarca temin edilen genetik kaynaklara dayalı biyoteknolojilerden doğan yarar ve sonuçlara, adil ve hakkaniyete uygun biçimde öncelikli erişimini teşvik etmek ve arttırmak için makul tüm tedbirleri alacaktır. Bu erişim karşılılıklı olarak mutabık kalınan şartlara tabi olacaktır.

3. Taraflar, biyoteknoloji sonucunda değişime uğratılmış ve biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olumsuz etkide bulunabilecek her türlü canlı organizmanın emniyetli biçimde taşınması, işlem görmesi ve kullanılması konusunda, özellikle önceden bilgilendirerek mutabakat sağlanmasını da kapsayan uygun usullerin yer aldığı bir protokolün gerekliliğini ve bunun şeklini değerlendireceklerdir.

4. Akit Tarafların her biri, yukardaki 3üncü paragrafta anılan organizmaların işlem görmesinde kendisinin şart koştuğu kullanım ve emniyet kurallarına ilişkin mevcut her türlü bilgiyi, ayrıca özgün organizmaların potansiyel olumsuz etkileriyle ilgili mevcut her türlü bilgiyi, bu organizmaların ithal edileceği Akit Tarafa, ya doğrudan doğruya ya da bu çeşit organizmaları kendi yargı yetkisinin alanı içinde temin etmekte olan gerçek veya hükmi şahıslardan talep ederek verecektir.

Madde 20-Mali Kaynaklar

1. Akit Tarafların herbiri, kendi ulusal planlarına, önceliklerine ve programlarına uygun biçimde, bu Sözleşme�nin amaçlarının gerçekleştirilmesi için tasarlanan ulusal faaliyetlere yönelik olarak, kendi kapasitesine göre mali destek ve teşvik sağlamayı taahhüt eder.

2. Gelişmiş olan Taraf ülkeler, gelişmekte olan Taraf ülkelerin, bu Sözleşme�nin yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli tedbirleri uygulamalarının anlaşmaya bağlanmış ek maliyetlerini bütünüyle karşılamalarını ve Sözleşme hükümlerinden yararlanmalarını sağlamak amacıyla yeni ve ek mali kaynaklar temin edeceklerdir; söz konusu ek maliyetler, gelişmekte olan Taraf ülke ile 21inci Maddede anılan kurumsal yapı arasında, Taraflar Konferansı�nca tesbit edilen politika, strateji, program öncelikleri ve uygunluk kriterleri ile ek maliyetleri gösteren listeye uygun biçimde anlaşmaya bağlanacaktır. Pazar ekonomisine geçiş sürecinde olan ülkeler de dahil olmak üzere başka Taraflar da kendi istekleri ile, gelişmiş olan Taraf ülkelerin yükümlülüklerini üstlenebilirler. Taraflar Konferansı, bu Madde gereğince, ilk toplantısında, gelişmiş olan Taraf ülkelerle, gelişmiş olan Taraf ülkelerin yükümlülüklerini kendi istekleri ile üstlenen diğer Tarafların bir listesini hazırlayacaktır. Taraflar Konferansı listeyi düzenli aralıklarla yeniden gözden geçirecek ve gerekli değişiklikleri yapacaktır. Başka ülkelerden ve kaynaklardan gönüllü katkılar da teşvik edilecektir. Bu taahhütlerin uygulanmasında fonların yeterliliği, önceden tahmin edilebilirliği ve zamanında akışının gerekliliği ve liste kapsamındaki katkı sahibi Taraflar arasında yükümlülük paylaşımının önemi dikkate alınacaktır.

3. Bu Sözleşme�nin uygulanması ile ilgili mali kaynakları temin edecek gelişmiş olan Taraf ülkeler ve bunlardan yararlanacak gelişmekte olan ülkeler, bu amaçla ikili, bölgesel ve çok taraflı diğer kanalları da kullanabilirler.

4. Gelişmekte olan Taraf ülkelerin bu Sözleşme kapsamındaki taahhütlerini ne ölçüde etkin biçimde uygulayacakları, gelişmiş olan Taraf ülkelerin bu Sözleşme kapsamındaki mali kaynaklar ve teknoloji transferi ile ilgili taahhütlerini etkin biçimde uygulamalarına bağlı olacak ve gelişmekte olan Taraf ülkelerin ilk ve en önemli önceliğinin ekonomik ve sosyal kalkınma ve yoksulluğun yokedilmesi olduğu gerçeğini tam olarak dikkate alacaktır.

5. Taraflar, finansman ve teknoloji transferi ile ilgili girişimlerinde en azgelişmiş ülkelerin özel ihtiyaçlarını ve durumlarını tam olarak dikkate alacaklardır.

6. Akit Taraflar, gelişmekte olan Taraf ülkelerde özellikle küçük ada Devletlerinde, biyolojik çeşitliliğe bağımlılıktan, biyolojik çeşitliliğin dağılımından ve mekânsal konumundan kaynaklanan özel koşulları da dikkate alacaklardır.

7. Ayrıca, kurak ve yarı-kurak bölgelerin, kıyı alanlarının ve dağlık alanların bulunduğu çevresel açıdan en duyarlı olanlar da dahil olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerin özel durumu gözönünde bulundurulacaktır.

Madde 21-Mali Mekanizma

1. Bu Sözleşme�de yer alan amaçlarla, gelişmekte olan Taraf ülkelere, hibe veya ayrıcalık esasına göre mali kaynaklar temin edilebilmesi için, esas unsurları bu Maddede tanımlanan bir mekanizma olacaktır. Bu mekanizma, bu Sözleşme�nin amaçları doğrultusunda Taraflar Konferansı�nın yetkisi ve yönlendirmesi altında ve Taraflar Konferansı�na karşı sorumlu olarak işleyecektir. Mekanizmanın faaliyetleri Taraflar Konferansı�nın ilk toplantısında kararlaştırılacak kurumsal yapı tarafından yürütülecektir. Taraflar Konferansı bu Sözleşme�deki amaçlar doğrultusunda, bu kaynaklara erişim ve bu kaynakların kullanımı ile ilgili politikayı, stratejiyi, program önceliklerini ve uygunluk kriterlerini tesbit edecektir. Katkılar, Taraflar Konferansınca periyodik olarak kararlaştırılması gereken kaynak tutarına uygun olarak 20nci Maddede anılan fonların önceden tahmin edilebilmesi, yeterli olması ve zamanında akışının sağlanması gerektiğini ve 20nci Maddenin 2nci paragrafında anılan listeye dahil olan katkı sahibi Taraflar arasında yükümlülüğü paylaşmanın önemini dikkate alacak şekilde düzenlenecektir. Gelişmiş olan Taraf ülkeler ve başka ülke ve kaynaklar gönüllü katkılarda bulunulabilirler. Mekanizma demokratik ve şeffaf bir yönetim sistemi çerçevesinde işleyecektir.

2. Taraflar Konferansı, bu Sözleşme�nin amaçlarına uygun olarak, ilk toplantısında politika, strateji ve program öncelikleri ile birlikte, mali kaynak kullanımının düzenli olarak izlenmesi ve değerlendirilmesi de dahil olmak üzere mali kaynaklara erişim ve bu kaynakların kullanımı ile ilgili ayrıntılı uygunluk kriterlerini ve esaslarını belirleyecektir. Taraflar Konferansı, mali mekanizmayı işletmekle görevlendirilen kurumsal yapı ile istişarelerde bulunduktan sonra, yukarıdaki 1inci paragrafa geçerlilik kazandıracak düzenlemeleri karara bağlayacaktır.

3. Taraflar Konferansı, bu Sözleşme�nin yürürlüğe girmesinden en erken iki yıl sonra ve ondan sonra da düzenli olarak, yukarıdaki 2nci paragrafta anılan kriter ve esaslar da dahil olmak üzere, bu Madde kapsamında oluşturulan mekanizmanın etkinliğini gözden geçirecektir. Bu incelemeye dayalı olarak, gerekirse mekanizmanın etkinliğini arttırmak için uygun tedbirleri alacaktır.

4. Akit Taraflar, biolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için mali kaynak temin etmek üzere mevcut mali kurumları güçlendirmeyi değerlendireceklerdir.

Madde 22-Diğer Uluslararası Sözleşmelerle İlişki

1. Akit Taraflardan herhangi birinin mevcut uluslararası bir anlaşmadan doğan hak ve yükümlülüklerini kullanması biyolojik çeşitlilik için ciddi bir zarar veya tehdite yol açmadığı sürece, bu Sözleşme�nin hükümleri bu tür hak ve yükümlülükleri etkilemeyecektir.

2. Akit Taraflar, deniz çevresi açısından bu Sözleşme�yi, Devletlerin deniz hukuku kapsamındaki hak ve yükümlülükleriyle tutarlı biçimde uygulayacaklardır.

Madde 23-Taraflar Konferansı

1. Bu Sözleşme ile bir Taraflar Konferansı ihdas edilmektedir. Taraflar Konferansı�nın ilk toplantısı, Birleşmiş Milletler Çevre Programı Yetkili Müdürü�nün çağrısı üzerine, bu Sözleşme�nin yürürlüğe girmesinden en geç bir yıl sonra yapılacaktır. Taraflar Konferansı�nın bundan sonraki olağan toplantıları, ilk toplantısında Konferans tarafından belirlenecek düzenli aralıklarla yapılacaktır.

2. Taraflar Konferansı�nın olağanüstü toplantıları, Konferans tarafından gerekli görülebilecek diğer zamanlarda, veya Taraflardan herhangi birinin talebi üzerine, bu talep Sekretarya�ya iletildikten sonraki altı ay içinde Tarafların en az üçte biri tarafından desteklenmesi halinde yapılır.

3. Taraflar Konferansı, kendisi için ve kurabileceği herhangi bir yardımcı organ için usul kurallarını ve Sekretarya�nın finansmanını yöneten mali kuralları oydaşma yoluyla anlaşmaya bağlayıp benimseyecektir. Taraflar Konferansı her olağan toplantısında, bir sonraki olağan toplantıya kadar olan mali dönem için bir bütçe kabul edecektir.

4. Taraflar Konferansı bu Sözleşme�nin uygulanmasını inceleyecek ve bu amaçla:

a. 26ncı Maddeye uygun olarak sunulacak bilgilerin ne şekilde ve hangi zaman aralıkları ile iletileceğini belirleyecek, bu bilgileri ve yardımcı herhangi bir organ tarafından sunulan raporları inceleyecektir;

b. 25nci Maddeye uygun olarak, biyolojik çeşitlilik konusunda sunulan bilimsel, teknik ve teknolojik tavsiyeleri inceleyecektir;

c. 28inci Maddeye uygun olarak gerekli protokolleri inceleyecek ve kabul edecektir;

d. 29uncu ve 30uncu Maddelere uygun olarak bu Sözleşme�de ve eklerinde yapılması gereken değişiklikleri inceleyecek ve kabul edecektir;

e. Herhangi bir protokolde ve bu protokolün eklerinde yapılacak değişiklikleri inceleyecek, ve bu değişikliklerin yapılmasına karar verildiği takdirde, ilgili protokolün taraflarına bu değişikliklerin kabul edilmesini önerecektir;

f. Gerektiğinde, 30uncu Maddeye uygun olarak, Sözleşme�ye yeni ekler yapılmasını inceleyecek ve kabul edecektir;

g. Özellikle bilimsel ve teknik tavsiyelerde bulunmak üzere, bu Sözleşme�nin uygulanması için gerekli görülen yardımcı organları kuracaktır;

h. Bu Sözleşme kapsamındaki konularla ilgili sözleşmelerin yetkili organları ile uygun işbirliği biçimleri oluşturmak amacıyla, bu organlarla Sekretarya aracılığı ile temas kuracaktır; ve

i. Bu Sözleşme�nin işleyişinde kazanılan deneyimin ışığında, bu Sözleşme�nin amaçlarının gerçekleştirilmesi için gerekli olabilecek ek tedbirleri inceleyecek ve alacaktır.

5. Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler�in ihtisas teşkilatları, Uluslararası Atom Enerjisi Kıırumu ve bu Sözleşme�ye taraf olmayan Devletler, Taraflar Konferansı toplantılarında gözlemci olarak temsil edilebilir. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili alanlarda yetkili olan ve Taraflar Konferansı�nın bir toplantısında gözlemci olarak temsil edilmek istediğini Sekretarya�ya bildirmiş olan hükümetler veya hükümetlerdışı diğer organ veya kuruluşlar, hazır bulunan Taraflardan en az üçte biri itiraz etmediği sürece, toplantıya katılabilirler. Gözlemcilerin toplantıya alınmaları ve katılımları, Taraflar Konferansı�nca kabul edilen usul kurallarına tabi olacaktır.

Madde 24-Sekretarya

1. Bu Sözleşme ile bir Sekretarya ihdas edilmektedir. Sekretarya aşağıdaki görevleri yürütecektir:

a. 23üncü Maddede öngörülen Taraflar Konferansı toplantılarını düzenlemek ve bu toplantılara servis sağlamak;

b. Herhangi bir protokol ile kendisine verilen görevleri yerine getirmek;

c. Bu Sözleşme kapsamında yürüttüğü görevlerle ilgili raporlar hazırlamak ve bu raporları Taraflar Konferansı�na sunmak;

d. İlgili diğer uluslararası organlarla eşgüdüm sağlamak ve özellikle görevlerini etkin biçimde yerine getirmek için gerekli olabilecek idari ve akdi düzenlemeleri yapmak; ve

e. Taraflar Konferansı�nca kararlaştırılabilecek diğer görevleri yerine getirmek.

