etohum nedir?

Posted On Haziran 30, 2008

Filed under haberler

Comments Dropped leave a response

 

Yeni ekonomi konusunda bilgi ve fikir sahibi, kendi internet şirketini kurmak isteyen genç girişimcilerle; şirketleri, yatırımcıları ve profesyonelleri bir araya getirmeyi amaçlayan platformdur.

Başvuru yapanlar arasından seçilecek uygun 30 aday/ekip internet girişimciliği eğitimi alacak, iş planlarını hazırlarken koçluk ve yönlendirme yapılacak, hazırladıkları internet girimciliği iş planlarını bireysel, kurumsal yatırımcı ve şirketlere sunmaları sağlanacaktır.

İnternet konusunda yeni iş fikri olan henüz şirketini kurmamış, iş fikrini gerçekleştirmek için şirketini kurmak üzere olan, internet şirketini / yeni girişimi kurmuş, sermaye, yönetim, pazarlama ve diğer desteğe ihtiyacı olan herkes etohum’a başvuru yapabilir.

Ağustos 2008′den Mayıs 2009′a kadar sürecek olan süreçte internet girişimcisi olmak isteyenlere yeni işe başlama eğitimiyle uygun girişimcilik ortamının sağlanması ve iş planlarının yatırımcı olabilecek şirket, kişi, yatırımcılar tarafından değerlendirilmesini sağlayacak bir ortamın sağlanması amaçlanmaktadır. devamı »

Planlanan Takvim

  • Haziran 2008 etohum’un başlatılması
  • Temmuz – Ekim 2008 etohum destekleyenlerin, yönetimin belirlenmesi
  • Ağustos etohum’a başvuruların alınmaya başlanması
  • Eylül 2008 – Ocak 2009 Üniversitelerde internet girişimciliği panelleri düzenlenmesi
  • Programın devamı için buraya tıklayınız »

Nasıl olacak?
etohum projesi 2008 yazında başlamıştır. 2008 Eylül ayından itibaren Ocak 2009’a kadar üniversitelerde, şirketlerde ve diğer ortamlarda.. devamı »
Nasıl başvurabilirim?
etohum projesine girişimciler kişisel / ekip olarak başvuru yapabileceklerdir. Ocak ayına kadar başvuru yapanlarla birebir görüşmeler.. devamı »
Kimler katılabilir?
etohum projesine internet konusunda bilgisi / fikri olan kendi internet şirketini kurmayı planlayan tüm girişimciler katılabilir.. devamı »

CUMA NAMAZI

Posted On Haziran 29, 2008

Filed under cuma

Comments Dropped leave a response


CUMA NAMAZI


(CUMUA suresi 9. ayet):

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِي لِلصَّلَاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah’ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.





Bazı kendini bilmez,cahil veya kasıtlı müsteşrikler bu ayetleri yanlış yorumluyarak eleştirirler.Halbu ki hüküm gayet açıktır.Ayrıca açıklayıcı sahih hadislerde mevcuttur.Fıkıh ise zaten son noktayı koymuştur.
  1. Cuma.namazın adıdır,günün değil,gün ise Cuma vaktinden ve cuma namazından adını alır.
  2. Peygamberimiz hutbe okurken cemaattan alış -veriş için dışarı çıkanlar vardı.
  3. Allah onları kınamakta ve kesin emrini iletmektedir.
  4. Namaz esnasında alış veriş yapmak haramdır.
  5. Namaz hutbe ile başlar.iki rekat namaz kılmakla biter.
  6. Bu durumun daha hayırlı ve faydalı olduğunu Allah bildirmektedir.

______________________________________________

(CUMUA suresi 11. ayet):

وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا قُلْ مَا عِندَ اللَّهِ خَيْرٌ مِّنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِ وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ

Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. De ki: Allah’ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha yararlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.


Bir insanı Allahın kınamasından daha kötü ne olabilir?.Rızkı veren Allahdır.İbadeti Emredende Allahdır.Hangisinin hayırlı olduğunu belirtende Allahdır.Emre ancak müslümanlar riayet ederler.

____________________________________

CUM’A NAMAZI

Cum’a günü öğlen namazı vakti içinde bir hutbeden sonra cemaatle ve cehren kılınan iki rekat farz-ı ayn namaz.

Cum’a Arapça bir isim olup, “toplanma, bir araya gelme, toplu dostluk” anlamlarına gelir. Sözlükte cumua ve cumea şeklinde de okunur. Bir terim olarak perşembe günü ile cumartesi arasındaki günün adı olduğu gibi, aynı gün öğle vaktinde kılınan iki rekat farz namazın da adıdır. Cum’a gününe, müslümanların ibadet için mescidde toplanmaları sebebiyle bu isim verilmiştir (Zebidî, Tâcu’l-Arüs, V, 306; Kurtubî, el-Câmi’li Ahkâmi’l-Kur’ân, XVIII, 97, 98).

Hafta günlerine İslâm’dan önce verilen isimler şimdiki isimler olmayıp cum’a gününe “yevmu’l-arube” denirdi (Kurtubî, Tefsir, XVIII, 99). Süheylî’ye göre bu isim süryânîce olup “rahmet” manasına gelmektedir. Cum’a’dan sonraki günler de “şeyar: cumartesi”, “evvel: pazar”, “ehven: pazartesi”, “cebar: salı”, “debar: çarşamba”, “mûnes: perşembe” idi. Araplar’da günlerin bu eski isimlerinin ne zaman değiştirildiği konusunda şu bilgiler vardır; Arûbe yerine cum’a adını veren, bir rivayete göre Hz. Peygamber’in (s.a.s.) dedelerinden Ka’b İbn Lüeyy’dir. İbn Sîrîn’den gelen bir başka rivayete göre de bu ad cum’a namazı henüz farz kılınmadan evvel Medine’de bulunan müslümanlar tarafından verilmiştir. İbn Sîrîn’in rivayeti şöyledir: “Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine’ye hicret etmeden ve cum’a ayeti nazil olmadan önce Medineliler cum’a namazı kılmışlardı.” Ensâr: “Yahudilerin bir günü var, her yedi günde biraraya toplanıyorlar, hristiyanların da öyle. Bizim de bir toplanma günümüz olsun, o günde Allah’ı zikredelim; şükredelim.” dediler. Bunun üzerine: “sebt: cumartesi günü yahudilerin, ahad: pazar günü hristiyanların, o halde bunu arube: günü yapalım.” demişlerdi. Bu suretle Es’ad İbn Zürâre’nin yanında toplandılar, Es’ad b. Zürâre (r.a.) onlara iki rekat namaz kıldırdı ve vaaz etti. Toplandıkları ana “cum’a” adını verdiler. O da onlara bir koyun kesti, ondan kuşluk ve akşam vakti yediler. Daha sonraları da cum’a ayeti nazil oldu (Cum’a Suresi, 62/9)

İbn Hazm da: “Cum’a ismi, İslâmî olup, İslâm’dan evvelki günlerde kullanılmazdı. Câhiliyye devrinde o güne arube denilirdi. İslâm döneminde o gün namaz için toplanıldığından “cum’a” ismi verilmiştir.” der. İbn Huzeyme’nin Selmân-ı Fârisî’den yaptığı bir rivayete göre, bir defa Peygamberimiz (s.a.s.) Selmân’a: “Selmân, sen Cum’ayı ne zannediyorsun?” diye sorunca o da: “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.” der. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s.) “Senin atan Âdem (a.s.)’in yaratılışı işte o gün oldu, yani vücudunun bütün parçaları o gün bir araya getirildi.” buyurmuştur. Ebu Hüreyre’den rivayet edilen başka bir hadiste de: “Üzerine güneş doğan günlerin en hayırlısı Cum’a günüdür: Âdem (a.s.) o gün yaratıldı, o gün Cennet’e girdi, yine o gün Cennet’ten çıkarıldı. Bir de kıyamet Cum’a günü kopacaktır.” buyurulmuştur. (Müslim, Cumua, 5) Diğer bir rivayette de, yukardaki sözlere ilâveten şu cümleler yer almıştır: “..O gün tövbesi kabul olundu ve o gün vefat etti. Kıyamet de o gün kopacaktır. İns ve Cin’den başka hiçbir mahluk yoktur ki, Cum’a günü tan yeri ağardıktan gün doğuncaya kadar -kıyamet belki bu gün kopar korkusu ile- kulak kabartmasın. Bir de o günün içinde öyle bir saat vardır ki, hiçbir müslüman kul tesadüfen o esnada namaz kılıp Allah’tan bir hacetini dilemez ki, onu Allah O’na vermesin. “

İbn Hacer’e göre Cum’a Mekke’de farz olmuştur. Fakat müslümanların azlığı ve açıktan namaz kılacak derecede güçlü olmamaları nedeniyle Mekke’de Cum’a kılmak mümkün olmamıştır. Ancak şartlar tahakkuk etmeden Cum’anın farz kılınması garip görünmektedir. Bu nedenle diğer âlimler, Mekke’de Cum’a için sadece izin verilmiş olabileceği kanaatindedirler. İbn Abbas’ın şu rivayeti de bu görüşü desteklemektedir: “Rasûlullah (s.a.s.), hicret etmeden önce Cum’a namazının kılınması için izin verilmiştir. Fakat Mekke’de Cum’a kıldırmaya gücü olmadı. Onun için, daha önce Medine’deki müslümanlara İslâm’ı öğretmek için gönderilmiş olan Mus’ab İbn Umeyr’e mektup yazarak: “Yahudilerin açıktan Zebur okudukları güne bak, siz de kadınlarınızı ve oğullarınızı toplayın da zeval vaktinden sonra Allah’a iki rekat (namaz) ile takarrub edin.” Bu emir üzerine Mus’ab, Medine’de ilk Cum’a kıldıran kişi olmuştur. Bu görevi Peygamber Medine’ye gelinceye kadar sürdürmüştür.” (Suyütî, ed-Dürru’l-Mensûr, VI, 218, Dâre Kutnî’den naklen: İbn Sa’d, Tabakat, III, 118). Mus’ab (r.a.)’ın Cum’a namazı kıldırdığı ilk cemaatin sayısı, oniki idi.

İbn Hacer’in Cum’a namazının Mekke’de farz kılındığı halde, orada kılınmayışını sayı azlığına bağlanmasının geçerli olabilmesi ihtimali uzaktır. Çünkü Cum’a namazının kılınabilmesi için kırk kişinin varlığı gerekecek olsa bile, bu sayıda müslüman o tarihlerde bir araya rahatlıkla gelebilirdi. Ancak Cum’a namazının açık kılınması gereği ve Rasûlullah ile müslümanların o sıralarda gizlenmiş bulunmaları nedeniyle kılamamış olmaları düşünülebilir. Kanaatimize göre bu, sıradan bir izin olarak da değerlendirilemez. Çünkü Yüce Allah’ın ve Rasûlü’nün izinleri bile emir gibi uyulması gerekli hükümlerdir. Özellikle bu konu ibadetlerle ilgili olursa emir durumu daha güçlüdür. Bu konuda cihada izin veren (el-Hacc, 22/39) ayetini gözönünde bulundurabiliriz.

Diğer taraftan Cum’a namazının farziyetini bildiren ayet (Cumâ, 62/9-11) bilindiği gibi Medine’de ve Hicret’ten sonraki yıllarda nazil olmuştur. Bu durum ise bizlere abdestin farziyeti ile ilgili ayetin nüzulünü hatırlatmaktadır. Namaz için abdest almak bilindiği gibi peygamberliğin ilk dönemlerinde farz kılındığı halde, ilgili âyet daha sonraları Medine’de nazil olmuştur. Demek oluyor ki bazı hükümler teşrî edilirken, ilgili olan âyet, daha sonra inmiş olabilir. Bu, hükmü pekiştirmek için olabildiği gibi, nüzül için gerektirici bir münasebete kadar bekletilmesi ve böylece daha etkileyici bir hal alması hikmetine de dayalı olabilir.

Cum’a’yı ilk kıldıranların Es’ad İbn Zürâre ile Mus’ab İbn Umeyr oldukları hakkındaki rivâyetlerin arasını birleştirmek gerekirse; Mus’ab’ın, Medine’nin merkezinde ve Peygamber’in (s.a.s.) emri üzerine Cum’a namazı kıldırdığı; Es’ad’ın ise Medine yakınında bir yerde ve Peygamber’in (s.a.s.) emri gelmeden kıldırdığı söylenebilir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in kıldırdığı ilk Cum’a namazı, Ranuna’ denilen yerde Sâlim İbn Avf mescidindedir. Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine’ye hicret buyurduğunda ilk olarak Kuba’da Amr İbn Avfoğullarına misafir oldu. Orada pazartesi, salı, çarşamba ve perşembe günleri kalıp, Kuba Mescidi*nin temelini attı; sonra Cum’a günü Medine’ye gitmek için yola çıktı. Benu Sâlim yurduna gelince Cum’a namazı vakti girmişti. Orada hutbe okuyup ilk defa Cum’a namazını kıldırdı. Bu, Hz. Peygamber’in kıldırdığı ilk Cum’a namazıdır. Cum’a’yı farz kılan âyet bundan önce nâzil olmuştur. Medine haricinde ilk Cum’a namazı kılınan yer de Bahreyn’de “Cevâsa” da Abdi Kays Mescidi’dir.

İslâm’da Cum’a gününün dünyanın başlangıcına, sonuna ve âhirete kadar uzanan bir yeri ve değeri vardır. Diğer semâvi dinlerde de Cum’a gününe dikkat çekilmiş, fakat onlar bunu terkederek başka günlere yönelmişlerdir. Ebû Hüreyre’den Allah Rasûlû’nün şöyle dediği nakledilmiştir: “Bizler, bizden önce kitap verilenlere göre en sonuncusuyuz. Kıyâmette ise en öne geçeceğiz. Onlar, Allah’ın kendilerine farz kıldığı bu Cum’a gününde ihtilafa düştüler. Allah onu bize gösterdi. Diğer insanlar bu konuda bize uyuyorlar. Ertesi gün yahudilerin, daha ertesi gün ise hristiyanlarındır. ” (Buhârî, Cum’a, 1; Müslim, Cum’a hadis no: 856. Müslim’in lafzı az farklıdır).

Yine Ebû Hüreyre’den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Rasûlullah (s.a.s.)’a Cum’a gününe niçin bu adın verildiği sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştir: “Babanız Âdem’in yaratılışı o günde oldu. Kıyâmet o günde kopacak, yeniden dirilme ve insanların hesap için yakalanması o günde olacaktır. Cum’a gününün üç saatinin sonunda öyle bir an vardır ki, o anda dua edenin duası kabul olunur. ” (Ahmed b. Hanbel, İstanbul 1981, II, 311)

“Her kim Cum’a günü, cenâbetten gusül eder gibi güzelce gusleder, sonra da ilk saatte yola çıkarsa bir deve kurban etmiş gibi olur. İkinci saatte yola çıkarsa bir sığır kurban etmiş gibi olur. Üçüncü saatte yola çıkarsa bir koç kurban etmiş gibi olur. Dördüncü saatte yola çıkarsa bir tavuk kurban etmiş gibi olur. Beşinci saatte yola çıkarsa bir yumurta tasadduk etmiş gibi olur. İmam Cum’a namazı için iftitah tekbiri alınca melekler hazır olur, okunan Kur’ân-ı dinlerler. ” (Müslim, Cumua, 2, hadis no: 850)

Cum’a namazını terk edenler için de hadis-i şeriflerde şu tehditler varid olmuştur: “Birtakım insanlar ya Cum’a namazını terk etmeyi bırakırlar, yahutta Allah onların kalplerini mühürler artık gafillerden olurlar. ” (Müslim, Cumua, 12, hadis no: 865)

“Her kim önemsemediği için üç Cum’a yı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler. ” (Ebû Davûd, Salât 210)

“Bir kimse Cum’a günü gusleder, elinden geldiği kadar temizlenir, yağ veya koku sürünür, sonra mescide gider bulduğu yere oturur ve namazını kılar, hutbeyi dinlerse; geçen Cum’a’dan o Cum’a ya kadar işlemiş olduğu günahları affolunur. ” (Buhârî, Cumua, 6)

Cum’a namazının farziyyeti Kitab, Sünnet ve icmâ-i ümmet ile sabittir. Cum’a sûresinin dokuzuncu âyetinde Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler, Cum’a günü namaz için çağrıldığınız zaman, Allah’ı anmağa koşun; alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. “

İbn Mâce’de mevcut Hz. Câbir (r.a.)’den rivâyet edilen şu hadis, Cum’a’nın farziyyetinin sünnetle delilidir:

“Ey insanlar, ölmeden önce Allah’a tövbe ediniz. (Başka işlerle) meşgul olmadan önce de sâlih ameller işlemeye çalışınız. Allah’ı çokça zikretmek ve gizli ve açık olarak çokça sadaka vermek suretiyle sizin ile Rabbiniz arasındaki bağı güçlendiriniz. (Böyle yaparsanız) hem rızıklanırsınız. hem de (Allah tarafından) hatırınız hoş tutulur. Şunu biliniz ki: Yüce Allah şu bulunduğum makamda, şu günümde, şu ayımda ve şu yılımda sizlere Cum’a’yı farz kılmış bulunuyor. Ve bu kıyâmete kadar böylece devam edecek. Benim hayatımda, ya da benden sonra adaletli yahutta zâlim bir imamı bulunduğu halde, onu hafife alarak yahut ta inkâr ederek kim terkederse; Allah, onun iki yakasını bir araya getirmesin, hiç bir işini mübarek kılmasın. Haberiniz olsun, böyle bir kimsenin ne namazı vardır ne zekâtı, ne haccı, ne orucu ve ne de iyiliği Tâ ki tövbe edinceye kadar. Artık kim tövbe ederse, Allah, onun tövbesini kabul etsin. Şunu da biliniz ki: Hiç bir kadın bir erkeğe imam olmasın. (Okuması düzgün olmayan bir bedevî) Arap, bir muhacirin önüne geçip imam olmasın. Fâcir bir kimse de, kılıcından ya da copundan korktuğu bir zorbanın kendisini zorlaması hali dışında da mü’min bir kimseye imam olmasın. ” (İbn Mâce, Sünen, İstanbul 1401, I, 343, Hadis no: 1081).

Hz. Peygamber’in Benu Sâlim yurdunda kıldırdığı ilk Cum’a namazında cemaatin kırk veya yüz kişi olduğu söylenir. Bu mescide sonradan “Mescid-i Cum’a” adı verilmiştir. Cum’a âyetinin Mekke’de nâzil olduğu da ihtimal dahilindedir. Peygamber (s.a.s.) Cum’a hutbesi için bir hurma kütüğü edinmiş, ensârdan bir kadının aynı zamanda marangoz olan kölesinin ılgın ağacından yaptığı üç ayaklı minber, mescide konuncaya kadar onun üzerinde Cum’a hutbelerini okumuştur. Yeni minber gelip de Peygamber (s.a.s.) hutbe için üzerine çıkınca eski hurma kütüğünden deve iniltisi gibi bir ses çıkmış, Peygamber de inerek elini üzerine koyunca susmuştur. Bu hâdise Hz. Peygamber’in bir mucizesi olarak “Cizu’n-nahle” adıyla meşhur olmuştur.

Peygamber (s.a.s.) camiye girince, cemaata selam verir; minbere çıkınca, onlara döner ve ikinci bir selamdan sonra otururdu. Bu oturuşa “Celsetu’l-istiraha” denir. Bilâl ezan okumağa başlar; bitirince, Peygamber (s.a.s.) kalkarak hamd ve senâdan sonra, vaaz ve nasihatı muhtevî bir hutbe okurdu. Bir müddet oturduktan sonra tekrar kalkıp, ikinci hutbeyi de okur ve minberden inerdi. Kamet getirildikten sonra iki rek’at olarak Cum’a namazını kıldırırdı. Cum’a namazının ilk rek’atında ekseriyetle Cumu’a sûresini ve ikinci rek’atta da Münâfıkun sûresini yüksek sesle okurdu. Cemaat en fazla Cum’a namazında toplandığı için, Cumu’a sûresini okumakla, onlara cum’a’nın âdâb ve erkânını öğretmiş ve Münâfıkûn sûresini okumakla da, münâfıklardan sakınmaları lüzumunu ihtar etmiş oluyordu. Sonraları ilk rek’atta A’lâ ve ikincide de Câşiye sûrelerini okuduğu rivâyet edilmiştir.

Halife Hz. Ebû Bekir ve sonra Hz. Ömer (r.a.) zamanında bu şekilde Cum’a namazı kılındı ise de; Halife Hz. Osman (r.a.) zamanında şehrin nüfusunun arttığı ve halkın câmiden uzak yerlerde ikâmet ettiği gözönünde tutularak, namaz vaktinin geldiğini ilân için mescidin dışında bir ezan okutturulmağa başlandı. Bu ezan Zavra’da okunuyordu. Hz. Osman’ın okuttuğu bu ezan (dış ezan) diğer memleketlerde de okunmağa başlandı. Kendisinden seksen sene sonra Hişam b. Abdu’l-Melik de bu dış ezanın hariçte, mesela Medine’nin Zavra’sı gibi şehrin ortasında okunacak yerde, camiin minaresinde okunmasını emretti.

Böylece kitap, sünnet ve icmai ümmet ile sabit olan Cum’a namazı gücü yeten ve şartları kendinde bulunan her mükellef müslümana farz-ı ayındır. İki rek’at olan Cum’a namazını herhangi bir sebepten kılamamış olanlar, öğle namazını dört rek’at olarak kılarlar. Bütün namazlarda şart olan İslâm, akıl, büluğ, tahâret şartlarından başka Cum’a namazının farziyet ve edâsının şartları vardır.

Cum’a Namazının Farz Olmasının Şartları

Cum’a namazı; namaz, oruç, hac, zekât kelimeleri gibi, fıkıh usulü açısından “kapalı anlatım (mücmel)” özelliği olan bir terimdir. Bu yüzden onun kılınış şekil ve şartları âyet, hadis ve sahabe açıklamalarına ihtiyaç gösterir. Çünkü Allah elçisi “Namazı benim kıldığım gibi kılınız” (Buhârî, Ezan, 18; Edeb, 27) buyurmuştur.

Câbir b. Abdullah’ın naklettiği bir hadiste şartlar şöyle belirlenmişti:

“Allah’a ve âhiret gününe inananlara Cum’a namazı farzdır. Ancak yolcu, köle, çocuk, kadın ve hastalar bundan müstesnadır” (Ebû Dâvud, I, 644, H. No: 1067; Dârakutnî, II, 3; Bağavî, Şerhu’s-Sünne, I, 225) Bu istisnaların dışında kalan her müslüman erkek bu namazla yükümlü demektir. Buna göre şartlar şöyledir:

A) Erkek olmak: Cum’a namazı kadınlara farz değildir. Ancak namazı cemaatle kılarlarsa bu yeterli olup, öğle namazını kılmaları gerekmez (es-Serahsî, II, 22, 23; İbn Abidin, Reddü’l-Muhtâr, I, 591, 851-852).

B) Hür olmak: Hürriyetten yoksun bulunan esir ve kölelerle, ceza evindeki hükümlülere, Cum’a günü öğle namazını kılmaları yeterlidir. Cum’a namazı farz değildir. Ancak anlaşmalı (mükâteb) kölelerle, kısmen azad edilmiş kölelere farzdır. Kendisine Cum’a namazı farz olmayan köle esir veya mahkumlar her ne sûretle olursa olsun, Cum’a’yı kılmış olsalar, sahih olur.

C) Mukîm olmak: Yolcuya Cum’a namazı farz değildir. Çünkü o, yolda ve gittiği yerlerde genel olarak güçlüklerle karşılaşır. Eşyasını koyacak yer bulamaz veya yol arkadaşlarını kaybedebilir. Bu sebeple ona bazı kolaylıklar getirilmiştir.

D) Hasta olmamak veya bazı özürler bulunmamak: Namaza gidince hastalığının artmasından veya uzamasından korkan kimselere Cum’a farz olmaz. Yine, hasta bakıcı, aciz ihtiyar, gözü görmeyen, ayaksız, kötürüm ve müslümanlar Cum’a’yı kılarken onların güvenliğini sağlamakla görevli olan emniyet nöbetçisi gibi özrü bulunanlar, vakit bulunca öğle namazı kılmakla yetinirler. Ancak bu kimseler cemaatle Cum’a namazına katılırlarsa yeterli olur (es-Serahsî, II, 22, 23; İbnü’l-Humam, Fethu’l-Kadir, I, 417)

Ayrıca, düşman korkusu, şiddetli yağmur ve çamur, ağır bir hastaya bakma gibi özürler de Cum’a namazını kılmamayı mübah kılan özürlerdir. Körün, elinden tutup camiye götürecek kimsesi olursa, Cum’a’yı kılması İmam Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre farz olur. Üzerlerine Cum’a namazı kılması farı olmayan müslüman kimseler, Cum’a’yı kılmaya imkan bularak kılsalar, vaktin farzını eda etmiş olurlar, artık o günün öğle namazını kılmaları gerekmez. Cum’a namazı kılmaları farz olmayan kimseler, bulundukları bölgede Cum’a namazı kılınıyor ise, öğle namazını cemaatle değil, yalnız başlarına kılarlar. Bulundukları bölgede Cum’a namazı kılınmıyor ise, öğle namazlarını cemaatle kılabilirler.

Cum’a namazının sahih olması için gerekli şartlar (edasının şartları)

Kılınan bir Cum’a namazının geçerli olması için aşağıdaki şartların bulunması gerekir:

A) Cum’a Kılınacak Yerin Şehir veya Şehir Hükmünde Olması

Bu şart, bazı nakillere ve sahabe uygulamalarına dayanır. Hz. Ali’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Cum’a namazı, teşrik tekbirleri, Ramazan ve Kurban Bayramı namazları, yalnız kalabalık şehir veya kasabalarda eda edilir. İbn Hazm (ö. 456/1063) bu naklin sağlam olduğunu ortaya koymuş, Abdurrezzak aynı hadisi Ebû Abdirrahman es-Sülemî aracılığı ile Hz. Ali’den rivâyet etmiştir. Hz. Ali’nin sözü İslâm hukukçularınca bu konuda yeterli bir delil sayılmıştır.(Abdurrezzak, el-Musannef, III,167-168, H. No: 5175, 5177; İbn Ebi Şeybe bunu Abbad b. el-Avvâm’dan, benzerini Hasan el-Basrî, İbn Sîrîn ve İbrahim en-Nehâî’den nakletmiştir; İbnu’l-Hümam, a.g.e., I, 409).

Bu konuda rivâyet edilen nakillerde geçen “kalabalık şehir” sözü İslâm hukukçularınca şöyle tarif edilmiştir:

Ebû Hanife (ö. 150/767)’ye göre valisi, hâkimi, sokak, çarşı ve mahalleleri olan yerleşim merkezleri “kalabalık şehir” niteliğindedir. Ebû Yusuf (ö. 182/798), halkı en büyük mescide sığmayacak kadar kalabalık olan yerleri şehir sayarken İmam Muhammed (ö. 189/805), yöneticilerin şehir olarak kabul ettikleri yerleri şehir kabul eder.

İmam Şâfiî (ö. 204/819) ve Ahmed İbn Hanbel (ö. 241/855) bu konuda nüfus sayısı kriterini getirir. Onlara göre, kırk adet akıllı, ergin, hür ve mukîm erkeğin yaz kış başka beldeye göç etmeksizin oturdukları yerleşim merkezleri şehir sayılır ve kendilerine Cum’a namazı farz olur (es-Serahsî, a.g.e. II, 24, 25; el-Kâsânî, I, 259; el-Cezerî, Kitabü’l-Fıkh ale’l-Mezâhibi’l-Erbaa, Mısır (t.y.) I, 378, 379; Abdurrahman el-Mavsılî, el-İhtiyâr, Kahire (t.y.) I, 81).

İmam Mâlik (ö. 179/795)’e göre, mescidi ve çarşısı olan her yerleşim merkezi şehir sayılır. Köy ve şehir kelimeleri eş anlamlıdır. Nüfuz az olsun çok olsun hüküm değişmez. Cum’a namazının küçük yerleşim merkezlerinde de kılınabileceğini söyleyenlerin dayandığı deliller şunlardır:

1) Ebû Hüreyre (ö. 58/677), Bahreyn’de görevli iken Hz. Ömer’e Cum’a namazının durumunu sormuş, Hz. Ömer kendisine; “Nerede olursanız olunuz, Cum’a namazını kılınız” şeklinde cevap vermiştir.

2) Ömer b. Abdülazîz (ö. 101/720), komutanı Adiy b. Adiy’e yazdığı mektupta, (ahalisi) “çadırda yaşamayan herhangi bir köye gelince: orasının halkına Cum’a namazı kıldıracak bir görevli tayin et” demiştir.

3) İmam Mâlik, ashâb-ı kirâmın Mekke ile Medine arasında su başlarında Cum’a namazını kıldıklarını nakleder ve o yörelerde herhangi bir şehir bulunmadığını belirtir (es-Serahsî, a.g.e., II, 23, Ahmed Naim, Tecrid-i Sarih Terc. ve Şerhi, III, 45, 46).

4) İbn Abbas, Medine’deki Peygamber mescidinden sonra ilk Cum’a namazının Bahreyn’de “Cuvâsâ” denilen bir köy (karye) de kılındığını söylemiştir (Buhârî, Cum’a, II, (I. s. 215); Bağavî, a.g.e., IV, 218; İbnü’l-Hümâm, a.g.e., I, 409)

Cum’a namazının büyük yerleşim merkezlerinde kılınacağı görüşünde olan İslâm hukukçuları yukarıdaki delilleri şöyle değerlendirmişlerdir:

1) Hz. Ömer’in sözü, ashâb-ı kirâm arasında çöllerde ve sahralarda Cum’a namazı kılınamayacağı bilindiği için, “hangi şehirde bulunursanız bulunun, Cum’a namazı kılın” şeklinde anlaşılmıştır.

2) Ömer b. Abdülaziz’in sözü, kişisel bir görüş olduğu için delil sayılmamıştır.

3) Kendilerinde Cum’a kılındığı bildirilen “Eyle”, Bahr-ı Kulzüm üzerinde önemli bir iskele, “Cuvasâ” da Bahreyn’de Abdulkays’a ait bir kaledir. Buraları “köy (karye)” olsalar bile, devletçe tayin edilen yöneticileri ve zabıta kuvvetleri bulunduğu için şehir hükmünde sayılırlar (Ahmed Naim, a.g.e., III, 46). İbn Abbas’ın sözünde, Cüvâsâ için, “köy” denilmesi, o devirlerde buranın “şehir” sayılmasına engel değildir. Çünkü onların dilinde karye kelimesi şehir anlamında da kullanılıyordu. Kur’ân-ı Kerîm’de de bu anlamda kullanılmıştır. Bu Kur’ân, iki köyden ulu bir adama indirilmeli değil miydi?” (Zuhruf, 43/31). Âyetteki “iki köy (karye)” den maksat Mekke ile Tâif’dir. Diğer yandan Mekke şehrine “Ümmü’l-Kura (köylerin anası)” adı verilmiştir (Şürâ, 42/7). Mekke’nin şehir olduğunda şüphe yoktur. Cuvâsa da bir kale olduğuna göre: hâkimi, yöneticisi ve âlimi vardır. Bu yüzden es-Serahsî (ö. 490/1097), Cuvâsâ için eş anlamlısı olan “şehir (mısr)” kelimesini kullanır (es-Serahsî, a.g.e, II, 23) Abdurrezzak, Hz. Ali’nin Basra, Kûfe, Medine, Bahreyn, Mısır, Şam, Cezire ve belki Yemen’le Yemâme’yi şehir (mısr) kabul ettiğini belirtir (Abdurrezzak, a.g.e., III, 167)

Ebû Bekir el-Cassâs (ö. 370/980), “Eğer Cum’a, köylerde câiz olsaydı, şehir hakkında olduğu gibi, insanların ihtiyacı yüzünden, bu da tevatüren nakledilirdi” der ve Hasan’dan, Haccac’ın şehirlerde Cum’a’yı terkedip, köylerde ikâme ettiğini nakleder. (el-Cassâs, Akhâmu’l-Kur’ân V, 237, 23 8)

İbn Ömer (ö. 74/693), “Şehire yakın olan yerler, şehir hükmündedir” derken, Enes b. Mâlik (ö. 91/717), Irak’ta bulunduğu sırada Basra’ya dört fersah uzaklıktaki bir yerde ikâmet eder ve Cum’a namazına kimi zaman gelirken kimi zaman da gelmezdi. Bu durum onların Cum’a’yı yalnız şehir merkezlerinde câiz gördüklerine delâlet eder. (el-Cassâs, aynı yer)

Uygulama örnekleri:

a) Allah elçisi hayatta bulunduğu sürece, Cum’a namazı yalnız Medine şehir merkezinde kılınmış ve çevrede bulunanlar da namaz için merkeze gelmişlerdir.