2. Taraflar Konferansı ilk olağan toplantısında, bu Sözleşme kapsamında Sekretarya görevini yürütmek istediğini beyan etmiş ve ehliyet sahibi mevcut uluslararası örgütler arasından sekretaryayı tayin edecektir.

Madde 25. Bilimsel, Teknik ve Teknolojik Danışma Amaçlı Yan Organ

l. Bu Sözleşme ile, Taraflar Konferansına ve uygun olduğunda yardımcı organlarına bu Sözleşme�nin uygulanması konusunda zamanında tavsiyelerde bulunmak üzere, bilimsel, teknik ve teknolojik danışma amaçlı bir yan organ ihdas edilmektedir. Bu organ tüm Tarafların katılımına açık olacak ve birden fazla bilim dalını içerecektir. Bu organ ilgili uzmanlık dalında ehliyet sahibi hükümet temsilcilerini kapsayacaktır. Organ, çalışması ile ilgili tüm konularda Taraflar Konferansı�na düzenli rapor verecektir.

2. Bu organ, Taraflar Konferansı�nın yetkisi altında ve onun belirlediği esaslara uygun olarak ve onun isteği üzerine:

a. Biyolojik çeşitliliğin durumu ile ilgili bilimsel ve teknik değerlendirmeler sunacaktır;

b. Bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak alınan önlem türlerinin etkileri ile ilgili bilimsel ve teknik değerlendirmeler hazırlayacaktır;

c. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili yenilikçi, verimli ve en gelişmiş teknolojileri ve �know-how�ı belirleyecek, gelişmeyi teşvik etmenin ve/veya bu teknolojileri transfer etmenin yolları ve olanakları ile ilgili tavsiyelerde bulunacaktır;

d. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili araştırma ve geliştirmede uluslararası işbirliği ve bilimsel programlar konusunda tavsiyelerde bulunacaktır; ve

e. Taraflar Konferansı�nın ve yardımcı organlarının organa yönelteceği bilimsel, teknik, teknolojik ve metodolojik sorulara cevap verecektir.

3. Bu organın işlevleri, yetkileri, teşkilatlanması ve işleyişi Taraflar Konferansınca daha ayrıntılı biçimde tanımlanabilir.

Madde 26-Raporlar

Akit Tarafların her biri, Taraflar Konferansı�nca belirlenecek aralıklarda, bu Sözleşme hükümlerinin uygulanması için aldığı tedbirler ve bu tedbirlerin bu Sözleşme�nin amaçlarını gerçekleştirmekteki etkinliği konusunda Taraflar Konferansı�na rapor verecektir.

Madde 27-Uyuşmazlıkların Çözümlenmesi

1. Akit Taraflar arasında bu Sözleşme�nin yorumlanması veya uygulanması ile ilgili bir uyuşmazlık çıkması halinde ilgili taraflar bu uyuşmazlığı müzakereler yoluyla gidermeye çalışacaklardır.

2. İlgili taraflar müzakereler sonucunda mutabakata varamadıkları takdirde müştereken, üçüncü bir tarafın yardımlarını veya aracılığını talep edebilirler.

3. Herhangi bir Devlet veya bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı bu Sözleşme�yi onadığı, kabul ettiği, onayladığı veya bu Sözleşme�ye katıldığı sırada veya daha sonraki herhangi bir tarihte, yukarıdaki 1inci veya 2nci paragrafa uygun olarak çözümlenmeyen bir uyuşmazlık için, uyuşmazlıkların çözümlenmesi konusunda aşağıda öngörülen yollardan birini veya her ikisini bağlayıcı kabul ettiğini yazılı olarak Depozitere beyan edebilir:

a. Ek II�nin 1inci kısmında yer alan usule uygun hakemlik;

b. Uyuşmazlığın Uluslararası Adalet Divanı�na sunulması.

4. Uyuşmazlığa taraf olanların, yukarıdaki 3üncü paragraf uyarınca bu paragrafta öngörülen yolları veya herhangi bir usulu kabul etmemeleri halinde, taraflar bunun dışında bir mutabakata varmadıkları sürece, uyuşmazlık Ek II�nin 2nci kısmına uygun olarak uzlaşma komisyonuna sunulur.

5. İlgili protokolde aksi şart koşulmadığı sürece, bu Madde hükümleri protokoller için de uygulanır.

Madde 28-Protokollerin Kabul Edilmesi

1. Akit Taraflar bu Sözleşme�nin protokollerinin formülasyonunda ve kabul edilmesinde işbirliği yapacaklardır.

2. Protokoller Taraflar Konferansı toplantısında kabul edilir.

3. Önerilen herhangi bir protokol metni, bu toplantıdan en az altı ay önce Sekretarya tarafından Akit Taraflara iletir.

Madde 29- Sözleşme�nin veya Protokollerin Değiştirilmesi

1. Akit Taraflardan herhangi biri bu Sözleşme�de değişiklik yapılmasını teklif edebilir. Bir protokole Taraf olanlardan herhangi biri o protokolde değişiklik yapılmasını teklif edebilir.

2. Bu Sözleşme�de yapılacak değişiklikler Taraflar Konferansı toplantısında kabul edilir. Herhangi bir protokolde yapılacak değişiklikler ise, sözkonusu Protokol Taraflarının toplantısında kabul edilir. Bu Sözleşme�de veya herhangi bir protokolde yapılması önerilen değişiklik metni, bu protokolde aksi öngörülmedikçe, değişiklik metninin kabul edilmesi önerilen toplantıdan en az altı ay önce Sekretarya tarafından sözkonusu belgenin taraflarına iletilir. Sekretarya, bilgilendirmek amacıyla önerilen değişiklikleri bu Sözleşme�yi imzalayanlara da gönderir.

3. Taraflar bu Sözleşme�de veya herhangi bir protokolde, yapılması önerilen değişiklik üzerinde oydaşma yoluyla anlaşmaya varmak için her türlü çabayı göstereceklerdir. Oydaşma sağlanması için harcanan tüm gayretlere rağmen bir anlaşmaya varılamaması halinde, değişiklik son çare olarak sözkonusu belgeye taraf olan ve toplantıda hazır bulunup oy kullananların üçte ikisinin çoğunluğu ile kabul edilir ve Depoziter tarafından, onaylanmak ve kabul edilmek üzere tüm Taraflara gönderilir.

4. Değişikliklerin kabul edildiği ve onaylandığı Depozitere yazılı olarak bildirilir. Yukarıdaki 3üncü paragrafa uygun olarak kabul edilen değişiklikler, ilgili protokolda aksi belirtilmediği sürece bu protokole Taraf olanların veya bu Sözleşme�nin Akit Taraflarının en az üçte ikisinin onama, kabul veya onay belgelerini tevdi etmesinden sonraki doksanıncı günde, bu değişiklikleri kabul eden taraflar arasında yürürlüğe girer. Değişiklikler bundan sonra, başka herhangi bir Taraf için, bu Tarafın değişikliği kabul ettiğini veya onayladığını gösteren belgeyi tevdi etmesinden sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girer.

5. Bu Maddedeki �hazır bulunan ve oy kullanan Taraflar�, hazır bulunup da olumlu veya olumsuz oy veren Taraflar anlamına gelir.

Madde 30- Eklerin Kabul Edilmesi ve Değiştirilmesi

1. Bu Sözleşme�nin veya herhangi bir protokolünün ekleri Sözleşme�nin veya ilgili protokolun ayrılmaz bir parçası olacak ve açıkça aksi belirtilmediği sürece, bu Sözleşme�ye veya protokollerine atıfta bulunulduğunda, aynı zamanda bunların eklerine de atıfta bulunulduğu kabul edilecektir. Bu ekler bilimsel, teknik, idari ve usulle ilgili konularla sınırlı olacaktır.

2. Herhangi bir protokol, kendi ekleri için aksi bir hükme yer vermediği sürece, bu Sözleşme�ye veya protokollere yeni eklerin teklif edilmesinde, kabul edilmesinde ve yürürlüğe girmesinde aşağıdaki usul uygulanır:

a. Bu Sözleşme�nin veya herhangi bir protokolün ekleri 29uncu Maddede belirtilen usule uygun olarak teklif ve kabul edilir;

b. Bu Sözleşme�ye ilave edilecek yeni bir eki veya Taraf olduğu bir protokolün ekini onaylama imkânı olmayan herhangi bir Taraf, Depoziterin o ekin kabul edildiğini bildirdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, bu durumu yazılı olarak Depozitere bildirir. Depoziter, kendisine gelen bu bildirimden tüm tarafları gecikmeden haberdar eder. Taraflar daha önceki bir itiraz beyanını herhangi bir zamanda geri çekebilirler; bu durumda ekler, aşağıdaki alt-paragraf (c)�ye tabi olarak sözkonusu Taraf için yürürlüğe girer;

c. Ek, bu Sözleşme�nin veya ilgili protokolün, yukarıda alt-paragraf (b) hükümlerine uygun olarak bildirimde bulunmamış tüm Taraflar için, Depoziter tarafından kabulünün bildirildiği tarihten itibaren bir yıllık sürenin bitiminde, yürürlüğe girer.

3. Bu Sözleşme�nin veya herhangi bir protokolün eklerinde yapılacak değişikliklerin önerilmesi, kabul edilmesi ve yürürlüğe girmesi, Sözleşme�nin veya herhangi bir protokolünün eklerinin önerilmesinde, kabul edilmesinde ve yürürlüğe girmesinde uygulanan usulün aynısına tabidir.

4. Yeni bir ek veya bir ekte yapılan değişiklik, bu Sözleşme�deki veya herhangi bir protokolündeki değişiklikle ilgili ise, Sözleşme�deki veya ilgili protokoldeki değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihe kadar, yeni ek veya ekte yapılan değişiklik yürürlüğe girmez.

Madde 31-Oy Hakkı

1. Bu Sözleşme�nin veya herhangi bir protokolünün Akit Taraflarının her biri, aşağıda 2nci paragrafta belirtilen durum dışında, bir oy hakkına sahiptir.

2. Bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatları, yetkili oldukları konularda oy haklarını, bu Sözleşme�nin veya ilgili protokolun Akit Tarafları arasından kendi teşkilatlarının üyesi olan Devletlerin sayısına eşit sayıda oy kullanırlar. Bu teşkilatların üyesi olan Devletler kendi oy haklarını kullandıklarında bu teşkilatlar oy haklarını kullanmazlar; bu teşkilatlar oy kullandıklarındaysa, üye Devletleri kullanmazlar.

Madde 32-Bu Sözleşme ile Protokolleri Arasındaki İlişki

1. Herhangi bir Devlet veya bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı bu Sözleşme�nin Akit Tarafı değilse, veya protokolle aynı zamanda bu Sözleşme�nin Akit Tarafı olmadığı takdirde, protokole Taraf olamaz.

2. Herhangi bir protokol kapsamındaki kararlar yalnızca bu protokole Taraf olanlarca alınır. Bir protokolu kabul etmemiş veya onaylamamış olan Akit Taraflar, protokole Taraf olanların toplantılarına gözlemci olarak katılabilirler.

Madde 33-İmza

Bu Sözleşme 5 Haziran 1992 tarihinden 14 Haziran 1992 tarihine kadar Rio de Janeiro�da ve 15 Haziran 1992 tarihinden 4 Haziran 1992 tarihine kadar New York�da Birleşmiş Milletler Genel Merkezi�nde tüm devletlerin ve bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatlarının imzasına açık olacaktır.

Madde 34-Onama, Kabul ve Onay

1. Bu Sözleşme ve protokoller, Devletlerin ve bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatlarının onama, kabul ve onayına tabi olacaktır. Kabul ve onay belgeleri Depozitere tevdi edilecektir.

2. Yukarıdaki 1inci paragrafta anılan teşkilatlardan, bu Sözleşme�ye veya herhangi bir protokole kendi Üye Devletleri Akit Taraf olmadan Akit Taraf olanlar, ilgili Sözleşme veya protokol kapsamındaki tüm yükümlülüklerle bağlı olacaktır. Üye Devletlerinin birinin veya birkaçının bu Sözleşme�ye veya ilgili protokole Akit Taraf olduğu teşkilatlarda, teşkilat ve teşkilata Üye Devletler, Sözleşme veya ilgili protokol kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirme sorumluluklarını kendileri kararlaştıracaklardır. Böyle durumlarda, teşkilat ve Üye Devletleri, Sözleşme veya ilgili protokol kapsamındaki haklarını aynı zamanda kullanmayacaklardır.

3. Yukarıda 1inci paragrafta anılan teşkilatlar, onama, kabul ve onay belgelerinde, Sözleşme�ye veya ilgi1i protokole tabi konularda ne ölçüde yetkili olduklarını beyan edeceklerdir. Bu teşkilatlar yetki kapsamlarında yapılan değişiklikleri de Depozitere bildireceklerdir.