Hz. Âişe (ö. 57/676)’den, şöyle dediği nakledilmiştir: “Müslümanlar Hz. Peygamber devrinde Medine’ye Cum’a namazı için yakın menzil ve avâlilerden nöbetleşe gelirlerdi” Menzil, Medine çevresindeki bağ-bahçe evi de mektir. Avâlî ise, Medine civarında, Necid tarafında, Medine’ye yaklaşık 2-8 mil uzaklıktaki küçük yerleşim merkezleridir. Ashâb-ı Kirâm bu yerlerden nöbetleşe Cum’a namazına geldiklerine göre kendilerine Cum’a namazı farz değildi. Aksi halde kendi yörelerinde Cum’a namazını cemaatle kılmaları veya hepsinin Medine’ye gelmesi gerekirdi. Diğer yandan Allah elçisinin Kubalılar’a, Medine’de Cum’a namazında hazır bulunmalarını emrettiği nakledilir. Kuba, o devirde Medine’ye iki mil uzaklıktadır.

b) Hulefâ-i râşidîn döneminde bir takım ülkeler fethedilince, Cum’a’lar yalnız şehir merkezlerinde kılınmıştır. Bu uygulama, onların “şehir (büyük yerleşim merkezi)” olmayı Cum’a’nın sıhhat şartı saydıklarını gösterir. Öğle namazı farz olduğu için, onun Cum’a namazı sebebiyle terkedilmesi kesin bir nass (âyet-hadis) ile mümkün olabilir. Kesin nass ise, Cum’a’nın şehir merkezlerinde kılınması şeklinde gelmiştir. Cum’a İslâmî prensip ve emirin en büyüklerindendir. Bu da en iyi, şehirlerde gerçekleşir. (es-Serahsî, a.g.e., II, 23; el-Kâsânî, a.g.e., l, 259; İbnü’l-Hümâm, a.g.e., II, 51)

Kaynaklarda verilen bu bilgiler ışığında konuyu aşağıdaki şekilde netleştirmek mümkündür.

a) Şehir ve kasabalar:

Valisi, müftüsü, İslâmî hükümleri icra edecek ve hadleri infâz edecek güce sahip hâkimi (kadı) ile güvenliği sağlayacak zabıtası bulunan her yerleşim merkezi “şehir”dir. Sonraki İslâm hukukçularının eserlerinde” yolları, köyleri, çarşı ve pazarları bulunma” özelliği üzerinde durulmamıştır. Çünkü bir şehir veya kasabada bu özellikler zaten vardır. Böyle bir kasabanın gerek mescidinde ve gerekse “musallâ (namazgâh)” denen yerlerinde Cum’a namazı kılınabilir. Bunda görüş birliği vardır (İbn Âbidin, a.g.e., I, 546, 547 vd.) Bu tarife göre, vilâyet ve kaza merkezleri şehir sayılır. Bunların durumu, şehir olduklarında şüphe bulunmayan Mekke ile Medine’nin durumuna benzer.

b) Şehir hükmünde olan yerler:

En büyük mescidi, Cum’a namazı ile yükümlü olanları almayacak kadar kalabalık olan yerleşim merkezleri de “şehir” hükmündedir. Bu, Ebû Yûsuf’un şehir tarifine uygundur. Sonraki İslâm hukukçularının çoğu, bu görüşü izlemişlerdir. Bu yerler resmi bir görevli bulununca, İmam Muhammed’in şehir tarifine de uygun düşer (es-Serahsî, a.g.e., II, 23, 24; el-Kâsânî, a.g.e., 259, 260; el-Mavsılî, a.g.e., I, 81; el-Cezirî, a.g.e., I, 378, 379). Bu ölçüye göre, nâhiye merkezleri ile pek çok büyük köyler de şehir hükmünde olur.

B) Devletin İzninin Bulunması

Cum’a namazının sahih olması için “devlet temsilcisinin izni” problemi de İslâm hukukçularınca tartışılmıştır. Bu iznin gerekli olduğunu söyleyenler olduğu gibi aksini savunanlar da bulunmuştur. Biz aşağıda her iki görüşü ve delillerini vererek, konuyu değerlendirmeye çalışacağız.

1) Hanefilerin görüşü:

Hanefi hukukçularına göre, Cum’a namazı için izin gereklidir. Dayandıkları delil Câbir b. Abdullah ve İbn Ömer’den nakledilen ve yukarıda da daha uzun bir şekilde kaydettiğimiz şu hadistir: “Kim Cum’a namazını ben hayatta iken veya benden sonra adaletli ve câir (zâlim) bir imamı (önderi varken, onu küçümseyerek veya inkâr ederek terkederse Allah iki yakasını bir araya getirmesin ve işini bitirmesin” (İbn Mâce, İkâme, 7 8) İbn Mâce bu hadisin senedinde bulunan Ali b. Zeyd ve Abdullah b. Muhammed el-Adevî sebebiyle isnâdı zayıf sayar. Heysemî, hadisin benzerini naklettikten sonra şöyle der: Bu hadisi Taberanî, el-Evsat’ında nakletmiştir. Oradaki senedde Musa b. Atıyye el-Bâhilî vardır. O’nun biyografisini bulamadım. Geri kalan râviler güvenilir. (Mecmau’z-Zevâid, II, 169, 170) Bu hadiste, Cum’a’nın farzolması için adaletli veya adaletsiz bir yöneticinin bulunması öngörülmüştür. Cum’a namazı büyük cemaatle kılınacağı ve hutbede topluma hitap edileceği için onun toplum düzeni ile yakından ilgisi vardır. Devletten izin alma şartı aranmazsa fitne çıkabilir. Cum’a kıldırmak ve hutbe okumak bir şeref vesilesi sayılarak rekabet doğabilir. Bazı kimselerin çekişme ve ihtirasları cemaatin namazını engelleyebilir. Camide bulunan her grubun namaz kıldırmak istemesi, Cum’a’dan beklenen faydayı yok eder. Bir grup kılarak, diğerleri çekilse yine amaca ulaşılmaz. Kısaca hikmet ve toplum psikolojisi bakımından da Cum’a’nın İslâm devletinin kontrolünde kılınması gereklidir.

Ancak yöneticiler Cum’a’ya ilgisiz kalır ve önemli bir sebep olmaksızın müslümanları namaz kılmaktan alıkoymak isterse, onların bir imamın arkasında toplanarak Cum’a namazı kılmaları mümkündür. İmam Muhammed, bu konuda şu delili zikreder: Hz. Osman, Medine’de kuşatma altında iken, dışarıda bulunan sahabiler Hz. Ali’nin arkasında toplanmış ve o da Cum’a namazını kıldırmıştır. (el-Kâsânî, a.g.e., I, 261; el-Fetâvâ’l-Hindiyye, I,146; İbn Âbidin, a.g.e., I, 540) Bilmen, bunun dâru’l-harpte mümkün ve câiz olduğunu belirtir (Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslâm İlmihali, İstanbul 1985, s. 162)

Devlet başkanı veya valilerin bizzat Cum’a namazı kıldırmaları gerekli midir?. İbnü’l-Münzir şöyle der: “Öteden beri Cum’a namazını, devlet başkanı veya onun emriyle kıldıracak bir kimsenin kıldırması şeklinde uygulama yapılmıştır. Bunlar bulunmazsa, halk öğle namazı kılar” (Ahmed Naîm Tecrid-i Sarih Tercümesi, III, s. 4 8)

Burada şunu belirtelim ki, yukarıda kaydettiğimiz hadisten imam ya da müslümanların halifesi yoksa, Cum’a namazı kılınamaz, diye bir hüküm çıkarmak mümkün değildir. Bu hadisin ilgili bölümlerinin anlattığı, “ister adil, isterse de zâlim olsun bir imamın varlığına rağmen” Cum’a terk edilecek olursa, belirtilen tehditlerle karşı karşıya kalınacağından ibarettir. Çünkü hadis, “imam yoksa Cum’a namazı kılamazsınız” demiyor, olduğu halde kılınmazsa, son derece tehlikeli tehditlerde bulunuyor. İmamın yokluğu halinde kılınmayacak olursa o takdirde bu hadisten, olsa olsa tehditlerin daha hafif olacağı sonucuna varılabilir. O da en müsamahalı bir istidlâl olur.

İçtihada dayalı olarak ileri sürülmüş gerekçelerin dışında, Cum’a namazının kılınması için şart kabul edilen ve eda şartları arasında sayılan imamın varlığı şartının nakli bir delili yoktur. Ayrıca bu şart, yalnızca Hanefî mezhebinde öngörülmüş bir şarttır. Dolayısıyla terki halinde terettüp edeceği bildirilen bir takım tehditlere maruz kalmamak için, en azından ihtiyaten böyle bir şartı öngörmeyen diğer mezhep imamlarının görüşlerine uyularak kılınması gerekir. Diğer taraftan kaynaklarda hadis diye belirtilen: “Dört şey vardır ki, veliyyul emirlere aittir: Cihad’tan elde edilen ganimetlerin paylaştırılması zekât’ın toplanması, hudut (şer’i cezaların tatbiki) ve Cum’a’ları kıldırmak.” ifadeleri ise hadis değildir. Fethu’l-Kadir’de (II, 412) bunun İmam Hasan el-Basrî’ye ait bir söz olduğu belirtilmiştir. Son asır alimlerinden Seyyid Sâbık da “Fıkhu’s-Sünne” adlı esrinde (1, 306) bunun aynı şekilde Hasan’ü’l Basrî’ye ait bir söz olduğunu kaydetmektedir. O halde böyle bir şartın öngörülmesi için dayanak teşkil edebilecek nakli bir detil elde mevcut değildir. Bu konuda ileri sürülen bu şartın sebebi, yalnızca karışıklık çıkma ihtimaline dayalı bulunmaktadır.

Veliyyü’l-Emr yoksa

Veliyyü’l-Emr ve izn-i sultânî diye belirtilen hususun gerçekleşebilmesi için, müslümanların başında en azından zâlim de olsa- bir yöneticinin bulunması zorunludur. Başa geçmiş bulunan yöneticinin, İslâm’ı kabul etmesi ise onun, müslümanların veliyyü’l-emr’i olarak görülmesinin asgarî şartıdır. Yani müslümanların İslâmî olmayan yönetimlerin tahakkümü altında yaşamaları halinde, haliyle böyle bir şartın varlığından söz etmek imkânı olamaz. Bu durum günümüzün müslümanlarına; İslâm’ın öngördüğü mânâsıyla bir yöneticiye sahip olmadığımıza göre, kıldığımız Cum’a namazının hükmü nedir? Diye başlayan ve onun etrafında dönüp dolaşan diğer bir takım soruları daha sordurmaktadır.

Şunu da belirtelim ki, bu durumu şu anda bir vakıa olarak yaşıyan bizleri, İslâm fakihleri de düşünmüş ve böyle bir durum halinde müslümanların ne şekilde davranabileceklerini, daha doğrusu davranması gerektiğini belirtmişlerdir. Şimdi bu konuda onların neler söylediklerine kısaca bir göz atalım:

Bu konuda İbn Nüceym der ki:

“Şayet hiç bir şekilde kadı veya ölmüş olan halifenin (yerine geçmiş) halifesi yoksa, âmme de bir kişinin (Cumu’a namazını kıldırmak üzere) öne geçirilmesi üzerinde ictimâ edecek olsalar, zaruret dolayısıyla caizdir.” (İbn Nuceym, el-Bahrü’r-Râik, II, I55).

Buradaki: “zaruret dolayısıyla caizdir” ifadesi üzerinde kısaca duralım: Anlaşılıyor ki, Cum’a namazı, herhangi bir şartının eksik olması dolayısıyla terk edilmesi tavsiye edilen bir durum değildir. Aksine bu gibi durumlarda -bu şartların gerçekleşme imkânı bulunmadığından- zaruret hükümleri ile amel etmek söz konusudur. İşte halifesiz ve İslâm hükümlerini tatbik eden mahkemelerin varolmaması hallerinde de bu zaruretlerle amel etmeyi engelleyecek herhangi bir durum yoktur. Çünkü bilindiği gibi kadı (yani İslâm hükümlerini tatbik eden hâkim) ile halifenin varlığı, İslâmî hükümlerin yürürlükte olmasının en belirgin gerekleri ve dışa yansıyan yönleridir. Bunların varolmamaları halinde, İslâmî hükümlerin devlet düzeyinde uygulanabilmeleri sözkonusu değildir. Şayet bu durum, Cum’a namazını kılmamayı gerektirecek bir hal olsaydı, İbn Nüceym gibi eşsiz fıkıh çalışmaları olan bir âlim: “Zaruret dolayısıyla caizdir” gibi bir ifade kullanmaz, “Cum’a namazı sâkıt olur” demesi gerekirdi. O zaman da konunun gereğinden, İslâmî olmayan yönetimlerin çatısı altında bulunulan hallerde söz edilmezdi.

>>>>>


CUM’A SÛRESİ

Kur’an’ın altmış ikinci suresidir. Medîne’de nazil olmuştur. On bir âyet, yüzseksen ketime, yediyüz harften ibarettir. Fâsılası “mîm” ve “nûn” harfleridir. Sure, adını dokuzuncu ayetinden almıştır.

Saff suresinden sonra nazil olmuştur. Aynı surenin ele aldığı konulara temas etmekle beraber, çok değişik konulara da değinmekte; başka bir üslûp kullanmakta ve yepyeni bir tesir meydana getirmektedir.

Sureyi üç ana bölümde incelemek mümkündür:

Birinci bölüm; kâinatta bulunan her şeyin durmadan Allahu tesbih ettiği gerçeğini ifade ederek ve Allah Teâlâ’yı, surenin konusuyla derin alâkası bulunan sıfatlarla niteleyerek başlıyor:

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi; Melik, Kuddûs, Azîz, Hakîm olan Allah’ı tesbih eder. ” (1)

Burada; “Melik” sıfatından sözedilmekle, Allah’ın, her şeyin mâliki olduğu, O’nun mülkünün dışında hiç bir şeyin olamıyacağı vurgulanmakta; aynı zamanda yahudilerin, yalnızca kendilerinin Allah katında makbul insanlar olduğu yolundaki iddiaları reddedilmektedir.

Rasûlullah (s.a.s.), cuma günü hutbe okurken, bazı müslümanların Allah’ı anmayı bırakarak ticaret kervanını karşılamaya gitmeleri, “Kuddûs” sıfatı zikredilerek kınanmakta; “Azîz” sıfatı zikredilmekle de hiçbir kimsenin O’nu mağlup edemiyeceği hatırlatılmaktadır. “Hakîm” sıfatı ise, ümmîler arasından kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, onları temizleyen kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderilmesi münasebeti ile zikredilmektedir.

“O’dur ümmîler arasından kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen ve onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen. Halbuki onlar daha önceleri gerçekten apaçık bir sapıklık içindeydiler.Onlardan başkalarına da ki, henüz onlara katılmamışlardır. Ve O, Azîz’dir, Hakîm’dir. ” (2, 3)

Müslümanların Medine’ye hicretlerinden sonra karşılaştıkları problemlerden biri de yahudiler idi. Yahudiler, kendilerinin Allah’ın seçkin kulları olduklarını, olsa olsa peygamberliğin yahudilerden birine verilmesi gerektiğini söylüyorlardı. Ayrıca Arapları küçümsüyor, onları okuma yazma bilmez cahiller (ümmîler) olarak tavsif ediyorlardı. Nitekim aynı şeyleri hakaret maksadıyla Hz. Peygamber için de söylüyorlardı.

Sure, yahudilerin bu tür itirazlarna cevap vermeyi hedef edinmiştir. Aslında peygamber hangi kavimden çıkarsa çıksın, din düşmanları onu ve ondan dolayı aralarından çıktığı kavmi karalayacaklardı.

Yahudiler son peygamberin aralarından çıkmasını ve bütün ayrılıkları gidererek kendilerini birleştirmesini, zilletten sonra yükseltmesini bekliyorlardı. Bunun için de Araplar’a galip geleceklerini iddia ediyorlardı. Ama Allah’ın hikmeti, bu son peygamberin, yahudilerin dışında, ümmî bir kavim olan Araplar’dan gelmesini gerekli kıldı. Çünkü, surenin ikinci bölûmünde geleceği gibi Allah; yahudi ırkının özelliğini kaybettiğini ve beşeriyeti yönetecek kabiliyetini yitirdiğini, artık bu kutsal emaneti taşıyamayacak hale geldiğini ezelî ilmiyle biliyordu. Sıra bu davayı üstlenebilecek başka bir kavme gelmişti. Yahudilerin ümmî’ diyerek küçümsedikleri bu milletin “ümmî” bir ferdi, risalet görevini üstlenecekti. Nitekim bu mübarek zatın atası İbrahim (a.s.) de aynı bölgede, Kâbe çevresinde ilâhî daveti, oğlu İsmail (a.s.) ile birlikte yapmış ve:

“Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur. Rabbimiz! İkimizi sana teslim olanlar kıl! Soyumuzdan da sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster; tövbemizi kabul buyur. Çünkü tövbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak sensin.” (el-Bakara, 2/127,12 8)

“Rabbimiz! İçlerinden onlara Senin âyetlerini okuyan, kitabı ve hikmeti öğreten, onları her kötülükten arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu Azîz ve Hakîm olan ancak Sensin. ” (el-Bakara, 2/129).

Burada sûredeki, İbrahim Peygamber’in sözlerini hikaye ederek belirttiği: “İçlerinden onlara Senin âyetlerini okuyan, kitabı ve hikmeti öğreten, onları her kötülükten arıtan bir Peygamber gönder. ” ifadeleriyle, ilâhî takdir ve tedbir uyarınca, bu davet de yeryüzünde gerçekleşme imkânı bulmuştur.

Allah’ın; bu apaçık gerçekleri ihtivâ eden kitaba ehil olmak üzere “ümmî”leri seçmesinde; aralarından bir peygamberi göndermesinde ve böylece o peygamberin kendilerini “ümmî”likten çıkarıp Allah’ın âyetlerini okur ve yazar hale getirmesinde; durumlarını değiştirip bütün yeryüzünde ayrı bir hüviyete sahip kılmasında insanlara lütfu ve ihsanı açıktır.

“Onları temizleyen… ” Gerçekten peygamberin yaptığı şey, tam anlamıyla onları temizlemekti. Onları şirkten çıkarıp tevhîde; batıl düşüncelerden sıyırıp sağlam bir akideye; faizin ve haram kazancın pisliğinden arındırıp helâl kazanca eriştiriyordu. “Kitabı ve hikmeti… ” öğretmekle onları “ehl-i kitab” yapıyor; böylece onlar güzel ölçülere sahip oluyorlar, yaptıkları şeylerde en doğru işi yapıyor, en doğru hükmü veriyorlardı.

“Halbuki onlar daha önceleri apaçık bir sapıklık içerisindeydiler. ” Putlara tapar, ölü eti yer, her türlü hayasızlığı yaparlardı. Güçlü olan zayıfı ezer, hak hukuk gözetmezlerdi. Bu cahilî yaşantılarına rağmen, yüce Allah, bu davanın en güvenilir taşıyıcılarının onlar olacağını biliyor ve aralarından “ümmî” bir peygambere bu akîdenin tebliği görevini veriyordu.

“Onlardan başkalarına da ki, henüz onlara katılmamışlardır. Ve O, Azîz’dir Hakîm’dir. ” (3).

“Bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Ve Allah büyük lütuf sahibidir ” (4)

Rasûlullah (s.a.s.)’ın bu kutsal görevi, yalnız kendi çağı ve kendi çevresi içinde sıkışıp kalmaz. O’nun çağrısı evrenseldir; zaman bakımından da kıyamete kadar sürecektir. Ve kendisinin vefatından asırlar sonra da nice insanlar O’nun bu Çağrısıyla temizleneceklerdir. Şüphesiz bu, Allah’ın bir lûtfudur.

Allahu Teâlâ, Medine’deki İslâm cemâatına ve onlara bağlı olarak daha sonra yetişecek müslümanlara bu lütfu hatırlatmakta, bu emanete seçilişlerindeki ihsanı bildirmekte, kendilerine kitabı okuyan, onları temizleyen bir peygamberin gönderilişindeki nimeti bildirmektedir.

Surenin ikinci bölümü, yahudilerin Allah emanetini taşımak hususundaki vazifelerinin son bulduğunu; çünkü bu emaneti ancak canlı, uyanık, şuurlu ve her şeyi ile kendini ona adayan kalblerin taşıyabileceğini ifade eden âyetle başlıyor:

“Kendilerine Tevrat yükletildiği halde onun gereğini yapmayanların durumu, koca koca kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür. Ve Allah, zalimler güruhunu doğru yola eriştirmez. ” (5).

Tevrat’ı yüklenip de gereğini yapmayanlar aynen akîde emanetini omuzlayıp sonra da onu yerine getirmeyenlere benzer. Bugün müslüman adını taşıyan fakat müslümanların yapması gerekeni yapmayan bir çok kimse aynı durumdadır.

“De ki; Ey yahudiler! Bütün insanları bir yana bırakarak yalnız kendinizin mi Allah’ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsunuz? Bunda samimi iseniz, ölümü temenni ediniz. ” (6).

“Yaptıklarından dolayı ölümü katiyyen temenni edemezler. Ve Allah, zalimleri çok iyi bilendir. ” (7).

“De ki; Gerçekten sizin kaçıp durduğunuz ölüme mutlaka yakalanacaksınız. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah â döndürüleceksiniz. O size neler yaptığınızı haber verecektir. ” (8).

Allah’ın dostları olduklarını iddia etmelerine rağmen, bu meydan okuma karşısında sessiz kalmayı tercih edecekler. Çünkü Peygamber’in ve getirdiklerinin doğruluğunu bilmektedirler. Dua edecek olsalar, akibetlerinin Cehennem olacağından çekinmektedirler. (Ahmed b. Hanbel, I, 248).

Yahudiler hakkında bu söylenenler, hiç şüphesiz onların durumuna düşen Müslümanlar için de geçerlidir. Bu sebeple surenin sonlarına doğru hitap Müslümanlar’a yönlendiriliyor ve Cum’a namazına çağırıldıklarında namaza koşmaları, o sırada alış-verişi terketmeleri, ancak namaz bittikten sonra tekrar ticarete dönmeleri isteniyor. Çünkü yahudilerin haktan uzaklaşmalarında en büyük âmil, maddî menfaatlerini her şeyin üstünde tutmalarıdır. O halde Müslümanlar bu noktada dikkat etmeli ve yahudilerin düştüğü akibete düşmemeli; Allah’ın emirleriyle maddî kazançları karşı karşıya geldiğinde, Allah’ın emirlerini yerine getirmeyi öne almalıdırlar.

İşte surenin üçüncü ve son bölümü de cum’a günü ve namazı ile ilgilidir:

“Ey iman edenler! Cum’a günü namaz için çağrıldığınızda hemen Allah’ı zikre koşun ve alışverişi bırakın. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. ” (9)

Burada, müslümanlara, Cuma ezanını duyar duymaz her türlü çalışmayı ve alış verişi bırakmaları emredilmektedir.” Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” denilmekle, Müslümanlar’ı, cazip olan alış veriş meşgalesinden daha kârlı olan Allah zikrine teşvik etmekte; böylece onları terbiye ve disipline etmektedir.

“Namaz bitince yeryüzüne dağılın. Ve Allah’ın fazlından isteyin. Ve Allah’ı çok zikredin ki,felaha eresiniz. ” (10)

Bu âyet de, İslâm dininin tek tarafa ağırlık verip dengeyi bozmadığı, aksine muvazeneyi her iki dünya için dengelemeyi amaçladığını ispat etmektedir. Gerçi insan geçim peşinde koşarken de Allah’ı anabilir, hatta geçim için yaptığı faaliyeti ibadet haline getirebilir. Bununla beraber tam anlamıyla samimi bir zikir, mükemmel bir feragat ister. Bu da, kısa bir müddet de olsa, dünya meşgalesini zihinden atmakla olur.

“Onlar bir ticaret veya bir oyun ve eğlence gördükleri zaman seni ayakta bırakarak oraya yöneldiler. De ki; Allah’ın katında olan, oyun ve eğlenceden de ticaretten de daha hayırlıdır. Ve Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır. ” (11)

Cabir (r.a.) der ki: “Biz Rasûlullah (s.a.s.) ile namazımızı kılarken birden yiyecek mal taşıyan bir kervan çıkageldi. Herkes ona koştu. Peygamberin yanında, aralarında Hz. Ebu Bekir ve Ömer (r.a.)’in bulunduğu oniki kişiden başka kimse kalmadı. Bunun üzerine yukardaki âyet nazil oldu.” (Buhari, Tefsîr Sûretü’l-Cum’a; Müslim, Tefsîr)

Âyet-i Kerîme bize; Rasûlullah (s.a.s.)’ın işinin ne kadar zor olduğunu ve ashabın hangi terbiye aşamasında bulunduklarını beyan etmekte, dolayısıyla Allah yolunda çaba harcayanların, çalıştıkları kimselerde bu tür eksiklikleri gördükleri zaman, bunları nasıl gidereceklerini öğretmektedir.

Halid ERBOĞA

Ş.İ.Ansiklopedisi

________________

Kus Gagalarindaki Esrar

Posted On Haziran 25, 2008

Filed under hayvanlar

Comments Dropped leave a response

*Kus Gagalarindaki Esrar*

Resim dilinden anlayanlar “ne usta ressammis” derler ve resimdeki ise,
resimdeki incelikleri gorup zevk alamazlar ve sadece madde gozuyle bakarlar.
Tabiattaki essiz tabloya baktigimizda her cesit ve renkte canlilari musâhede
ederiz. Tabiî ki burada hepsini birden incelemek mumkun degil, onun icin goz
kamastirici canlilar icinden sadece kuslarin bir kismi uzerinde duracagiz.
Birbirinden guzel kuslarin resimlerini seyretmek bile insani mest eder.
Kaldi ki yaradilislarindaki harikuladelikler, mukemmellikler insanin basini
dondurur ve “Kudret-i Sonsuz olan Allah ne buyuktur” dedirtir.

*PELIKAN (Pelecanus onocratalus)*

* *

“Gagasi midesinden daha fazla besin alan kus” diye un yapan pelikanin boyun
torbasi hemen hemen 10-12 litre alabilmektedir. Bu da kusun mide
kapasitesinin iki-uc katidir. Pelikan bu keseyi umumiyetle balik yakalamak
icin bir kepce gibi kullanir. Besini torbada suyu bosaltincaya kadar tutar,
sonra da avini yutar. Acaba bu haliyle, bugunku buyuk kepcelerin
yapilmasinda ilham kaynagi olmus olabilir mi?

*AGACKAKAN (Chrysoculoptes tucidus)*

* *

Gagasi, sert agaclan delip gececek ve icindeki kurtlari rahatlikla cekip
cikaracak bir ozellige sahiptir. Gagasiyla agaci oyarken, meydana gelen
darbelerin beyni tahrip etmemesi icin, gaga ile beyin arasina -arabalardaki
amortisor gibi – sarsintiyi tesirsiz hâle getiren bir tampon doku
yerlestirilmistir. Bugun kullanilmakta olan beton kirma makineleri ise henuz
bu teknige erisemediginden calisanlarda bircok norolojik ve ortopedik
ârizalar ortaya cikarmaktadir.

*KAYA KARTALI (Aquila chrysaetos)*

Usta ve guclu penceleriyle yakaladigi avlarini (fare, sincap, tavsan vs)
kayaliklara goturerek, keskin bir kanca seklindeki gagasiyla parcalama isine
girisir.

*FLAMINGO KUSU (Phoenicoptams ruber)*

Gagasina camurlu sulardan bulacagi kucuk kabuklu hayvanlari ve su yosunu,
kucuk solucan, bocek larvasi, kucuk yumusakca gibi diger yiyecek
kirintilarini ayirabilen bir filtre yerlestirilmistir.

Ozellikle, tuzlu sularda bol bulunan kucuk kabuklulardan “Artemia salina”
adli bir kabuklu turu en cok sevdigi besin kaynagidir.

Beslenirken ust gagalari alta, alt gagalan da uste gelerek tulumba vazifesi
gorurler. Boylece su ve camur, ust gagadaki yariklardan ve dildeki suzgec
gorevini yapan dise benzer uzantilardan suzulur.

*CULLUK (Scolopax nisticola)*

Cullugun temel besini boceklerdir. Bu masum yuzlu cullugun gagasi,
cakillarin arasindaki ve tatli su batakliklarindaki kabuk ve yosunlarin
altindaki kucuk deniz canlilari, solucanlar ve bocekleri cikarabilecek
ozellikte yaratilmistir. Cimbiz seklindeki gagasinin sadece ucunu acarak
usta bir cerrahin pens kullanmasi gibi camurun dibindeki avini kapabilir.

*KASIKCI KUSU (Platalea lencorodia)*

* *

Deniz kiyilarina yakin yerlerde, batakliklarda ve sazliklarda beslenirler.
Kasik seklindeki yan acik gagalarini suya biraz sokarak, ilerler ve yururken
tipik bir sekilde baslarini saga sola cevirirler. Yenilecek bir seyle
karsilastiklarinda gagalarini kapatirlar. Her kusu beslenmesine uygun, avini
yakalayacak bicimde hususi bir gagayla techiz eden Kudreti Sonsuz, bu kusa
da kasik seklinde bir gagayi uygun gormustur.

*MASKELI MUHABBET KUSU (Agapornis personata)*

Maskeli muhabbet kusunun gagasi, tahil urunlerini ve tohumlan kirip,
kolaylikla yiyebilecek yapida kisa ve kuttur. Suru halinde yasarlar ve tarim
alanlarinda yuva kurarlar. Findik, ceviz gibi sert kabuklu meyveleri kirmak
icin hassas bir dinamik yapiya ve fizikî uygunluga sahip olan gaganin bu
hususiyeti sayesinde âciz ve zayif kuslar ac kalmaktan kurtulurlar.

*TOKO TUKANI (Ramphastos to.co)*

* *

Toko Tukani’nin gagasi, mukemmel bir meyve toplayici ve yapi muhendisliginin
sahane bir misalidir. Ayrica iri atmaca ve sansarlara karsi da kuvvetli bir
savunma silahi olarak gorev yapar.

*ERGUVANI BALIKCIL (Ardea purpurca)*

* *

Hemen her yerde gorulebilen bu balikcillarin sesleri cikmaz. Duygularini
gagalarini takirdatarak belirtirler. Gagasinin sivriligi ve uzun olusu,
tarim alanlarinda ve batakliklarda iri bocek, balik, kurbaga, yilan gibi
gidalari rahatca yakalamasini saglar.