Madde 35-Sözleşme�ye Katılma

1. Bu Sözleşme ve protokoller, imzaya kapandıkları tarihten itibaren Devletlerin ve bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatlarının katılımına açık olacaktır. Katılım belgeleri Depozitere tevdi edilecektir.

2. Yukarıda 1inci paragrafta anılan örgütler, katılım belgelerinde, Sözleşme�ye veya ilgili protokole tabi konularda ne ölçüde yetkili olduklarını beyan edeceklerdir. Bu teşkilatlar yetki kapsamlarında yapılan değişiklikleri de Depozitere bildireceklerdir.

3. Bu Sözleşme�ye veya protokollere katılan bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatlarına 34üncü Madde�nin 2inci paragrafı uygulanır.

Madde 36-Sözleşme�nin Yürürlüğe Girmesi

l. Bu Sözleşme, otuzuncu onama, kabul, onay veya katılım belgesinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girer.

2. Her bir protokol, bu protokolde belirtilen sayıda onama, kabul, onay veya katılım belgesinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girer.

3. Otuzuncu onama, kabul, onay veya katılım belgesi tevdi edildikten sonra bu Sözleşme�yi onayan, kabul eden, onaylayan veya Sözleşme�ye katılan her Akit Taraf için bu Sözleşme, o Akit Taraf�ın onama, kabul, onay veya katılım belgesini tevdi ettiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girer.

4. Bir protokolun yukarıdaki 2nci paragrafa uygun olarak yürürlüğe girmesinden sonra bu protokolu onayan, kabul eden, onaylayan veya protokole katılan Akit Taraf için o protokol, protokolde aksi belirtilmediği sürece, bu Akit Taraf�ın onama, kabul, onay veya katılım belgesini tevdi ettiği tarihten sonraki doksanıncı günde veya bu Sözleşme�nin sözkonusu Akit Taraf için yürürlüğe girdiği günde, bunlardan hangisi daha sonra ise o tarihte yürürlüğe girer.

5. Yukarıdaki 1inci ve 2nci paragraflar açısından, herhangi bir bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı tarafından tevdi edilen herhangi bir belge, bu teşkilata Üye Devletler tarafından tevdi edilen belgelere ilave belgeler olarak kabul edilmez.

Madde 37-Çekinceler

Bu Sözleşme�ye herhangi bir çekince konamaz.

Madde 38-Sözleşme�den Çekilme

1. Her Akit Taraf, bu Sözleşme�nin kendisi için yürürlüğe girdiği tarihten iki yıl geçtikten sonra herhangi bir tarihte Depozitere yazılı bildirimde bulunarak Sözleşme�den çekilebilir.

2. Bu çekilme işlemi, çekilme bildiriminin Depoziter tarafından alındığı tarihten sonra bir yıllık sürenin bitiminde veya çekilme bildiriminde belirtilen daha sonraki bir tarihte gerçekleşir.

3. Bu Sözleşme�den çekilen herhangi bir Akit Taraf, ayrıca taraf olduğu protokollerden de çekilmiş addedilir.

Madde 39-Geçici Mali Düzenlemeler

2lnci Madde koşullarına uygun olarak tamamen yeniden yapılandırılmış olması koşuluyla Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Global Çevre İmkânı, Birleşmiş Milletler Çevre Programı ile Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası bu Sözleşme�nin yürürlüğe girdiği tarih ile Taraflar Konferansı�nın birinci toplantısı arasındaki sürede, veya 21inci Maddeye uygun olarak hangi kurumsal yapının tayin edileceği Taraflar Konferansı�nca kararlaştırılana kadar, geçici olarak, 21inci Maddede anılan kurumsal yapıyı oluşturacaklardır.

Madde 40-Geçici Sekretarya Düzenlemeleri

Birleşmiş Milletler Çevre Programı Yetkili Müdürü�nün oluşturacağı Sekretarya, bu Sözleşme�nin yürürlüğe girdiği tarih ile Taraflar Konferansı�nın birinci toplantısı arasındaki süre için, geçici olarak, 24üncü Maddenin 2inci paragrafında anılan Sekretarya olarak kabul edilecektir.

Madde 41-Depoziter

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme�nin ve protokollerin Depoziterlik görevini üstlenecektir.

Madde 42-Geçerli Metinler

Arapça, Çince, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça metinlerinin de eşit ölçüde geçerli olduğu bu Sözleşme�nin aslı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri�ne tevdi edilecektir.

Bu Sözleşme aşağıda imzası bulunan tam yetkili temsilciler tarafından usulüne uygun olarak imzalanmıştır.

Bin Dokuz Yüz Doksan İki yılı Haziran ayının bu beşinci gününde Rio de Janeiro�da imzalanmıştır.

Hayat kurtaran teknikler

Hayat kurtaran teknikler

Otomobil kullanirken meydana gelebilecek ciddi olaylara karsi uyulmasi gereken basit teknikler hayat kurtariyor. Otomobil kullanmanin inceliklerini anlatan uzmanlar, yuksek hizla seyreden araclarda on camin kirilmasi, lastigin patlamasi ve aracta yangin cikmasi gibi ciddi tehlike yaratan durumlarda surucunun sogukkanli davranmasini oneriyor.

Cam kirilmasi

Uzmanlar, ozellikle suratli hareket eden araclarda on camin kirilmasi halinde, suruculerin nasil hareket etmesi gerektigiyle ilgili olarak sunlari oneriyor:

“Aynalardan yararlanarak aracinizi yolun sag tarafina park edin. Flasorleri acin ve dikkatlice disari cikin. Aracin cama yakin olan kalorifer ve havalandirma deliklerine gazete kagidi veya bez parcasi koyarak, cam parcaciklarinin bu kisimlara dusmelerini onleyin. Sonra krikonun arka kismi ile cami iceriden disari dogru kirin. Cam lastigini dikkatlice cikarip temizledikten sonra, yeniden kullanilabilecegi icin bagaja koyun. Gazete kagidina birikmis cam parcalarini bir naylon torba icine koyun ve en yakin cop bidonuna atin. Oylece en yakin cam tamircisine kadar gidin.”

Lastik patladiginda

Patlayan, arka lastiklerden biriyse, arabanin arkasinin saga veya sola dogru kaymaya baslayacagini belirten uzmanlar, on lastiklerden biri patlamissa, mumkun oldugu kadar fren yapmamaya calisilmasi gerektigini bildiriyor. On lastiklerden biri patladigi zaman, aracin, lastigin patladigi yone dogru kuvvetlice cekildigini vurgulayan uzmanlar, bu durumda direksiyonla, aracin duz bir dogrultuda tutulmaya calisilmasi ve yavas frenleme ile durmasinin saglanmasi gerektigini kaydediyor.

Uzmanlar ayrica, tasmis dereler, nehirler veya buyuk su birikintilerinin icinden gecerken, aracin hizinin kesilmesi gerektigini hatirlatiyor. Mutevazi bir aile otomobilinin, 25-30 santimlik su birikintisinden gecebilecek yetenekte oldugunu soyleyen uzmanlar, bu noktanin ustune su geldigi takdirde, su damlaciklarini kuvvetli bir sprey gibi motorun ustune puskurdugunu, bu su bombardimaninin da, bujilerin ve distributorun islanmasina sebep olarak aracin stop etmesine yol actigini belirtiyor.

Araclarda yangin

Araclardaki yanginin onune gecilmezse, buyuk bir facianin meydana gelebilecegi uyarisinda bulunan uzmanlar, buharlasmis benzinin tutusarak deponun alev almasina sebep oldugunu bildiriyor. Bir sure sonra da aracin infilak edebilecegini kaydeden uzmanlar, “Aracta duman tespit edildigi an arac durdurulmali. Sonra anahtar uzerinde kontak kapatilmali. Direksiyonun kilitlenmemesine dikkat edilmeli. Aksi halde, gerektigi takdirde aracin itilmesi mumkun olmaz. Butun yolcular dikkatlice disari alinmali. Motor kaputu kismi olarak acilmali. Boylece alevlerin buyumesi onlenmis olur. Imkan varsa aku kutup basi sokulmeli. Yangin sondurucu varsa kullanilmali, yoksa, battaniye veya oto kilifindan yararlanilmali. Bu ortuler, alevlerin oksijen alip buyumesini onleyecektir” tavsiyesinde bulunuyor.

Kayma esnasinda

Uzmanlar, araciyla yokus cikarken geriye dogru kaymaya baslayan suruculere de su onerilerde bulunuyor:

“Ayaginizi yavas yavas gaz pedalindan cekin ve zemine tutunma saglaninca yavas yavas tekrar basin. Kayarken savrulmayi engellemek icin direksiyonunuzu kayma yonune dogru cevirin, kesinlikle tekerleklerin kizaklamasina sebep olacak sekilde frene basmayin. Unutmayin, donmeyen on tekerleklere yon verilemez. Eger kizakladiysaniz, hemen fren basincini azaltin ve tekerleklerin donmesini saglayin ama, sakin ayaginizi frenden tam olarak cekmeyin (ABS varsa sonuna kadar basmak gereklidir). Gaza gereginden fazla basmissaniz ayaginizi gazdan cekin, frene cok bastiysaniz frendeki basinci azaltin, direksiyonu sert sekilde cevirmisseniz direksiyonu yumusatin, ayaginizi debriyajdan sert cekmisseniz tekrar debriyaja basin.”

Trafikte hayatta kalmak icin

* Otonuzu kullanirken yaptiginiz is, hayatinizin en onemli isidir.

* Otonuzun mekanik viteslerini kullanmadan once beyninizi vitese takin.

* Bir probleme girmemek, problemi cozmeye calismaktan cok daha kolaydir.

* Trafik canavarlarla dolu bir arena degil, yasamin buyuk bir bolumunun zorunlu olarak gecirildigi cok riskli bir ortakliktir. Trafigi paylasan ortaklarin risklerini, ulke gerceklerini en iyi degerlendiren surucunun yasam sansi cok daha yuksektir.

* Bir otoda surucuden sonra en onemli faktor lastiklerdir. Lastikler yol ile olan yasam baginizdir. En guclu motor ve en iyi fren sistemi ile donatilmis yuksek teknoloji urunu bir otoda bile ancak iyi lastikler ile guvenli surus yapilabilir. Orta buyuklukte bir otonun bir lastiginin yere bastigi alan, bir avuc ici buyuklugundedir.

* Lastiklerle ilgili yapilan yanlislar yasamlarla odenir. Yere saglam ve dogru basin. Otolar lastiklerin uzerinde degil, lastigin icindeki havanin uzerinde gider. Inik lastik, ayaga bol gelen ayakkabiya benzer, degil kosmak yurumek bile olanaksizdir. Sicak havada, yagmurda ve karda lastik havalari indirilmez. Karli yol yuzeylerinde genis lastik degil, dar lastik daha iyi tutunma saglar.

* Gorun ve gorulun. Camlar, aynalar ve isIk donanimini temiz tutun. Kisa farlarinizi gunduzleri de yakin. Unutmayin en olumcul kazalar gunduzleri gunesli gunlerde ve duz yol kesimlerinde olusur.

* Trafik 360 derecedir. Her gormediginiz santimetre karenin arkasinda bir tehlike gizlenir. Onun icin aynalarinizi her 10 saniyede bir kontrol edin. Serit degistirirken basinizi sag veya sol arkaya cevirip olu noktayi kontrol edin.

* Direksiyon tek elle kullanilmaz.Tek elle ayakkabinizin bagcigini baglayamayacaginiz gibi. Direksiyonu her zaman iki elle ve 09:15 pozisyonunda tutun.

* Yalnizca etkin fren hayat kurtarir. En iyi fren donerek yavaslayan tekerleklerle yapilir. Donmeyen, kizaklayan on tekerleklere yon verilemez, donen on tekerleklere yon verilir.

* Emniyet kemerini her zaman, her yerde ve tum yolculariniza taktirin.

* Sari isIkta hareket etmeyin, kirmizi isIkta gecen kamyon ilk olarak size carpar.

* Hosgoru ve akilciligi siz baslatin. Her isteyene yol verin. Birisine yol vermek en cok 5 saniyenizi alir. Bir gunde 50 kez yol verseniz 250 saniye eder. Bu da 5 dakikanin altinda bir zamandir. Hem trafige saygi ve hosgoru katmis, hem de sinirlenmeden, gulumseyerek arac kullanmis olursunuz.

* Dogru bilgi, tehlikeleri tanimak ve motorlu tasiti daha iyi kullanmayi ogrenerek, beceriyi sagduyu ve saygi ile uygulamak, suruculerin trafikteki tek yasam sansidir.

YANLIS BILINENLERIN DOGRULARI

- Usta surucu, dustugu problemden kazasiz siyrilmayi bilir!

Yanlis! Cunku usta surucu probleme girmeyen surucudur. Karsisina cikabilecek her turlu tehlikeyi onceden gorebilir, ona gore tedbirini onceden alir. Problemlerle ugrasmaz.

- Otobanda tamam ama, sehir icinde emniyet kemeri takilmayabilir!

Yanlis! Emniyet kemeri hayat kurtaran en onemli guvenlik gerecidir. 50 km/s hizda meydana gelen bir carpismada otonun icindekiler emniyet kemeri takmadiklari takdirde, 4 katli bir binadan asagi dusmeyle esit sok yasar.

- Arkada oturanlar icin emniyet kemeri takmak gereksizdir!