Kuş gaglarındaki esrar

Posted On Haziran 25, 2008

Filed under kuşlar

Comments Dropped leave a response

*Kus Gagalarindaki Esrar*

Resim dilinden anlayanlar “ne usta ressammis” derler ve resimdeki ise,
resimdeki incelikleri gorup zevk alamazlar ve sadece madde gozuyle bakarlar.
Tabiattaki essiz tabloya baktigimizda her cesit ve renkte canlilari musâhede
ederiz. Tabiî ki burada hepsini birden incelemek mumkun degil, onun icin goz
kamastirici canlilar icinden sadece kuslarin bir kismi uzerinde duracagiz.
Birbirinden guzel kuslarin resimlerini seyretmek bile insani mest eder.
Kaldi ki yaradilislarindaki harikuladelikler, mukemmellikler insanin basini
dondurur ve “Kudret-i Sonsuz olan Allah ne buyuktur” dedirtir.

*PELIKAN (Pelecanus onocratalus)*

* *

“Gagasi midesinden daha fazla besin alan kus” diye un yapan pelikanin boyun
torbasi hemen hemen 10-12 litre alabilmektedir. Bu da kusun mide
kapasitesinin iki-uc katidir. Pelikan bu keseyi umumiyetle balik yakalamak
icin bir kepce gibi kullanir. Besini torbada suyu bosaltincaya kadar tutar,
sonra da avini yutar. Acaba bu haliyle, bugunku buyuk kepcelerin
yapilmasinda ilham kaynagi olmus olabilir mi?

*AGACKAKAN (Chrysoculoptes tucidus)*

* *

Gagasi, sert agaclan delip gececek ve icindeki kurtlari rahatlikla cekip
cikaracak bir ozellige sahiptir. Gagasiyla agaci oyarken, meydana gelen
darbelerin beyni tahrip etmemesi icin, gaga ile beyin arasina -arabalardaki
amortisor gibi – sarsintiyi tesirsiz hâle getiren bir tampon doku
yerlestirilmistir. Bugun kullanilmakta olan beton kirma makineleri ise henuz
bu teknige erisemediginden calisanlarda bircok norolojik ve ortopedik
ârizalar ortaya cikarmaktadir.

*KAYA KARTALI (Aquila chrysaetos)*

Usta ve guclu penceleriyle yakaladigi avlarini (fare, sincap, tavsan vs)
kayaliklara goturerek, keskin bir kanca seklindeki gagasiyla parcalama isine
girisir.

*FLAMINGO KUSU (Phoenicoptams ruber)*

Gagasina camurlu sulardan bulacagi kucuk kabuklu hayvanlari ve su yosunu,
kucuk solucan, bocek larvasi, kucuk yumusakca gibi diger yiyecek
kirintilarini ayirabilen bir filtre yerlestirilmistir.

Ozellikle, tuzlu sularda bol bulunan kucuk kabuklulardan “Artemia salina”
adli bir kabuklu turu en cok sevdigi besin kaynagidir.

Beslenirken ust gagalari alta, alt gagalan da uste gelerek tulumba vazifesi
gorurler. Boylece su ve camur, ust gagadaki yariklardan ve dildeki suzgec
gorevini yapan dise benzer uzantilardan suzulur.

*CULLUK (Scolopax nisticola)*

Cullugun temel besini boceklerdir. Bu masum yuzlu cullugun gagasi,
cakillarin arasindaki ve tatli su batakliklarindaki kabuk ve yosunlarin
altindaki kucuk deniz canlilari, solucanlar ve bocekleri cikarabilecek
ozellikte yaratilmistir. Cimbiz seklindeki gagasinin sadece ucunu acarak
usta bir cerrahin pens kullanmasi gibi camurun dibindeki avini kapabilir.

*KASIKCI KUSU (Platalea lencorodia)*

* *

Deniz kiyilarina yakin yerlerde, batakliklarda ve sazliklarda beslenirler.
Kasik seklindeki yan acik gagalarini suya biraz sokarak, ilerler ve yururken
tipik bir sekilde baslarini saga sola cevirirler. Yenilecek bir seyle
karsilastiklarinda gagalarini kapatirlar. Her kusu beslenmesine uygun, avini
yakalayacak bicimde hususi bir gagayla techiz eden Kudreti Sonsuz, bu kusa
da kasik seklinde bir gagayi uygun gormustur.

*MASKELI MUHABBET KUSU (Agapornis personata)*

Maskeli muhabbet kusunun gagasi, tahil urunlerini ve tohumlan kirip,
kolaylikla yiyebilecek yapida kisa ve kuttur. Suru halinde yasarlar ve tarim
alanlarinda yuva kurarlar. Findik, ceviz gibi sert kabuklu meyveleri kirmak
icin hassas bir dinamik yapiya ve fizikî uygunluga sahip olan gaganin bu
hususiyeti sayesinde âciz ve zayif kuslar ac kalmaktan kurtulurlar.

*TOKO TUKANI (Ramphastos to.co)*

* *

Toko Tukani’nin gagasi, mukemmel bir meyve toplayici ve yapi muhendisliginin
sahane bir misalidir. Ayrica iri atmaca ve sansarlara karsi da kuvvetli bir
savunma silahi olarak gorev yapar.

*ERGUVANI BALIKCIL (Ardea purpurca)*

* *

Hemen her yerde gorulebilen bu balikcillarin sesleri cikmaz. Duygularini
gagalarini takirdatarak belirtirler. Gagasinin sivriligi ve uzun olusu,
tarim alanlarinda ve batakliklarda iri bocek, balik, kurbaga, yilan gibi
gidalari rahatca yakalamasini saglar.

KRATON ÇİÇEGİ

Posted On Haziran 25, 2008

Filed under kraton

Comments Dropped leave a response

Balkon Sebzeleri için Damla Sulama Yöntemi

NOT;Tatile gidenler için önerilir
 
Hem bir süre evde olmadığımız durumlar için, hem de bitkileri az su ile hayatta kalmaya alıştırmaya çalıştığımızdan, damla sulama yöntemini balkonda uygulamaya çalışdık. Birkaç farklı yöntem denedik. Gece gündüz sıcaklık farkları, hortumların sıcakta genleşmesi, suyun sıcakta buharlaşıp şişelerdeki basıncı arttırarak çok akması gibi başarısızlıkla sonuçlanan denemelerimizden sonra en kontrollu olduğunu gözlemlediğimiz yöntemi bulduk.
5 ve 8 litrelik pet şişelere; her üç bitkiye bir şişe gelecek şekilde; en dipten küçük delikler açtık. (Salatalıklar daha çok su istediği için üç salatalığa sekiz litrelik, her üç domatese ise 5 litrelik pet şişeler hazırladık.) Bu deliklere serum hortumları geçirdik, hortumların etraflarını silikon tabancasıyla silikon sıkarak yalıttık. Şişelerin kapaklarına birer küçük delik açtık, bu önemli bir detay, kapakta delik olmazsa şişeler bir süreden sonra iç basınç azalmasından deforme oluyorlar, su da akmıyor.


Serum hortumlarının en ucuna serum muslukları taktık. Damlama sıklıklarını ayarladık. Her bitkinin; hem saksısının boyuna hem de bitkinin boyuna bağlı olarak ihtiyaç duyduğu su miktarı farklı, bu sebeple en önemli aşama muslukların damlama sıklığını doğru ayarlayabilmek.


Beş litre su üç orta boy dometes bitkisi için (baştan saksı tabaklarını suyla doldurduktan sonra) sıcaklığa da bağlı olarak 7-8 gün süresiyle yeterli sulama sağlayabiliyor. Ancak üzerinde çiçek olan ve sebze vermeye başlamış bitkilerde damla sıklığı daha fazla olmalı; buna bağlı olarak da suyun kullanım süresi daha kısa olacaktır. Üzerinde çok çiçek ve sebze olan domatesler için beş litre suyu 5 günde verecek şekilde musluk ayarı yapmak daha uygun olabilir. 5 litreyi beş günde verme durumunda, sıcak ve kurak zamanda çiçekli ve sebzeli bitki başına günlük su kullanım miktarı 0,35 lt gibi bir miktar oluyor, bunun belirli bir kısmı da buharlaşmaya gidiyor.

Türk Kaşif Nobele Aday

Posted On Haziran 23, 2008

Filed under BİLİM, doğa

Comments Dropped leave a response

Çarşamba, 18 Haziran 2008

turk-kasif.jpgDünyada zeytin üretilen tüm ülkelerin 3 bin yıldır sorunu olan karasu problemini Türk iş adamı faydalı bir ürün haline getirdi. Canlılara büyük zararı olan karasuyunu 2 bin alanda kullanılan faydalı bir ürüne çeviren Faruk Durukan, Nobel ödülüne aday gösterildi.

Dünyadaki bilim adamları tarafından incelenerek net bir çözüm üretilemeyen zeytin karasuyu problemini, Balıkesir’in Edremit ilçesinde faaliyet gösteren Kale Naturel Ltd. Şti.’nin ortağı Faruk Durukan çözmeyi başardı. Karasu sorununu çözmekle birlikte çalışmalarını geliştiren Durukan, zeytin karasuyunun özütünü elde ederek yaklaşık 2 bin farklı alanda kullanabilen bir ürün ortaya çıkarttı. Türkiye‘nin tek bitki özleri elde eden kuruluşunun önderi Durukan, Nobel ödülüne aday gösterildi.

 

Çalışmalara destek veren Balıkesir İl Tarım Müdürü Ruknettin Ceyhun, BAÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gülendam Tümen ve BAÜ Edremit Meslek Yüksek Okulu Müdürü Yrd. Doç. Dr. Sakin Vural Varlı açıklamalarda bulundu.

Zeytin karasuyu sorununu ve Faruk Durukan’ın ilginç buluşunu anlatan İl Tarım Müdürü Ruknettin Ceyhun, "Bölgemiz zeytincilik açısından büyük bir potansiyele sahip olup, Balıkesir ilinde yaklaşık 80 bin hektar alanda 11 milyon zeytin ağacı bulunur ve bu zeytin ağacından yılda, yılına göre 200 ile 220 bin tonluk yağlık, 20 bin ton da sofralık zeytin elde edilmektedir. Zeytin işlemesi sırasında, yağlık zeytin üretilirken şu anda trifaz olan bir sistemle zeytinden zeytin yağı elde edilirken, ürünün yüzde 50’si prina olarak ayrılır. Verime göre yüzde 20’si zeytinyağı ve geri kalan kısım ise karasuyu adı altında bir su çıkmaktadır. Bu su gerek bitkisel üretimde, gerekse su ürünlerinde sıkıntı doğurmaktadır. Yani zeytin karasuyu tarlalara verildiğinde bitkilere olumsuz etki yapar ve suya verildiğinde de 1380 sayılı su ürünleri kanununa göre sudaki canlıları olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle Türkiye’de el atılması gereken en önemli konulardan biri de zeytin karasuyu ile ilgili çalışmalardır. Bu karasu ile ilgili değerli arkadaşımız Faruk Durukan’ın çalışmaları, katkıları var. Biz de kendisine üniversite, özel sektör ve bir de tarım teşkilatı olarak katkı sağlıyoruz. Bu katkılarda bizim elemanlarımız da birlikte çalışıyor. Bu durumda başarılı olmak yolunda son aşamaya gelindi. Dünyaya ve Türkiye’ye büyük bir hizmet sağlanmış olacaktır. Zeytin karasuyu sadece Türkiye’nin sorunu değil, dünyadaki tüm zeytin fabrikalarının meselesidir" diye konuştu.

"BU BÜYÜK BİR DEVRİMDİR" Faruk Durukan’ın hayallerin gerçek olduğunu söyleyerek, yeni buluşu Türkiye ve dünyada büyük bir devrim olarak nitelendiren BAÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gülendam Tümen ise, "Kişiler hayallerinin peşinden koştuğu sürece başarılı olur. Genç, sanayici, girişimci Faruk bey de hayallerinin peşinden koşuyor. Ama bu hayaller adım adım gerçek olmaya başladı. Bu hayaller ülke ekonomisine çok büyük katkısı olan getirilere döndü. Bunlardan bir tanesi de, karasu sorunudur. Binlerce yıldır yalnız Türkiye’de değil tüm zeytin üretimi olan Akdeniz ülkelerinde insanların başına bela olmuş bir ekstreydi. Karasu dediğimiz madde aslında kara değil, sadece zeytin meyvelerinden zeytinyağı elde edilirken, ılık suyla yağın sürüklenmesi ve baskı sırasında kullanılan suyun havada okside olarak kararmasıyla oluşan zararlı bir üründür. Bu suyun aktığı bölgelerde oksijen azalırken canlılar da azalıyor. Toprakta ise uzun süre verim kaydı, işleme kaybı görülüyor. Ve İspanya ve İtalya gibi ülkeler bu sorunla ilgili binlerce, on binlerce çalışma yapmışlar, fakat hala bir çare bulunamamıştı. BAÜ ile 4-5 yıldır yakın temasta olan ve çalışmalarını üniversitemizde yaparak uzun sohbetler yaptığımız Faruk Durukan ile sürekli yakın temasta olan 8 – 10 tane araştırmacı arkadaşımız var. Faruk beye karasu sorununu anlattık ve kendisi, bizim yıllardır çare arayıp, araştırmalar yaptığımız teorikte kalan birikimimizi, yani karasu sorununu pratiğe çevirdi. Bu büyük bir devrim olarak tarihe geçmiştir. Karasuyun bu şekilde ekstre edilip toz haline getirilmesi önemsenecek nitelikte çok büyük bir devrimdir. Yaklaşık 5 üniversite ile birlikte çalışmalarını sürdüren Faruk beyi Balıkesir Üniversitesi olarak biz de destekliyoruz" dedi.

BAÜ Edremit Meslek Yüksek Okulu Müdürü Yrd. Doç. Dr. Sakin Vural Varlı ise, karasu sorunu ile ilgili olarak Edremit’te BAÜ ile ortaklaşa olarak uzun süredir çalışmalar yapıldığını söyleyerek, "Bu sorun ile ilgili pratik manada çalışma yapan değerli girişimci ve işadamı Faruk Durukan var. Faruk bey, karasuyun ekstrakt (öz) olarak çıkartılma işlemini ilk olarak okulumuzda denemişti. Karasuyun bir çok özelliği var. Buna karasu değil, zeytin özsuyu demek gerekiyor. Doğaya negatif etkisi vardır ve gıda zincirini kırıyor. Zeytin özütünü toz halinde Faruk bey gerçekleştirmeyi başardı. Bu devrim, yöre ve ülkemiz açısından çok önemlidir. Edremit Meslek Yüksek Okulu olarak biz de kendisini destekliyoruz" diye konuştu.

Kale Natürel Ldt. Şti.’nin ortağı Faruk Durukan, "Dünyada 3 bin yıldır problem olan karasuyunu ortadan kaldırma çalışmaları yıllardır yapılıyor. Ama bir türlü başarılı olunamadı. Biz karasuyu faydalı hale getirerek zeytin özüne dönüştürdük. Zeytin karasuyunu problem halinden çıkartıp ve zeytin özü elde ederek krem, kozmetik, ilaç gibi vs. 2 bin alanda kullanılır bir ürüne dönüştürdük. Bu çalışmalarımızı yaparken bunun 3 boyutu vardı. Biri Tarım Kontrol Genel Müdürlüğü, bir tanesi üniversiteler ve BAÜ’nün büyük katkıları oldu. Bir tanesi de, işin sanayi boyutu olan biz ilgilendik. Yani 3 ayaktan olusin karasuyu sadece Türkiye’nin sşan bir çalışma oldu. Bu proje ile Nobel ödülüne adayız. İnşallah Nobel’i de ülkemize getireceğiz. Türk Ar-Ge’sini ön plana çıkarmaya çalışıyoruz. Bizim amacımız bu. Yine biliyorsunuz ki, Isparta bölgemizde gül yağı elde ediliyor ve yılda 180 bin ton civarında gülden elde edilen atık ortaya çıkıyor. Bu da aslında zeytin karasuyuna benzer bir sorundur. Onu da biz sessiz sedasız çözdük ve onun adını da, bize büyük destekler veren BAÜ Fen Edebiyat Fakültesi Bölüm Başkanı Prof Dr. Gülendam Tümer’den esinlenerek Gülendam koyduk. Artık bu elde ettiğimiz gül özünün adı Gülendam olarak bilinecektir. Bizim amacımız aslında ülkemizdeki atıkları değerlendirmektir. Bunu yaparken de çevreye zararlı olanları faydalı hale getirmekte bizim başarımızı artırmaktadır " ifadelerini kullandı.

iha

ORKİDELER (Orchidaceae)

 

ORKİDELER (Orchidaceae)

Orkideler narin, cazip güzellikte, egzotik görünüşlü çiçekleri ile bütün dünyada en kıymetli çiçeklerin başında yer alır. Bu çiçeklerin uzun ömürlü ve dayanıklı olması kesme çiçek olarak değerini daha da artırır.
Orkide sanılanın aksine sadece tropik bölgelerde yetişmez. Güney kutbu hariç bütün iklimlere yayılmış 20.000 den fazla orkide çeşidi mevcuttur. Mesela Anadolu ve Kıbrıs’da yetişen bir çok orkide cinsi vardır. Bunların bir bölümü "Sahlepgiller" olarak tanınır. Ülkemize has sahlep tozu bu bitkilerin yumrularından elde edilir.

Yazımızın konusu olan orkideler ise tropik veya yarı tropik iklimlerde yetişen ve süs bitkisi olarak kullanılan cinslerdir.
Bu orkidelerin çoğu tabii olarak ağaç üstlerinde yaşayan fakat parazit olmayan bitkilerdendir. ( Epiphytes)
Bu cinsler çiçekçilikte ilerlemiş ülkelerde, uygun sera şartları sağlanarak yıllardır yetiştirilmektedir. Hatta bir çok amatör meraklı kendi imkanları ile sera şartları hazırlayarak zengin canlı koleksiyonlar meydana getirmiş, bu işi hobi olmaktan çıkararak amaç edinmişlerdir. Biz sade vatandaşların ise ev bitkisi olarak orkide yetiştirebilmesi yakın zamanlara kadar akla bile gelmezdi. Fakat son zamanlarda yine batıdan başlayan bir akımla ev şartlarında en kolay yetişen orkideler keşfedildi veya melezleri üretildi. Adım başı rastlayabileceğimiz büyük marketlerde, seralarda satışa sunuldu. Bu işin heveslileri günden güne çoğaldı. Artık salonumuzda başdöndürücü güzellikleri ile bu zarif çiçeklerin boy göstermesi hiç de hayal değil..
Orkideler diğer bitkilerden daha fazla ilgi bekler. Ancak onları ev şartlarında hayatta tutmak pek zor değildir. Önemli olan en uygun ortamı sağlayarak bol çiçek açmalarını sağlamaktır.

Orkide yetiştirmenin kuralları genel özellikler taşıdığı için aşağıda ana başlıklar halinde belirtildi.
Cinsine göre değişen özellikler ise her bitkiyi tanıtan bölümde ayrıca anlatılıdı.

GENEL KURALLAR

                                                                                                               Orkide yetiştirmeye yeni başlanıyorsa mutlaka üzeri bol tomurcuklu ve birkaç çiçeği açmış olgun bir bitki satın alınmalıdır. Bitkiyi almadan önce evde en uygun ortam ve şartlar ayarlanmalı, mevsim kış ise eve getirene kadar soğuktan muhafaza edilmelidir. (Çiçeğin naylon muhafazasının üzerine gazete kâğıdı sarılabilir.)

ISI: Güzel ve uzun ömürlü çiçekler için orkidelerin gece ve gündüz arasında 6-8 derece bir ısı farkına ihtiyaçları vardır. Cinsine göre biraz değişmekle beraber, gündüz:20-25, gece:16-17 derece idealdir.

IŞIK: Direkt güneş almayan bol ışıklı, aydınlık bir yer lazımdır. Sabah veya akşam güneşi alan bir pencerenin yakını idealdir. Penceredeki bir tül perde ışığı yeteri kadar filtre edecektir. Kış aylarında yapay ışık kullanılabilir. Floresan lambalar bu durumda yeterlidir.Yalnız, ışığı direkt bitkiye değil de, başka bir yerden bitkinin üzerine yansıyabilecek şekilde yerleştirmek gerekir. Bitkinin günde 12-14 saat ışık alması çiçek yapımını hızlandırır.

  • Yapraklar ışık açısından iyi bir göstergedir. Koyu yeşil, yumuşak yapraklar bitkinin az ışık aldığını, cinsine göre sarımsı-yeşil veya kızarmış yapraklar ışığın fazla geldiğini gösterir. Yeterli ışık alan orkidenin yaprakları açık , canlı bir yeşil olur.
  • Orkideler yandan değil, tepeden gelen ışıktan daha çok hoşlanırlar.

  • SULAMA: Musluk suyu kireç ve klor taşıdığı için sprey veya sulama suyu olarak kesinlikle uygun değildir. Yağmur suyu veya memba suyu kullanılmalı, su oda sıcaklığında olmalıdır. Saf su gerekli mineralleri taşımadığı için kullanılmaz. Çoğu cinslerde iki sulama arasında üst toprağın hafif kuruması beklenir.Toprağın tamamen kurumasına izin verilmemelidir. Toprak ıslak değil, nemli olmalıdır. Yaprak ve çiçekler ıslatılmadan sulanır. Saksı tabağında su biriktirilmez. Orkideler genelde ağaç üstlerinde veya geçirgen ormanaltı çürüntülerinde yetiştikleri için çok iyi drenaj gerektirirler.
    • Sulama ve püskürtme daima sabahları yapılmalıdır . Akşam sulamalarında bitki kurumaya fırsat bulamaz ve hastalanır.

NEM: Yüksek nem oranı şarttır. Bir püskürtücü ile yapraklarına her sabah ılık su püskürtülmeli,çiçekler ıslanmamalıdır. Daha iyi bir metod çakıllı tepsi kullanmaktır. Bu aynı zamanda drenaj problemini azaltır ve bitkiyi sıcak tutar. İki metod aynı anda kullanılabilir.

BESİN: Orkideler için hazırlanmış bir sıvı gübre ile yaz aylarında 2, kışın 4 haftada bir beslenir. Aşırı gübreleme faydadan ziyade zarar verir. Önerilere dikkatle uymalıdır.

SAKSI DEĞİŞTİRME: Bitki sağlıklı görünüyorsa mümkün olduğu kadar saksı değiştirilmemelidir. Saksıdan çıkan birkaç kök önemli değildir. Değiştirme yapılacaksa çiçeksiz bir döneme denk getirilir. (Normal toprak kullanılmaz. Bulunabilirse orkide için hazırlanmış özel torf kullanılmalıdır.( ağaç kabuğu, yaprak çürüntüsü, yosun ve bitkisel kömürden hazırlanmış karışımlardır).
Uygun torf bulunamazsa bahçe ürünleri satan her yerde bulunabilen hindistan cevizi lifleri kullanılabilir. Yeni saksı eskisinden sadece bir numara büyük olmalıdır.
HAVALANDIRMA:
Orkideler aşırı sıcak, kuru ve havasız ortamları hiç sevmez. Kış aylarında bile havadar mekan ister. Ancak hava cereyanından korumak şarttır. Pencere önleri bu yüzden pek ideal değildir. Bulunduğu ortam bitkiye direk rüzgar gelmeyecek şekilde her gün havalandırılır. Cam açılamadığı zaman vantilatör çalıştırılması da gerekli sirkülasyonu sağlayacaktır. Bitkiler ilkbahar sonlarında korkmadan dışarı çıkarılabilir. Orkideler bundan hoşlanır ve sağlıklı gelişir. Balkon veya bahçenin rüzgardan korunaklı, gölge bir yerinde havalar soğuyana kadar tutulabilir.Güneş yaprakları yakabileceğinden gölge şarttır. Gölge yoksa koyu renk bir tül veya şemsiye ile de korunabilir.

Orkideler çiçeksiz iken de dikkatle sulanıp bakılmalıdır. Orkidelerin çiçekleri geçtikten hemen sonra sapları 2-3 boğum üzerinden kesilir.

Orkidelerin çiçeklenme zamanı cinsine göre değişir. Aşağıda belirtilen zamanlar şartlara göre değişebilir.

Yapraklarda kahverengi nokta veya lekeler

Lekeler sert ise direkt gün ışığından olabilir. Lekelere dokunulmaz. Bitki biraz gölgeye çekilir. Lekeler yumuşaksa mantar demektir. Hasta dallar derhal kesilip alınır.

Büyüme bozukluğu

Dallar yan veya aşağı sarkarak büyüyorsa ışık veya sulama yetersiz olabilir.

Küflenme
Yapraklarda küflenme görünüyorsa serin ortamda aşırı nemlendirme yapılıyor olabilir. Akşamları sulama ve püskürtmeden kaçınılmalıdır.

Çiçek açmayan bitki

Bakımı doğru yapılıyor ve bitki sağlıklı ise daha fazla ışık gerektiğini gösterir. (Yapay ışık)
Gece-gündüz yeterli arasında ısı farkı yoksa çiçeklenme olmayabilir. Zira bitkinin tomurcuk yapabilmesi için gün ışığında ürettiği besini gece dinlenme sırasında depolaması gerekir. Gece yüksek ısı varsa bu besin harcanır. Dolayısı ile tomurcuk yapamaz.

Tomurcuk dökülmesi

Büyük ihtimalle sulama yetersiz veya ortam fazla kuru olabilir. Yeni alınmış bitkilerde çok görülür.

Hijyen

Bitkinin sararmış yaprak ve çiçek sapları mutlaka steril bir makasla kesilmelidir.

Böcek türü zararlılar orkidelerde pek görülmez. Seyrek olarak kabuklu bit olursa alkollü bir pamukla temizlenir.

Ahmet Bedevi (Manisa Tarzanı)

Posted On Haziran 23, 2008

Filed under doğa, HİKAYE, Manisa tarzanı

Comments Dropped leave a response

 

Sunay Akın’ın "Manisa Tarzanı" adıyla filmi çekilen "Onlar Hep Oradaydı" adlı eserinde Ahmet Bedevi’nin öyküsü:

"İşgal orduları geri çekilirken pek çok şey gibi Manisa’yı da yakar, yıkarlar. Kenti özgürlüğüne kavuşturan Türk ordusunda bulunan Kerkük Türklerinden "Ahmet Bedevi" adlı asker öylesine tutkundur ki doğaya; savaş bitiminde Manisa’da kalır. Ağaç dikmeyi, yeşili korumayı uğraş edinir kendisine. Manisa onun diktiği ağaçlar sayesinde yağmura ve gölgeliğe kavuşur.

Halk, üstünde yalnızca siyah bir şort olan bu uzun sakallı adamı çok sever ve "Hacı" diye seslenirler kendisine. Spil Dağı’nda bulunan kulübesinin yanındaki topu her gün saat 12:00’de ateşlemeye başlamasıyla Hacı’nın adı "Topçu Hacı" olur. Günlerden bir gün başrolünü Johny Weismüller’in oynadığı ünlü Tarzan filmi gelir Manisa’ya. O günden sonra da Ahmet Bedevi "Manisa Tarzanı" diye anılmaya başlar.

Manisa Tarzanı’nın İstiklal Madalyasına sahip olduğunu pek çok insan bilmez.

Siyah bir şortun dışında üstüne pek bir şey giymediğinden, madalyasını takacağı ne bir ceketi ne de bir gömleği vardır zaten.

8 Eylül 1956 tarihinde Niğde’de bulunan Akdağ’ın Demirkazık Zirvesine tırmanış yapan Manisa Dağcılık Kulübü öğrencilerinden Engin Kongar bir kayalıktan düşerek can verir. Kongar, bir tırmanış sırasında ölen ilk dağcımızdır. Kazadan üç yıl sonra, Kongar’ın anısına yapılan anıtın açılışına katılan kalabalık genç dağcının annesi ve Ahmet Bedevi de vardır. Bedevi o gün, genç dağcı gibi uçuruma yuvarlanan sevgilisini anımsamıştır elbette. (Çok sevdiği karısıyla bir dağ yolunda yürürken, ayağı kayan kadın uçuruma yuvarlanır… Ahmet Bedevi, sevgilisinin yanından kayıp gitmesine engel olamaz, son bir hamle yapsa da tutamaz onu…) Bu duygular içerisinde Manisa Apaçisi, gözü yaşlı anneye şunları söyler: Anneciğim hiç merak etme, ben anıtın çiçeklerine bakar, onları hiç soldurmam."

MİT ajanı olduğu şüphesiyle yıllarca takip edilen Ahmet Bedevi gözlerini dünyaya 1963 yılının 31 Mayıs gecesi yumar. Ve ondan geriye binlerce ağaç ve hepsinde de gözünü objektiften kaçırdığı fotoğraflar kalır… Bir de açılışına katıldığı anıt!

Keşke hepimiz Ahmet Bedevi gibi arkamızda böyle kalıcı güzellikler bıraksak!

Sunay Akın

 

 

AHMET Bedevi’nin nüfus kayıtlarındaki ismi Ahmeddin Carlak. 1888’de Bağdat’da doğup Türk ordusunda askerlik yapan Carlak, daha sonra milli mücadeleye katıldı, kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırıldı. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Manisa’ya gelip yerleşen Bedevi, sessiz garip bir insandı. Belediyede süpürgeci olarak göreve başladı, bahçıvan yardımcısı, itfaiye eri olarak çalıştı. Manisa’yı yeşillerdirmek için tüm gayretiyle çalışan Bedevi, dayanılmaz sıcaklarda önce atlet ve kısa pantolon, sonraları yaz kış demeden siyah şortla dolaşmaya başladı. Manisa Tarzanı denilen çevre lideri, Spil’de kulübede yaşamaya başladı, 31 Mayıs 1963’te yaşamını yitirdi.

"Manisa Tarzanı" adıyla yaygın bir üne kavuşan Ahmeddin Carlak 1899 yılında Bağdat’a yaklaşık 100 km. uzaklıktaki Samara/Samarra kentinde (ırak) doğdu.

Birinci Dünya Savaşına, ardından da Türk Ulusal Bağımsızlık Savaşı’na bir nefer olarak katıldı. Bu savaşta gösterdiği yararlılıktan dolayı Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırıldı.

Cumhuriyet Dönemi başlarında Manisa’ya geldi; kimsesiz ve yoksuldu. Manisa Belediyesine girdi; ne iş verildiyse yaptı. 1 Haziran 1933 tarihinde 30 lira aylıkla Bahçıvan Yardımcısı oldu. Hep bu görevde kaldı.

Manisa’yı yeniden yeşillendirmek için var gücüyle çalıştı. Ağaç dikip yetiştirmeyi kutsal bir görev olarak algıladı. Dürüstlüğü, çalışkan olmayı her şeyin üstünde tuttu. Yaz kış sadece siyah bir şortla ve ayağında lastik bir pabuçla kentin sokaklarında, görkemli Sipil dağında dolaştı. Saç ve sakalını da uzatarak kişiliğine yaraşır bir görünümle Manisalıların biricik sevgilisi oldu. Her öğle vaktinde Topkale’deki topu ateşleyerek, günün o saatini duyurmayı bir görev saydı. Bundan dolayı kendisine "Topçu Hacı" diyenler bile oldu.

Bir spor adamıydı; yaşamıyla gençlere örnek olmuştu. Manisa Dağcılık Kulübü üyesi genç arkadaşlarıyla Ağrı, Cilo, Demirkazık, dağlarına tırmandı. Gittiği her yerde büyük ilgi gördü. Manisa Dışında başka bir yerde yaşamayı hiç düşünmedi. Sinema tutkunuydu. Yeniliklere açıktı; okumayı severdi, elinden gazete dergi düşmezdi.

Sipil dağında, Topkale’deki kulübesinde yalnız yaşadı; ne yatağı, ne yorganı vardı. Üzerine gazete serdiği tahta divanda yatıp kalktı. Yaz kış soğuk suyla yıkanırdı. Saç ve sakalını özenle tarar, kendi eliyle çiçeklerden yaptığı güzel kokular sürer, ulusal bayramlara göğsüne bağladığı palmiye yaprağı üzerine İstiklal Madalyasını takarak katılırdı. Bundan büyük bir gurur ve sevinç duyardı.