Yanlis! Motorlu araclar bir yere carptiginda hemen durur, ancak icindeki yolcular ayni hizla bir yere carpana kadar ilerlemeye devam eder. Arkada oturanlarin da yasam haklarini kullanmalari ve emniyet kemerlerini takmalari gerekir. Her ne kadar henuz kanunen zorunlu olmasa da, yolcularin guvenligi icin gelistirilmis olan arka emniyet kemerleri de hayat kurtarir. Kazalarda en cok zarari emniyet kemeri bagli olmayan yolcular gormektedir.

- Lastik havalarini dusuk tutarsak, hem daha iyi tutunur, hem de daha konforlu olur !

Yanlis! Lastik havalarinin, aracin fabrika degerinin altinda olmamasi gerekir. Hatta yuke ve yolcu sayisina gore artirilmalidir. Cunku hava basinci dusuk lastigin tabani yere yayilarak daha iyi tutunma saglamaz. Aksine tabanin ortasi yukari kalkar ve yol ile temasi kesilir. Havasi dusuk lastiklerin yalniz omuz kisimlari yere basar. Lastik hava basinci dusukken; kayma hareketleri cok daha dusuk hizlarda baslar, fren mesafesi uzar, direksiyon hareketlerine daha gec cevap alinir. Belki daha konforlu surus yaparsiniz ama, konforlu sekilde yoldan cikabilir, konforlu sekilde carpabilirsiniz!

- Sicak havada, lastigin isinmasini dengelemek icin lastik havalari indirilir!

Yanlis! Lastigin isinmasinin en buyuk nedeni havanin sicak olmasi degil, lastik hava basincinin dusuk olmasi nedeniyle lastik yanaklarinin daha fazla esnemesidir.

- Yagmurda inik lastik daha az kayar!

Yanlis! Hava basinci dusuk lastikte su bosaltma kanallari kapandigi icin yagmur suyunu cok daha az bosaltir. Hatta bosaltamaz ve su uzerine cikma ve su yastigi uzerinde kayma (aquaplanning) cok daha dusuk hizlarda baslar.

- Direksiyon saate gore 10′u ceyrek gece tutulur!

Yanlis! Direksiyon saate gore 9′u ceyrek gece (9.15) tutulur . Bu pozisyon, acil bir durumda her iki yone esit miktarda direksiyonu cevirebileceginiz tek pozisyondur.

- Ani frenlerde once frene basip, durmaya yakin debriyaja basarsak, motor kompresyonundan faydalanip daha kisa mesafede dururuz!

Yanlis! En etkin yavaslama frenle debriyaja ayni anda basilarak yapilir. Boylece fren sirasinda motor devre disi birakilarak, motorun araci ileri goturme kuvveti yok edilir.

- ABS (Antiblokaj Fren Sistemi) mekanik frene gore cok daha kisa mesafede durdurur!

Yanlis! ABS fren sistemi olan bir arac tekerleklerin kizaklamasini onler ve fren sirasinda manevra yapilabilmesini saglar. Ancak, daha kisa mesafede durdurmaz, daha guvenli sekilde fren yapilmasini saglar .

- Mekanik freni olan bir otomobilde fren pedalini pompalayarak daha kisa mesafede durulabilir!

Yanlis! Pompalamak icin ayak fren pedali uzerinden her cekildiginde, aracin ileri hareketi devam eder ve durma mesafesi uzar. Dogrusu; panik frende fren pedali uzerindeki basinci azaltarak lastigin donmesini saglamaktir. Ancak ayak fren pedalindan kaldirilmamali ve fren yapmaya devam edilmelidir.

- Dortlu ikaz (flasor) tunele girince yakilir!

Yanlis! Dortlu ikaz sadece trafige tehlike yarattiginiz durumlarda yakilir. Yani olasi bir kaza veya ariza halinde. Tunelde kisa farlarin acik olmasi yeterlidir.

- Gunduz kisa farlari yakmak trafiktekilerin gozunu alir!

Yanlis! Gunduz kisa far yakmak, daha erken farkedilmenizi ve size tehlike yaratacak olan kisilere kendinizi daha erken gostermenizi saglar. Gece yakilan kisa farlar gozumuzu daha cok alir. Sadece kapali ve yagisli havalarda degil, gunesli havalarda ve hizli yol kesimlerinde de kisa farlarin acilmasi kendi surus guvenliginiz icin onemlidir.

- Cocuklari uyarmak icin korna calinir!

Yanlis! Cocuklari uyarmak icin korna calinmaz! Korna onlarin panige kapilip beklenmedik bir reaksiyon vermelerine yol acar. En iyisi iyice yavaslamak ve gerekirse durmaktir.

- Yogun siste en iyi gitme yontemi dortlu ikazlari yakmaktir!

Yanlis! Yogun siste en iyi gitme yontemi hic gitmemektir. Cunku siste daha iyi goren surucu yoktur, daha cok risk alan surucu vardir. Gorus mesafesi yeterliyse siste sari camli gozlukler kullanmak, sis lambalarini ve kisa farlari yakmak, silecekleri calistirmak, yerin kayganlastigini dikkate almak, takip mesafesini artirmak ve sollama yapmamak daha guvenli yol almaniza yardimci olur.

Unutmayin!

Hayatiniz boyunca olumlu bir trafik kazasi gecirme olasiliginiz % 33′ tur. Rus ruletinde bile bu oran %17′dir. Lutfen, trafikte arac kullanmanin bir yasam isi oldugunu hicbir zaman aklinizdan cikarmayin.

Guvenli Surus Ipuclari

Kullandiginiz aracin tipi ne olursa olsun, dogabilecek tehlike ve zararlardan uzak kalmak istiyoraniz asagida siralanan temel guvenlik stratejilerini dikkate almalisiniz.

* Inis sirasinda dikkat! Ozellikle tasitin sol tarafindaki kapilar, olmak uzere tasitin kapilari yoldan baska tasit, bisIkletli veya yaya gelmediginden emin olunmadan acilmamalidir.

* Pur dikkat! Arac kullanirken surekli dikkatli olun ve genellikle sag tarafa dikilmis olan trafik isaretlerini asla gozden kacirmayin! Ters yondeki isaretleri arka tarafindan yorumlamaya calismayin. Surus halinde iken aractakilerle konusmak durumunda oldugunuzda, gozunuzu yoldan ayirmayin. Kazalarin cok goruldugu bilinen yol ve kavsaklarda daha da dikkatli olun. Bu durumda alkolle ilgili yasak ve sinirlamalari tartismak yararsizdir. Almanya’da alkol siniri % 0.05′e indirilmistir.

* Akisa uyun. Kosullar elverdigince trafik akisina uyun. Asiri hiz farkliliklari tehlikeli olabilir.

* Hiz limtlerine uyun. Kazalarin cogunun nedeni asiri hiz ve dikkatsizce yapilan hareketlerdir. Trafik isaret levhalarindaki hiz sinirlarinin, musaade edilen maksimum hizlar oldugu ve ancak trafik, hava ve yol kosullari uygunsa uygulanabilecegi unutulmamalidir. Yol bos ve polis kontrolu yoksa bile hiz sinirlarini asmamaya ozen gosterin. Seyahat ettiginiz yollarin hiz limitlerini samimi olarak bilin. Bunlar; sehir ici, sehir disi ve otoyol hiz limitleri olmak uzere, sadece uc tanedir. Aksi bir isaret bulunmadikca bunlar gecerlidir.

* 6. vitesi kullanmayin. Yokuslari cikabileceginizi tahmin ettiginiz vitesle inin. Yokus asagi inislerde asla vitesi bosa almayin ve hizinizi artirmamaya ozen gosterin. Aksi halde surus kontrolunu kaybedebilirsiniz.

* Cok yaklasmayin. Sehirlerarasi yollarda baska araclara cok yaklasmazsaniz, onlarin yapacagi kazalara karismamis olursunuz.

* Trafigi izleyin. Yolun ilerisine bakarak, herhangi bir probleme yaklasmadan once onu anlayin. Aynalariniza da sIk sIk goz atin.

* Gecebilecek misiniz? Gecmek istediginiz aracin hizindan yeterince yuksek hizda iseniz gecis yapabilirsiniz.

* Daha sonrasini dusunun. Muhtemel acil trafik durumlarini surekli olarak dusunerek, kurtulma planlari yapin.

* Sol seritkolik olmayin. Sol serit, hizli surus seridi degil gecis serididir. Gecisler disinda sol seridi bosaltin. Hiz yapanlari yavaslatmaya da calismayin. Birakin polisligi polisler yapsin.

* Far yakin. Gece surusleri disinda, sehirlerarasi yollarda, yagmurlu ve sisli havalarda gunduzleri de farlarinizi acik tutun. Bu daha iyi gorulmenizi saglayarak karsidaki suruculerin daha dikkatli olmalarini saglayacaktir. Gece suruslerinde farlarinizin karsidan gelen tasitin surucusunun gozunu almamasi icin, gecis suresince kisa far durumuna getirmeyi de unutmayin.

* Sinyal verin. Serit degisimleri ve donusleriniz oncesinde sinyal vererek diger suruculere niyetinizi bildirin.

* Sola donmek icin bekleyin. Trafikte durup sola donmek icin beklerken, yol serbest hale gelinceye kadar tekerleklerinizi ileriye dogru duz tutun. Eger tekerleklerinizi sola dogru kirarak beklerseniz, birisi size arkadan carptiginda sizi karsidan gelen trafigin onune iter. Ayrica, ilerinizde bir engel gordugunuzde, hemen diger seride gecmeden once o seritteki trafigi kontrol edin ve onlara yol verin.

* Saga donus Kirmizi isIkta saga donus yapilamaz. Sadece bazi kavsaklarda, donus icin ayri bir isIk bulunuyor ve yesil yaniyorsa veya ozel olarak donus yapilabilecegi belirtilmisse, diger yoldaki trafige dikkat edilerek donus yapilabilir.

* Dogru zamanda fren yapin. Donuslere gelmeden once uygun hiza yavaslayin. Donusun ortasinda yapacaginiz sert fren aracinizin dengesini bozar.

* ABS’yi deneyin. Araciniz kilitlenmeyi onleyici fren sistemiyle donatilmissa, ilk kez karsilastiginizda pedal titresim ve gurultuleri sizi sasirtabilir. Bu nedenle, ABS’nin nasil hissedildigini anlamak uzere, acil bir durumu beklemeden, yagmurlu bir gunde kumlu, kaygan bir yol veya bos bir park alani bularak, ABS’yi uyarmak uzere sert bir fren yapin.

* Arac kullanirken telefonu kullanmayin. Arastirmalara gore, arac kullanilirken yapilan telefon konusmalari kaza riskini dort kat kadar artirmaktadir. Risk, “hands-off” veya kulaklikli telefon kullaniminda da aynidir.

* Gece gorusunuzu koruyun. Yaklasan farlara fazla bakmayin. Korlestiriyorsa, bakisinizi yolun sag kenarina yogunlastirin.

* Uykunuzu alin. Uykulu iken arac kullanmayin. Gozleriniz bir noktada sabit kaliyorsa bu tehlike isaretidir. Buldugunuz en yakin guvenli yerde saga cekerek birkac dakikalik bir sekerleme yapin.

* Guvenceye alin. Kisa sureli de olsa, aracinizi terk ederken guvenceye alin. Yani, dusuk vitese takarak el frenini cekin, camlari kapatarak kapilari kilitleyin. Eger arabada sizden baska kimse yoksa, kredi kartiyla odeme yapmaya giderken bile kapilari kilitleyin.
Iyi seyirler…

Cep’ten aramalarda uyarı dönemi


Numara taşınabilirliği uygulamasının başlayacağı 1 Eylül 2008 tarihinden itibaren cep telefonlarından 7 rakamlı arama yapılamayacak.


İSTANBUL – Turkcell’den yapılan yazılı açıklamada, Turkcell abonelerinin şu anda kendileriyle aynı prefikse (0532, 0533) sahip diğer Turkcell müşterilerini, başındaki 4 rakamı tuşlamadan arayabildiği belirtilerek, numara taşınabilirliği uygulamasına geçişle birlikte bu durum sona ereceği ve 1 Eylül 2008 tarihinden itibaren aramaların başına 0 konularak 11 haneli olarak yapılabileceği kaydedildi.

Turkcell, cep telefonu kullanıcılarının yeni durumdan haberdar olmaması halinde ciddi sıkıntılar yaşanabileceği öngörüsüyle müşterilerini bilgilendirme amaçlı duyurular yapmaya başlayacak.

Verilen bilgiye göre, ilk aşamada 1 Ağustos-1 Eylül tarihleri arasında 7 rakamlı arama yapan müşterilere bir uyarı yapılarak arama devam ettirilecek. İkinci aşamada, 1 Eylül’den itibaren ise bu kez müşterilere eksik numara çevirdiği hatırlatılacak ve numaranın başına sıfır koyarak 11 haneli arama yapılması gerektiği belirtilecek.