Dede Niyazi’nin lokantasının bir köşesinde yemeğini yer, bunun karşılığında lokantaya tenekeyle su taşırdı. Hiç kimseye borçlu kalmak istemezdi. Kendisine güvenen bir insandı. "Bulaşıcı bir duygu" olan kaygıya hiçbir zaman katılmadı. Güçlü bir insanda aranan özellikleri taşıyordu. Efsanevi yaşamıyla hep ilgi odağı oldu. Özgür bir yurttaş olarak yaşamayı temel ilke saydı. Yaşama etkin bir biçimde katıldı. Mal, mülk, servet ve makam sahibi olmak aklının ucundan bile geçmedi. Kent sevgisiyle, kent adına çalıştı. Adı Manisa ile özdeşleşti.

Manisa Tarzanı 31 Mayıs 1963 tarihinde gözlerini yaşama yumdu. Görkemli bir cenaze töreniyle çok sevdiği Manisa’da toprağa verildi.

Manisa Tarzanı doğa ve ağaç sevgisinin simgesi, çevreciliğin önderi iz bıraktı. Bir çok gazeteci yazar ondan söz etti. Anısına kitaplar, makaleler, şiirler yazıldı; Manisa’ya anıtları dikildi; filmi çevrildi. Manisa O’nu unutmadı, unutmayacak.

Kuraklığa Karşı "Kontrollü Yağış" Önerisi

Posted On Haziran 21, 2008

Filed under dogal depo çözümü, doğa, su, sulama

Comments Dropped leave a response

Haber:

CNN Türk

 

Orta Asya ülkelerinde de beş yıl içinde ciddi bir su problemi bekleniyor. Bölgede buzullar hızla eriyor. Özbekistan Milli UNESCO Komitesi‘nde yer alan Özbek bilimadamı Prof. Bekcan Taşmuhammedov, Aral gölü havzasını sulayan Ceyhun ve Seyhun ırmaklarını besleyen Tanrıdağı ve Pamir buzullarının hızla eridiğini, son 50 yılda bu buzulların yüzde 20 ile 40 azaldığını söyledi.
Taşmuhammedov, son dönemde ise bu buzulların yılda yüzde 1 oranında küçüldüğünü kaydetti. Orta Asya ülkelerinin önemli su kaynağı Ceyhun ve Seyhun ırmaklarının suyunun azalacağını ifade eden Taşmuhammedov, bunun da su krizine ve kuraklığa yol açacağını belirtti.
"Kontrollü yağış uygulamasına geçilmeli"
Günümüzde zaten bölge ülkelerinde su sorunu bulunduğunu anlatan Taşmuhammedov, yakın gelecekte kuraklığın baş göstereceğini, tarım alanlarının tuzluluk oranının artacağını ifade etti. Taşmuhammedov, yaklaşan bu ciddi problemi çözebilmek için kontrollü yağış uygulamasına geçilmesi gerektiğini belirterek, bölge ülkelerinde Yağış Yönetme Kurumu kurulmasını istedi.

Ceyhun ve Seyhun ırmaklarının suyunun azalmasıyla bunların beslediği Aral gölünün su miktarı son 50 yılda 1183 kilometreküpten 115 kilometre küpe düştü, gölün suları 100-150 kilometre çekildi, su seviyesi ise 53.4 metreden 30.72 metreye indi.

İlaç Kullanırken Nelere Dikkat Edilir?

Posted On Haziran 11, 2008

Filed under gübreler

Comments Dropped leave a response

 

TARIM İLAÇLARINDA DOZ

Hedef organizmaya etkili olan birim alan veya birim hacimdeki ilaç miktarına doz denir. Yani ilaçlama aletine konulacak ve belirli büyüklükteki bir alana uygulanacak ilaç miktarıdır. İlaç kutuların üzerinde yazan doza uymak gerekmektedir. Tavsiye edilen dozu tavsiye edilen alana eşit bir şekilde yaymamız son derece önemlidir.

Örneğin ilaç kutularının üzerinde aşağıdaki gibi dozlar vardır.

Tarla bitkilerinde          :  200 g/da veya 50 ml/da

Meyve ağaçlarında       : 100 litre suya 200g veya 100 litre suya 50 ml

          

KALİBRASYON

İlaçlarının birim alana homojen olarak dağıtılmasını sağlamak amacıyla, birim alana sarf edilmesi gereken su miktarını saptamak için ilaçlama öncesi yapılan işlemdir. Bu işlem ilaçlamadan önce belirli alana sadece su  püskürtülerek veya çok memeli pulverizatörlerde formül yardımıyla hesaplanır. Gereğinden az veya çok su katarak yapılan ilaçlamalardan ya istenen sonuç elde edilemez yada olumsuz etki görülebilir.

Atomizör ile yapılan ilaçlamalarda pulverizatöre göre genel olarak dörtte bir daha az su sarf edilir. İlaçların üzerinde verilen dozlar genelde pulverizatörlere göre verilmiştir. Atomizör kullanılacak ise aynı hacimdeki suya pulverizatöre göre 4 kat daha fazla ilaç konulmalıdır.

Atomizör veya Pulverizatör ile yapılacak ilaçlamalarda önceden ilaçlanacak alanın belirli bir kısmına (örneğin 25 metrekare  veya 10 ağaç gibi) sadece su atılarak birim alan başına sarf edilen su miktarı bulunur. Daha sonra Dekara sarf edilecek su miktarı bulunarak, dekar başına verilen doz bu miktarda suya katılarak atılır.

Genelde traktörle çekilen ve çok memeli pulverizatörlerde ise şu formül kullanılır;

                        İ= 60 x   A x T / G x H

Burada;   İ= sarf edilecek su miktarı (liter(dekar)

                 A= Aletin püskürtme meme sayısı

                 T= Meme verimi (litre/dakika)

                 G= İlaçlama şeridi genişliği (metre)

                 H= İlaçlama hızı (km/saat)

Örneğin: meme verimi 2.25 litre/dakika (aletin özelliğine göre) , meme sayısı 13 ve aletin iş genişliği 5.85 metre ve ilaçlama hızı 6 km/saat ise dekara sarf edilecek su miktarı:    

            İ= 60 x 13 x 2.25 / 5.85 x 6  = 50 litre/ dekar demektir.

 

 TARIM İLAÇLARINDA LETAL (ÖLDÜRÜCÜ) DOZ

Letal doz öldürücü doz anlamına gelir ve tarım ilaçlarının zehirliliğini belirler. Zehirlilik açısından önem taşır.  İlaçlar üzerinde örneğin LD50=  20 mg/kg gibi bir değer olarak verilir. Tarım ilaçlarının  insanlara zehirlilik ölçüsü fare, tavşan, köpek gibi hayvanlar üzerinde denenerek belirlenir.

Tarım ilaçlarının üzerinde yazan letal doz (LD50)  değerleri onların zehirliliği hakkında fikir verir. LD50 değeri küçük olan tarım ilacı daha zehirli bir ilaçtır. Buna göre LD50 değeri küçük olan ilacı kullanırken daha dikkatli olmamız gerekmektedir. 

 

TARIM İLAÇLARININ KARIŞTIRILMASI

Tarım ilaçlarının birbirleriyle karıştırılarak kullanılması uygulamada ekonomi sağlaması açısından önemlidir.

Örneğin,

Bir insektisit (böcek öldürücü) ile bir fungisitin (mantar öldürücü) karıştırılarak kullanılması ile zararlı böcek ve mantar (fungus) için gerekli ilaçlama bir arada yapılarak zaman, alet amortismanı ve özellikle işçilik giderlerinden önemli tasarruf sağlanmış olur.

Tarım ilaçlarının birbiri ile karıştırılarak kullanılması durumunda sağlayacağı ekonominin yanında;

ü      Fitotoksisiteyi attırması,

ü      Alette atım güçlüğü yaratabilmesi,

ü      Kalibrasyonun zorlaşması gibi dezavantajlarda ortaya çıkabilir

ü      Hangi ilaçların birbirleriyle karıştırılabileceği ilaçların prospektüsünde

Zeytinyağı

Posted On Haziran 11, 2008

Filed under zeytinyağlılar

Comments Dropped leave a response


faydalı bilgilere:

Zeytinyağı : Sadece zeytin ağacı (Olea europaea sativa Hoffm. et Link) meyvelerinden elde edilen yağlardır. Solvent kullanılarak ekstrakte edilen veya reesterifıkasyon işlemi görmüş (naturel trigliserid yapısı değiştirilmiş) yağlar ve diğer cins yağlarla karışımı bu tanımın dışındadır.

Çeşnili Zeytinyağı : Naturel yemeklik zeytinyağlarına değişik baharatlar,meyve ve sebzeler veya bunların doğal aroma maddeleri katılarak çeşnilendirilmesi ile elde edilen, tat ve koku dışındaki diğer özellikleri naturel zeytinyağı için verilen özellikleri taşıyan yağlardır.

Prina Yağı : Prinanın (zeytin küspesi) solventlerle ekstraksiyonu sonucu elde edilen, reesterifikasyon işleminden geçmemiş, diğer yağlar ve karışımları ile karıştırılmamış yağlardır.Prina yağı hiçbir koşulda zeytinyağı olarak adlandırılamaz.

Ürünlerin özellikleri aşağıda verilmiştir:

a) Naturel Zeytinyağları : Zeytin ağacı meyvesinden doğal niteliklerinde değişikliğe neden olmayacak bir ısıl ortamda, sadece yıkama, sızdırma, santrifüj ve filtrasyon işlemleri gibi mekanik veya fiziksel işlemler uygulanarak elde edilen, berrak, yeşilden sarıya değişebilen renkte, kendine özgü tat ve kokuda olan doğal halinde gıda olarak tüketilebilen yağlardır.

Ekstra Naturel Sızma Zeytinyağı : Serbest yağ asitliği oleik asit cinsinden her 100 gramda l.0 gramdan fazla olmayan yağlardır. Naturel Birinci Zeytinyağı : Serbest yağ asitliği oleik asit cinsinden her l00 gramda 2.0 gramdan fazla olmayan yağlardır.Naturel İkinci Zeytinyağı : Serbest yağ asitliği oleik asit cinsinden her l00 gramda 3.3 gramdan fazla olmayan yağlardır.

b) Rafine Zeytinyağı : Zeytin ham yağının doğal trigliserid yapısında değişikliğe yol açmayan metodlarla rafine edilmeleri sonucu elde edilen, sarının değişik tonlarında rengi olan, kendine özgü tat ve kokuda bir yağdır. Serbest yağ asitliği oleik asit cinsinden her l00 gramda 0.3 gramdan fazla olmamalıdır.

c) Riviera Zeytinyağı : Rafine zeytinyağı ile gıda olarak doğrudan tüketilebilecek naturel zeytinyağları karışımından oluşan, yeşilden sarıya değişen renkte, kendine özgü tat ve kokuda bir yağdır. Serbest yağ asitliği oleik asit cinsinden her l00 gramda l.5 gramdan fazla olmamalıdır.

d) Rafine Prina Yağı : Ham prina yağının doğal trigliserid yapısında değişikliğe yol açmayan metodlarla rafine edilmeleri sonucu elde edilen, rengi açık sarıdan kahverengi sarıya kadar değişebilen bir yağdır.Rafine prina yağı olduğu gibi veya naturel zeytinyağları ile karıştırılarak tüketime sunulabilir. Serbest yağ asitliği oleik asit cinsinden her l00 gramda 0.3 gramdan fazla olmamalıdır.

e) Karma Prina Yağı : Doğrudan gıda olarak tüketilebilecek naturel zeytinyağları ile yemeklik rafine prina yağı karışımından oluşan bir yağdır. Bu yağların duyusal özellikleri karışımda kullanılan yağların duyusal özellikleri arasında değişir.Serbest yağ asitliği oleik asit cinsinden her l00 gramda 1.5 gramdan fazla olmamalıdır.( Tarım ve Köyişleri Bakanlığından: TÜRK GIDA KODEKSİ Yemeklik Zeytinyağı ve Yemeklik Prina Yağı Hakkında Tebliğ (Tebliğ No : 98 / 7 ))

En iyi yağ, natürel sızma zeytinyağı. Zeytinyağının, katkısız olduğu anlamına gelen bu tanımı hak etmesi için “sıcak pres” ten geçirilmeden yalnızca mekanik işlemlerle çıkarılmış olması, asit oranının yüzde birden daha az olması, tadıyla kokusunun titizlikle belirlenmiş bir dizi ölçüte uyması gerekiyor. Bu konuda kararı, uzman çeşnicilerden oluşan heyetler veriyor. Tam olarak hiçbir kategoriye girmeyen yağlar da kabul görüyor, ama bunlar natürel sızma zeytinyağı kadar makbul ve besleyici değil. Yağlar piyasaya “natürel zeytinyağı,” “rafine zeytinyağı” ya da sadece “zeytinyağı” olarak sunuluyor. Bunlar aslında, bir miktar natürel sızma zeytinyağı eklenerek tadı ve rengi zenginleştirilmiş hafif rafine yağlar olduğu belirtiliyor

SOĞANLI BİTKİLERİN EVDE YETİŞTİRİLMESİ

SOĞANLI BİTKİLERİN EVDE YETİŞTİRİLMESİ

Baharı salon veya mutfağınızda açan mis kokulu sümbüllerle karşılamak ister misiniz? Öyle ise üç günde soluveren kesme çiçekler yerine saksıda yetiştireceğiniz soğanlı bitkilerle haftalarca bu güzelliğin keyfini sürebilirsiniz.
Bunun için bir alışveriş merkezinin bahçe bölümünü ziyaret etmeniz yeterli.. Eylul ayından itibaren bahçe soğanları satılmaya başlanıyor. Ev için safran (crocus) ve sümbülün her çeşidi,nergis ve lalelerin kısa boylu ve erken açan cinsleri uygundur.
Saksıların dibine drenaj için kiremit parçaları veya çakıl koyun. Yarıya kadar toprak doldurun. Soğanları birbirine değmeyecek şekilde bastırmadan yerleştirin.. Üzerine soğanlar örtülünceye kadar toprak ekleyin. Hafifçe bastırın ve sulayın. Saksıları soğuk ve karanlık bir yere yerleştirin. Bodrum,camekanlı balkonda bir dolap içi olabilir veya saksıların üzerine siyah naylon poşet geçirebilirsiniz. Saksıları 2 ay kadar öylece bırakın. Ara sıra kontrol edin.Toprağı kurumuşsa biraz sulayın.
6-10 hafta içinde soğanlar uç verecektir. Karanlıktan önce gölge,bir iki gün sonra da aydınlık bir yere alın.Yapraklar uzayıp tomurcuk sapları kendini gösterince saksıyı evde direkt günışığından uzak aydınlık bir yere yerleştirin. Düzenli olarak sulayın.Saksıları ara sıra çevirin. Çiçekler bittikten sonra saksıları dışarı çıkarabilirsiniz. Yapraklar kuruyuncaya kadar sulamaya devam edin. Soğanları kuru bir yerde saklayın. Sonbaharda bahçeye ekebilirsiniz.
Alacağınız soğanlar çürüksüz,hastalıksız olmalıdır. Sümbülleri tek dikebilirsiniz ancak diğerlerini grup halinde dikerseniz daha gösterişli durur. Paketin üzerinde çiçek açma tarihi yazar. Farklı zamanlarda açan soğanlar seçerseniz,şubattan mayısa kadar sürekli çiçek elde edebilirsiniz.

BESİN ELEMETLERİ VE GÜBRELEME

Posted On Haziran 9, 2008

Filed under gübreler

Comments Dropped leave a response


Toprak, bitkilerin beslenmesinde su ve besin maddelerini içinde bulunduran, depolayan ve bitkiye yarayışlı hale dönüştüren ortamdır. Bu nedenle bitkilerin beslenmesi yönünden su ve mineral maddeler birbirini tamamlayarak tünlük gösterirler. Makro ve mikro besin elementlerinin kökler tarafından alınabilir formda ve suda erimiş halde olmaları gerekir. Köklerin besinleri, çok az da olsa, doğrudan toprak kolloidlerinden aldığı da bildirilmektedir. Su yeterli değilse besin maddeleri yeterli olsa bile kökler tarafından alınamazlar. Bu nedenle beslenme yönünden besin maddeleri ve su miktarları ile topraktan alımları arasında yakın ilişki vardır.

11.1. Asma için gerekli besin elementleri, noksanlığı ve uygulanmaları

Canlı bitkilerin yapısının çoğunluğunu su oluşturur. Kuru maddenin de önemli bir kısmı karbon, hidrojen ve oksijen içeren yapı maddelerinden meydana gelmiştir. Sayılan 3 elementin dışında bitkiler için 13 mineral madde daha gereklidir. Bunlar makro elementler (N,P,K,Ca,Mg,S) ve mikro elementler (Fe, Mn,Zn,Cu,Br, Mo ve Cl) olarak ayrılırlar. Bütün bu elementler asmanın düzenli büyümesi, bol ve kaliteli ürün vermesi için gereklidir. Elementlerden bir kısmı dokuları doğrudan oluşturur, oluşuma yardım eder veya enerji kaynağı olarak kullanır. Bir kısım elementler doğrudan yapı maddesi olarak kullanılmadıkları halde birçok kimyasal olayda katalizör rolü oynar, bitki gelişim ve değişimi ile ilgili olayları düzenler veya diğer elementlerin alınması ve kullanılmasında rol oynarlar. Sayılan elementlerden karbon havadaki CO2 den alınır. Oksijen ve hidrojen topraktan kökler yardımı ile alınan sudan sağlanır. Diğer elementler de suda erimiş halde topraktan ve yapraklardan alınır. Diğer kültür bitkilerine göre asma topraktan az besin maddesi kaldırır. Ancak düzenli ve kaliteli ürün alabilmek için kaldırılan besin maddeleri toprağa geri verilmelidir. Çeşitli yol ve şekillerde yapılan bu kültürel işlemler gübreleme olarak adlandırılır. Makro ve mikro besin elementlerinin bitki bünyesinde kullanımı ve eksikleri durumunda ortaya çıkacak belirtiler şu şekilde özetlenebilir.

Azot(N): Hücrelerde protoplazmayı oluşturan proteinlerin yapı maddesidir. Hücrelerde depo edilen maddeler içinde yer alır. Bundan başka klorofil, amino asitler, alkoloidler ve hormonlar gibi birçok maddenin oluşumunda kullanılırlar. Bitkinin gelişme hızı üzerine doğrudan etkilidir.

Azotun eksikliği durumunda yaşlı yapraklarda renk açılır ve yapraklar sararır, yaprak sapları kızarır. Sürgünler zayıf gelişir ve kısa kalır. Verim azalır, küçük ve soluk kalan yapraklar erken dökülür. Bitkide azot eksikliği belirtileri görülmeden önce, düşük azot uzun yıllar verim düşüklüğüne yol açabilir.

Fazla azot sürgün gelişmesini hızlandırır, ancak salkım gelişmesi ve tane tutumu zayıf olur, ürün olgunlaşması gecikir, çubukların odunlaşması yetersiz olur. Ürün hastalıklara duyarlı olur, ürün olgunlaşması gecikir, çubukların odunlaşması yetersiz olur. Ürün hastalıklara duyarlı olur, depolamaya uygun olmaz. Azot toprakta su ile yıkanıp aşağılara doğru iner. Bu nedenle azotlu gübreler çabuk etki eder. Toprakta depolanamadığından, fazlalığında doğan arazlar sık görülmez.

Toprakta bulunan organik materyal mikroorganizmalar tarafından ayrıştırılarak azotlu bileşiklere dönüştürülür. Bitkinin alabileceği nitrat KNO3 veya Ca(NO3)2 şekline dönüşen organik atıklar ancak bu yolla gübre olarak değerlenir. Baklagil grubun giren bazı bitkilerin kökleri havadaki azotu köklerindeki küçük yumrulara depo eder. Bunların toprağa geçmesi azot gübrelemesi yerine geçer. Yurdumuzda birçok yörede orta verimli bağlar için sulanmayan topraklarda 6-8 kg/da saf azot verilmesi önerilmiştir. Sulu koşullarda bu miktar 2 kg arttırılır.

Bitkinin topraktan yeteri kadar azot alıp yararlanabilmesi için fosfor ve potas miktarının yeterli olması gerekir. Aksi halde tek taraflı gübreleme ile beklenen yarar sağlanamaz ve ürün kalitesi yönünden olumsuz sonuçlar doğurur. Kireçli topraklarda amonyum sulfat (%21 N) tercih edilmelidir. Diğer azotlu gübreler üre(%46N) ve amonyum nitrat (%21-26 N) dir. Asmalar azota en çok gelişmenin hızlı olduğu, erken ilkbaharla çiçeklenme arasındaki dönemde ihtiyaç duyarlar. Bu dönemlerde azot kök bölgesinde ve alınabilir forma dönüşmüş olmalıdır. Bunu içinde yağış ve su durumu da etkilidir. Bölgelere ve yağış durumuna göre azotlu gübrenin tamamı veya yarısı 2 defada şubat ortası ile mayıs ortasında verilmelidir. Tane tutumundan sonra azot fazla gerekli olmaz. Olgunlaşmaya yakın dönemlerde ve nemli veya sulanan topraklarda azotlu gübre çok olumsuz etki yapar.

Fosfor(P): bitkide hücre çekirdeklerinin yapılarında bulunan nükleik asit ve proteinin bileşimlerine yer alır. Özümleme için gerekli olduğu gibi nişasta ve şekerlerin karşılıklı birbirine dönüşümlerinde de gereklidir. Terleme içinde aynı şey söylenebilir. Bitkilerde en çok meristem parçaları çimlenen tohum ve meyve gibi hızlı büyüyen organlarda bulunur. Fosfor, asmada ürünün olgunlaşmasına ve çubukların odunlaşmasına etki eder. Verimliliği de arttırır. Yetersiz fosfor kök gelişmesine de olumsuz yönde etkiler.

Asmalarda fosfor eksikliğini belirlemek çok güçtür. Yaprak rengi normal olur. Ancak asit topraklarda yaşlı yaprakların kenarları önce kahverengileşir ve kurur, üzerinde koyu noktacıklar bulunan sarılık iç kısma doğru ilerler. Fazla fosfor olgunlaşmayı hızlandırır. Bu durum azot eksikliğinde de görülür. Fosforun fazla oluşu azot alımını azaltır. Sonuçta azot azlığı olgunlaşmayı hızlandırır. Yaklaşık 1 ton üzüm ve 600 kg çubuk ve yaprak, topraktan 3 kg saf fosfor kaldırır. Bu miktarın gübreleme yoluyla toprağa geri verilmesi gerekir. Yıllık gübrelemede sulanmayan bağlarda 4-6, sulanan bağlarda 6-8(Marmara da 8-10) kg/da saf P2O5 kullanılmalıdır. Piyasadaki ticari gübrelerden süperfosfat %16-18, triple süperfosfat %42-44 saf madde içerir. Fosforlu gübreler suda yavaş eriyen gübrelerdendir. Bu nedenle kök bölgesine verilmelidir. Yüzeye uygulanacak gübrenin büyük kısmı üstten 15 cm’lik kısımda birikir. Fosforlu gübreler sonbaharda veya kış sonunda genç bağlarda gövdeden 0.5 m uzağa, yaşlı bağlarda sıralar ortasına açılacak çizilere, pulluk tabanına verilmelidir. Aksi halde yüzeye serpilen fosforlu gübreden uzun yıllar yarar sağlanamaz.

Fosforlu gübreler suda güç eridiğinden toprakta yıllarca kalabilir. Bundan yararlanarak taban ve depo gübrelemesi denilen gübreleme yapılır. Bunun için bağ tesisinden önce pulluk tabanına veya dikim çukurlarının diplerine gübre verilir. Bu gübre yavaş yavaş eriyerek uzun yıllar bitkiye yaraşlı olur. Bu tip gübrelemede saf madde olarak dekara topraklarda 20-30, normal topraklarda 15-20 kg gübre verilmelidir.

Asit karakterli topraklarda bağlanan fosforu bitki alamaz. Bu gibi topraklarda fosforlu gübrenin yanında toprağı kireçlemek de gerekir. Diğer taraftan orta ve yüksek aklkali topraklarda da fosfor tutulur. Bu topraklara kükürt ve kara boya gibi oluşturan maddeler verilmeli veya asit köklü amonyum sülfat gübresi kullanılmalıdır.

Potasyum(K): Bu element hücre bölünmesi, karbonhidratların oluşumu ve taşınması, klorofil oluşumu, meristem hücrelerinde protein yapımı ve stomaların açılıp-kapanmalarında ve meyvede renk oluşumunda rol oynar. Bitki bünyesinde yaşlı dokularda veya yapraktan meyvelere taşınabilir.

Potasyum eksikliği kolay tanınır. Sürgünlerin orta kısımlarındaki yapraklarda beyaz çeşitlerde yaprağın kenarları önce açık yeşil renk alır. Sonra görünüş damar aralarından içeri doğru ilerler, açık yeşil sarıya döner. Sonunda kahverengileşir, kurur ve yapraklar dökülür. Bu gibi aşırı durumlarda ürün olgunlaşamaz, salkımlar sıkı, taneler küçük kalır. Yaprak dökümünden sonra koltuk sürgünleri oluşur. Kırmızı ve siyah çeşitlerde yaprak kenarlarında renk kırmızı ve bronza dönüşür. Diğer belirtiler beyaz çeşitlerle aynı olur. Çubuklarda uyanan göz sayısı azalır.

Toprakta yeterli potas olmaması durumunda noksanlık belirtileri görüleceği gibi, başka nedenlerle de görülebilir;

-Fazla azot, Ca ve Mg içeren topraklarda potas alımını azaltacağından noksanlık belirtisi görülür.

-Organik maddelerce fakir kumlu topraklarda görülür.

-Killi topraklarda potasyum toprakta bağlandığından noksanlık belirtileri ortaya çıkar.

-Baklagiller gibi topraktan fazla potas sömüren bitkilerden sonra dikilmiş veya bunların ara bitkisi olduğu topraklarda noksanlık görülür.

-Kuru ve soğuk topraklarda potasyum alımı azalır.

Topraktaki potasyum ve magnezyum alımı arasında bir ilişki vardır. Bunların yeterli miktarda alınabilmeleri için uygun bir ortamda bulunmaları gerekir. Genel olarak K/Mg 2-10 arasında olması durumunda K yeterli olur ve noksanlık görülmez. Potasyumla azot arsında da bir ilişki vardır. Fazla azot ile beslenen bitkiler fazla potasa gereksinim duyarlar. Potasyum asmada en çok tane tutum devresinde kullanılır. Toprakta yeterli potasyum olması dane tutumunu arttırır. Ayrıca kaliteyi olumlu yönde etkiler. Yeterli potasyum alan asmalarda şırada asit azalır, çubuklar iyi olgunlaşır, hastalıklara direnç artar.

Toprakta asmanın da en çok kaldırıldığı element potastır. Bir ton ürün ve 600 kg yaprak ve çubuk, topraktan 10 kg saf potas(K2O) kaldırır. Bu miktarın gübre olarak geri verilmesi gerekir. Gübreleme de verilecek miktarlar da bölgelere ve sulama durumuna göre 4-10 kg (K2O) arasında değişir.

Potaslı gübrenin verilme zamanı ve şekli fosforlu gübrelerde olduğu gibidir. Taban gübrelemesi olarak dekara fakir topraklarda 40-60 kg, normal topraklarda 30-50 kg saf K2O verilmelidir. Ticari gübre olarak piyasadan temin edilecek potasyum sülfat % 48-50 K2O içerir.

Kalsiyum(Ca): Bu element hücre duvarının yapı taşlarındadır. Bitkide bazı zararlı maddelerle erimeyen bileşikler oluşturarak zararsız hale getirir. Amino asitlerin karbonhidratların taşınmalarını düzenlerler, kök ve sürgün ucu gelişimini etkiler. Ca eksikliği seyrek görülür. Genelde bağcılık yapılan bir çok toprak yeterli Ca içerir. Besin elementi olarak toprağa verilmez. Ancak asit topraklarda toprağı ıslah için, fazla sodyum içeren topraklarda da toprağın su geçirgenliğini artırmak için kullanılır.

Magnezyum(Mg): Bitkilerde klorofil oluşumunda yer alan tek mineral maddedir. Ayrıca bazı enzimlerin etkinliğinde katalizör rolü oynar. Eksikliğinde yaşlı yaprakların kenarlarında renk değişimi görülür. Beyaz çeşitlerde damarlar arasında renk sararır ve kloroz görülür. Kırmızı ve siyah çeşitlerde ise aynı yerler kırmızı veya kestane rengi alır.

Magnezyum noksanlığının görülmesi ve belirlenmesi halinde topraktan veya yapraktan uygulama yapılabilir. Eksikliği gidermek için toprağa MgSO4 uygulanabileceği gibi yapraklara da %2’lik MgSO4 ilkbaharda 2 kez püskürtülebilir. Toprak uygulamaları ilk yıl etki göstermez. Toprakta fazla potasyum oluşu magnezyum alımını azaltır. Özellikle sık potas gübrelemesi yapılan yaşlı bağlarda bu duruma rastlanabilir.

Kükürt(S): Bitkide amino asitler ve bazı hormonlarının yapısında yer alır. Ayrıca tat ve koku maddelerinde de kükürt bulunur. Asmalarda kükürt eksikliği görülmez. Kükürt kontrolü için uygulanan kükürt yeterli olmaktadır.

Demir(Fe): Bu element klorofilin yapısında yer almadığı halde klorofil yapımı için zorunludur. Bu nedenle eksikliğinde kloroz görülür. Araz önce uç yapraklarda ve mevsim başında görülür. Yaprak açık sarı renk alır. Damarlar ve etrafı yeşil kalır. Aşırı durumlarda yapraklarda damarlar bile beyaz renk alır ve yapraklar dökülebilir. Çiçeklenme veya öncesi görülürse tane tutumu zayıf olur.

Demir noksanlığı toprakta demir olmasına karşılık fazla kalsiyum nedeni ile alınamaması durumunda görülür. Ağır topraklarda ve fazla yağışta da aynı durum ortaya çıkar. Bu durum yerli asmalardan çok Amerikan anaçlarında sorun yaratır. Bu nedenle anaç seçiminde topraktaki kireç göz alınır. Sarılık görülen asmaların yapraklarına demir sülfat (FeSO4) veya organik demir bileşiklerinin (demir-kileyt) (Chelate) çiçeklenmeden önce birkaç kez püskürtülmesi sarılığı ortadan kaldırır. Demir bitkide en az taşınan minerallerden birisidir. Püskürtmede yalnız eriyiğin geldiği kısımlar yeşil renk alır. Bu nedenle tüm yapraklara püskürtme tekrarlanmalıdır.

Demir eksikliğinde etkin bir tedavi yöntemi de taç izdüşümüne bant halinde 1-3 kg/da Sequestren 138 Fe kullanmaktır. Ayrıca fazla kireçli topraklarda asit köklü gübreler kullanılmalıdır.

Çinko(Zn): Bitki bünyesinde yer almayan bazı kimyasal reaksiyonların oluşumunda katalizör rolü oynar. Eksikliği daha çok kumlu, alkali veya yeni açma topraklarda aşırı fosfat gübrelemesinde görülür. Noksanlığı halinde yaz ortalarında ana ve koltuk sürgünlerinin uç yapraklarında küçülme olur. Sap cebi genişler, ana damarlar arası açı daralır, dişler keskinleşir ve yaprak yelpaze görünümü alır. Bu nedenle çinko eksikliği belirtileri tane tutumu azalır, salkım seyrek ve küçük taneli olur. Ransey ve Dogridge gibi kuvvetli gelişen anaçlar üzerinde çinko eksikliği daha çok görülür.

Topraktaki çok az çinko asma için yeterli olmasına karşılık toprakta bağlandığından, bazı ülkelerde azottan sonra en çok kullanılan elementtir. Eksikliğinde geçmiş yıllarda geniş budama yaralarına ZnSO4 sürülerek tedavi edilmiştir. Yapraklara yakmayı önlemek için, yarısı kadar kireç katılmış %0.5-1.2’lik ZnSO4 eriyiği veya organik bileşiklerini 1-2 kez püskürtmek yeterlidir. Tane tutumunu arttırdığı için bazı ülkelerin belli yörelerinde her yıl çiçekten önce Zn uygulaması yapılmaktadır.