Uygulama başladıktan sonra Turkcell müşterileri sadece 444’le, 75’le ya da 80’le başlayan çağrı merkezi numaralarını ve katma değerli hizmetlerle ilgili IVR servis numaralarını 7 rakamla aramaya devam edebilecek. Ayrıca, kısa mesajlar yine operatör kodu koyulmadan 7 rakamla gönderilebilecek

Kaynak;.http://www.ntvmsnbc.com

.Film çekiminde atı işkence çektirerek öldürdüler…

Vahşetin bu kadarı: Film çekiminde atı işkence çektirerek öldürdüler…

Malatya’da, ‘Saddam’ın Askerleri Kara Güneş’ filminin çekimleri sırasında “gerçekçi” olsun diye kamyonet arkasında 2 at süreklendi. Sürüklenen atlardan birinin acı içinde derileri ve etleri parçalanarak ölmesi hayvan korumacıların ve hak savunucularının tepkisini çekti. Gani Rüzgar Şavata’nın yönetmenliğini yaptığı ve birçok ünlü sinema sanatçısının yer aldığı geniş kadrolu ‘Saddam’ın Askerleri’ adlı filmin çekimleri sırasında Türkiye’de “gerçek sinema” böyle olur diyerek göz göre göre at’a kıydılar. HAYTAP soruşturma açılması yönünde girişimlerde bulunuyor. [Ayşe Tatlıcı'nın özel haberi...]

Saçma sapan bir senaryo gereği bir kamyonetin arkasına bağlanarak yerde sürüklenen ve çekimlerde oldukça zorlandığı gözlenen at filmin çekimlerinde ünlü sanatçıların gözleri önünde(!) vahşice öldürüldü. Filmin başrol kahramanı olan Tuğba Özay‘ı daha öncelerde görsel medyada hayvanları seven biri olarak sık sık izlemiştik. Gerçeklere dayanmayan verdiği demeçlerin yalan olduğu bu cinayetle ortaya çıktı. Bu sahneye hangi hayvansever “dur!” demezdi ki!

FİLM YAPIM ŞİRKETİ CİNAYETE ‘KAZA’ DEDİ

Film şirketinin açıklamasına göre “Setlerde zaman zaman ölümlere yol açan kazalar yaşanır. Bu olayın bir ihmal sonucu olmuş olabileceği” belirtildi.

Ayrıca, Bu filme Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da destek verdiği ortaya çıktı. Kültür bakanı geçtiğimiz günlerde Hayvan katliamları ile ilgili, Türkiye aleyhine bir İngiliz internet sitesinde başlatılan kampanya nedeniyle açıklama yaparak tepki göstermişti.
Hayvan hakları savunucuları ve hayvan korumacılar şimdi; “bir ‘hayvansever’ olduğunu idda eden bakan nasıl olur da destek verdiği filmde böyle bir eziyeti görmezden gelir?” diye tepkilerini dile getiriyorlar.

HAYTAP SORUŞTURMA BAŞVURUSU YAPTI

Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Yönetim Kurulu üyesi ve Adana’da kurulu “Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği (DOHAYKO)” Genel Sekreteri Nesrin Çıtırık ve beraberindeki Hayvan korumacılar atın ölümüyle ilgili soruşturma başlatılması için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yazılı talepte bulundu. HAYTAP’ın konu ile ilgili başvurusu şöyle:

“Türkiye için uygar bir imaj konusunda ciddi calışmaları bulunan bakanlığınızın, VAHŞILER tarafından yapılan bu insan olmaya ve uygar olmaya tamamen aykırı, çirkin ve utanç verici vahşet için; bakanlık teftiş kurulunuzca ciddi boyutlu soruşturma açılmasını talep ediyoruz. Bu yapılmadığı takdirde, bu vahşete resmi kurumların da suskun kalması hususu, federasyonumuzca başta tüm AB ülkeleri olmak üzere tüm ülkelerle paylaşılacaktır. Resmi görevinizin ötesinde, insan olarak siz değerli bakanımızın da bu konunun kişisel takipçisi olmasını, savcılığa suç duyurusunda bulunmanızı bekliyor ve bunu talep ediyoruz. Bu sizin topluma karşı olan görevlerinizin başında gelen bir zorunluktur diye düşünüyoruz…”

REFİK SAYDAM HIFZISSIHA ENSTİTÜSÜ’NDE DE ATLARA İŞKENCE YAPILMIŞTI

Anımsanacağı üzere, 2006 yılının Mart ayında “Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü”nde serum yapmak için kanları alınan atlar, tam bir vahşet uygulaması ile acı içinde ölüme terkedildiği belgelenmişti. Türkiye’nin tek serum üretim merkezinde, gözler önüne serilen manzara tüm yurtta derin bir tiksinti ve infial yaratmıştı.

HABER: Ayşe Tatlıcı
.hmmessage P { margin:0px; padding:0px } body.hmmessage { FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY:Tahoma } 

Havai fişekler antik kenti yaktı


v\:* {behavior:url(#default#VML);} o\:* {behavior:url(#default#VML);} w\:* {behavior:url(#default#VML);} .shape {behavior:url(#default#VML);}

v\:* {behavior:url(#default#VML);} o\:* {behavior:url(#default#VML);} w\:* {behavior:url(#default#VML);} .shape {behavior:url(#default#VML);}


4 Ağustos 2008

Isparta Yalvaç’ta düğünde atılan havai fişekler Pisidia Antiokheia antik kent alanındaki otları tutuşturunca alevler antik kente zarar verdi.

http://77.92.154.217/w/wp-content/uploads/2008/08/antikkent.jpgIsparta’nın Yalvaç ilçesinde havai fişeklerin otları tutuşturması nedeniyle yangın çıktı. Yalvaç Masır Parkı Düğün Salonunun bahçesinde yapılan düğünde atılan havai fişekler, Pisidia Antiokheia antik kent alanındaki otları tutuşturdu.

Olay yerinin yakınında bulunan Yalvaç Doğum ve Çocuk Bakımevindeki hasta ve yakınları güvenlik gerekçesiyle sağlık kuruluşundan uzaklaştırılırken, polis ve jandarma ekipleri çevrede geniş güvenlik önlemi aldı.

İtfaiye ekiplerinin 2 saat süren çabalarıyla kontrol altına alınan yangının antik kente zarar verdiği gözlendi. Hasar tespit çalışmaları sabah saatlerinde yapılacak.

Bu arada, Yalvaç Kaymakamı Nevzat Taşdan, düğünlerde ve eğlencelerde atılan havai fişeklerin yasaklanacağını söyledi.

Havai fişek atanlar ise gerekli izinleri aldıklarını belirterek, fişekleri atmadan önce Yalvaç belediye itfaiyesini aradıklarını öne sürdüler.

Kaynak: NTVMSNBC

Cocuk Gelisiminde Oyunun Onemi


“Cocuklarin dengeli yetismesinde oyun, oldukca ehemmiyetli bir unsurdur.

Hatta diyebiliriz ki; olculerimiz icinde her oyun, cocugun hissî, ruhî ve fikrî gelismesinde en

muessir faktorlerden biridir. Oyun cesitlerine gore bazilari, cocugun melekelerini gelistirerek, onu ilerideki hayata hazirlar. Bazilari, onun dusunce ve kabiliyetini artirir.”

* Cocuklarin karakter ve kisilik gelisimlerine oynadiklari oyunlarin ne gibi tesirleri vardir?

* Cocuklarin tercih ettikleri oyunlarda, ic âlemlerine ve beklentilerine dâir nasil ipuclari vardir?

* Oyunun, cocuklarin lisan ve zihnî gelisimlerine tesirleri…

* Cocuklar, yasadiklari onemli hâdiseleri, oyunlariyla nasil yansitmaktadir?

* Cocuklar icin oyun ne zaman zararlidir?

Hayatinin herhangi bir doneminde oyun oynamamis kimse yok gibidir. Her insanin hayatinda gecmiste oynadigi oyunlarin onemli bir yeri vardir. Acaba cogumuzun ‘oyun’ deyip gectigi bu faaliyetlerin cocuklarimiza faydalari nelerdir? Anne-babalar cocuklari ile neden oyun oynamalidir? Oyun oynayan cocuklarin karakter ve kisilik gelisimlerinde ne gibi muspet tesirler olusmaktadir? Anne-babalar oyun araciligi ile cocugun psikolojik durumuna katkida bulunabilirler mi? Bu sorulari bircok anne-baba kendi kendine sormaktadir. Bu sorularin cevaplari, basit gorunen bu faaliyetin aslinda ne kadar onemli oldugunu anlamamiza yardimci olacaktir. Suuraltina tesir eden her hâdise gibi, oyunun da, insanin hem psikolojik durumuna, hem de kisilik gelisimine tesiri vardir. Oyun dendigi zaman hemen cocuklar akla gelir. Cocukluk doneminde yogun olarak yapilan bu faaliyet, cocugun zihnî ve ictimaî gelisimi acisindan vazgecilmez unsurlardan biridir.

Turk Dil Kurumu Sozlugu’nde oyun, “vakit gecirmeye yarayan ve belli kurallari olan eglence” olarak tarif edilmistir. Tarih boyunca degisik sekillerde bircok oyun ortaya cikmistir. Bizim tarihimizde gunumuze kadar ulasmis kosu, gures, binicilik, okculuk, cirit, korebe, saklambac gibi spor ve oyunlar vardir. Oyundaki esas maksat, eldeki malzeme ile veya konusarak farkli bir kurgu olusturup bir cesit tekrar etme, tecrube ve eglenme ortami olusturmaktir. Oyun esnasinda cocuklar insanlari ve hayvanlari taklit ederek duygu ve dusuncelerini anlatirlar. Bu sekilde cocuklar, kurallarini kendilerinin belirledikleri ve tesirinde kaldiklari gunluk hâdiseleri tekrar yasamaya calistiklari emniyetli bir ortam olustururlar. Oyunun, cocugun kendine hâkimiyet sagladigi bir alan olma ozelligi de vardir.

Hayatin ilk gunlerinden itibaren dis dunyayi tanimaya calisan cocuklarin, zihnî ve bedenî gelisimi oyun ile desteklenir. Yeni konusmaya baslayan ve dis dunyayi taniyan cocugun oynadigi “cee oyunu” ayrilik ve tekrar kavusmayi temsil eden bir ozellik tasir. Cocugun yasi ve kabiliyetleri arttikca, oyunun sekli ve muhtevasi da degisir. Daha basit ve taklide dayali olanlarin yerini zamanla daha karmasik ve zihnî gayret gerektiren oyunlar alir. Bu tur faaliyetlerin cocugun lisanina ve pratige donusmus kabiliyetlerine olumlu katkisi soz konusudur. Lisan gelisimi ile, sosyal, motor ve zihnî gelisme, yeterince oyun oynayan cocuklarda daha hizli olmaktadir. Cocuklarda oyun ortaminda, yeni tecrubeleri yasama, farkli tecrubelere altyapi hazirlama, yeni kabiliyetler kazanma ve gelismeye ait kazandigi ozellikleri uygulama soz konusudur. Ogrenilen bilgilerin kullanildigi, kabiliyetlerin sergilendigi, yeni tecrubelerin kazanildigi, diyaloglarin pekistigi ve hislerin ifade edildigi oyunlar son derece yararlidir.

Cocuklar yasadiklari onemli hâdiseleri oyunlarinda, konusmalarinda ve davranislarinda dis dunyaya yansitirlar. Bu acidan bakildiginda bu faaliyet sirasinda cocugun ortaya koydugu konularin onun ic dunyasini yansitmasi acisindan onemi vardir. Misal olarak; anne-babasindan siddet goren veya medyada siddete sahit olan cocuklarda, kendi oyuncaklarina ve arkadaslarina karsi siddet uygulama temayulu vardir. Cocuklar cevrelerinden aldiklari negatif mesajlari, oyunda arkadaslarina ve oyuncaklarina yansitabilirler. Bu acidan cocugu ve icinde bulundugu atmosferi tanimada oyun onemli bir unsurdur.

Menfî veya muspet yasanan hâdiseler, cocugun tesiri altinda kaldigi psikolojik durumlar ve suuralti muktesebat (birikimler), oyunda sergilenir. Cocugun stresi, ic dunyasindaki catismalari, korkulari ve kaygilari cesitli oyunlarla tedâvi edilebilir. Cocugun yasadigi sikintili hâdiselerin tesirinden kurtulmasi icin oyun bir rahatlama sahasi olabilir. Psikolojik travma geciren cocuklarda bu konuda yetismis uzmanlar tarafindan uygulanan oyun terapisi yararli olabilir. Bu maksatla kurulmus enstituler ve milletler arasi yayin yapan dergiler vardir.

Oyunun cocuga diger onemli bir katkisi da, onun sosyal gelismesine yarar saglamasidir. Bilhassa arkadaslik ve sosyal munasebetlerinin pekismesinde, yeni arkadasliklarin kazanilmasinda oyun esnasinda yapilanlarin ve yasanilanlarin onemli tesiri vardir. Aile icinde buyuyen cocuklar akranlariyla oyun sayesinde kurduklari baglar vesilesiyle sosyal bir varlik olma yolunda ilerlerler. Oyun arkadasligi bircok cocugun hayatinda onemli bir unsurdur. Cocuk, hic tanimadigi cocuklarla oyun esnasinda tanisarak onlarla arkadasligini devam ettirebilir. Ayni zamanda oyun esnasinda arkadasini tanima, onun sevdigi ve sevmedigi ozelliklerini ogrenme gerceklesir. Sosyal gelisimin olumlu olmasi acisindan yasa uygun oyunlarin ve oyun arkadasliklarinin da desteklenmesi gerekir.