Manganez(Mn): Bu element yağ asitleri, klorofil oluşumu, özümleme ve birçok enzimin etkinliğinde rol oynar. İz elementlerden olduğundan noksanlığı seyrek görülür. Noksanlığında Zn eksikliğinin dip yanaklarda çiçeklenmeden 3-4 hafta sonra ana ve yan damarlar arasında sarılık görülür. Sap cebi açısı değişmez. Eksikliğinin olması halinde demiri bağlar ve demir eksikliği görülür. Ayrıca fazla Mn zararlı etki de yapar.

Bor(B): Bu element meristem dokularında oksin oluşumunda önemli rol oynar. Bor eksikliğinde ve fazlalığında araz ve anormallikler görülür. Noksanlığında polen tozlarının çimlenme gücü azalır, çiçekler kurur, salkım çok seyrekleşir, taneler gelişemez, yaprak kenarları aşağıya kıvrılır. Ana sürgünün uç yapraklarının ana ve yan damarlar arsı sararır, beyazlaşır ve durum yaprak kenarlarına ilerler. Bazı çeşitlerde beyaz renk sonraları kırmızıya döner. Sürgünün uç kısımlarında ve sülüklerde anormallikler oluşur. Bor noksanlığı asit yapılı,kumlu ve fazla yağış nedeni ile bor’un yıkandığı topraklarda görülür. Noksanlığı gidermek için yapraklara uygun dozda borik asit veya boraks eriyiği püskürtülür.

Asma bor fazlalığına duyarlı bitkilerdendir. Sulanan bağlarda, suda en çok 0.5 ppm bor olmalıdır. Aksi halde yapraklarda kıvrılma ve buruşmalarla fazlalık arazları başlar.

Bakır(Cu): Bazı enzimler sistemlerinde yer alan bakır bitkide eseri miktarda,en çok da kök uçlarında bulunur. Mantari hastalıklara karşı bakırlı ilaçlar yaygın olarak kullanıldığından noksanlığı ile karşılaşılmaz.

Topraktaki mineral maddelerin seviyeleri ve bitkiler için ne kadar daha verilmesi gerektiği toprak analizleri ile saptanır. Ancak bunların alınabilir yapıda olup olmadığı ve bitki tarafından ne kadar alındıkları toprak analizleri ile belirlenemez. Bitki analizleri içinde en geçerli yol yaprak analizleridir. Asmalarda yaprak analizleri ile mineral besin maddelerinin seviyeleri bulunur.

2. Çiftlik gübresi ve yeşil gübreleme

Bu iki gübre doğrudan bitkinin besin maddesi ihtiyacını karşılamaktan çok, toprağı ıslah etmek amacı ile kullanılır. Bununla birlikte toprağa azımsanmayacak besin maddesi verirler. Çiftlik gübreleri %2-5 azot, %1.5-3 fosfor ve potas içerir. Çiftlik gübreleri yanmış olmalıdır. Serpildikten sonra derine kapatılmalıdır. Asma gövdesi dibine değil, sıra aralarına verilmelidir. Uygulama miktarı olarak 2-3 yılda bir dekara 2 ton uygulanır.

Yeşil gübreleme, baklagil familyasına giren bazı türlerin sonbaharda sıra arlarına ekilip ilkbaharda çiçeklenmeleri sırasında sürülerek toprağa gömülmesidir. Yeşil gübreler dekara 1-3 kg saf azot bağlarlar. Tohumluk ekim ve sürüm masraflarının, bağladığı azot gelirinden fazla oluşu azotu bitkiye gerekli olan erken ilkbaharda bağlayıp gerekli olmadığı hasat öncesi serbest bırakması gibi sakıncaları, yeşil gübrenin yararlarını tartışma konusu yapmaktadır.

Tarım İlaçları Nedir?

» Tarım İlaçları Nedir?

KİMYASAL SAVAŞ

Tarımsal ürünlere zarar veren ve ürün kaybına neden olan hastalık, zararlı ve yabancı otları yok etmek için kullanılan kimyasal ilaçlara tarım ilacı denir. Tarım ilaçlarına “Pestisit” de denilir.Tarımsal zararlıların tarım ilaçları yardımıyla doğrudan veya dolaylı olarak öldürülmesine kimyasal savaş denir. Kimyasal savaş uygulamalarında başarılı olabilmek için;

Kimyasal mücadelede başarılı olmak için aşağıdaki unsurları iyi değerlendirmek ve yerine getirmek gerekir. Aksi takdirde yaptığımız mücadele işe yaramayabilir ve tekrarlanmak zorunda kalınabilir. Böylece fazla ilaç kullanarak hem kesemize zarar hem de çevremize gereğinden fazla ilaç atarak kirletmiş oluruz. Kimyasal mücadelede;

ü Zararlı ile ilgili bilgilerin

ü Bitki ile ilgili bilgilerin

ü Çevre faktörlerinin doğru ve iyi belirlenmesi

ü Uygun ilaç seçimi

ü Uygun doz seçimi

ü Uygun alet ve ekipmanın seçimi

ü Uygun şekilde uygulama

ü Sonuçların değerlendirilmesi, gerekir.

TARIM İLAÇLARININ YAPISI

Tarım ilaçlarının içinde aşağıda belirtilen üç madde bulunur.

a) Etkili madde (öldürücü olan zehir)

b) Dolgu maddesi

c) Diğer maddeler

ETKİLİ OLDUKLARI CANLI GRUPLARINA GÖRE TARIM İLAÇLARI ;

•İnsektisit Böcekleri öldürenler

•Herbisit Yabancı otları öldürenler

•Fungusit Mantarları öldürenler

•Rodendisit Kemiricileri öldürenler

•Bakterisit Bakterileri öldürenler

•Nematosit Nematotları öldürenler

•Akarisit Kırmızı örümcekleri öldürenler

•Mollussisit: Salyangozları öldürenler

ZARARLILARA ETKİ YOLLARINA GÖRE TARIM İLAÇLARI;

Mide zehiri: İlacın böceği öldürmesi için mutlaka midesine girmesi gerekmektedir.

Değme (kontakt) zehiri: İlacın böceğin midesine girmesine gerek yoktur. Böceğin ilaca dokunması gerekmektedir.

Solunum zehiri: İlaç böcekleri solunum yoluyla zehirlemektedir. Bu ilaçlar gaz halindedir veya daha sonra gaz haline geçerler.

FORMÜLASYON TİPLERİNE GÖRE TARIM İLAÇLARI

İlaçların formülasyonunu bilmek, o ilacın nasıl uygulanacağı hakkında bize bilgi verir. Örneğin, WP fomülasyonuna sahip olan bir ilaç kutusunda toz şeklindedir. Fakat bu ilacı atarken suyla karıştırıp atmamız gerekmektedir. Bu açıdan ilacın formülasyonunu bilmemiz önemlidir. Formülasyon tipi ilaçların kutusu üzerinde yazılıdır.

Tarım ilaçlarının başlıca formülasyon tipleri Uygulanma Şekli

DP Toz ilaçlar Doğrudan

WP Islanabilir toz ilaçlar Su ile

SP Suda çözünen toz ilaçlar Su ile

DS Kuru tohum ilaçları Doğrudan

GR Granüller Doğrudan

TB Tabletler Doğrudan

EC Emülsiyon konsantre ilaçlar Su ile

SC Akıcı konsantre ilaçlar Su ile

EW Yağlar Su ile

AE Aerosoller Doğrudan

RB Zehirli yemler Doğrudan

GA Gaz halinde olanlar Doğrudant

İlaç Kullanımına Nasıl Karar Veririz?

» İlaç Kullanımına Nasıl Karar Veririz?

Kimyasal Mücadelenin Genel İlkelerine geçmeden önce kimyasal mücadele ile ilgili bazı kavramların iyi bilinmesi gerekmektedir.

1) DOĞAL DENGE

Doğal koşullarda zararlı ve yararlı organizmalar bir arada ve belirli bir denge içinde bulunurlar. Bu sisteme Doğal Denge ismi verilir.

Doğal dengeyi bozan etkenler;

ü Doğal afetler,

ü Kültür şeklinin değiştirilmesi,

ü Ormanların azalması,

ü Çayır – meraların azalması,

ü Uygun olmayan savaş yönteminin uygun olmayan zamanda uygulanması,

ü Savaş yönteminin uygun olmayan şekilde uygulanması.

Yukarıda sayılan sebeplerden dolayı zaman zaman doğal dengede bozulma görülmektedir. Bu sebeplerden sadece doğal afetler bizin dışımızda gerçekleşir. Diğer sebeplerin hepsi insanlardan kaynaklanmaktadır. Yani doğanın dengesini insanlar bozmaktadır.

2) KİMYASAL MÜCADELENİN EKONOMİK YÖNÜ

Kimyasal mücadeleye başlamadan önce göz önüne alınması gereken iki önemli ekonomik unsur vardır.

Ekonomik zarar seviyesi: Bitkilerde görülen her zararlı ile mücadele etmek gerekmez. Bazı zararlıların yoğunluğu mücadele etmeye değmeyecek kadar düşük olabilir. Herhangi bir zararlının ekonomik zarara neden olan en düşük yoğunluğuna Ekonomik Zarar Seviyesi denir. Diğer bir deyişle zararlı bu seviyenin üzerine çıkar ise onunla mücadele etmeye değer. Eğer bu seviyeye ulaşmaz ise mücadele için yapacağımız masraf kurtaracağımız ürünün değerinden daha yüksek olur ki böyle bir mücadele ekonomik olmaz.

Ekonomik zarar eşiği: Zararlı ile mücadeleye başlamak için eğer ekonomik Zarar Seviyesine ulaşması beklenir ise, mücadeleye başlayıp sonuç alıncaya kadar bir kısım ürün kaybı ortaya çıkabilir. Bu nedenle zararlı ekonomik kayba ulaşmadan hemen önceki bir seviyeye ulaşınca mücadeleye başlanır. Herhangi bir zararlının artan yoğunluğu karşısında ekonomik zarar seviyesine ulaşmadan böcek sayısını düşürme girişimlerinin gerekli olduğu bu noktaya “Ekonomik Zarar Eşiği” denir. Bu eşik üreticilere örneğin, yaprak veya ağaç başına böcek sayısı veya meyvedeki kurtlanma oranı şeklinde bildirilir.

Ekonomik Zarar Seviyesi ve Ekonomik Zarar Eşiği bazı faktörlere göre değişir.

Ekonomik zarar seviyesi ve ekonomik zarar eşiği aşağıdaki faktörlere bağlı olarak değişebilir: Aynı böceğin farklı bitkilerde farklı sayılarda bulunmasına izin verilebilir. Zararlılar bitkilerin genç evrelerinde daha fazla zarar yapabilir. Bitkilerde bulunmasına izin verilen böcek sayısı bölgeden bölgeye, mevsimden mevsime ve yıldan yıla değişebilir. Ayrıca, zararlıların bahçemizde bulunmasına izin verdiğimiz böcek sayısı ürüne verdiğimiz değer, ilaçlama maliyeti ve ürünü değerlendirme şeklimize göre değişmektedir. Yetiştirdiğimiz ürünlerde gördüğümüz bir böceğe karşı tarımsal mücadeleye başlamadan önce aşağıda yazılı olan maddeleri göz önünde bulundurmamız gerekmektedir.

ü Zararlının türü

ü Kültür bitkisi çeşidi

ü Kültür bitkisinin (fenolojisi) büyüme evresi

ü Bölgeler

ü Mevsim ve yıllar

ü Savaş yönteminin maliyeti

ü Ürünün ekonomik değeri

ü Ürünü değerlendirme şekli

ü İnsanların ürüne verdiği değer

KİMYASAL MÜCADELE EN SON ÇARE OLARAK GÖRÜLMELİ VE MÜMKÜN OLDUĞUNCA TERCİH EDİLMEMELİDİR!

SAĞLIKLI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR ÜRETİM İÇİN DOĞAL DENGE KORUNMALIDIR!

DOĞAL DENGENİN KORUNMASI İÇİN GEREKSİZ KİMYASAL İLAÇ KULLANIMINDAN KAÇINILMALIDIR!

İlaç Kullanırken Nelere Dikkat Edilir?

İlaç Kullanırken Nelere Dikkat Edilir?

TARIM İLAÇLARINDA DOZ

Hedef organizmaya etkili olan birim alan veya birim hacimdeki ilaç miktarına doz denir. Yani ilaçlama aletine konulacak ve belirli büyüklükteki bir alana uygulanacak ilaç miktarıdır. İlaç kutuların üzerinde yazan doza uymak gerekmektedir. Tavsiye edilen dozu tavsiye edilen alana eşit bir şekilde yaymamız son derece önemlidir.

Örneğin ilaç kutularının üzerinde aşağıdaki gibi dozlar vardır.

Tarla bitkilerinde : 200 g/da veya 50 ml/da

Meyve ağaçlarında : 100 litre suya 200g veya 100 litre suya 50 ml

KALİBRASYON

İlaçlarının birim alana homojen olarak dağıtılmasını sağlamak amacıyla, birim alana sarf edilmesi gereken su miktarını saptamak için ilaçlama öncesi yapılan işlemdir. Bu işlem ilaçlamadan önce belirli alana sadece su püskürtülerek veya çok memeli pulverizatörlerde formül yardımıyla hesaplanır. Gereğinden az veya çok su katarak yapılan ilaçlamalardan ya istenen sonuç elde edilemez yada olumsuz etki görülebilir.

Atomizör ile yapılan ilaçlamalarda pulverizatöre göre genel olarak dörtte bir daha az su sarf edilir. İlaçların üzerinde verilen dozlar genelde pulverizatörlere göre verilmiştir. Atomizör kullanılacak ise aynı hacimdeki suya pulverizatöre göre 4 kat daha fazla ilaç konulmalıdır.

Atomizör veya Pulverizatör ile yapılacak ilaçlamalarda önceden ilaçlanacak alanın belirli bir kısmına (örneğin 25 metrekare veya 10 ağaç gibi) sadece su atılarak birim alan başına sarf edilen su miktarı bulunur. Daha sonra Dekara sarf edilecek su miktarı bulunarak, dekar başına verilen doz bu miktarda suya katılarak atılır.

Genelde traktörle çekilen ve çok memeli pulverizatörlerde ise şu formül kullanılır;

İ= 60 x A x T / G x H

Burada; İ= sarf edilecek su miktarı (liter(dekar)

A= Aletin püskürtme meme sayısı

T= Meme verimi (litre/dakika)

G= İlaçlama şeridi genişliği (metre)

H= İlaçlama hızı (km/saat)

Örneğin: meme verimi 2.25 litre/dakika (aletin özelliğine göre) , meme sayısı 13 ve aletin iş genişliği 5.85 metre ve ilaçlama hızı 6 km/saat ise dekara sarf edilecek su miktarı:

İ= 60 x 13 x 2.25 / 5.85 x 6 = 50 litre/ dekar demektir.

TARIM İLAÇLARINDA LETAL (ÖLDÜRÜCÜ) DOZ

Letal doz öldürücü doz anlamına gelir ve tarım ilaçlarının zehirliliğini belirler. Zehirlilik açısından önem taşır. İlaçlar üzerinde örneğin LD50= 20 mg/kg gibi bir değer olarak verilir. Tarım ilaçlarının insanlara zehirlilik ölçüsü fare, tavşan, köpek gibi hayvanlar üzerinde denenerek belirlenir.

Tarım ilaçlarının üzerinde yazan letal doz (LD50) değerleri onların zehirliliği hakkında fikir verir. LD50 değeri küçük olan tarım ilacı daha zehirli bir ilaçtır. Buna göre LD50 değeri küçük olan ilacı kullanırken daha dikkatli olmamız gerekmektedir.

TARIM İLAÇLARININ KARIŞTIRILMASI

Tarım ilaçlarının birbirleriyle karıştırılarak kullanılması uygulamada ekonomi sağlaması açısından önemlidir.

Örneğin,

Bir insektisit (böcek öldürücü) ile bir fungisitin (mantar öldürücü) karıştırılarak kullanılması ile zararlı böcek ve mantar (fungus) için gerekli ilaçlama bir arada yapılarak zaman, alet amortismanı ve özellikle işçilik giderlerinden önemli tasarruf sağlanmış olur.

Tarım ilaçlarının birbiri ile karıştırılarak kullanılması durumunda sağlayacağı ekonominin yanında;

ü Fitotoksisiteyi attırması,

ü Alette atım güçlüğü yaratabilmesi,

ü Kalibrasyonun zorlaşması gibi dezavantajlarda ortaya çıkabilir

ü Hangi ilaçların birbirleriyle karıştırılabileceği ilaçların prospektüsünde

MASİR MACUNU

MESİR dilimizde gezilecek yer , gezi yeri anlamına gelmektedir. Anadolu ve Ön Asya’nın çok eski bir geleneğinden gelen Mesir’in 5000 yıl öncesinde bile örneklerine rastlamak mümkün. Genel Tıp kitaplarının bir kısmında mesir’e benzeyen bir macunun Sümerliler zamanında kullanıldığını yazmaktadırlar. İlk defa Sümerliler ünlü şehirlerinden biri olan NİPPUR da ana maddesi İSİN olan bir otla çeşitli baharatları kaynatarak bir macun elde edip bunu altın kapta saklayarak ilkbahar aylarının başlangıçlarında hastalara ikram ederlermiş. Aynı şekilde hazırlanmış çeşitli macunların dertlere şifa olması amacıyla Ön Asya ve Anadolu medeniyetlerinde dağıtıldığı kaynaklarda belirtilmektedir.

Mesir macunu ; Mutasavvıf Hekim Merkez Efendi tarafından bulunmuştur.

MESİR MUCİDİ MERKEZ EFENDİ

500 Yıla damgasını vurmuş olan bir olayın kahramanından bahsetmeden önce devre damgasını vurmuş olan zamanının büyük hekimi Merkez Efendinin hayatından biraz aktarımda bulunalım.
Merkez Efendinin asıl adı MUSLİHİDDİN EFENDİ 15 yy. ikinci yarısında 1460 yılında Denizli’nin Buldan ilçesine bağlı Sarımahmutlu köyünde doğmuştur. Ailesinin Selçuklu Germiyanoğullarının bir koluna bağlı olduğu tahmin edilmektedir. İlk öğrenimini babası Hafız Mustafa Efendinin yanında tamamlamıştır. Daha sonraki öğrenimi için babasının yakın dostu olan zamanın ünlü bilginlerinden Hızır Ahmet Paşanın yanına Bursa’ya gitmiştir. Burada İlk ve orta öğretime karşılık gelen zamanın ilk medrese öğrenimine başlar ve başarı ile tamamladıktan sonra hocası tarafından zamanının en ideal üniversitesi olan İstanbul Fatih Medresesine kayıt yaptırır.

Buradan müderris (Hoca) ünvanı alarak mezun olur. Uzun yıllar İstanbul ve çevresindeki illerde öğretmenlik yapar.

MERKEZ EFENDİ BİMERHANEYİ KURUYOR

1520 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Yavuz Sultan Selim’in eşi HAFZA SULTAN eşinin ölümünden sonra oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ı Manisa Valiliğinden alarak İmparatorluğun başına getirir. Kendisi bir süre daha Manisa’da kalarak kendi adına inşaa ettirilmesini istediği eşinin cami ve külliyesini tamamlamaktır.

Hafza Sultanı’ın isteği titizlikle inşaa edilen bu ilim, kültür ve sosyal kurum başına otoriter , konusunda bildigi , uzman bir kişiyi getirmektir ve sonunda Merkez Efendi Manisa’ya tayin edilir. 1523 yılında başına geçtiği Sultan Camii ve Külliyesi oluşturan birimler; Sultan cami , medrese , Sıbyan mektebi , imarethane ve hamamdan oluşmaktadır.

Merkez Efendi Manisa’ya yerleştikten kısa bir süre sonra halkın sorunları ile yakın ilgilenmeye başlar. Hasta olanlar için çeşitli otlardan ilaçlar yaparak onları iyileştirir. Bu çalışmlar üzerinde imarethanenin bir kısmı BİMERHANE’ye (Sağlık Bölümü ve Revir) dönüştürülür. Hastalar artık burada tedavi edilmeye başlar. Bir süre sonra burası yeterli gelmemeye başlar. Merkez Efendinin talebi üzerine saraydan ödenek gönderilerek 1526 yılında bugünkü yerinde BİMERHANE’nin DARÜŞŞİFA‘nın bir kısmı inşaa edilir. Buraya BİMERHANE, DARÜŞŞİFA, TİMARHANE, SİFAHANE isimleride kullanılmaktadır. Burası yapısı ve kullanımı itibari ile tam teşekküllü her tedavinin yapıldığı bir hastanedir. Günümüzde buralara değişik yakıştırmalarda bulunulmakta buraların yanlızca akıl hastaneleri olduğu aktarılmaktadır. Ancak tarihi kayıtlardan incellendiğinde bu tür yerlerin tam bir hastane olduğu ortaya çıkmaktadır.

Darüşşifa’nın açılmasında kısa bir süre sonra Manisa Valisi Şehzade Mustafa’ya Kanuni Sultan Süleyman tarafından acil bir mektup gelir. Hafza Sultan’ın bir hastalığa yakalandığını ancak tüm doktorların çabasında rağmen iyi edilemediği yazılıdır.

MESİR MACUNU BULUNUYOR

Merkez Efendi’ye durum bildirirler. Bunun üzerinde yoğun bir çalışmaya başlar. Sonunda 41 değişik baharattan ürettiği macunun tarifi ile beraber saraya gönderir. Hafza Sultan, üretilen bu macun ile sağlığına tekrar kavuşur. Bu olaydan sonra Merkez Efendinin ünü imparatorluk sınırlarını aşar.Merkez Efendi bu durum üzerine Manisa iline ekonomik katkıda bulunabilecek bir plan hazırlar;

  • Her yılın belli bir gününde sergi düzenleyerek, bu sergide bizzat halkın kendi el emeği ürünleri tanıtmak,
  • Civardan gelen halkın Manisa’ya ekonomik ve sosyal canlılık getirmesini sağlamak,
  • Bunun için buraya gelen halkın, sağlığını korumak ve macunu yiyenlerin 1 yıl boyunca zehirli böcek sokmalarından korumak amacıyla macunun dağıtılmasını sağlamak,
  • Spil dağı eteklerine kurulmuş olan Manisa’nın Gediz ovasına kayarak halkın birbiri ile dayanışmasını sağlamaktır.

Mesir Macununun halka saçılacağı ve bu planda anlatılanların yapılacağı gün olarak da 22 Mart tespit edilir. İran Mitolojisine göre bahar bayramı kabul edilen bu gün seçildiği belirtilir. Kimilerine göre de bugünün Hz. Ali’nin doğum günü olduğu da söylenmektedir. Ancak halk içerisinde yaygın olarak bilinen Bahar bayramına denk getirilmesidir. Kesin olmamakla beraber ilk mesir macunu dağıtımının 1527 – 1528 yıllarına rastladığı sanılmaktadır. 1529 yılında Şeyhinin ölümü üzerine Merkez Efendi İstanbul’a giderek yerine geçmiş ve burada eğitim vermeye devam etmiştir.


MESİR MACUNUN YAPILIŞI

Mesir macunu 41 değişik baharattan oluşmaktadır. Bu baharatlardan bazılarına örnek verelim;

ANASON: İştah açıcı ve karminatif olarak kullanılır. Karminatif etki barsaklardaki fermantasyona engel olmasından ileri gelir.
HİNDİSTAN CEVİZİ ve BEŞBASE:
Kaynatılmış suyu mide ağrılarına iyi gelir. Etkisi bileşimdeki uçucu yağlardan ileri gelir.
ÇİVİT:
Halk arasında kabakulak ve pnömonide iyi gelir. Bebeklerin ağız mukozasındaki ağrılı yaraların tedavisinde kullanılır.
ÇÖPÇİNİ: Kökünün kaynatılmış suyu ekzemede kullanılır. Bileşimindeki tanenden dolayı astrenjan etkisi vardır.

ÇÖREK OTU:
Gaz söktürücü olarak kullanılır.
DARFÜLFÜL:
Bedeni ısıtıcı ve öksürük kesici olarak kullanılır
HARDAL TOHUMU:
İştah açıcı ve mideyi yatıştırıcı olarak toz halinde kullanılır. Cilt hastalıklarında iltihabı ve ağrı giderici etkisi vardır.
HAVLİCAN:
Öksürük kesici ve ağız kokusu giderici olarak kullanılır. Sindirimi kolaylaştırır, gazı dağıtır, balgamı giderir.
HİYARŞENBE:
Mushil olarak kullanılmaktadır. Bileşiminde antrekion türevi vardır.
KAKULE:
Lezzet verici , gaz söktürücü, iştah açıcı olarak kullanılır.
KARABİBER:
Öksürük kesici, uyarıcı ve baharat olarak kullanılmaktadır.
KARANFİL:
Ağız kokusu giderici, diş çürüklerinde ve ağrılarında kullanılır. Bileşimindeki karanfil esansı antiseptik ve ağrı gidericidir.
KEBABE:
İdrar ve solunum yolları antiseptiği olarak kullanılır.
KİMYON: Baharat, gaz söktürücü, iştah açıcı ve terletici olarak kullanılır.

Mesir macunun asıl kullanımında bulunan baharat çeşitlerinin bir kısmının doğa da artık bulunmuyor olması nedeni ile mevcut baharatlar ile bu işlem yürütülmektedir. İşte kullanılan diğer baharat çeşitleri;
Yenibahar, Zencefil, Galanya, Krem tartar, Kişniş, Havlıcan, Anason, Sakız, Safran, Tarçın, Udülkahr, Hardal, Misrafi, İksir, Meyan Kökü, Kalemi barit, Tiryak, Sarı helile, Kara helile, Raziyane, Zerdecub

MESİR MACUNUNUN TIBBİ DEĞERİ

Yukarıda bazılarını saydığımız bazı bitkilerin farmakolojik özellikleri göz önünde bulundurularak macunu iştah açıcı, gaz giderici, barsak paristalizmi arttırıcı, idrar yaptırıcı, uyarıcı ve afrodizyak etkileri taşır. Eski hekimlerin düşüncelerine göre insanların kışın kuru gıda aldıklarından kanları koyulaşır, pislenir, iç organları çalışma düzenini kaybeder. Bu nedenle insanların sıvı dengesini ayarlamak gerekir. İlkbaharda yeşil, taze bol gıda ortaya çıkınca o devrin insanları kan aldırmak, lavmanla barsakları boşaltmak, divretiklerle bol idrar yaptırmak sureti ile vücudun dengesini kendilerine göre ayarlarlardı. Bu işe gecenin ve gündüzün eşit olduğu nevruz gününde başlamak gerekirdi. Hipokrattan beri gelen ve hekimlerce kabul edilen dört unsur teorisinin bir neticesidir.

MESİR MACUNUNUN FAYDALARI

İştah açıcı; gaz giderici, kuvvet verici, idrar yaptırıcı, yorgunluk giderici, hormonları hareket ettirici etkileri vardır. Bunların yanı sıra zehirli hayvan sokmalarına karşın bir etkisi de mevcuttur.
Halk arasındaki bazı inanışlardan alıntılar vererek yazımıza nokta koyalım.

  • Bu macundan kim yerse yesin o yıl boyunca hiçbir zehirli hayvan sokmaz.
  • Nevruz günü ağır hastalar bile yese iyi olur.
  • Macunu yiyen gelinlik çağındaki genç kızlar o yıl içerisinde evlenirler.
  • Macunu yiyen o sene boyunca bütün hastalıklardan korunur.
  • Çocuğu olmayanlar alırsa arzuları gerçek olacağına inanırlar.
  • Çocuk hastalıklarına iyi gelir.

 

BALIKESİR MANTISI

Posted On Haziran 8, 2008

Filed under Makarnalar, sofra

Comments Dropped leave a response

 

Malzemeler
2 adet tavuk göğsü
2 su bardağı haşlanmış nohut
2 yemek kaşığı tereyağı
1 tatlı kaşığı kırmızı pul biber
Tuz-karabiber

Mantı hamuru için;
4 su bardağı un
2 adet yumurta
2 çay kaşığı tuz

Yemeğin Tarifi
İçinde tuz ve karabiber olan 4 su bardağı suda tavuk göğüslerini haşlayıp, süzün. İri iri didikleyip, tekrar tavuk suyu ve haşlanmış nohutla tencereye alın. 10 dakika kaynatın. Yumurta, tuz, un ve çok az su ekleyip, sert bir hamur hazırlayın. 20 dakika dinlendirip, 2 bezeye ayırın. Oklavayla yufka büyüklüğünde açın. 2?şer santim kestiğimiz karelerin dört ucunu birleştirerek kapatın. Büyük bir tencerede kaynattığınız suda bu boş mantıları haşlayın. Süzüp, soğuk sudan geçirin. Tenceredeki nohutlu tavuğa ekleyip, bir taşım kaynatın. Üzerine tereyağında kavrulmuş kırmızı pul biber gezdirerek servis yapın.

Afiyet Olsun…

Selanik Gevreği

Posted On Haziran 7, 2008

Filed under börekler

Comments Dropped leave a response

 

Çay ve SimitWkiss2

 Malzemeler
4 adet yumurta
4 su bardağı un
1,5 su bardağı toz şeker
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı kıyılmış ceviz
2 çay kaşığı anason
1 yemek kaşığı sirke
Yarım paket kabartma tozu

Yemeğin Tarifi

Çukur bir kapta yumurtaları, şekeri, sıvı yağı, cevizi ve anasonu iyice karıştırın. Unu yavaş yavaş ekleyerek sirke ve kabartma tozunu ilave edin. Yumuşak bir hamur yapın.
Hamuru yağlanmış fırın tepsisine yayın. 170 derecedeki orta ısılı fırında pembeleşinceye kadar kızartın.
Tepsiyi fırından alarak hamuru 2 cm kalınlığında dilimler halinde kesin. Tepsiye tekrar dilimleri sıralayın. 15 dakika daha fırınlayın. Biraz kuruduktan sonra fırından alıp soğumaya bırakın.

Mayonezli kereviz salatası

lezzetli yemek
Malzemeler:
-2 adet kereviz
-limon
-5- 6 kaşık mayonez
-üzeri için; zeytin, kırmızı turp, turşu, maydanoz yaprağı v.s.
-tuz
Yapılışı:
Kerevizler talaş bırakmadan soyulur.
İnce rendelenir, tuz limon suyu katılır.
Mayonez ilave edilip karıştırılır.
Servis tabağına yerleştirilip üzeri isteğe göre süslenir.
Not: rendelenmiş kerevize mayonezle birlikte 1- 2 kaşık şekersiz krem şanti (çiğ süt kaymağı) katılırsa
daha nefis olur.
Kısa bilgi
Kereviz, kansızlığa ve gut hastalığına iyi gelir.

Sepet domates salatası

 

zeytin ve yagı --saglikli_yasam

Malzemeler:
-8 adet orta boy kırmızı ve sert domates
-1- 2 salatalık
-3- 4 sivri biber
-1 soğan
-yarım demet maydanoz
-yarım kahve fincanı zeytinyağ
-limon zeytin
-tuz
Yapılışı:
1- domatesler yıkanır. Ters çevrilip, ortada sepetin
Sapı olabilecek şekilde ince bir parça bırakılarak iki yarım daire çizilir ve kesilip kaşıkla domatesin içi
alınarak, domatesten sepet yapılır.
Salatalık, biber, soğan maydanoz yıkanır, ayıklanır ve küçük küçük doğranır. Zeytinyağ, limon suyu,
tuz katılıp karıştırılır.
Hazırlanan domateslerin içine doldurulup üzerlerine birer zeytin konur.
Not: sepet domatesin içine rus salatası, patlıcan salatası da doldurabilirsiniz.
Kısa bilgi:
Vitamin kaybını azaltmak için salataları yemek saatinden hemen önce hazırlamalıdır. Marul yaprakları
bıçakla değil el ile koparılmalıdır.