Oyun, cocugun kendi kisiligini ortaya koymasinda ve bazi olumlu ozellikleri kazanmasinda da yararlidir. Ozellikle dogru davranislarin pekismesi oyun vasitasiyla daha kolay saglanabilir. Olumlu karakter ozellikleri, uygun oyun ortaminda artar ve pekisir. Oyuna uyum saglayamayan yani benmerkezci, tek tarafli bakis acisi olan, kurallara uyma zorlugu yasayan, aceleci ve sabirsiz cocuklar oyundan dislanabilir. Dolayisiyla cocugun oyuna kabul edilmesi, olumsuz kisilik ozelliklerini azaltmasiyla olur. Bircok cocuk oyun vesilesiyle empati yapmayi, baskalarina saygi gostermeyi, karsilikli diyaloglarda kendi sorumlulugunu fark etmeyi, sabirli olmayi, kurallara uymayi, stresle bas etmeyi, problem cozmeyi ve liderlik ozelliklerini pekistirmeyi ogrenerek karakter ve kisilik gelisimini olumlu yonde pekistirir. Oyundan dislanma cocuk icin psikolojik acidan travmatik olabilir. Surekli olursa, cocuktaki mutsuzlugu artirir. Bu cocuklar, yasitlarina karsi daha saldirgan olabilir. Bu sebeple oyundan surekli dislanan cocuklarin varsa sorunlarini cozmelerine yardimci olmak anne-babalarin ve egitimcilerin onemli gorevlerindendir.

Anne-babalarin, dede ve ninelerin cocuklar ile oyun oynayarak aralarindaki iletisimi kuvvetlendirmeleri tavsiye edilir. Asr-i Saadet’te Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) torunlari ile oyun oynayarak ve oyunun kurulmasina yardimci olarak, onlara deger verdigini ve duygularini hesaba kattigini gostermistir. Yuce Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) torunlari ile oyun oynamasinda bizim fark edemedigimiz bircok hikmet de olabilir. Cocuklara merhamet gostermek, onlara zaman ayirmak, onlarla vakit gecirmek sunnet-i seniyeden olup cocuk egitiminde dikkat edilmesi gereken onemli bir husustur. Cocugun yasina gore ayarlanacak bu faaliyetler anne-baba ile cocugun diyalogunun pekismesine vesile olur. Boylece anne-baba cocugunu daha iyi tanir. Maalesef gunumuzde anne-babalar cocuklarina yeterli miktarda zaman ayirmamakta ve birlikte yapilacak oyun faaliyetlerinin yerini tv karsisinda gecirilen bos vakitler almaktadir. Yapilan arastirmalar cocuklarin gunde dort-bes saat tv seyrettigini ortaya koymustur. Bu acidan bakildiginda, sadece gormeye ve isitmeye ait uyaranlarin oldugu, cocugun sosyal olarak ve lisan kullanimi acisindan kendini ortaya koyamadigi tv seyretme surelerinin kisaltilmasi gerekir. Acaba hangi cocuk tv seyretmeyi kaliteli bir oyuna tercih eder? Buyuk bir hakikat olarak bilinmeli ki, cocuklarimizin bircogu ugrasacak mesguliyet bulamadiklari veya yeterince oyuna yonlenemedikleri icin tv ve bilgisayari tercih etmektedir. Ozellikle sehirde yasayan ailelerin tv ve bilgisayar karsisinda gecirilen zamanlari azaltarak oyun oynama zamanlarini artirmasi yararli olur.

Son zamanlarda hizla cogalan internet kafe ve oyun salonlari cogunlugu itibariyle sigara dumani, uygun olmayan oyun tipleri ve internet kullanimiyla cocuklarimiz ve genclerimiz acisindan menfi tesir olusturmaktadir. Anne-baba ve egitimcilerin cocuklarin oyun oynama ihtiyacini uygun ortamlarda karsilamalari, bu turlu bir egilimi azaltacaktir.

Enerjinin disari atilmasinda ve fizikî gelismede oyunun yeri buyuktur. Ozellikle hareketli ve enerjik cocuklarin oyun ortaminda rahatladiklari gorulur. Fizikî egzersizler esnasinda buyume hormonu daha fazla salgilanir. Buyume ve kemik gelismesinde, oyundaki egzersizlerin faydasi vardir. Cocuktaki hantalligin azalmasi, ince ve kaba motor gelismesinin saglanmasi icin, fizikî aktivitenin ve bu sekildeki oyunlarin tesviki gerekir.

Oyundaki sekil ve muhtevanin cocugun yas ve cinsiyetine uygun olmasi gerekir. Mucerret kavramlarin cok oldugu, daha fazla teferruat ihtiva eden ve uzun suren oyunlar kucuk yastakiler icin sikici gelebilir. Taklide dayali oyunlar, okul oncesi donemde, zihinde canlandirilmaya musait oldugundan, cocuklarin dusunce yapisinda sikca yer alir. Oyun icinde cocuklarin kendi cinsiyetlerine ait ozellikleri sergilemesi de yararlidir. Zor, asiri egzersiz gerektiren oyunlar, kiz cocuklarin fitratlarina uygun olmayabilir. Siddete egilimi artiran, degerlerle catisan, fizikî olarak zarar verebilecek, psikolojik acidan karakter ve kisilik gelisimine olumsuz tesirde bulunacak oyunlar cocuklar icin uygun degildir. Ayrica son zamanlarda kucuk cocuklarin dahi oynama egilimi gosterdigi sans oyunlari, cocuklarimizin kumar aliskanligina sebebiyet verebilir. Bu oyunlar, cocuklara giderek daha câzip gorunmektedir. Risk alma, kazanma ve kaybetme duygulari, daha uygun oyunlarla telâfi edilerek cocuklarin sans oyunlarina yonelmeleri engellenmelidir. Yasaklamadan once, bu turlu oyunlarin nelere sebebiyet verecegi cocuklarla konusulmalidir. Bu oyunlara dâir cocuklara hicbir aciklama yapmadan sadece onlari kotulemek yeterli degildir.

Egitim ve ogretim acisindan oyunun degerlendirilmesi de faydalidir. Yasa uygun bilgilerin, oyun ile verilebilecegi unutulmamalidir. Ancak oyun icerisinde cok bilgi verme gâyesi olursa, bu, oyunu cocuklar icin oldukca sikici hâle getirebilir. Dikkat suresi, plânlama, organize etme, hafiza egitimi, dogru karar verme gibi kabiliyetleri, oyun araciligiyla pekistirilebilir.

“Oyun ne zaman zararlidir?” sorusu da onemlidir. Oyun eger cocugun gorev ve sorumluluklarini aksatacak kadar uzun zaman aliyor, zihnî ve bedenî gelismesine katkisi bulunmuyor ve cocuga zarar verecek mesajlar ihtiva ediyorsa, zararlidir. Ayni zamanda cocugun yasina ve cinsiyetine uygun olmayan oyunlar hususunda da dikkatli olunmalidir. Son zamanlarda, cocuklar arasinda moda olan oyunlarda siddet unsurlarinin fazla kullanildigi, oyundaki gâyenin eglenmek veya vakit gecirmek yerine karsidakine zarar vermek oldugu gorulmektedir.

Netice olarak, Yuce Yaratici (celle celaluhu) tarafindan kendisine bahsedilen istidatlar olcusunde cocuklarin ortaya koydugu bu faaliyet, anne-baba ve egitimciler tarafindan onlarin dunyasini kesfetmek, gelismelerine katki saglamak, kabiliyetlerini gelistirmek, yeni bilgiler kazanmalarini saglamak icin istifade edilebilecek onemli bir aractir. Ancak, “oyun ve oyuncak ortaya koydugumuz umûmî prensiplerle katiyen catismamali ve mutlaka cocugun dusunce ve his dunyasini kucaklayici ve yukseltici mahiyette olmalidir.”

Yoksulluğu gizlemeye duvarlar yeter mi?

Yoksulluğu gizlemeye duvarlar yeter mi?

30 Temmuz 2008

Önümüzdeki ay Pekin’de düzenlenecek olimpiyatları izlemek üzere şehre giden turistler, büyük ihtimalle Cennet Tapınağı’nın batı kapısından çıkarken, sokağın hemen karşı tarafında bulunan Song Wei’nin evini göremeyecekler. Sun Ruonan’ın sahibi olduğu, Olimpik maraton yolunun üzerindeki restorana da kimse uğramayacak. Sebebi de basit: Bay Song ve Bayan Sun, Pekin’in hemen merkezinde yer alan ve yerel yönetimce turistlerin gözünden saklanmaya çalışılan evlerde yaşıyorlar.

Gerçek şu ki, şu sıralar Pekin’deki pek çok evin ve işyerinin çevresi, 3 metre yüksekliğinde duvarlarla çevrelenmeye başlandı. Bu konu hakkında konuşan Song Wei, “Hepimiz Olimpiyatları destekliyoruz. Ancak etrafımızı çevirdikleri bu duvara ne gerek var ki?” diyor.

http://www.mimdap.org/images/Mimarlik_Gundem/pekinsakla/pekinolimpiyat1.jpg

Bundan 2 hafta kadar önce, beyaz kâğıt üzerine yazılmış ve imzalanmamış bir belgeyle karşılaşmışlar. Kâğıdın üzerinde “Olimpik çevrenin güzelleştirilmesi konusunda hükümetten gelen talep üzerine, Güney Tianqiao yolunun çevresine duvar örülecektir” yazıyormuş. Çevrede yaşayanların sonraki gün gördükleri ise, polis nezaretinde bölgeye gelen pek çok duvar ustası olmuş.

Şimdiye kadar göçmen ailelerin çalıştığı ve çorap, kitap çantası, pantolon, noodle, şiş kebap gibi envai çeşitte ürün sattığı bu yerlerde, bugün devasa bir duvar uzanıyor. Bölgede yaşayanlardan Zhao Fengxia, yerel yönetimin kendilerini tasfiye etmek için Olimpiyatları bahane olarak kullandığını düşünüyor.

http://www.mimdap.org/images/Mimarlik_Gundem/pekinsakla/pekinolimpiyat2.jpg

Projenin planlayıcılarından Zhi Wenguang ise, “Hal-i hazırda var olan bir duvarı genişleterek Olimpiyat alanı ve çevresini iyileştirmeyi amaçlıyoruz” diye konuşuyor.

Şimdiye kadar Olimpiyat düzenleyen pek çok şehir, imajını düzeltmek için çalışmalara gitmişti. Pekin’de ise Yongdingmen Köprüsü’nden başlayıp Drum Kulesi’ne uzanan aks üzerinde çalışmalar sürüyor. Şimdiye kadar bu aks üzerinde bulunan yapıların (özellikle de tapınakların) yenilenmesi için 130 milyon $ harcanmış.

http://www.mimdap.org/images/Mimarlik_Gundem/pekinsakla/pekinolimpiyat3.jpg

Aksın kuzey tarafına, Olimpiyat Stadyumu inşa edilmişti. Stadyuma uzanan bulvar üzerinde güzelleştirme çalışmaları yapılmış, çiçekler, çimler ve ağaçlar ekilmişti. Aksın güney kısmı ise daha fazla sorun çıkardı. Tiananmen Meydanı’nın güneyindeki bu alanda, şehrin göçmen ve yoksul nüfusu yaşıyor. Şimdiye kadar hükümetlerin görmezden geldiği bu kişileri misafirlerin de görmemesini sağlamak amacıyla, bugün etraflarına duvar örülüyor.

Duvarın arkasında kalanlardan biri de, eşi ve 8 yaşındaki çocuğuyla birlikte yaşayan Bay Song. 1994′ten beri burada yaşayan aile, geçimini sattıkları malzemelerden sağlıyor. Bay Song’un odasının camından baktığınızda, bir zamanlar Tianqiao bölgesi olan, bugünse alışveriş merkezleriyle donatılan alan görünüyor.

http://www.mimdap.org/images/Mimarlik_Gundem/pekinsakla/pekinolimpiyat4.jpg

Duvarın inşasına 17 Temmuz’da başlanmış, ancak her şey o kadar da kolay olmamış. Etraflarının sarıldığını gören semt sakinleri, eyleme başlamış. Bay Song, ağaç gövdelerine 3 Çin bayrağının yanı sıra üzerinde 2008 Olimpiyat oyunlarının logosunun bulunduğu 3 beyaz bayrak asarak duvarı protesto etmiş. Bir diğer göçmen işçi ise çıktığı bir duvarda, üzerinde “İnsan Hakları” yazan bir afiş tutuyormuş.

Görevlileri korkutmak isteyen Bay Song, Mao’nun hasır bir sandalye üzerinde oturduğu ünlü pozunun olduğu büyük bir posteri getirmiş. Arkadaşları, “Şu saatte Mao’nun bize yardımcı olabileceğini mi düşünüyorsun?” diyerek Song’la dalga geçmiş.

http://www.mimdap.org/images/Mimarlik_Gundem/pekinsakla/pekinolimpiyat5.jpg

Tüm karşı koyma çalışmalarına rağmen duvarın inşaatı tamamlanmış. Bayan Zhao, olanı biteni “Birisi çıkıp ‘İnsanların ekmek paralarını kazanmalarına müsaade etmeyeceksiniz, öyle mi?’ diye bağırdı. Burada yaşayan ailelerin tek geçim kaynağı bu küçük dükkânlardır” diye anlatıyor.