MAMZAMA

Malzemeler:
-6 patlıcan
-3 domates
-4- 5 sivri biber
-1 demet maydanoz
-750 gr. Yoğurt
-3 diş sarımsak
-2 kaşık yağ
-1 çay kaşığı kırmızı biber
-tuz
Yapılışı:
1- patlıcanlar ucundan başlanarak ocakta çevire çevire közlenir.kabuklar soyulup incecik kıyılır.
Domates, biber ve maydanoz küçük doğranıp patlıcanlara katılır. Tuz atılır.
Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülüp, kırmızı biberli yağ gezdirilir.
Kısa bilgi:
Çaydaki tanen, yiyeceklerdeki denir. Birleşiklerinin kullanılmasını engelliyor. Onun için yemekten
hemen sonra çay iç memelidir. Aksi halde anemiye kadar giden kansızlık olabilir

Rus salatası

Malzemeler:
-2 yumurta sarısı
-1,5 su bardağı zeytinyağı
-1- 2 limon suyu
-1 kahve kaşığı toz hardal
-2- 3 patates (haşlanmış)
-1- 2 havuç (haşlanmış)
-yarım bardak iç bezelye (konserve)
-10- 12 küçük salatalık turşusu (kornişon)
-3- 4 dilim macar salamı, tuz
Yapılışı:
Porselen veya cam bir kaseye yumurta sarıları konur. Zeytinyağ damla damla ilave edilip karıştırılır.
Daha sonra zeytinyağ iplik gibi akıtılarak karıştırılmaya devam edilir. Ara sıra limon damlatılır.
Zeytinyağ bitince tuz, hardal, limon suyu ilave edilir.
Havuç, patates, turşu, salam küçük doğranır (tavla zarı büyüklüğünde).
Bunlara bezelye katılır. Tuz atılır.
Mayonezden 2- 3 kaşık ayrılır (üzerini süsleme için). Kalanına karışık sebzeler konup karıştırılır.
Salata tabağına alınıp, ayrılan mayonez ve sebzelerle süslenir. Not:mayonez bozulursa şöyle düzeltilir.
1) ayrı bir kaseye bir yumurta sarısı konur. Damla
Damla zeytinyağ ile arada bozulan mayonez konarak karıştırılır.
2) 1 tatlı kaşığı nişasta, bir fincan su ile pişirilip pelte yapılır. Karıştırarak soğutulur. Bozulan
mayonez ve zeytinyağ azar azar
konur karıştırılır.

Fırında Soğanlı Yumurta

Posted On Haziran 5, 2008

Filed under sofra, yöreselyemekler

Comments Dropped leave a response

(6 Kişilik)

lezzetli yemek

 Malzemeler
6 Yumurta
2 Su Bardağı Süt
1.5 Kahve Fincanı Tereyağı
1 Yemek Kaşığı Un
2 Yemek Kaşığı Krema
2 Soğan
Tuz
Karabiber
Toz Müskat
Yemeğin Tarifi
Yumurtaları soğuk su dolu derin bir kaba yerleştirip katı şekilde pişirin.
Tavada 2 yemek kaşığı tereyağını eritip unu ekleyerek kısık ateşte çevirin. Sütü yavaş yavaş ve devamlı karıştırarak ilave edin. Pütürsüz bir beşamel sos elde edinceye kadar, sürekli karıştırarak 10 dakika pişirin. Tuz, karabiber ve müskat ekleyip ateşten alın.
Yumurtaları soğutup kabuklarını soyun ve yuvarlak dilimleyin. Soğanları ince halkalar şeklinde kesin. Kalan tereyağını eritip soğanları pembeleştirin. Hazırladığınız beşamel sosu ekleyin. İçine yumurta dilimleri ilave edin.
Yayvan bir fırın kalıbını yağlayın. Yumurta dilimlerini soslu olarak fırın kalıbına dizin. Kalan sosu üzerine dökün. Önceden kızdırılmış orta ısılı fırında 6 dakika kızartın.
Not: Müskat, diğer adıyla hint cevizi, toz veya tane olarak satılır. Tane satın alırsanız kabuğunu ince bir rende ile rendeleyebilirsiniz. Toz olarak almanız aroma açısından daha etkilidir.

Koca muffinler

Posted On Haziran 4, 2008

Filed under pastalar, tatlılar

Comments Dropped leave a response

Malzemeler;

Yumurta-2

Toz şeker-1 su bardağı

Süt-1 su bardağı

Sıvı yağ-1 su bardağı

Kabartma tozu-1 paket

Vanilya-1 paket

Un-2 su bardağı

Kakao-2 yemek kaşığı

Ceviz-1/2 su bardağı

Tarçın-2 tatlı kaşığı

Hindistan cevizi-2 tatlı kaşığı

Kuru üzüm-2 tatlı kaşığı

Susam-2 tatlı kaşığı

Hazırlanışı;

İlk önce yumurta ve şekeri iyice çırpın.Vanilya ve sütü ekleyip tekrar çırpın.Yağıda ekleyin çırpın,sonra un ve kabartma tozunu ekleyip çırpın.İçine kakao ve diğer malzemeleri katıp tahta bir kaşıkla karıştırıp,yağlanmış kalıplarınıza paylaştırın ve önceden ısıtılmış 175 dereceli fırında pişirin.Eğer kağıt kek kalıbı kullanıyosanız,yağlamaya gerek yok.

Çiftci Usulü Spagetti

Posted On Haziran 4, 2008

Filed under Makarnalar, zeytinyağlılar

Comments Dropped leave a response

(4 Kişilik)

 Malzemeler

  lezzetli yemek                   zeytin ve yagı --saglikli_yasam
400 gr Spagetti
5 Sardalya
400 gr Küp Domates
1 Adet Soğan
80 gr ceviz İçi
4 Diş sarmısak
50 gr Çekirdekleri Çıkarılmış Siyah Zeytin
50 gr Rendelenmiş Parmesan Peyniri veya Eski Kaşar
Zeytinyağı , Tuz , Karabiber

Yemeğin Tarifi


Sardalyaları yıkayarak tuzunu alın ve şeritler halinde doğrayın. Soğanı ince kıyın ve 3 çorba kaşığı zeytinyağında öldürün. Küp domatesi ekleyip ağzını kapatın ve 10 dakika kadar kaynamaya bırakın.
Bu arada ceviz içleri ve sardalyalarla birlikte soyulmuş sarmısağı ince kıyın, ya da hepsini birlikte mikserden geçirin. Bu karışımı ve doğranmış zeytinleri domates sosuna ekleyin. Karıştırın, biraz karabiber atın, ağzını kapatıp kısık ateşte 7-8 dakika kadar pişmeye bırakın.
Spagettiyi tuzlu bol kaynar suda diriliğini kaybetmeyecek kadar haşladıktan sonra hazırladığınız sosu ekleyin. Eşit miktarda parmesan peyniri veya eski kaşar rendesini de üzerine serptikten sonra servis yapın.

Bir Zamanlar Tabiat Tebessüm Ederdi

Posted On Haziran 4, 2008

Filed under bahçe, bitki, doğa, HİKAYE

Comments Dropped leave a response

 

Ben cocukken tabiat tertemiz idi. Hic kimsenin paranoya derecesinde takintisi yoktu. Agactan kopardigimiz ya da yere dusmus meyveleri elbisemize silip yerdik, evimizin karsisindaki tarladan topladigimiz gelinciklerden icecek yapardik. Otlarin uzerine bir guzel uzanip agzimiza da Red Kit’in yaptigi gibi bir ot parcasi alarak keyif yapardik. Buyuklerimiz aksama yemek yapmak icin etraftan degisik otlar toplarlardi.

Cocukken toprakla, yagmur sulari ile oynardik. Derelerde yuzer, cokca dere suyu yutardik. Dagdaki zeytinligimize calismaya gittigimizde babam bize tertemiz su birikintilerinden suyu bulandirmadan nasil icebilecegimizi ogretmisti. Hic dusunmeden bogurtlenleri afiyetle yerdik. O zamanlar koyler, kasabalar, belki sehirler temizdi. Agaclara dogal gubre atilirdi, o da toprakla butunlesip kaybolurdu. Ilcemizden uzaklara gitmeye gerek kalmadan denize girilirdi.

O zamanlar denizin dibini net bir sekilde gorebildik. Sonradan icat ettigimiz kirlilikler de yoktu. Yildizlari en parlak haliyle seyrederdik, gundelik yasamin gurultusu tabiatin seslerini tamamen ortmemisti. O zamanlar hic sorgulamasak da guvenli bir hayat surdugumuzu hissediyorduk. Annemiz bizi bakkala gonderdiginde aldiklarimizi kese kagidi ile getirirdik eve. Ben hic kese kagidi yiginlari gormedim etrafimda. Onlari gelisiguzel atsak bile kayboluyorlardi.

Ben buyudukce yasadigim tabiat kirlendi. Agaclara suni gubreler atildi; ciftciler odemesi zor borclarla tarim ilaclari aldilar. Meyveleri, cicekleri, kelebekleri, arilari ve pek cok canliyi zehirlediler. Bir gun gordum ki yuzmeyi ogrendigim dere, mermer fabrikasinin atiklari ile sahte bir pamukkale olmus. Bir de uzerine cop yiginlari dokmusler. Simdi agactan kopardigim meyveyi evde yemek zorundayim. Bogurtlenlerin uzerindeki ilac kalintilari gozle gorulebiliyor.

Bugunun cocuklarina tertemiz bir tabiat kalmadi buyuklerinden. Onlar artik genc annelerinin hijyen sinirlandirmalari altinda yasiyorlar. Kendi ogluma ve diger cocuklara baktikca onlar adina uzuluyorum. Bu kirletilmis sehirlerde, ya da kirsal alanlarda ne kadar ozgur olabilirler ki. Oysa ki ozgurluk cocukluktan gelip oylece surup giden bir ozelliktir. Yeni nesil ozgurlugu eksik ogrenecek, onlar tabiati tertemiz ak pak tahayyul etmekte zorlanacaklar.

Biz tabiattaki su birikintilerinden, pinarlardan su icerken, ben ve oglum bugun evimizdeki musluktan su icemiyoruz. Hormonlu gidalar, katki maddeleri ile dolu yiyecekler bizim gozumuzle cocuklarimiz icin sakincali ama alternatif bulmak da zor artik. Bir koydeki tarladan koparacaginiz bir domates bile artik guvenli degil.

Bu gune kadar biz insanlar dogayi, onu olusturan ogeleri tek tek kirletmek sureti ile kararttik, guvenilirligini zedeledik; cocuklarimiz icin kendi ellerimizle tehlike olusturduk. Onlari tabiatin temiz olmasi gereken bagrindan kopardik. Binalar arasindaki parklara, bahcelere hapsettik. Dokunduklari her sey kirli diye onlari ya azarladik ya men ettik. Ben oglumu simdi cimlere karsi olan korkusunu yenmesi icin en yesil park nerede ise orada dolastiriyorum, o israrla betonlu bolgelere kacmaya calisiyor ben onu cimenlerin ve karincalarin arasina geri getiriyorum. Halbuki ben cocukken yuksek binalardan, sehrin gurultusunden urkerdim.

Bizler tabiati temizlemeye calisirken ya da en azindan bu bilinci kendimize maletmek icin ugrasirken, cocuklarimiza da hem teorik hem uygulamali olarak tabiat bilincini once vicdanlarina, sonra da akillarina bir kanevice gibi islemeliyiz. Ilk ogrenecekleri siir, tabiatin temiz nagmeleri olmali.

Tabiat temiz kaldikca ve mavi-yesil cehresi tebessum ettikce bizler ve cocuklarimiz da tabiatin masum tebessumu ile tebessum edecegiz.

-alinti-

HANGİ BİTKİLER –HANGİ RAHATSIZLIKLARDA KULLANILIYOR

 

ALERJİ

Kayısı: İçindeki betakarotene adlı madde hücrelere saldıran molekülleri kontrol  altına alarak,kanseri önler.Bir kayısı ne kadar parlaksa,içindeki betakarotene oranı o kadar yüksektir.İçerdiği kalsiyum ve magnezyum,gırtlak yanmalarını engeller.Kuru kayısıya eklenen sülfür dioksit,astım gibi alerjilere iyi gelir.

ARAÇ TUTMASI

Zencefil: Sindirime yardımcı olur.Mide bulantısını giderir. Enerjinizi artırır.Otomobilde uzun süre gitmenin yol açtığı bulantı ve rahatsızlıkları azaltır.

ARTİRİT

Enginar: Enginarın en büyük özelliği toksinleri temizleme yeteneğidir.Artirit ve romatizması olan hastalara özellikle tavsiye ediliyor. Cynarine adlı madde,karaciğer ve safra kesesinin rahatsızlanmasını engelliyor.

ASTIM

Soğan : Sarımsakla birlikte enfeksiyonlarla mücadele eder. Kükürt  bileşimleri atardamarların zarar görmesini önler. Soğan; kemik erimesine de iyi geliyor.

ADET SANCISI

Muz   : İçerdiği yüksek oranda B6 vitamini sayesinde kadınların adet dönemi sancılarını büyük oranda azaltır.Doğal bir ağrı kesici gibidir.

Tarçın: Koli basilinin üremesini önler.Limon çayına balla birlikte eklenerek içildiğinde hem boğaz ağrılarına hem de adet dönemi sancılarına iyi gelir.

BAĞIRSAK

Elma  : Protein, vitamin ve doğal kimyasallar sayesinde sindirime yardımcı olur. Sindirimi kolaylaştırır.Bağırsak sorunları çeken kişiler için dengeleyici  ve normalleştirici besin olarak nitelenirler.

BAŞ AĞRISI      

Nane  : Nane çayı baş ağrılarını dindirmek için birebirdir. İçerdiği mentol ve mentol doğal yağları sayesinde mideyi rahatlatma etkisine de sahiptir.

Biberiye :Kimyasal içerikleri sayesinde doğal bir ağrı kesici görevi görür.

Çikolata: Doğal antidepresan özelliği vardır. Çikolata magnezyum ve demir içerir. Sinirleri gevşetici özelliği sayesinde baş ağrısını dindirir.

CİLT SORUNLARI

Papatya: Bitkisel yağ ve kimyasallar içerir.Çay olarak içildiğinde sindirime yardımcı olur, karın ağrılarını dindirir.Sıcak bir banyonun ardından hazırlanacak papatya  çayı torbaları, egzamanın neden olduğu kaşıntı ve yanmaları alır.

Acı pul biber: Portakaldan 3 kat daha fazla oranda C vitamini içerir. Capsantin adlı kimyasal madde zona hastalığının neden olduğu  ağrıları dindirmek için yapılan kremlerde kullanılır.

Portakal suyu: Bir bardak portakal suyu günlük C vitamini ihtiyacınızın tamamını  karşılar.İçindeki potasyum vücudun su dengesini korur;cildin kurumasını, kırışıklıkların meydana gelmesi önler.

Portakal yağı: Susam yağıyla karıştırılarak da iyi bir cilt yağı elde edilir. Selüloitli bölgelere portakal yağıyla masaj yapılması tavsiye edilir.

ÇÖLYAK HASTALIĞI

Kestane: Önemli bir enerji kaynağıdır.Kolayca sindirilebilir. Çölyak hastaları  için buğday içermeyen un kaynağı olabilir.E ve B6 vitaminleri içerir.

DEPRESYON

Avokado:Sindirimi çok rahat olan bu meyveyi özellikle yeni doğmuş bebeklerin ilk maması olarak tavsiye ederiz.İçerdiği E vitamini kalbe iyi gelir, yüksek potasyum da dinç tutar ve insanı depresyona sokan uyuşukluluk ve rahatlığı  üzerinden atar. Vücudun kolesterol oranını ayarlar.Teninizin sürekli hücre yenilemesine neden olur.

(Zayıflamak isteyenler Yağ oranı yüksek olan avokadoyu yememenizi öneririz.)

Çikolata:Sütlü çikolataları tercih edin.Çünkü içerdiği kakao yağı,magnezyum, E  vitamini beynin kendisini yenilemesine ve psikolojik rahatlık sağlamasına  yardımcı olur.Migreni olanlar çikolatadan uzak durmalıdır.

İstiridye :İçindeki demir,sperm sayısını ve insanın seks gücünü artırır. A, B12 ve C vitaminleri içerir.Beyin için en faydalı yiyecek olan istiridye, enerji verir.

(Dikkat: Kolesterol oranı birçok balığın iki katıdır.)

Patates: Bir patates,bir kişinin bir gün içinde alması gereken C vitaminini  içerir. Beyindeki serotonin adlı kimyasal maddenin kendisini yenilemesini sağlar.

DİŞ

Ekmek: Şekerli yiyecek yenildiğinde içindeki asitler dişlere her 20 dakikada bir saldırır. Ekmek,dişleri korur.Gün boyunca 6 ila 11 dilim ekmek yiyin.

Meyve: (Her çeşit) Günde 2 ila 4 öğün meyve tüketin.

Sebze: (Her çeşit) Günde 3 ila 5 öğün tüketin.

Yoğurt veya beyaz peynir:Eğer yemek arası atıştırırken diş sağlığınızı düşünüyorsanız, kalsiyum deposu olan bu iki yiyeceği tercih edin.

Muz  :  Yüksek miktarda karbonhidrat içerir.Zengin bir potasyum kaynağıdır. Bu mineral,kalbin düzenli çalışmasını ve tansiyonun düzenli olmasını sağlar.

DİYABET

Kuru fasulye: Lif açısından zengin bir besindir.Bu da diyabet riskini büyük oranda azaltır.İçerdiği karbonhidratları vücudun şekere dönüştürmesi uzun sürer.

Mercimek :B vitamini,demir,kalsiyum,potasyum,fosfor ve magnezyum içerir. Çözünebilir lif içermesi sayesinde kandaki kolesterol oranını düşürür. Diyabet ve kalp hastaları için iyi bir besindir.

FELÇ

Turunçgiller:C vitamini zengini turunçgiller içerdikleri flavonoid adlı antioksidanlar  sayesinde atardamarların,kalbin zarar görmesini  önlüyor. Portakal içerdiği   folik asit,kalp dostu potasyum ve kalsiyum sayesinde sağlıklı alyuvar  hücrelerinin çoğalmasına neden oluyor.

Hamsi : Kolesterolü düşüren ve kan pıhtılaşmasını önleyen Omega-3 bol bol var.

GÖZ

Mısır: Zeaksantin adlı bir bitkisel bileşim içerir.Bu madde yaşa bağlı olarak gelişen görme bozukluklarını azaltır.

Ispanak: Antioksidan özelliği taşıyan A vitaminine dönüşen betakaroten içerir. Sağlıklı gözler için gereklidir.Katarakt ve diğer göz tabakalarının bozulmasına karşı lutein maddesi de içerir. Pişirdikten sonra hemen  tüketin;Beklediğinde yararlı maddeler toksik maddelere dönüşebilir.

GRİP

Satsuma:(Küçük portakal) İçerdiği folik asit ve C vitamini sayesinde öksürüğü ve kanlı  tükürükleri keser. Ayrıca kan pıhtılaşmasına karşı en etkin doğal yiyecek  olduğu için ileri yaşlarda  felç ya da kalp krizi riskini de azaltır.

Tarçın: Yemeklere girmiş olabilecek E-coli bakterisinin vücutta yayılmasını engeller. Mideyi düzene sokar. Kusmayı engeller.Hatta bal ya da limon suyuyla birlikte  alındığında boğazdaki yanmaları keser.

Hardal: İçindeki singrin maddesi,midenin gaz çıkarmasına yardımcı olur.Sindirim  sistemini düzenler,mide ağrılarını giderir.1/2 çay kaşığı alınmalıdır.

GUT (DAMLA HASTALIĞI)

Hamsi : Omega-3 yağı açısından çok zengindir.Kolesterol seviyesini düşürür. Kanın pıhtılaşmasını önleyerek damar tıkanıklığı, kalp krizi ve   felç geçirme riskini düşürür.Haftada en az 1 kez yemek gerekir.  Kalp hastaları için bu miktar haftada 3-4 porsiyon olmalıdır.

HAMİLELİK

Enginar:Bol miktarda folik asit ve potasyum içerir.Düşük yağ oranı,sindirimi  kolaylaştırıcı etkisi,antioksidan özellikleri sayesinde anne adayı ve  bebeğin sağlığına önemli faydaları vardır.

Böğürtlen: E vitamini içerir.Vücuttaki zararlı atıkların temizlenmesini sağlar. C vitamini boldur.Cenini korur.

HEMOROİD (BASUR)

Hindistan cevizi:İçerdiği myristin adlı madde kusmayı engeller, basur için birebirdir. (Dikkat! Fazlası basur için tehlikelidir.)

İDRAR VE BÖBREK

Pancar: Böbrekleri çalıştırır.Önemli bir potasyum kaynağıdır. Vücuttaki tuz oranını  dengeler. Bu sayede böbrekler ve idrar yollarının çalışmasını destekler.

Kavun : Orta boy bir kavunun yarısı,günlük C vitamini ihtiyacını tamamen karşılar. A vitamini ve betakaroten içerir. Bunlar vücudu temizleyici etkiye sahiptir. Böbrekleri rahatlatır.Yüksek miktarda su ve düşük miktarda kalori içerir.

İDRAR YOLLARI

Nane  : İdrar söktürücü özelliğe sahiptir.İçerdiği mentol,midenin normal işlevini  görmesine neden olur.Vücuda giren grip mikrobunakarşı savaştığı gibi,ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır.Sabahları mide bulantısını  keser. Nane çayı,baş ağrısı,stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir. Nane çayını aç karnına değil,tok karnına içiniz.

Elma  : İçindeki C vitamini ve pektin oldukça faydalıdır. Kolesterolü düşürür,sindirim  sistemini düzenler ve idrar ve hacet yollarındaki sorunları giderir.

Kepekli ekmek: B3 vitamini, demir, potasyum ve folik asit içerir.Çok fazlası idrar yollarına zarar verirken, günde 2 dilim yemek iyi gelir.

KALP

Bezelye: Haftada 10 porsiyon domatesli bezelye yemeği yiyen bir erkeğin, yemeyene  oranla prostat kanserine yakalanma riski yüzde 35 daha az. B vitamini ve  protein deposu olan bezelye,kalp için de çok önemli.

Kepekli Ekmek: Kalp hastalıklarıyla bağırsak kanseri için faydalıdır. Günde 12 gramdan fazlası kişiye göre zararlı olabilir.

Kiraz: 100 gramında 40 kalori bulunuyor.İçerdiği ellegic asit, vücudu kansere  karşı korurken,kiraz kalp damarlarındaki normal  bir kan dolaşımını  sağlar. Çok kiraz yenmesi, gut hastalığına yakalanma riskini de düşürür. Günde 20 kiraz yemek 1 aspirin yerine geçiyor.

Çikolata:E vitamini,magnezyum ve demir;Kalp hastalıklarına yakalanma riskini düşürür. Günde en fazla 1 çikolata yiyin.

Elma: Günde 5 adet yiyin.

Mısır Gevreği: Günde 1 tabak yeterli.

Salatalık: Diyet yapanların en büyük yardımcısı olan salatalık,kolesterolü düşürür. Kalbi güçlendirir.Salatayı soymadan yiyin,Çünkü kalbi kuvvetlendiren madde, kabuğu ile derisi arasında bulunuyor.

Yumurta:Tüm yiyecekler içinde en kaliteli proteini içerir.En önemli özelliği,kolesterol  oranını düzenleyen lesitin maddesi içermesi.  Tavada az yağda pişirilmiş yumurtayı tavsiye ederiz.

Sarımsak :Mutfağınızdan eksik etmeyin.En az 1000 doğal tedavide kullanan sarımsak,sindirim sisteminden,kansere,kan dolaşımından kalp hastalıklarına kadar  her şeye yaralı.Ancak hamileler dikkat olmalı.Aşırı sarımsak da kalp  yanmaları ve çarpıntılarına yol açar.Günde bir diş yeter.

Humus: E vitamini zengini humus, kanda kolesterol oranını da ayarlar.

Kavun: Bir kavunun yarısı insan vücudunun günlük C vitamininin  ihtiyacının tamamını, A vitaminin de yüzde 15’ini karşılar. Kavun, kalp ve böbrek hastalarının diyetlerinde sıkça kullanılan bir meyvedir.

Süt: Tam bir kalsiyum,protein,folik asit,A,E ve D vitaminleriyle fosfor deposu.                  Çocuk,genç ve hamilelerin günde en az yarım litre süt içmesi gerekiyor.

Şeftali: Bir şeftali,günlük C vitamini ihtiyacınızın yarısını karşılar. Sindirimi kolay olan meyvanın koyu renklilerini tercih edin.Çünkü kabuğuna renk veren betakarotene maddesi,kalp ve kansere karşı faydalıdır.

Pirinç: E ve B12 ve B vitaminleri ve potasyum içerir.Özellikle kolon ve bağırsak  kanserlerine karşı faydalıdır.Kolesterolü düşürdüğünden kalbe iyi gelir.

Tuz: Vücuttaki kan dolaşımını ve sinir sistemini düzenler.Mide kanseri,kemik erimesi, kalp sorunlarına bire birdir.İngiliz Sağlık Bakanlığı, halkına günde 9 gram tuzun kafi olduğunu,aşırısının vücuda zarar vereceğini açıkladı.

Çay: Günde 2 bardak içilen çayla,4 elma,5 soğan,7 portakal yemiş gibi kalp dostu  antioksidan madde almış olursunuz .İngilizler,özellikle çocukların haftada  en az 6 bardak sütlü çay içmesini öneriyor.

Ton Balığı: Kolesterol ve tansiyonu düzenler.Anemi hastalığına karşı D ve B12 vitamini içerir.Birçok kansere karşı vücudu içerdiği nikotinik asitle korur. Bir konserve ton balığı vücudun D vitamini ihtiyacının tamamını karşılıyor.

Hindi Eti: 125 gramı, vücudun günlük folik asit ihtiyacını karşılar. Folik asit,kan hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olur.

Karpuz: Bir dilimiyle günlük C vitamini ihtiyacınızın %80’nini karşılarsınız. İçerdiği potasyum,kan dolaşımını sağlar.

KANSER

Kayısı: Antioksidan olan betakaroten açısından zengindir.Hücrelere ve dokulara zarar veren moleküllerin etkisini ortadan kaldırarak kansere karşı koruyucu  etkisi vardır.Lifli olduğu için bağırsakları koruyucudur.

Tahıllar: Arpa,mısır,buğday,yulaf gibi tahıllar B ve E vitamini, potasyum ve kalsiyum  içerir.Kanserojen maddelerin vücuttan atılması sürecini hızlandırır.Tahıl ağırlıklı bir beslenme rejimi, bağırsak kanseri riskini yarı yarıya azaltıyor.

Fasulye:Fasulye,C vitamini ve betakaroten gibi kalp hastalığı ve kanseri önleyen  antioksidanlar açısından zengindir.  Ayrıca B vitamini seks hormonlarını kuvvetlendirir.

Pancar: Demir ve folik asit açısından zengin olan pancar eski çağladan beri kan hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Amerikalı uzmanlar pancar  suyunun sarılık tedavisinde de etkili olduğunu belirtiyor.

Lahana: Kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen karoten maddesi içerir.

Havuç: Tam 40 araştırma havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığını  ortaya koymuştur.Bunun temel nedeni betakaroten, C ve E vitaminleri  gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur.

Nohut: Yağ düzeyi düşük ve kolesterol içermeyen nohut kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum,bakır,manganez, betakaroten ve folik asit açısından zengindir. Göğüs kanserine karşı korur.

İncir: Potasyum,demir ve kalsiyum içerir.Sindirim sistemine yardımcı olur. Eski çağlarda kanserli hücrelerin tedavisinde kullanılan incir, modern tıp tarafından da kansere karşı koruyucu olarak öneriliyor.

Sarımsak: Bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve kansere, yüksek kolesterole,kalp  ve dolaşım sistemi hastalıklarına karşı koruyucu etkisi vardır.

Fındık: Kalp krizine karşı koruyucu olan E vitamini açısından  zengin bir besindir. Her gün yenilen bir avuç fındık kansere ve kırışıklıklara karşı koruyucudur.

Mercimek: B vitamini,demir,kalsiyum,magnezyum,fosfor ve potasyum içerir. Lifli özelliği kandaki kolesterol oranını düşürür. Şeker ve kalp hastaları için yararlıdır.

Zeytinyağı: İçindeki omega yağ asitleri,kandaki kolesterol düzeyini dengede tutar. Antioksidan özelliği olan E vitamini açısından da zengindir.Bu sayede kalp krizi,felç,kanser ve erken yaşlanmaya karşı beyni koruyucu etkiye sahiptir.

Soğan: Bağışıklık sistemini güçlendirir.İçerdiği allicin ve sülfür; mide ve bağırsak  kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptir. Son araştırmalar kemik erimesine karşı,peynir ve sütten daha etkili olduğunu göstermiştir.

Şeftali: Teki bile insanın C vitamini ihtiyacının %50,sini karşılayabilir.Sindirimi  kolaydır.Kansere ve kalp krizine karşı koruyucu olan betakaroten açısından  da zengindir.Bir tanesinde 33 kalori vardır.

Pirinç: Pirinç mükemmel bir enerji kaynağıdır.E ve B vitaminleri açısından zengindir. Bağırsak kanserine karşı koruyucu olan pirinç,kolesterolü düşürerek  kalp krizi riskini de azaltır.

Çilek: Kolesterol düzeyini düşürür ve sindirim sistemini düzenler. Ellegic asit  adı verilen kansersavan bir maddeyi de içerir.

Domates: Likopen açısından zengin ender bitkilerden biridir. Likopen,pankreas gibi çeşitli kanser hastalıklarını önleme konusunda hayati önemdedir. C vitamini açısından zengindir ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Lifli bir besin olması da bağırsak kanseri riskini azaltır.

KANSIZLIK

Hurma:  Hurmaların birçoğu yüksek oranda demir içerir. Besin değeri yüksek ve  önemli bir enerji kaynağıdırlar. Doğal müshil etkisine sahiptir. Daha yüksek oranda su ve daha düşük kalori içerir.

KARACİĞER

Enginar: Cynarine adlı madde en sert yiyecekleri dahi sindirimine yardımcı olur.Karaciğer hastalarının yanı sıra romatizma, artirit ve gut hastalığına   yakalananlarla,hamilelere şiddetle tavsiye edilir.

Meyan kökü: Dünya üzerinde birçok kabile yüzyıllardır ülser, artirit, bronşit ve karaciğer rahatsızlıklarına karşı "doğal ilaç" olarak kullanır.

Adrenalini yükseltir,insanın strese girmesini engeller, kan basıncını düşürür.

Zerdeçal: Karaciğer rahatsızlıklarının yanı sıra sindirime de yardımcı olur.

KARIN AĞRISI

Papatya çayı: Bağırsak yollarındaki gazı çıkartır, sindirim sistemini düzenler, dengeler, mide ağrısını keser.

KEMİK ERİMESİ

Kayısı:Yüksek oranda kalsiyum ve magnezyum içerir.

Süt  : Kalsiyum,protein,B2-A-E-D vitaminleri,folik asit,fosfor ve demir kaynağıdır.  Kalsiyum,D vitamini ve fosfor ile birlikte kemikleri ve dişleri güçlendirmek   için çalışır.Bunların eksikliği kemikleri eritir.

KİLO KAYBI

Çikolatalı puding: Bu sayede vücuttaki kan istediği protein ve mineralleri alır. Kilo kaybı yaşayanların günde 3 kez 1 hafta boyunca  puding yemesi gerekiyor.

Peynir: 100 gramında 78 kalori bulunuyor.

Yumurta: Günde 2 yumurta kadınların günlük protein ihtiyacının 4’te 1’ini, erkeğin ise 5’te birini karşılar.A,D,E ve B vitaminleri içeren  yumurtadaki selenyum maddesi,bebeklerde sindirim sorunlarını çözer, yetişkinleri de kansere karşı korur.