Bölgeye 3 yıl önce eşiyle gelen 47 yaşındaki Gu Dahua ise, geçimini sattığı tarak, ayna, çorap ve diğer ufak eşyalarla sağlandığını, ancak artık her şeyin çok daha zor olduğunu söylüyor.

Bayan Sun ise, “Hükümete karşı gelmeyi hiç istemem. Kültür Devrimi’ni yaşayan bizim gibileri için, bu yaşam cennet gibi kalıyor” diye konuşuyor.

http://www.mimdap.org/images/Mimarlik_Gundem/pekinsakla/pekinolimpiyat6.jpg

Daha önce de Bayan Sun’ı yaşadığı yerden atmak istemişler. Geçtiğimiz sene bir gece vakti gelen bir buldozer, Sun’ın evinin bir bölümünü yıkmış. Ancak şüphe yok ki, Olimpiyatlar için şehri ziyaret eden turistler, bugünlerde ancak komşularının yardımlarıyla yaşayabilen Sun’ı ve harap durumdaki evini göremeyecekler.

Kaynak: The New York Times
Çeviri: mimdap

KAYSERİ MANTISI

Posted On Ağustos 4, 2008

Filed under mantı, sofra, yöreselyemekler

Comments Dropped leave a response

Haftasonu pazar günü komşularla ufak bir mantı organizasyonu yaptık. Çocuklarla biraz zor oldu. Ama sonuçta afiyetle yendi. Ben mantının her türlüsünü severim. Mercimek mantı, kayseri mantısı, tepsi mantısı, sosyete mantısı, kaşık mantısı, pabuç topu ( eşimin anneannesi yapar)aklınıza ne gelirse. Ama yinede kilo açısından çok tehlikeli ben biraz fazla kaçırmışım haftasonu. Aman siz öyle yapmayın. Herşey kararında güzel. Fazlası zarar.

Kayseri_mansiti

Malzemeler:
6 kişilik


Hamuru için:

  • 3 su bardağı un
  • 1 yumurta
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 kahve fincanı su

İçine:

  • 200 gr kıyma
  • 1 adet kuru soğan
  • tuz, karabiber

Üzerine:

  • 2 çorba kaşığı tereyağ
  • 1 çorba kaşığı salça
  • kırmızıbiber, tuz, nane,(kekik)
  • 8 su bardağı su (haşlamak için)
  • 5 diş sarımsak
  • yarım kilo yoğurt

Yapılışı:

  1. Hamuru yoğuracağımız kaba unu boşaltalım. Ortasını havuz gibi açıp yumurtayı,tuzu ve suyu ilave edelim. Hamurun hepsi toplanasıya kadar yoğuralım. ( hamuru bıçakla kestiğimizde içinde gözenek olmaması lazım.)
  2. soğanı rendeleyip kıymayı,tuzu ve karabiberi karıştırarak içini hazırlayalım.
  3. Hamurdan 2 yada 3 beze yapıp üzeri ne bir bez örterek 20 dk kadar dinlendirelim.
  4. daha sonra 1-2 mm kalınlığında yufkalar açıp 1.5-2 cm kareler keselim.kıymalı içten azar azar ortalarına koyuk, dört köşesi üstde ortada birleşecek şekilde katlayalım.
  5. katladıklarınızı tabanına un serpilmiş olan tepsiye aktarın.( eger buzlukta saklamak isterseniz 10 dakika kadar orta hararetli fırında kızartmadan fırınlayın. Soğunca poşetleyip buluğa koyabilirsiniz. Uzun süre dayanır.) kalan hamurlarıda bu şekilde açıp katlayın.
  6. Suyu tencereye alıp kaynatın.
  7. Kaynayan suyun içine mantıları salın. Ara ara yapışmaması için karıştırın. Mantılar pişmeye başlayınca yumuşar. Sizde birtane alıp pişip pişmediğini kontrol edin.
  8. Ayrı bir tavaya tereyağını aktarın ve yağda salçayı, tuzu , naneyi ve kırmızı biberi yakıp tenceredeki sulu mantının içine salçalı yağı aktarın. Tencerenin altını kapatın. Güzelce karıştırın.
  9. Sarımsaklı yoğurdunu hazırlayın. Sıcak olarak sulu mantıdan tabaklara üzeri yoğurtlu olarak servis yapın.

Afiyet olsun.

On adım da sade hayat

Eşya kalabalığının, ses ve görüntü kirliliğinin, stres ve yabancılaşmanın alabildiğine arttığı, buna karşılık mutluluk, huzur ve aile içi dayanışmanın alabildiğine azaldığı bir dönemde hayatımızı sadeleştirmeye yarayabilecek bir yol haritası çizmeye çalıştık.
İşte, 10 maddede sade yaşama giden basit bir harekât planı:

HARCAMALAR

Kontrolsüz para harcamak, her gün alışverişle meşgul olmak, sade hayata giden yoldaki en büyük engel olsa gerek. Birşey almak için alışverişe çıkıp herşeyi alarak eve dönmek, aile bütçesini biz farkına varmadan eritiveriyor. Alışverişe haftanın yalnızca bir gününde sınırlı bir saati ayırmak, sade yaşam haritamızın başlangıç noktası olsun.

TELEVİZYON

Ülkemizde kişi başına düşen ortalama televizyon izleme süresi dört saat. Yani günün çok önemli bir kısmı televizyon karşısında geçiyor. Televizyon reklamlarının harcamaları teşvik etmesi, maddî açıdan bizi daha sıkıntılı durumlara maruz bırakıyor. Bununla birlikte aile içi bağlar zayıflıyor. Televizyon hastalığından kurtulmak için ya haftanın belli günlerinde, belli saatlerinde televizyon izleyelim, ya da televizyonu tamamen kaldıralım.

GÜRÜLTÜ

Evde, işyerinde, cadde ve sokaklarda yoğun bir gürültüyle yaşıyoruz. Şehirler, daha sakin yaşamaya elverişli semtlerini gittikçe kaybediyor. Yoğun gürültüden uzaklaşmak için, evlerimizi trafik ve sanayi gürültülerinden uzak bölgelerde seçebiliyorsak seçelim. Bunu yapamasak bile, ev içinde gürültüsüz bir ortam hazırlayabilir, fırsat buldukça da gürültüden uzak tabiat köşelerine kaçabiliriz.

AİLE VE DOSTLARLA GÜÇLÜ BAĞLAR

Eşimiz, çocuklarımız ve dostlarımız herşeyden daha önemlidir. Televizyon, sinema ve alışveriş ise, aradığımız anlamlı beraberlikleri vermekten çok uzaktır. Aile bağlarımızın ve dostluklarımızın güçlendiği oranda, sade yaşama yakınlığımız da artıyor. Onlarla yaptığımız sohbetlerin sıcaklığını hiçbir alışveriş merkezinde veya televizyon programında bulamayız. Faaliyetlerimizi ve yaşama biçimimizi, bu beraberlikleri güçlendirecek şekilde düzenlemeye çalışalım.

KİTAP OKUMA MODELLERİ

Kitap okumayı çok istediğimiz halde bir türlü okuyamamamızın nedeni, çoğu zaman televizyon açıkken bunu denemektir.

Kitap, televizyon kapalıyken okunur. Ayrıca kitabı ailenizle birlikte okumayı da deneyin. Böylece aile fertleri sizin sayenizde kitap okuma alışkanlığı kazanabilir. Her gün ailenizle bir arada kitap okuyup bunu tatlı bir sohbete dönüştürebilirseniz, kısa zamanda kitap meraklısı bir aileniz olacağından kuşku duymayın.

KREDİ KARTLARI

İlk bakışta kredi kartlarıyla birlikte yaşamak, hayatı kolaylaştırıyor gibi görünse de, aslında zorlaştırıyor. Kredi kartıyla alışveriş yapmak, bizi daha fazla, daha ölçüsüz harcamaya teşvik ediyor. Sade yaşamayı engelleyen en önemli tuzakların başında, kredi kartlarını sayabiliriz. Bundan kurtulmak için, kredi kartlarınızı ya iptal ettirin, veya bire indirin, kendi kendinize de harcama limitleri koyun.

MESLEKİ DURUMUNUZ

Çalıştığımız işle sade yaşam arasında bir bağlantı olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Aşırı hareketli, gürültülü ve yıpratıcı işlerde çalışmak, hayatımızdaki kargaşayı artıran önemli bir unsur. Bunun yanında, iş ortamındaki ahlâkî şartları da dikkate almak gerekir. Bütün dünyada iş yaşamında ahlâkî değerlerin ön plana çıkmaya başladığını, personel seçiminde ahlâk ve dürüstlüğün de dikkate alındığını gözardı edemeyiz. Bugün dünyada sade yaşamak isteyen pek çok kişinin, hiç tereddüt etmeden iş değişikliği yaptığını biliyor muydunuz?

TASARRUFLAR

Para biriktirerek sade yaşamak daha kolaydır. Harcayan ve tüketen birisi olmaktansa, biriktirip tasarruf eden birisi olamaz mıyız? Para biriktirmekten söz edince pek çoğumuz buna gülüp geçecek, gelirimizin zorunlu harcamalara bile yetmediğini söyleyecektir. Ama “zorunlu” harcamaların ciddî bir muhasebesini yaparsak, en azından bir kısmının o kadar da zorunlu olmadığını görebiliriz. Bu da bize, hayatı daha anlamlı kılacak şeylere harcamak için para biriktirme imkânı sağlayacaktır.

OTOMOBİL Mİ, YÜRÜMEK Mİ?

Ayaklarımızın gaz pedalına basmaya değil, yürümeye daha uygun yapıda olduğunun farkında mıyız? Her yere yürüyerek gidip, daha sağlıklı yaşamak mümkün. Bununla beraber otomobille birlikte tamir, sigorta, benzin ve bakım masraflarını da düşünürsek, otomobilin hayatımızdaki sadeliği azalttığını söyleyebiliriz. Hiç otomobilimiz olmasın demeyelim, ama bu araç hayatımızda ne kadar az yer işgal ederse o kadar iyi.

YEMEK ALIŞKANLIKLARI

Diyet, rejim, az yemek ve dengeli beslenmek gibi terimleri günümüzde daha sık duyuyoruz. Bir açıdan, şişmanlık günümüzün en büyük problemi. Yirmi dört saatin her ânında yemek zorunda olmadığımızı kabul edersek, yemekte sadeliğe ilk adımı atmış oluruz. Zamanımızın sadelikten uzak yemek alışkanlıklarının getirdiği problemleri ise saymakla bitiremeyiz.

Organik gıda bulamazsak ne yemeliyiz?

Organik gıda bulamazsak ne yemeliyiz?

Artık anne sütüne bile karışan tarım ilaçlarından korunabilmenin tek yolu, mümkün olduğu kadar organik gıda tüketmek… Ama organik gıdalar bazen pahalı, bazen çürük ya da kurtlu, bazen de evimizden çok uzak bir yerde olabiliyor.

Organik gıda tüketmek, balkonda kendi yiyeceklerini yetiştirmek, mevsim sebze-meyvelerini almak… Her bütçe ve her koşul için bir çözüm önerisi var.

Ekolojik gıda ürünleri insan sağlığı için çok önemli. Tükettiğimiz yiyecekler, içecekler çok sayıda katkı maddesi barındırıyor. Tarlada verim artsın, daha çok ürün çıksın diye tarım ilaçları kullanılıyor. Ama bu ilaçlar insan sağlığını olumsuz etkiliyor. Şeftali, marul ve çilek tarım ilaçlarını üzerinde en çok barındıran sebze ve meyveler olarak öne çıkıyor.

1250 ÇEŞİT İLACIN KALINTISI ANNE SÜTÜNDE
Özellikle kanser vakalarının artışında, “pestisitler” adı verilen “tarım ilaçları”nın “aşırı”, “zamansız” ve “uygunsuz” kullanımının da büyük payı var. Türkiye’de zirai mücadelede 1250 çeşit ilaç kullanılıyor. Araştırmalara göre, gerek piyasada satılan et ve süt ürünlerinde, gerekse anne sütünde tarım ilacı kalıntısına rastlanıyor. Özellikle Çukurova gibi yoğun tarım ilacı kullanılan bölgelerde, anne sütünde dikkat çekici oranlarda ilaç kalıntısı görülüyor. Tarım bakanlığı verileri de bunu doğruluyor… Bu verilere göre örneğin biberde “kükürtdioksit”, üzümde “parafin” gibi birçok tarım ilacı kalıntısı var.