Dondurma :Günde 2 top vanilyalı dondurma yemek,insan vücudunun günlük protein  ihtiyacının yüzde 20’sini karşılar.

Salam : B vitamini,demir,sodyum ve potasyum deposudur.

TANSİYON

Rezene: İçerdiği potasyum sayesinde tansiyonu düzenler.Kan hücreleri için gerekli  olan folik asidi de bol miktarda bulundurur. Rezene çayı sindirim için iyidir.

Tahıl:  Kan damarlarını gevşeten ve rahatlatan bir tür fotosentez kimyasal maddesi içeriyor.Bu sayede kanın damarlardan  daha rahat geçmesini sağlıyor. Tahıl yemek sebzelere  oranla vücutta daha fazla kalori yakılmasını sağlar. Kalorinin azalması tansiyonu düzenler.

Un   :  Yapıldığı tahılın besin değerlerini içerir.B ve E vitamini,demir ve magnezyum açısından oldukça zengindir.

Karaciğer: Sağlıklı bir bağışıklık sistemi,cilt ve keskin gözler için gerekli olan A  vitamini açısından zengindir.Küçük bir porsiyonu günlük A vitamini ve demir  ile aylık B12 vitamini ihtiyacını giderir.

LAKTOZ DAYANIKSIZLIĞI

Badem: Yüksek oranda kalsiyum, magnezyum,potasyum,fosfor,E vitamini,B2 vitamini, antioksidan içerir.Bu nedenle laktoz (süt şekeri) dayanıksızlığı bulunan ve günlük gıdalar yiyemeyen kişiler için badem ideal bir besin kaynağıdır.

MENOPOZ

Nohut : Sebze hormonu "fitoöstrojen" içerir.Bunlar östrojenin vücuttaki etkilerini dengeler  ve menopozun yarattığı etkilere karşı korur.Protein bakımından en zengin sebzelerdendir.

Kola  : Kafein vücudun yorgunluğunu alır ve konsantrasyonu sağlar.

Üzüm  : İçerdiği "elajik" asit sayesinde kemik erimesine karşı korur. Kandaki östrojen seviyesini yükseltir ve menopoz ağrılarını en aza indirir.

Kuru erik: Sadece iki-üç adet yemek dahi vücudun ihtiyacı olan antioksidanları karşılar. İdrar yolları kaslarını rahatlatır ve kolon kanserine karşı korur.Demir,A vitamini, B6 vitamini ve potasyum içerir.İçerdiği yüksek orandaki bor minerali sayesinde menopoz döneminde östrojen seviyesini dengede tutar.

Tatlı patates: Adrenal salgılayan bezleri güçlendirerek vücuda enerji sağlar.Fosfor, magnezyum,kalsiyum,C vitamini,potasyum ve folik asit içerir.

MİDENİZ RAHATSIZSA

Tarçın: Mide yanmalarını ve kusma hissini alır.

Hindistan cevizi: Sütlü içeceklere eklendiği zaman mideyi gevşetici ve gazını alıcı  bir etki yaratır.Mide bulantılarını önler.

Lahana :Mayalanma sırasında laktik asit üretir.Bu da sindirim sistemindeki zararlı bakterileri öldürerek sindirime yardımcı olur.

ROMATİZMA

Enginar:Vücuttaki zehiri atması nedeniyle Romatizma,gut hastalığı ve eklem yanmasına karşı birebirdir.Folik asit ve potasyum kemikleri güçlendirir.

Domates:C vitamini boldur.

Tahıl : İçerdiği doğal kimyasallar,romatizmanın yol açtığı eklem yanmaları ve  romatizma ağrılarını hafifletir.

Kekik : Timol adı verilen bir tür doğal yağ,vücuttaki diğer yağların parçalanmasını  sağlar.Kekik yağı banyoda sürüldüğü zaman romatizma ağrılarını azaltır.

Zencefil: Uyarıcı etkileri kan damarlarını genişletip kan dolaşımını artırarak  romatizma ağrıları ve yanmaları yok eder.

SİNDİRİM SORUNLARI

Arpa  : İçerdiği kalsiyum ve potasyum gibi mineraller ile B vitamini vücuda direnç kazandırır.Ayrıca  ABD’deki bir araştırma, 6 ay boyunca her gün arpa ürünü  şeylerin yenmesinin kolesterol oranını yüzde 15 düşürdüğünü kanıtladı.

Yoğurt: Günde 150 gram yoğurt vücudun bir günlük kalsiyum ihtiyacını karşılar.Meyveli   yoğurtlara 3 çay kaşığı şeker eklendiği için şeker oranları daha yüksektir. Yoğurttaki potasyum,kan basıncı ve kalp atışlarını düzenler.  Midenin yiyecekleri düzenli olarak öğütmesini sağlar.

SİSTİT

Kuşkonmaz:Folik asit,C ve E vitaminleri içerir.Yenilen besinlerin vücuttaki zehirli  kalıntılarını atmayı sağlar.Karaciğer ve böbreklerin çalışmasını  kolaylaştırır,destekler.Bu nedenle doktorlar, sistit hastalarının mutlaka  kuşkonmaz yemeleri gerektiğini söylüyor.

STRES

Meyan kökü:Antivirüs etkisi vardır.Karaciğeri korur. Adrenalin salgılanmasını dengeler. Stresle başa çıkabilmek için gerekli olan kortizol hormonunu salgılatır.

TİROİD

Midye: Omega-3 yağı açısından zengin bir besin kaynağıdır. İçerdiği selenyum minerali tiroit bezlerinin normal işleyişi için gereklidir.

ÜLSER

Lahana: Ülseri olan kişiler için tonik, yani mideyi temizleyici etki yaratır.Yüksek  oranda C vitamini içerir.Kırmızı lahana vücutta antioksidan özelliğe sahip A vitamini içerir.Kanseri önleyici etkiye sahiptir.Çiğ olarak salatalara  katılması tavsiye edilir.

Biber : Yeşil biberde; A,C,B1,B2 ve E vitaminleri bulunuyor. Biber,mide salgısını artırdığı  için,gastrit ve ülseri olanlara da tavsiye ediliyor. Yüksek oranda kalsiyum ve magnezyum içerir.

VÜCUT SU TUTMUŞSA

Kuş üzümü:100 gramı günlük C vitamini ihtiyacının tam 3 katını karşılar.Antibakteriyel   ve yanmayı önleyici etkileri vardır. Zengin potasyum ve düşük tuz içeriği,  dehidratasyonu olanlar için önemli bir doğal ilaçtır.

Kabak:  100 gram kabak günlük folik asit ihtiyacının 4’te birini karşılar. Yüksek orandaki potasyum sıvı-tuz dengesini sağlar.

Tahıl:  İdrar yollarını açıcı,çalıştırıcı ve rahatlatıcı etkileri sayesinde dehidratasyonu  rahatsızlığı bulunanların yemeleri gerekir.Mideyi rahatlatıcı özelliği vardır.

BİTKİLERİN ŞİFASI

ADAÇAYI: Mide ve bağırsak gazlarını giderir.Mide bulantısını keser.Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar.Göğsü yumuşatır. Astım hastaları için yararlıdır.Bu uyarıcı bitki kan dolaşımını hızlandırır.Hücre yenilenmesini ve cildin elastikiyetinin artmasını sağlar. Bu bitkiyle sivilcelerinizden de kurtulabilirsiniz.

AHLAT: (yaban armudu) : Gülgillerden; kendi kendine yetişen ve üzerine armut aşılanan bir ağaçtır.Yemişi iyice olgunlaştıktan sonra yenir.

Faydası : Meyveleri, ishal keser.Zehirli hayvan sokmalarında da filizleri dövülüp, konur.

AHUDUDU: : Gülgillerden; böğürtlen gibi çalı halinde, dikenli bir bitkidir. Kümeler halindedir.Kendiliğinden yetişir.Meyvesi duta benzer.Sarımtırak kırmızı portakal renginde,sulu ve güzel kokuludur. Meyvesi toplanıp,kurutulur.Reçel, şurup ve likör yapılır.Meyve olarak da yenir.

Faydası : Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür,kabızlığı giderir,vücuda dinçlik verir, romatizma,mafsal kireçlenmesi,nikris,boğaz,bademcik ve göz iltihaplarında kullanılır.Kansızlık ve veremde çok iyi bir gıdadır. Ateş’i düşürür.Üre ve şeker hastalarına da faydalıdır. Mide ülseri olanların kullanmamaları gerekir.

ALOE VERA (Sarısabır): Eski yunanlılarında güzelleşmek için kullandıkları bir bitki.Yıpranmış ciltleri onarmak ve nemlendirmek için son derece yararlı. Akne sıcaktan kaynaklanan kaşıntılara karşı cildi koruyor.Yıpranmış saçları onarıyor ve nemlendiriyor.

ARMUT: Sulu ve tatlı bir meyvedir.Rengi sarı ile yeşil arasında değişir.İçinde A,B1,B2,B3,B6,ve C vitaminleri bulunur.Bu meyve yemeklerden önce yenmelidir.Armut kandaki üre asidi ve üre tuzlarını dışarı attığından,böbreklerin düzenli çalışmasına yardımcı olur.

Faydası : Nezle’yi geçirir,hazmı kolaylaştırıp çarpıntıyı önler, sinirleri yatıştırarak beyni çalıştırır.Kabızlığı önleyerek idrar söktürür, böbrek kum ve taşlarının dökülmesine yardım eder, tansiyonu düşürür,kanı temizler,hamilelerin kusmalarını önler. Mafsal kireçlenmesi,nikris ve romatizma tedavisinde faydalıdır.

AT KESTANESİ:  Atkestanegiller familyasından;süs olarak yetiştirilen iri bir gölge ağacıdır.Nisan-Temmuz aylarında çiçek açar. Meyveleri kestaneye benzer.İçinde nişasta,saponin ve yağ vardır.

Faydası : Kabuklarından yapılan ilaçlar ateşi düşürür.Vücuda kuvvet verir.Tohumları ise romatizma ve mafsal ağrılarını giderir. Varis flebit ve basur memelerinin tedavisinde ve deri çatlaklarını gidermekte kullanılır.

AVOKADO: Çok kalorili olmasına rağmen içerdiği Glutathion süper bir hücre koruyucusudur,çünkü en iyi antioksidant tır. Antioksidant lar hücrelerin yaşlanmasını yavaşlatırlar ve kanseri önlerler. Tüm meyveler arasında protein bakımından en zengin olanıdır.Bol miktarda E vitamini de içerir.Bu vitamin kalp ve deriyi koruyarak dolaşımı düzene sokar.Ayrıca potasyum ve B6 vitamini de içerir.Kadınlar açısından çok gereklidir.

AYVA:  Vitamini bol bir meyvedir.Her bölgede yetişir,limon ve ekmek ayvası olarak iki çeşidi vardır.Altın sarısı renkli ve hoş kokulu bir meyve olan ayva A ve B Vitaminleri yönünden çok zengin olan bu meyvenin bileşiminde tanin ve kireçli tuzlar bulunur.

Faydası : İshal ve dizanteriyi keser,mide ve bağırsakları güçlendirir, kanı temizler,karaciğeri çalıştırır,safra akışını sağlayarak  çarpıntıyı giderir.Kadınlardaki beyaz akıntıyı keser. Bronşit,müzmin öksürük ve verem tedavisinde kullanılır.Merhem olarak kullanılırsa el ayak ve meme ucu çatlaklarını,egzamaya,yüz ve boyun kırışıklığını giderir.Yapraklarından yapılan çay gerginliğe iyi gelir.Tohumları soğuk algınlığı ve boğaz ağrısında kullanılır.

BAL: Bal, kansızlar için kan deposudur. Bal ilik bir beze sürülüp  boğaza sarılırsa boğaz ve gırtlak ağrıları kesilir.Sinirleri bozulanları ve uykusuzları sakinleştirir. Süt ile bol sulandırılıp içilirse şeritleri öldürür.Bir miktar sirke ile karıştırılıp ağız çalkalanırsa, ağızda koku kalmaz.

BAKLA: İdrar yollarını temizler. Böbrek ağrılarını dindirir. Böbrek iltihaplarını giderir.Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur.

BİBERİYE:Eski zamanlarda gençliği geri getiren bitki olarak adlandırılan biberiye,sivilcelere iyi geliyor.Cildin esnekliğini ve sıklığını artırıyor. Bir litre suya, biberiye ve kekik yağından iki kaşık ekleyin.Bu karışımı cildinizi temizlemek ve yumuşatmak için kullanın.

BÖĞÜRTLEN: (tilkiüzümü) :Gülgillerden bahçe çitlerinde, ol kenarlarında kendiliğinden yetişen, dikenli bir çalıdır.Yemişi ahududuya benzer, fakat ondan küçüktür.Önceleri kırmızı iken sonraları kararır.Yaprakları;çiçekleri açmadan toplanıp,kurutulur.

Faydası : İdrar söktürür,ayaklardaki şişlikleri indirir.Yüksek tansiyonu düşürür. Gözlerdeki zafiyeti giderir.Mesane taşlarının düşmesine yardımcı olur.Ağız,dil,diş eti ve bademcik iltihaplarını giderir.Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Haricen kullanıldığı takdirde ağrıları dindirir, yanıkları iyileştirir.Kökü kaynatılıp,suyu içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür.

CEVİZ AĞACI: Uzun ömürlü; gövdesi kalın, kerestesi ve meyvesi değerli ulu bir ağaçtır. Yemişi nişastalı ve yağlıdır. Hekimlikte; yaprakları,meyvesinin üzerindeki yeşil kabukları ve yağı kullanılır. Bir çok çeşidi vardır.

Faydası : Yaprakları ve kabukları ile hazırlanan ilaçlar kanı temizler,kansızlığı giderir. İshal ve dizanteriyi keser.Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser.El ve ayak donuklarında, deri çatlaklarında faydalıdır. Saç ve elleri boyamakta da kullanılır. Çok kuvvetli bir besin olduğundan fazla yememek gerekir.Cevizyağı,raşitizm ve sıracada faydalıdır. Kabızlığı giderir.Bağırsak solucanlarını düşürür.Derinin yanmasını önler.

ÇAKAL ERİĞİ: Bir çeşit eriktir.Ağacı bodurdur.Çiçekleri beyazdır  ve yapraklarından önce çıkar.Meyvesi yuvarlak ve yeşil ve tadı buruktur. Çiçekleri; Mart ve Nisan aylarında toplanıp,kurutulur.

Faydası : İshali keser, mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Ateşli hastaların kalbini kuvvetlendirir.Terletir ve vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar.Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir.Anne sütünü artırır.

ÇAMAĞACI:  Birçok çeşidi olan bir ağaçtır.Kozalakları ilk yıl kapalıdır.İkinci yıl açılıp,kurur ve ağacın dibine düşer. İlaç yapımında; tomurcuğu,palamutu,kozalağı, filizleri ve çırası kullanılır.

Faydası : Balgam söktürür. Müzmin öksürüğü keser. Kolay doğum yapmayı sağlar.

ÇAM FISTIĞI: Bronşit, verem,akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.

ÇAY: Binlerce yıllık bir bitki olan çayın yaprakları güzelleşmek içinde kullanılıyor.Yağlı bir cildiniz varsa, çaydan bir tonik olarak faydalanabilirsiniz.Gözleriniz şişse iki soğuk çay poşetini göz kapaklarınızın üstünde bekletin.Saçlarınızın eskisinden daha parlak görünmesini istiyorsanız, şampuandan sonra çayla durulayın.Farkı göreceksiniz.

ÇİLEK: Gülgillerden sapları sürüngen,çiçekleri beyaz bir bitkidir.Yemişi pembe renkli olup,kokuludur.

Faydası : Vücudu kuvvetlendirir.Hasta olmayı önler.İdrar söktürür ve karında biriken suyu boşaltır.Böbrek ve mesane hastalıklarının iyileşmesine yardımcı olur. Mide ve bağırsak tembelliğini giderir.Sinirleri kuvvetlendirir.Yüksek tansiyonu ve kolesterolü düşürür. Bağırsak kurtlarını döker.Safra ifrazatını arttırır ve safra taşlarının dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer kifayetsizliğini ve şişliğini giderir.Ateşi düşürür.Diş etlerini güçlendiriyor, dişlerdeki tartarı önlüyor, ağız kokularını ve boğaz ağrılarını gideriyor. Cilde tazelik ve güzellik verir.Damar sertliği, mafsal iltihabı,romatizma,ve nıkriste de faydalıdır.Şeker hastaları da yiyebilir. Midesi zayıf olanlar suyunu içmelidir.

ÇÖREKOTU: İştah açar.Vücuda kuvvet ve dinçlik verir.Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söker.Koklanacak olursa baş ağrısını keser.

DOMATES:  Patlıcangillerden bir çeşit bitkidir.Ürünü için yetiştirilir. atanı Meksika ve Peru’dur.Yabani türünün meyveleri yuvarlak ve kiraz kadar küçüktür. Domatesin içeriğinde lycopin denilen bir madde bulunur.B,C vitamileri bakımından zengindir. Gövde ve yapraklarında solanin denilen zehirli bir alkoloid bulunur.

Faydası : Bol idrar söktürür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını ve kanın durulmasını sağlar, damar sertliğini giderir. Romatizma ve nikriste faydalıdır. Safra ve böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Üremiyi düşürür. Hazmı kolaylaştırır. Kabızlığı giderir. Mide ve bağırsakların düzenli bir şekilde çalışmasını sağlar. Cilde tazelik ve pembelik verir.İsiliği ve mayasılı giderir. Nasırların sökülmesine yardımcı olur. Çıbanların olgunlaşmasını sağlar. Arı sokmasında ve yanıkların tedavisinde faydalanılır. Kansere karşı korur.Midesi zayıf olanlar,böbrek ve mesanelerinde iltihap olanlar,suyunu içmelidirler.

DUT: Beyaz dut yaprakları idrar söktürür.Vücutta biriken suyu boşaltır. Aç karnına yenen beyaz dut bağırsak solucanlarını söktürür.

EBEGÜMECİ: Göğsü yumuşatır.Öksürük keser.Mide bulantısı ve kusmaları önler.Ateşi düşürüp vücuda rahatlık verir.Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir.Dişeti hastalıklarını tedavi eder.Bu bitkinin yaprakları tahriş olan cildi dış etkenlere karşı korur.Cildi nemlendirir ve yumuşatır.Ebegümeciyle kan dolaşımını hızlandırabilir, bağ dokusunun elastikiyetini artırabilirsiniz.Ayrıca göz altındaki kırışıklara ve şişliklere de iyi gelir.

ENGİNAR: Kandaki üre ve kolesterolü düşürür.İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar.Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler.Böbrekteki kumların dökülmesine yardımcı olur.Prostat, meme ve rahim ağzı kanserine karşı iyi gelir. Enginarın içinde bulunan Silymarin maddesinin,hücrelerin hasar görmesini engellediğine işaret eden araştırmacılar,ayrıca Silymarin maddesinin,  prostat, meme ve rahim ağzı kanserini önleme konusunda da etkili olduğunu belirtti.Enginarın içinde, fiber, magnezyum, folate ve C vitamini bulunduğu,bu sebzeyi bol miktarda tüketenlerin, bulundukları yaşın daha altında gösterdikleri belirtildi.

EKŞİ ELMA: (yabani elma) : Gülgillerden;ormanlarda yetişen bir ağacın meyvesidir. Meyveleri küçük ve çok ekşidir. Çiçekleri, açık pembedir.

Faydası : Mide ve bağırsaklardaki gazı boşaltır. Buralardaki iltihapları giderir.

ELMA: Günde bir elma yemek doktoru evinizden uzak tutar.İki elma  yerseniz, kalp ve dolaşım sorunlarına karşı korunmuş olursunuz. Kolesterolü yok eder ve kabızlığı önler. Sindirimi kolaylaştırır. Kokusu rahatlatır ve kan basıncını düşürür.Artrit, romatizma ve gut hastalıklarına karşı da yararlıdır.

FASULYE: Baklagillerden; barbunya, çalı, ayşekadın, horoz gibi birçok çeşitleri olan bir bitki ve bunun sebze olarak kullanılan yeşil ürünü ve kuru tohumlarıdır.

Faydası : Taze fasulye,bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Vücudun kuvvetlenmesini sağlar.Pankreas bezi’nin gereği gibi çalışmasına yardımcı olur.Şeker hastalığını önler ve kandaki şeker miktarını düşürür.İdrar tutukluğunu giderir.Albümini düşürür. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur.Karaciğer yetersizliğini tedavi eder.Kalbi ve böbrekleri kuvvetlendirir ve kalp çarpıntılarını giderir.Zehirlenmelerden sonra yenilecek olursa; çabuk iyileşmeyi sağlar.Fasulye pişirilirken, pişirme suyunu 2-3 kere değiştirmek gerekir.

FESLEĞEN: Sakinleştirici ve yatıştırıcı özelliği vardır.Enerji verir ve cildi rahatlatır. Fesleğenli saç losyonlarıyla saç derisine masaj yaparak, onların kökünü güçlendirebilirsiniz.Fesleğen yağıyla selüloitlerinizden de kurtulmanız mümkün.

FINDIK: Palamutgillerden; kuzey yarımküresinin ılık yerlerinde ve yurdumuzun en çok Karadeniz Bölgesinde yetişen ufak bir ağaçtır.Meyvesi (Fındık), sert bir kabuk içindedir. İçeriğinde nişasta ve yağ vardır.

Faydası : Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir.Vücuda kuvvet verir.Nekahet devresinin çabuk geçmesini sağlar.Hamilelere de faydalıdır.Dövülmüş yenirse öksürüğü keser. Varise faydalıdır. Fındık yağı,böbrek ağrılarını giderir.Kum ve taşların düşürülmesinde yardımcı olur.Bağırsak solucanlarını düşürür. Sarada da faydalıdır. Mideleri hasta olanlar,damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenler,çok az yemelidirler.

GREYFURT: C vitamini bakımından çok zengindir.Yarım greyfurt günlük C vitamini ihtiyacının yüzde altmışını sağlar. Kolesterol oranını düşüren pektin maddesi bulunur. Kansere karşı koruyucu özellik taşır.İştah açar.

HAVUÇ: Havuç Unbelliferae familyasından iki yıllık bir bitkidir. Bilimsel adı Daucuz carota olan sebze önemli miktarlarda B1 ve B2 vitaminlerini de içerir. Havuçta bol miktarda şeker de bulunur.

Faydası :Havuç suyunun mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi geldiği bildirilmiştir.

HELVACI KABAĞI: (kestanekabağı) : Kabakgillerden tatlısı yapılan bir çeşit kabaktır.Yaprakları uzun ve büyüktür. Ev ilaçlarında çekirdekleri kullanılır.

Faydası : Bağırsak kurtlarının düşürülmesinde yardımcı olur.

IHLAMUR: Ihlamurgiller familyasından; kerestesi güzel, bir gölge ağacı ve bunun kurutularak çay gibi haşlanıp içilen güzel kokulu çiçeğidir.Temmuz ve ağustos aylarında toplanıp, kurutulur. Birçok çeşidi vardır.

Faydası :Sinirleri kuvvetlendirir,sinir bozukluğunu giderir. Uyku verir.Kan dolaşımının normal olmasını sağlar. Kansızlığı giderir.Kalp kifayetsizliğinde faydalıdır.Damar kireçlenmesini önler. Böbrekleri ve mesaneyi temizler, idrar söktürür, kum döker,taş oluşmasını önler,ter söktürür.Grip ve soğuk algınlığının şikayetlerini giderir.Göğsü ve bronşları yumuşatır. Mide ifrazatını artırır.Balla karıştırılıp içilirse,mide ülserine faydalıdır. Kabızlığı ve bağırsak spazmını giderir.Boyun ve yüze güzellik verir.Burkulma ve ezilmelerde ağrıyı keser. Saç dökülmesini önler.

ISIRGAN OTU:  Isırgangillerden ilkbaharda yetişen,her tarafı sert tüylerle kaplı bir büyük ottur.Tüylerinin içeriğinde formik asit vardır.Sürüldüğü yeri kaşındırır ve yakar.Tohumları da kullanılır.

Faydası : Dıştan tatbik edildiği zaman,iç organlarda biriken kanı çeker. Romatizma ve mafsal ağrılarını dindirir.Burun kanamasını keser.Egzamanın şikayetlerini giderir.Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar.Böbrek kumlarını döker. Balgam söktürür.Haricen tatbik edildiği zaman,dalak hastalıklarına ve çıbanlara da faydalıdır.

ISPANAK: Kalp hastalıklarına,felce,yüksek tansiyona, yaşlılığın getirdiği göz hastalıklarına, kansere,hatta pişik rahatsızlıklara karşı da etkili bir sebze.Göz hastalıklarına ve derideki lekelenmelere karşı etkili.Ispanak içerdiği iki kimyasal madde sayesinde görme bozukluklarına karşı etkili. Haftada 6 kez ıspanak yiyenlerin % 86 oranında yaşın ilerlemesiyle birlikte ortaya çıkan derideki lekelenmeler gibi bir sorunlarının olmayacağını gösteriyor. Ayrıca yaşla birlikte ortaya çıkan göz hastalıklarına karşı da etkili.Bir porsiyon ıspanak,günlük demir ihtiyacımızın onda birini karşılıyor.

İNCİR: Bağırsakları yumuşatır. Kabızlığı giderir. Bronşit,öksürükveboğazağrılarındafaydalıdır.Enerji verir.

KARA LAHANA: Turpgiller familyasından iri ve kalın yapraklı bir bitkidir. En çok yetiştirileni baş lahanadır.Yurdumuzun bütün bölgelerinde yetişir. Başlıca çeşitleri: Kemer lahanası, Batman lahanası, köse lahanası, Brüksel lahanası ve kara lahana. Lahana C vitamini bakımından zengindir. Yapısında kükürt bulunur. Çiğ olarak yemek veya sıkarak suyunu içmek daha faydalıdır.

Faydası : Kansızlığı giderir,idrar söktürür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Mide ve bağırsak yaralarını yumuşatır. Kabızlığı giderir.Kandaki şeker miktarını düşürür.Vücudu hastalıklara ve kansere karşı korur.Göğüs ucu çatlaklarını  giderir. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astımda faydalıdır. Romatizma, siyatik, lumbago ve Apsede yararlıdır. Ses kısıklığını giderir, iştah açar.BGuatr olanlar yememelidir.

KEKİK: Etlere,köftelere vb. hoş bir tad veren güzel kokulu ottur. Kekik çayı, soğuk algınlığına, boğaz ağrısına çok iyi gelir. kekikte bulunan «timol» tabii antibiyotiktir. Kekik çayı emzikli anneler için de çok faydalıdır.

Faydası :Bir avuç kekiği 3 bardak kaynar suya atıp,15 dak.demlendirin.Süzün ve için.

KESTANE: Kayıngiller familyasından; kışın yapraklarını döken, 25 – 30 metre boyunda bir ağaçtır.Yaprakları geniş ve meyveleri iridir.

Faydası : Kabuklarının suda kaynatılması ile hazırlanan ilaç; teş düşürür ve sinirleri yatıştırır.Meyvesi, kasları kuvvetlendirir.Kan dolaşımını düzenler.Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir.Mideyi kuvvetlendirir.  Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle,şeker hastaları yememelidir.

KIRMIZIBİBER: Bulaşıcı hastalıklara karşı etkili.Vücudun özellikle bulaşıcı hastalıklara karşı olan direncini artırıyor. Portakaldan daha fazla miktarda C vitamini içeren bu sebze,aynı zamanda içerdiği beta karoten ile bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Kırmızı biber mide suyu ve tükürük oluşumunu artırır, sindirimi kolaylaştırır, romatizma,mafsal ve diş ağrılarını azaltır, krampları giderir,kolera ve azaltır ve kanser tedavisinde kullanılır. Terlemeyi artırır, gut hastalıkları başta olmak üzere bir çok hastalığa iyi gelir.Kanser riskini azaltır, öksürük ve boğaz ağrılarını gidermede (gargara olarak) kullanılır,sinir hastalıkları için doğal yatıştırıcıdır,vücuttaki aşırı yağ ve kolesterol birikiminin önlenmesini sağlar.Anti bakteriyel etkisi ile hastalıkların önlenmesinde de etkili olan kırmızı biber ülkemizde ağırlıklı olarak Kahramanmaraş, Gaziantep ve Şanlıurfa olmak üzere Güney ve Güneydoğu illerinde fazlaca tüketilir.

KİRAZ: Gülgiller familyasından; anayurdu Asya olan, düz kabuklu bir çeşit ağaç veya ağaçcıktır. Genellikle yapraklanmadan önce çiçek açar. Meyvesi, etli ve tek çekirdeklidir. Ev ilaçlarında sapları, meyvesi, kabuğu ve çiçekleri kullanılır.

Faydası : Aspirin yerine kiraz. Kiraz yemek ağrıların dindirilmesinde aspirinden çok daha etkili oluyor.20 kirazda 12-25 miligram arasında antosiyanin bulunduğu ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduğu görüldü. Kirazda bulunan antosiyanin maddesinin E ve Ca vitaminlerine benzer antioksidan etkiler yarattığına da tanık olundu. Günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla özdeş etki yaratıyor.İdrar söktürür. Böbreklerde biriken zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olur. Kabızlığı giderir.Kanın temizlenmesine yardım eder. Nikris,romatizma,damar sertliği ve mafsal kireçlenmesinde faydalıdır. Karaciğer şişliğine iyi gelir.Safra akışını normale döndürür. Sivilceleri önler.Susuzluğu giderir.Kabukları ishali keser. Ateşi düşürür.Çiçekleri göğsü yumuşatır ve öksürüğü giderir.

KUŞBURNU: Vitamin deposu,Kuşburnu insanların bu zamana kadar tanıdıkları en güçlü vitamin deposu olarak gösteriliyor.

Faydası : İhtiva ettiği bol miktarda C vitamini dolayısıyla vücut direncini yükseltiyor.Romatizmalılar için en önemli gıdadır. Kanı inceltip toksinlerini çözer.Kan devir daimini hızlandırır. Pankreası ikaz ederek daha fazla insulin salgılanmasına sebep olarak, şeker hastalığında etkilidir. Kuşburnu kansere sebep olan toksik maddeleri vücutta temizlediği için bu hastalığa sebep olacak gelişmeleri engeller.

MAYDANOZ:  Maydanozgiller familyasından;yaprakları güzel kokulu ve parçalı,kazık köklü, 30 – 100 cm boyunda,iki yıllık otsu bir bitkidir. Çiçekleri şemsiye halindedir.Tohumları ufak ve esmerdir.Meyvelerinin içeriğinde uçucu bir yağ ile apiin adlı bir glikozit vardır. Kökünde,biraz uçucu yağ,müsilaj ve apiin vardır. Yaprakları,kökü ve meyvesi kullanılır.

Faydası : İdrar söktürür.İştah açar.İltihaplı yaraların iyileşmesini sağlar. Aybaşı sancılarını keser. Sürmenajda faydalıdır. Yüksek tansiyonu düşürür.Kalbin yorulmasını önler. Kansızlığı giderir.Kansere karşı korur.Karaciğer şişliğini giderir. Safra akışını kolaylaştırır.Vücuttaki zehirli maddelerin atılmasını kolaylaştırır.Vücutta biriken suyu boşaltır.Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Romatizmada faydalıdır. Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Anne sütünü azaltır ve böylelikle memelerin şişmesini önler. Cinsel istekleri artırır. Görme gücünü artırır. Böbrek iltihabı olanlar maydanoz yememelidir.