ABD 293 BİN TON, TÜRKİYE 13 BİN TON İLAÇ KULLANIYOR
Dünyada her yıl 2.5 milyon ton tarımsal mücadele ilacı kullanılıyor. ABD’de yılda 293 bin, İtalya’da 43 bin, Fransa’da 41 bin, İngiltere’de 30 bin, Almanya’da 25 bin, Yunanistan’da 32 bin ton, Türkiye’de 13 bin ton “zirai mücadele ilacı” toprağa ya da bitkiye uygulanıyor. Buna karşın organik olarak yani doğal yollarla üretilen meyve ve sebzelerde tarım ilaçları ya kullanılmıyor ya da son derece kontrollü bir biçimde uygulanıyor. Ayrıca endüstriyel yollarla üretilen gıdalarda kimyasal gübreler ve antibiyotikler de kullanılırken, organik gıdalar bu katkı maddelerini de içermiyor. Yani organik gıdalar tüketerek tarım ilaçlarından ve katkı maddelerinden korunmak mümkün. Ayrıca günümüzde mısır ve soya gibi pek çok ürünün genleriyle oynanıyor. Genleriyle oynanmış bazı tohumlarsa özellikle hayvan yemi olarak kullanılıyor.

Gerek bu ürünlerin gerekse hayvansal gıdaların tüketilmesi yoluyla insana zarar verebilecek olan besinlerden kaçınmak için de organik gıdalar kullanmak önem taşıyor. Kısacası organik gıdalarla beslenerek tarım ilaçlarından, hormonlara, genetiğiyle oynanmış gıdalardan, katkı maddelerine kadar insan vücuduna zararlı olabilecek pek çok maddeden korunabilirsiniz. Birçok yerde yaygınlaşan ekolojik pazarlar doğal gıdalara ulaşabileceğiniz başlıca adresler arasında geliyor. Özelikle İstanbul Şişli, Bursa, Antalya ve Samsun’da faaliyete geçen ekolojik pazarlar organik domatesten tavuğa, patlıcandan şeftaliye yüzde yüz doğal olarak elde edilen ürünleri tüketiciye sunuyor. Ancak ekolojik pazarlara ulaşamıyorum diyen tüketiciler için başka yollar da mevcut. Özellikle büyük kentlerdeki süpermarketlerin hemen hepsinde organik ürün rafları yer alıyor. Buralardan da kuruyemişten süte, pirinçten meyveye her ürünün organik olanına ulaşabilmek mümkün.

Ayrıca tamamen organik ürünler satan dükkanlar da birçok farklı noktada hizmet veriyor. Market ve pazarların yanı sıra internet de organik gıdalara ulaşabilmede farklı alternatifler sunuyor. Birbirinden renkli internet siteleri sipariş verdiğiniz ürünleri kapınıza kadar getiriyor. Küçük kentlerde ise iş biraz daha kolay. Kentlerde kurulan semt pazarlarından özellikle de tarla üretimine yakın olan bölgeler de kurulanlardan doğala en yakın ürünler elde etmek mümkün olabiliyor. Market, pazar ve internet alternatiflerinin yanı sıra artık büyük şehirlerde yaşayanlar kendi evlerinin bahçelerinde ya da balkonlarında da organik ürün yetiştirebiliyorlar. Özellikle de domates, maydanoz ve biber gibi sebzeler balkon tarımı için müsait görünüyor.

NE YAPMALIYIZ?
Peki pazardan, marketten veya internetten organik ürün satın alma ya da yetiştirme imkanınız yoksa neler yapmalısınız?

Öncelikle tüm sebze ve meyveleri mevsiminde tüketmeye başlayabilirsiniz. Mevsiminde piyasaya sürülen her türlü sebze ve meyve diğer zamanlara oranla daha doğal ve hormonsuz.

Ayrıca eve alınan sebze ve meyvelerin yıkanması da çok önemli. Birçok sebze ve meyveyi iyice yıkayarak tarım ilaçlarının zararlı etkilerinden korunabilirsiniz.

Diğer gıda ürünlerini alırken ürün etiketini okumak da birçok tehlike karşısında önlem almak için birebir. En başta ürünün son kullanma tarihini daha sonra da ürünün içeriğindeki maddeleri okumak alışveriş bilincini kazanmak anlamında da önemli bir adım. Özellikle “HACCP” etiketli ürünleri,yani ürün güvenliği test edilmiş ürünleri tercih etmekte de yarar var.

Ancak tüm bunların ötesinde bilinçli tüketim alışkanlıklarını edinmek ve doğal bir yaşam tarzını elde etmeye çalışmak her bireyin atması gereken en önemli adım.

Duanın Gücü

Posted On Ağustos 2, 2008

Filed under DUALAR, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response

Eğer sizin duanız olmazsa ne ise yararsınız ? buyurmakta Yüce Mevla.

Duanın gücünü hepimiz hayatımızda bir şekilde yaşamışızdır. Büyüklerin eli öpüldüğünde onlardan dua istenir. dua et yeter denilir. Kiminin parası kiminin duası deyisinde de dikkat çekilmek istenen kelime Duadır. Hayal bile edilemeyecek şeyleri gerçekleştiren, üzgün yüzlerin bile gülümsemesine sebep olan yine Duanın gücüdür. Dua aslında yaratıcıyla olan bağlantının teyidi bir yerde ispatidir. DUA yaptığın kadar kul, kabul edildiği kadar sevgilisindir Rabbin katında.

Duanın gücünü defalarca yasamışımdır hayatımda. Bunlardan birisi 1980′li yıllarda basımdan geçti. Ailece Diyarbakır iline bağlı kaplıcaları ile meşhur Çermik de idik. Annemler sıcak sulara gitmiş,babam ağabeyim civar köylerden birine alış veriş yapmaya -et almaya- gitmişlerdi. Ben de pansiyonda odamda oturmakta idim. Bir ara hafiften kendimden geçtim. Uyku ile uyanıklık arasında bir halde iken (Yakaza ) söyle bir şey yaşadım..

Babamlar alışverişten dönerken trafik kazası geçirmiş, olay bize intikal ettiğinde alt üst olmuştuk. Bir anda üstüme tahmin edemiyecegim kadar ağır bir yük binmişti. İçimde tarif edilemez bir acı duyuyordum. Üzüntümün boyutu o kadar büyüktü ki acıdan yüreğimde ağrı duymaya başlamıştım. Ama yapılacak bir şey yoktu. İki gözü iki çeşme ağlayarak cenazeleri de yanımıza alarak İstanbul’a döndük.

Ben duygularım alt üst olmuş bir şekilde ağlamaya devam ediyor devamlı ağlıyordum. Cenaze yıkama, tekfin isleri bitmiş gerek babamın gerek ağabeyimin çok sevdiği Fatih Çarşamba İsmail Ağa caminin musalla taşında 2 adet sandukaya bakarak ağlamaya devam ediyordum.O an çok içten gelen duygularla, dilimi değil adeta yüreğimi konuşturarak su duayı ettiğimi hatırlıyorum..

Ey Rabbim senin gücünün ne kadar büyük olduğunu biliyorum ve senden yardim talep ediyorum. Senden bütün bu yasadıklarımı rüya yapmanı istiyorum. Senin buna gücün yeter. Rüya yap, rüya yap diye tekrarlıyor adeta tespih çeker gibi bu sözleri ağlayarak tekrar ediyordum. Bu halde iken çok derinlerden bir ses işittim.

Hafız, hafız Bismillah de kendine gel diye.

Bu ses Annemin -çok sevdiğim- ılık şefkatli sesi idi. Annem başımı okşuyor beni teskin etmeye çalışıyordu. Ablam da gülümseyerek bana bakıyor herhalde çok kötü bir rüya görmüş olmalısın diyordu. Nerdeyse gömleğimin üst tarafları ağlamaktan ıslanmıştı.

Şimdi ikinci bir şok yaşıyordum. Evet! her şey bir anda rüyaya dönüşmüştü. Ve ben hala Çermikteydim. Derin bir nefes alarak -hayatımda en içten söylediğim hamdlerden birini ederek

-Elhamdülillah-dedim. Ancak babamlar hala dönmemişti . Abim de çok deli araba kullanırdı.Yolların ne kadar düzensiz bozuk olduğu da bilinen bir gerçekti. İç alemimde tarif edilmeyecek fırtınalar kopmaktaydı. Dış dünyamda ise annemin bütün ısrarlarına rağmen konuşmayan, kulağı kirişte -babamın tok sesli -Selamun aleykum cümlesini bekleyen birisi vardı.

Duanın gücü ile kehanet arasında gidip geliyor, içimden Rabbim sana inanıyorum diye diye duamı tekrar ediyordum.Asırlar kadar uzun süren bir beklemeden sonra Allahu teala duamı kabul etmiş, müjdesini yollamıştı. Babam, abim -eli kolu dolu- karşımda duruyor, babam hafif terli gülümseyen yüzü ile Selamun aleykum diyordu. Evet tılsım tutmuş duam kabul olmuştu. Babama ağabeyime sarılarak onları öptüm.

Adeta tılsımı bozulur diye uzun bir zaman kimseye bu olaydan bahsetmedim. Babam buzlu ayranını içerken – ağabeyimi kast ederek- "Ağabeyin az kalsın bugün büyük bir kaza yapıyordu" diyerek alışverişten dönerken ucuz ! atlattıkları kazayı bizlere anlatıyordu.

DUASIZ OLUR MU ?

Posted On Ağustos 2, 2008

Filed under DUALAR, söyleşi, İBADET

Comments Dropped leave a response

DUASIZ
ve sevgisiz olmuyor, yaşanmıyor. Duasız bir hayat, sevgisiz bir hayat,
ruhsuz, dipsiz ve karanlık. Yaşanmıyor oralarda. Sevginin, ilginin en
kalbî, en ruhî yanıdır dualar. Hani, “gönül gitmeyince ayak da
gitmiyor,” derler ya. Hele gönül bir gitmek istesin, hele sevdiklerini
bir arasın, hele bir görün nasıl ulaşıyor güller gibi dualar.
Mesafelerin kalktığını görürsünüz o zaman. Hayatı hayat eden ve onu
gayesine en uygun şekilde büyüten, anlamlı sevgiler ve dualardır hep.
Sayısız örnekleri var hayatımızdan ve okuduklarımızdan. Sadece birini
arz edeyim.
Bir araştırma yapmışlar bir zamanlar. Aynı bahçeye iki fidan dikmişler.
Birisiyle ilgilenmişler; bir bahçıvan her gün gelip sulamış onu.
Toprağını bellemiş, dallarını ellemiş, budamış. Arada bir de
yapraklarını okşamış, hatta konuşmuş onlarla. Öpmüş filizlerini, yeni
sümbüllerini. Diğer fidan da büyümekteymiş yağmurlardan su,
rüzgârlardan gıda alarak. İkisi de meyve vermeye başlamışlar aynı
baharda. Ne var ki bahçıvanın ilgi gösterdiği ağacın meyveleri hem daha
iri, hem daha olgun imiş. Ölçümlerde de besin değeri diğerinden daha
yüksek çıkmış. Dahası da var, bu ağaç bahçıvanın geldiği kapıya doğru
eğik büyümüş, sevgisiyle. Siz bu iki fidanı bir küveze konulmuş iki
bebek olarak da düşünebilirsiniz. Sevginin ne olduğunu o zaman çok daha
iyi anlayacaksınız.

Gülümseyen bir dostun yüzünü görmek bile bazen kışı bahara çevirebilir.
Ruhumuz bir gün olsun o dost yüzünü görmeden yapamaz. Onun sevgisinden
ve ilgisinden mahrum kalamaz. Ne kadar önemlidir bir dostun
hayatımızdaki yeri, yokluğunda anlaşılır ancak.

Böyle bir dost insan bütün kâinata karşı sorumludur. Girdiği yere ışık
ve hayat götüren insanların sayısını artır Ya Rabbi. Buna güneşin kadar
ihtiyacımız var. Zaman zaman soğukluk ve donukluk oluyorsa hayatımızda
hep bu gerçek dostların eksikliğindendir.

Sevgimiz sadece insana değil elbette. Oradan tüm varlıklara ve onları
Yaratana kadardır. Onun içindir ki Allah’la bağlanıyoruz hayata.
Sevgimizin, ilgimizin, ne varsa bizde bize ait olmayan o güzel
şeylerin, hepsinin yaratıcısı olan Allah’la bağlanıyoruz hayata.
Baki’nin o güzelim mısraı gibi: “Allah’adır tevekkülümüz, itimadımız.”

İLK YA DA son nefes, hepsinde esas olan Allah ile hayata bağlanmak.
Kur’an ilk ayetiyle, o gözümün nuru olan besmelesiyle Rahman ve Rahim
olan Allah’ımızın adıyla başlar. Hayata, her şeye O’nunla başlatır,
O’nunla bağlar bizi. Sevginin, merhametin, şefkatin, acıma duygusunun
tek ve yegâne sahibi olan Allah’la başlatır, Rahman ve Rahimle bağlar
hayata. Sayfalar yetmez bunu anlatmaya. Kendisi ile bağlar bizi.
Adıyla, şanıyla. Bu dünya hanında yok O’ndan başka hiç kimsemiz. Yok
kimseciğimiz, halimizi vaziyetimizi bir bilenimiz yok. Halk eden Halık,
yarattığı mahlûkları bilmez mi? Dünyadaki yalnızlıklarını görüp cevap
vermez mi? İşte Rahman ve Rahim bu bilişin, anahtar kelimeleridir. Onun
içindir ki besmeleyi bir dua bir dilek gibi söyleyince her müşkül
hallolur. Zorluklar kolaylaşır, perdeler ve engeller kalkar aradan.
Rahman ve Rahim olan Allah, ruhumuzu şefkatinin kucağına alır.

Sonraki Sayfa »
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.