MISIR:  Buğdaygiller familyasından;180 – 200 cm boyunda, dik ve yüksek gövdeli,geniş şerit yapraklı,bir yıllık bir bitkidir. Kökü kalın ve saçaklıdır.Yaprakları şerit gibi, uzun, paralel damarlı, sert ve sivri uçlu, sapsız, kenarları,dalgalıdır. İki çeşit çiçeği vardır. Erkek çiçekler gövdenin ucunda salkım başak şeklinde, dişi çiçekler ise yaprakların koltuğunda koçan halindedir. Dişi çiçeklerin stilusları uzundur ve kınlarının tepesinden dışarı doğru sarkarlar. Bunlar mısır püskülü denilen kısmı meydana getirirler.Meyvesi,koçanı üzerinde sıkışık şekilde dizilidir. Rengi açık veya koyu sarı; esmer veya kırmızımtırak renklidir. Mısır püskülünün içeriğinde glikoz,maltoz gibi şekerler, sabit yağ, steroller,reçine ve çok miktarda potasyum tuzları vardır. İdrar söktürücü,idrar yollarını temizleyici ve hararet verici olarak kullanılır.

Mısırözü yağı,mısır tanelerinden çıkarılır.İçeriğinde yağ asitleri, A vitamini,az miktarda steroller ve bol miktarda nişasta vardır. Mısırözü yağı damarsertliğini önler.

Faydası : Daha ziyade mısır püskülü ve mısırözü yağı kullanılır. Mısır iyi bir besindir.Ancak hazmı biraz güçtür.Guatr olanların yememesi tavsiye edilir.

MUZ: Folik asit,potasyum ve B6 vitamini bakımından son derece zengin bir meyvedir. Potasyum krampları önler.Adet sancılarını gidermeye birebirdir.

ÖKSEOTU: Kalbin atışlarını arttırır.Damar kireçlenmelerinde faydalıdır.Sara ve akciğer kanamalarında kullanılır.

PAPATYA: Her derde deva bir bitki.Tahriş olmuş, temizliğe ve ferahlamaya ihtiyacı olan ciltler için ideal. Kurutulmuş papatyalardan hazırlanmış bir losyonla gözlerinize yapacağınız kompres şişkinliğini alıyor.

PATATES:  Patlıcangiller familyasından; yer altındaki yer altındaki  yumruları yenen otsu bir bitkidir.Yeşil kısımlarında, renksiz  filizlerinde ve yeşilimsi yumrularında Solanin denilen bir madde vardır.İçeriğinde bol miktarda nişasta, B ve C vitaminleri bulunur.

Faydası : Şeker hastalarına faydalıdır.Susuzluğu giderir.Mide ve Onikiparmak ülserinde yararlıdır.Karaciğer şişliğini giderir.Safra akışını kolaylaştırır. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur.Damar sertliğine faydalıdır. Sert bir şey yutulduğunda yabancı maddenin zarar vermeden çıkmasını sağlar.El ve ayak çatlaklarında faydalıdır.Kandaki şeker seviyesini düşürür,kanı temizler. Kansere karşı korur.

PATLICAN: Ülkemizde çok tüketilir.Anavatanı Hindistan’dır, Çekirdeksiz ve yumuşak olanı iyiidir. Zeytinyağlı yapılarak közlenip kabuklarının soyularak yenmesi daha faydalıdır.Patlıcan,A vitamini, fosfor ve kendine has bazı esanslara sahiptir.

Faydası : Pankreas,karaciğer ve böbrekleri Kuvvetlendirir. Bol idrar söktürür, kansızlığı giderir,vücuttaki fazla suyu dışarı boşaltır ve kilo verdirir. Patlıcan salatası şeker hastalarının şeker seviyesini ayarlamakta etkilidir. Böbrek yanması ve ağrısını keser.Kalp çarpıntısını giderir ve sinirleri yatıştırır.

PIRASA: İdrar söktürür.Mide rahatsızlığına iyi gelir.Kabızlığı giderir. Basur memeleri için faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur.

SALATALIK: Salatalığı zaten birçok kadın cilt bakımı için kullanıyor. Hassas ciltlerde meydana gelen kaşıntıyı,pullanmayı ve gerginliği ortadan kaldırıyor.Cilde yoğun bir şekilde nem vererek, günlük nem ihtiyacını karşılıyor. Salatalığın kendisi ya da suyu cildimizi bir tonik kadar temizler,kabızlığı önler, böbrek ve kalp hastalıklarında vücutta biriken suyun atılmasına yardımcıdır. Kalp hastalıkları ve enfeksiyonlara karşı etkili. Kükürt içeriyor ve bu madde vücudun enfeksiyonlara karşı dayanıklılığını artırdığı gibi, kolesterolü de düşürüyor.

SARMISAK: Zambakgiller familyasından; bütün kısımları keskin kokulu, 30-100 cm yüksekliğinde, otsu bir bitkidir.Toprak altında iri bir soğanı vardır. Çiçekleri beyazımsı pembedir. Yaprakları uzun, yassı, paralel damarlı ve sivri uçlu olup, gövdeyi sarmıştır. Soğanı özel kokulu uçucu bir yağ, şekerler, A, B, C, P vitaminleri içerir.Yağında alliin denilen bir madde vardır.

Faydası : Yüksek tansiyonu düşürür.İştah açar. Solunum ve hazım sistemindeki mikropları öldürür. Grip, tifo ve difteri gibi salgın hastalıklar sırasında faydalıdır. Hazmı kolaylaştırır. Kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur.Kanı temizler. Kalp adalelerini kuvvetlendirir. Böbreklerin normal çalışmasını sağlar.Karında ve bacaklarda toplanan suyun boşalmasında yardımcı olur.Romatizma ve mafsal iltihaplarında faydalıdır. Damar sertliğini önler.Ateşi düşürür. Arpacık ve basur memelerinde faydalıdır. Zehirlenmelerde kullanılır.İdrar tutukluğunu giderir.Zehirli hayvan sokmasında da faydalıdır. Saçların uzamasına da yardımcı olur.

SOĞAN: Zambakgiller familyasından; yumrumsu ve yeşil yaprakları kullanılan keskin kokulu,acı bir otsu bitkidir. Bileşiminde uçucu ve sabit yağ,şekerler,fermentler ve amino asitler vardır.

Faydası : İdrar söktürür.Vücutta biriken zararlı maddeleri ve suyu atar.Romatizma, mafsal iltihabı, idrar tutukluğu, damar sertliğinde faydalıdır.Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur.Zayıflamayı sağlar.Böbrek ağrısını dindirir.Zihin yorgunluğunu dindirir.Baygınlığı geçirir.Prostat bezinin hastalanmasını önler. İktidarsızlıkta faydalıdır. Cinsel gücü artırır. Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır.Öksürük söktürür, bronşları temizler,astım nöbeti,akciğer hastalıkları,grip ve soğuk algınlığında faydalıdır.Kandaki şeker seviyesini düşürür. Şeker hastalarında faydalıdır.Kolera ve veremde bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. İhtiyarlamayı geciktirir.Kalbi kuvvetlendirir.Koroner damarları genişletir. Cerahatlerin boşalmasına yardımcı olur.Dolama ve arpacıkta da faydalıdır.Kırmızı soğan nikotini çözüyor,insan bünyesinde, özellikle sigara içenlerde biriken nikotinin çözülmesinde etkilidir.Kırmızı soğan kanda yükselmiş olan lipit miktarını düşürür.Safrayı incelterek,karaciğerin rahat çalışmasını sağlar.

ŞALGAM: Şalgam Curiciferae familyasından Brassica cinsine ait bir bitkidir. Kökü ve yaprakları için ekilir. Bileşiminde kalsiyum ve demir gibi madensel maddeler ile A,C ve B grubu vitaminleri bulunur.Şalgam suyu yapımında maya olarak genellikle ekşi hamur kullanılır.Şalgam suyu kırmızı renkli, bulanık, ekşi lezzetli ve fermantasyon ürünü bir içecektir.

Şalgam Suyunun Faydaları:

Vitamin ve mineral miktarları yüksek olan bu hammaddelerden  yapılan şalgam suyunun insan sağlığı için şüphesiz pek çok faydaları vardır. 
– İştahı açar,
– Laktik asit içerir, sindirimi kolaylaştırır.
– B grubu vitaminleri içerir, sinirleri yatıştırır.
– Mide ve karaciğere faydalıdır, 
– Kalsiyum, potasyum ve demir içerir,kemik ve dişleri kuvvetlendirir.
– Afrodizyak özelliği vardır.
– 100 gramında 20 kalori olan şalgam,A–B–C vitamini içerir. Kalp, damar ve göz sağlığı için faydalıdır.
– Vücuttaki toksinleri atmak, kolesterolden uzaklaşmak, stresten kurtulmak için bolca yenip, suyu içilir.
– İdrar söktürücü, romatizma, nikris ağrılarına, mafsal şişliklerine, böbrek kumu ve taşının düşmesine, apse, dolama, kan çıbanı, donma, ergenlik sivilceleri, egzama, göğsü yumuşatıcı, akciğer ve bronşları temizler, boğaz iltihabına, pekliğe, şeker hastalarına verilir.
– Toksinleri atmaya yarayan, sütasidi ,f osfor, kalsiyum, potasyum, stresi önleyip sinirleri yatıştır.

Şeker ve vitamin yönünden çok zengin olan şalgam arsenik, kalsiyum ve madeni tuzlar içerir.Kansızlık için ideal bir ilaç olup, yaprakları da kökü gibi kalsiyum demir,bakır ve iyot içerir.

– Vücutta şişliklerin üstüne konduğu gibi, el ve ayağı donanlara haşlanıp lapası sürülür.

– Haşlanan suyu ile saçlar yıkandığında beyazlaşmayı önler.

– Kökünün haşlanıp içilmesi sindirim güçlüğünü giderir. Nikris hastalığına iyi gelir.

– Akciğer ve bronşları temizleyen şalgam, pekliği giderdiği gibi bazı cilt hastalıklarında da merhem gibi kullanılır.
– Yaşlıların ayak üşümelerini gidermek için; kalın, etlice soyulmuş, 2 şalgam kabuğu, 1 çay bardağı ısırgan otu ile 1 litre suda haşlanıp haftada 2 gün ayaklar bu suyla yıkanır.

TERE: Yapısındaki madeni tuzlar ve vitaminler sayesinde, kani mikroplardan temizler,bedenimizin hastalıklara karşı direncini artırır,idrarı söktürür,böbrekteki taşları eritir,ya da bunların düşmesini kolaylaştırır.İştah açar,dokulardaki madeni tuzların eksiğini tamamlar,kan yapar.Kandaki seker oranını düşürdüğü için özellikle seker hastaları için bol bol tere yemelidir.Güç vericidir, dermansızlık ve halsizliğe karşı bire bir ilaçtır. Ayrıca, havanda dövüp cildin ya da yaranın üstüne sarıldığında, cilt hastalıklarını, bağ dokusu yangınlarını ve kızıl yara denen şirpençeyi iyileştirir.

TURP: Gerçek bir şifâ kaynağıdır.Teneffüs yolları için yararlıdır. Bilhassa siyah turp böbreklere çok faydalıdır. Turpun, tümörlerin ve kistlerin çözülmesinde etkili olduğu ileri sürülüyor. Kırmızı Adana turpu da yanlış beslenme ve hareketsizlikten dolayı vücutta meydana gelen kireçlenmeyi önlüyor.

Faydası :Bir kilo siyah turp rendeden geçirilir,biraz tuz atıp suyu tülbentle sıkılıp çıkarılır.Aç karnına yarim fincan içilirse, böbrek taşlarını eritir.Bir hafta süreyle devam edilirse, çok faydası görülür.

ÜZÜM: Üzüm asmasının glikozca zengin olan meyvesidir.

Faydası : Bedeni ve zihni gücü artırır. Kan yapar. Vücutta biriken zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Yüksek tansiyonu düşürür. Mide ülseri, gastrit, karaciğer hastalıkları, dalak hastalıkları, romatizma ve mafsal iltihabında faydalıdır. Kabızlığı giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Kanı temizler. Şişmanlıkta faydalıdır. Hamilelerin mide bulantısını önler. Cilt güzelliğini sağlar. Nekahat devresinin kolayca atlatılmasına yardımcı olur.Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur.Besleyicidir.

YERELMASI: Şeker hastaları için faydalıdır. Vücudun direncini arttırır. Kabızlığı giderir.

ZEYTİN: Zeytinyağı,safrayı artırır.Karaciğeri çalıştırır.Karaciğer ağrılarını keser. Sarılıkta faydalıdır.Yaprak ve kabukları yüksek tansiyonu düşürür.Kandaki şeker miktarını düşürür.Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur.

KESTANE: Kayıngiller familyasından;kışın yapraklarını döken ,25 – 30 metre boyunda bir ağaçtır.Yaprakları geniş ve meyveleri iridir.

Faydası : Kabuklarının suda kaynatılması ile hazırlanan ilaç; teş düşürür ve sinirleri yatıştırır.Meyvesi,kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler.Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler.Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir.Mideyi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememelidir.

BÖĞÜRTLEN: (tilkiüzümü) :Gülgillerden bahçe çitlerinde, ol kenarlarında kendiliğinden yetişen,dikenli bir çalıdır. Yemişi ahududuya benzer,fakat ondan küçüktür.Önceleri kırmızı iken sonraları kararır.Yaprakları;çiçekleri açmadan toplanıp,kurutulur.

Faydası : İdrar söktürür,ayaklardaki şişlikleri indirir.Yüksek tansiyonu düşürür.Gözlerdeki zafiyeti giderir. Mesane taşlarının düşmesine yardımcı olur. Ağız,dil,diş eti ve bademcik iltihaplarını giderir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser.Haricen kullanıldığı takdirde ağrıları dindirir, yanıkları iyileştirir.Kökü kaynatılıp, suyu içilecek olursa kandaki  şeker miktarını düşürür.

AHUDUDU:  Gülgillerden; böğürtlen gibi çalı halinde, dikenli bir bitkidir.Kümeler halindedir.Kendiliğinden yetişir. Meyvesi duta benzer. Sarımtırak kırmızı portakal renginde, sulu ve güzel kokuludur. Meyvesi toplanıp, kurutulur. Reçel, şurup ve likör yapılır. Meyve olarak da yenir.

Faydası : Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar söktürür, kabızlığı giderir, vücuda dinçlik verir, romatizma, mafsal kireçlenmesi, nikris, boğaz,  bademcik ve göz iltihaplarında kullanılır. Kansızlık ve veremde çok iyi bir gıdadır.Ateş’i düşürür. Üre ve şeker hastalarına da faydalıdır.Mide ülseri olanların kullanmamaları gerekir.

ÇİLEK: (kocayemiş) :Gülgillerden sapları sürüngen,çiçekleri beyaz bir bitkidir.Yemişi pembe renkli olup,kokuludur.

Faydası : Vücudu kuvvetlendirir.Hasta olmayı önler. İdrar söktürür ve karında biriken suyu boşaltır.Böbrek ve mesane hastalıklarının iyileşmesine yardımcı olur.Mide ve bağırsak tembelliğini giderir.Sinirleri kuvvetlendirir.Yüksek tansiyonu düşürür. Bağırsak kurtlarını döker.Safra ifrazatını arttırır ve safra taşlarının dökülmesine yardımcı olur. Karaciğer kifayetsizliğini ve şişliğini giderir.Ateşi düşürür. Dişdibi taşlarını eritir.Cilde tazelik ve güzellik verir.Damar sertliği,mafsal iltihabı,romatizma,ve nikriste de faydalıdır. Şeker hastaları da yiyebilir.Midesi zayıf olanlar suyunu içmelidir.

ÇAKAL ERİĞİ: Bir çeşit eriktir.Ağacı bodurdur.Çiçekleri beyazdır ve yapraklarından önce çıkar.Meyvesi yuvarlak ve yeşil ve tadı buruktur.Çiçekleri; Mart ve Nisan aylarında toplanıp, kurutulur.

Faydası : İshali keser,mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.Ateşli hastaların kalbini kuvvetlendirir.Terletir ve vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar.Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir. Anne sütünü artırır.

FINDIK: Palamutgillerden; kuzey yarımküresinin ılık yerlerinde ve yurdumuzun en çok Karadeniz Bölgesinde yetişen ufak bir ağaçtır.Meyvesi (Fındık),sert bir kabuk içindedir. İçeriğinde nişasta ve yağ vardır.

Faydası : Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir.Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar. Hamilelere de faydalıdır. Dövülmüş yenirse öksürüğü keser.Varise faydalıdır. Fındıkyağı, böbrek ağrılarını giderir. Kum ve taşların düşürülmesinde yardımcı olur. Bağırsak solucanlarını düşürür. Sarada da faydalıdır. Mideleri hasta olanlar,damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenler, çok az yemelidirler.

HAVUÇ: Havuç Unbelliferae familyasından iki yıllık bir bitkidir. Bilimsel adı Daucuz carota olan sebze önemli miktarlarda B1 ve B2 vitaminlerini de içerir.Havuçta bol miktarda şeker de bulunur. Havuç suyunun mide ve bağırsak rahatsızlıklarına iyi geldiği bildirilmiştir.

V İ T A M İ N L E R İ N Ş İ F A S I

A VİTAMİNİ
Nerede Bulunur: Süt, tereyağı, beyaz peynir, ciğer,balık, yumurta,yeşil sebze, havuç.
Neye Yarar: Gözlere, cilde, büyümeye ve gelişmeye yarar.
Eksikse ne Olur: Kuru ve Pürüzlü Cilt,gece körlüğü ve körlük.

D VİTAMİNİ
Nerede bulunur: Süt,  tereyağı,  peynir,  yumurta  sarısı,  karaciğer,  balık  yağı, balık.
Neye yarar: Kemiklerdeki  kalsiyum  ve  fosforu  sağlar. 
Eksikse  ne  olur: Raşitizm  (kemiklerin  eğriliği), kemik  erimesi (osteoporoz)  ve  kemik kırılması.

E VİTAMİNİ
Nerede Bulunur: Bitkisel yağlar,yeşil yapraklı sebzeler,buğday tohumu.
Neye yarar: Hücrelerin korunmasına yarar. Antioksittir, vücut dokularını korur.
Eksik ise ne olur: Pek çok hastalığa davet eder. Vücudun bağışlık sistemi çöker.

K  VİTAMİNİ

Nerede Bulunur: Yeşil yapraklı sebzelerde,özellikle ıspanak ve lahanada bulunur.
Neye yarar: Kanın pıhtılaştırmaya yarar.Hemofili hastalarının bol bol ıspanak ve  lahana yemesi gerekir.
Eksik ise ne olur: Pıhtılaşma sorunları sıkça yaşanır.

C  VİTAMİNİ
Nerede bulunur: Yeşil  sebze,narenciye (limon,portakal, greyfurt), çilek, domates, kivi, lahana, biber, kavun.
Neye yarar: Hücrelerin  korunmasında,demirin  absorbe edilmesinde,grip  ve  nezleden  korunmaya  yarar.
Eksikse  ne  olur: Mikroplu  hastalıkların  yaygınlaşması.

B-1  VİTAMİNİ
Nerede bulunur: Bira  mayasında,tahıl,et,un,patates.
Neye yarar: Sinir  dokusunun  korunmasında.
Eksik ise ne olur: Halsizlik, iştahsızlık.
B-2  VİTAMİNİ
Nerede bulunur: Süt,yumurta,balık,et,tahıl,karaciğer.
Neye yarar: Dokuları ve görme duyusunu korur.
Eksik ise ne olur: Cilt yarası,ağlama hissi.

PP  VİTAMİNİ
Nerede bulunur: Çeşitli etler, balıklar,karaciğer ve baklagiller.
Neye yarar: Metabolizmanın yenilenmesine yarar.
Eksik ise ne olur: Cüzzam,depresyon, iştahsızlık, zayıflık.
B5  VİTAMİNİ
Nerede bulunur: Yumurta sarısı,yeşil sebze, karaciğer, bira mayası ve kuru sebze.
Neye yarar: Organların ve dokuların hücrelerini besler.
Eksik ise ne olur: Bağırsak rahatsızlıkları, baş ağrısı.

B6  VİTAMİNİ
Nerede bulunur: Tahıllar, yumurta,sebze, patates, balık ve et.
Neye yarar: Hücreleri, deri yüzeyini, sinir dokularını korur.
Eksik ise ne olur: Kusma, kraplar, anemi, sinir rahatsızlıkları.
B-12  VİTAMİNİ
Nerede bulunur: Ciğer, balık, et ve süt.
Neye yarar: Alyuvar oluşmasına.
Eksik ise ne olur: Anemi, sinir hastalıkları.

H  VİTAMİNİ
Nerede bulunur:  Ciğer, et, yumurta, süt, yerfıstığı ve çikolata.
Neye yarar:  Hücreler için gerekli.
Eksik ise ne olur: Bulantı ve iştahsızlık.

FOLİKASİT   Nerede bulunur:  Ciğer, sebze ve patates.
Neye yarar:  Alyuvar oluşmasına.
Eksik ise ne olur: Alyuvar azlığı (anemi), sinir rahatsızlıkları.

Sahte organik ürünler nasıl ANLAŞILIR?

Posted On Haziran 3, 2008

Filed under bitki, BİLİM, organik tarım

Comments Dropped leave a response


Organik ürülerde ihracat arttı, aracılar yüzünden iç talep frenlendi. Ürünlerin Avrupa’Ya gittiğini belirten Prof. Dr. Nurgül Türemiş, tüketicinin sahte ‘organik’ler yüzünden güvenini yitirdiğini söylüyor

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurgül Türemiş, dünyada her yıl yüzde 30 büyüyen organik ürün talebinin, Türkiye’de, aracıların yüksek kar marjı nedeniyle frenlendiği, ihracatın ise arttığını söyledi.

Türemiş, yetiştirilme süreçlerinde herhangi bir kimyasal kökenli madde ile takviye edilmeyen, bu sayede insan saglıgım, bu yönüyle tehdit etmeyen organik ürünlerin tüketiminin dünyada hızla yaygınlaştığını, buna karşın Türkiye’de istenilen tüketici kitlesine ulaşamadığını belirtti.

Organik üründe dünyada yaklaşık 30 milyar dolarlık bir pazar bulunduğunu ve her yıl yüzde 30 büyüme gösterdiğini anlatan Türemiş, Türkiye’deki pazar büyüklüğünün ise 20 milyon dolarla sınırlı kaldığını, bunun nedeninin ise aracıların yüksek kar hırsı olduğunu söyledi.

Türemiş, Türkiye’nin Çin ve Hindistan ile organik üründe dünyanın en büyük 3 ihracatçı ülkesi olduğuna dikkati çekerek, "Bu potansiyele rağmen Türk çiftçisinin yetiştirdiği organik ürünleri Avrupalı yiyor. İhracat daha çok Almanya, İngiltere, İsviçre, Avusturya, Hollanda, Fransa ve Danimarka’ya yapılıyor" dedi.

Türkiye’nin organik ürün ihracatının resmi olmayan rakamlara göre yaklaşık 100 milyon dolar civarında olduğunun tahmin edildiğini belirten Türemiş, şöyle devam etti: "İç piyasadaki tıkanmayı aşmanın yolu, organik ürünü ucuza satmaktan geçiyor. Tüketici, pahalı olduğu için organik ürün almıyor. Oysa, yasa gereği organik ürünler üreticiden tüketiciye doğrudan pazarlanabilir, yani toptancı hallere girme zorunluluğu bulunmuyor. Bu nedenle tüm il, ilçe ve beldelerde belediyeler, organik ürün üreticilerine doğrudan satış noktaları tahsis etmek zorunda."

Acaba organik mi?

Türemiş, organik ürün tüketimini olumsuz etkileyen bir başka faktörün ise tüketicideki güvensizlik olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti: "Tüketici, organik ürünü alacak ama organik olup olmadığı kaygısı yaşıyor. Oysa, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, resmi web sitesinde organik ürün yetiştiren firmaların isimlerini yayınlıyor. Ayrıca, organik ürünün etiketinde Tarım Bakanlığı’nın organik tarım logosu yer almalı. Ekolojik ürünler, diğer ürünlerden ayrı reyon ve bölümlerde satışa sunulmalı. Organik ürün reyonu olduğu açıkça belirtilmeli. Ayrıca, ürünün kapalı ambalajda olması zorunluluğu da var. Tüketiciler bunlara dikkat ederlerse yanılma payları kalmaz."

Türemiş, Türkiye’de pestisitlerin en fazla imal edildiği yerin İstanbul en fazla kullanıldığı yerin ise Akdeniz Bölgesi ve Çukurova olduğuna dikkati çekerek, "Dolayısıyla pestisitlerin olumsuz etkileri de en fazla bu bölgelerde görülüyor. İlaç kalıntılarının neden olduğu sağlık sorunlarının organik ürün tüketimiyle bertaraf edilmesinin mümkün olduğu unutulmamalı" dedi.

B5A SIVI ORGANİK GÜBRE NEDİR?

 
B5A uzun süren çalışma ve araştırmaların sonucunda geliştirilen bir
sıvı organik gübredir. Topraktaki  aktivasyonu son derece hızlı ve
toprağı ıslah edici özelliğe sahiptir. Mikroplazmik replikasyonla,
normalde toprakta azda olsa bulunan faydalı bakterilerin ve diğer
mikroorganizmaların (gözle görülmeyen canlıların) hızlı bir şekilde
çoğalmalarını ve toprağı işlemelerini sağlayan ; dünyada muadili ve
alternatfi olmayan  tek üründür.
B5A SIVI ORGANİK GÜBRENİN ÖZELLİKLERİ
1- B5A tamamen ekolojik ve bitkisel orijinlidir. ( B5A yapımında
tamamen bitkisel ve organik maddeler kullanılmıştır.)
2- B5A yapımın da ki özel formül nedeniyle toprakta ve bitki üzerinde
etkisini gösteren tek organik gübredir.
3- Dünyada başka muadili ve emsali yoktur. Çünkü;
a-) Toprakta organizmal ve mikroorganizmal canlılığı arttırır.
b-) Toprağın organizmal ve mikroorganizmal canlılar tarafından
işlenmesini sağlar.
c-) Topraktaki canlı organizmaların arttırılması toprağın doğal olarak
gübrelenmesi demektir. Örneğin bir solucanın 1 yılda işlediği toprak
miktarı, bir traktörün 1 saatte işlediği toprak miktarına eşittir.
4- Toprakta yıllardır bilinçsizce kullanılan kimyasal gübreler nedeni
ile birikmiş olan kimyasalların parçalanmasını hızlandırarak kimyasal
birikintinin önüne geçer.
5-Dünyada en kısa sürede organik ürün aramasını sağlayan tek organik
gübredir.
6-En kısa sürede organik tarıma geçiş sağlayan alternatifsiz tek
organik gübredir.
7-Az veya çok kullanımda bitkiye kesinlikle zarar vermez.
8-Toprağın su kaybını en aza indiren organik gübredir.
9-Bitkinin sıcağa ve soğuğa karşı arttıran arttıran mukavemetini ilk
ve tek organik gübredir.
10-Bitkinin kimyasal etmenler dahil her türlü gelişimine ket vurucu
etmenleri ortadan kaldırır.
11-Gübre kullanımın da çok çeşitliliği ortadan kaldıran tek organik
gübredir.hem kök hem yaprak hem de ürün gelişimi için kullanılır.
12-Dünyada alt ve üst gübre olarak ve her türlü bitkide ve ağaçta
kullanılan tek organik gübredir.
13-Toprağı renatüre ettiği için toprakta ekilen her türlü bitki de son
derece yararlı organik gübredir.
14-B5A dünyada tarım sektöründe yapılan ve yapılmış olan en büyük
buluştur.
B5A SIVI ORGANİK GÜBRESİNİ KULLANDIĞINIZDA FARKI DAHA İYİ
ANLAYACAKSINIZ.B5A’NIN HAKKINDA ANLATILANLARDAN DAHA FAZLA OLDUĞUNU
GÖRECEKSİNİZ.
B5A SIVI ORGANİK GÜBRE KULLANIMI
B5A sıvı organik gübre her türlü bitki ve tarım şartlarında güvenle
kullanılabilir.
Her türlü bitki ve her türlü tarım şartlarında;
1-Kök gübre olarak
2-Çimlenme esnasında
3-Ürün öncesi veya çiçeklenme öncesinde kullanımı tavsiye edilir.
Çok ihtiyaç duyulduğunda ürün oluşumunda dördüncü kez veya daha fazla
kullanılabilir.
Çok kullanımında kesinlikle bitkiye zarar vermez.
B5A KULLANIMINDA DİİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
1-B5A gurubu gübreler veya toprak aktivatörlerinin tamamı sabah erken
veya akşam saatlerinde atılmalıdır.Güneş ışınlarını dik ve kuvvetli
olduğu zaman dilimlerinde  kullanılamamalıdır.(gün batımından 2 saat
sonra)
2- B5A uygulamalarında kullanılacak ekipman ve makineler öncellikle
çok iyi temizlemeli ve kimyasal ilaç kalıntısı bırakılmamalıdır.
3-B5A grubu gübre ve toprak aktivatörleri kesinlikle bir başka
kimyasal ilaç ve gübre ile birlikte kullanılmamalıdır.
4- Ekim yapılan arazide her hangi bir şekilde kimyasal ilaç (yabancı
ot ilaç veya haşarat ilaçları ) kullanımdan en az 10 gün sonra B5A
grubu ürünler kullanılabilir.
5- Yanmamış hayvan gübresi ile birlikte asla kullanılmamalıdır.
6- B5A grubu gübrelerinden istenilen verimin alınabilmesi için
kullanım zamanlarında toprağın ıslak olması gereklidir.
KULLANIM ŞEKİLLERİ  VE UYGULAMALARI:
KÖK VE TABAN GÜBRESİ OLARAK UYGULAMA:
Bitkilerin tamamında kök gübresi olarak kullanım aynıdır. Yetiştirecek
bitkinin türü  ağaç veya otsu bitki 8 birılık bitkiler. Her yıl
yeniden ekilip veya fide olarak dikilen bitkiler) olsun kökte uygulama
şekilleri aynıdır.
1litre B5A en az 300-400 litre su ile sulandırır. Sabah erken
saatlerinde veya gün batımını takiben (gün batımından 2 saat sonra).
Holder veya taraf gibi pulverizatör  ile ortalama olarak 7000 metre
kare alana eşit bir şekilde uygulanır.uygulanmada toprağın ala yaş
veya ala tav denilen (%45 nemli) durumda olmasına dikkat edilir.Takibe
aynı gün içerisinde sürülmesi önerilir . Aynı gün içerisinde
sürme ,kazayağı veya çapa makineleri ile toprak alt üst edilmezse
ertesi gün sabah erken saatlerde toprağı işlenmesi önerilir. B5A kök
gübre olarak uygulandıktan sonra en geç 10 gün içerisinde ekim
yapılmalıdır.
Önemli uyarı:Yukarıda verilen 300-400 It. Sulandırma suyu kullanılacak
en az sulandırma suyu miktarıdır. Sulandırmada kullanılan su miktarı
limitsiz artılırılabilir. Ama azaltılmaz. Verilen alan miktarı
azaltılabilir ama 7000 metre kare alandan fazlasına uygulama mevcut
sulama yöntem ve ekipmanları ile yapılabilir. (Yağmurlama, damlama,
spring, salma vs gibi sulama imkanları ile uygulama yapabilir.
BUĞDAYGİLLERDE BAHAR  UYGULAMASI:
Toplumumuzda gübre uygulamaları uygulama zamanlarına göre
isimlendirilmektedir. Şubat mart aylarında yapılan gübrelemeye bahar
gübresi veya çimlenme gübresi denmektir.
B5A sıvı organik  gübre veya B5A  grubu diğer gübrelerde uygulama
şöyle yapılmalıdır: Buğdaygiller dendiğinde akla.,buğday, arpa,
yulaf ,çavdar gibi bitkiler gelmektedir. Bu tür  bitkiler otsu ve
yılık bitkilerdir. Oldukça sık ekim yapılmaktadır. Türkiye
topraklarının büyük bir bölümünde bu tür bitkilerin ziraatı yapılır.
Baharda bitkinin boyu 5ile12 cm uzunluğa eşitliğinde B5A Mikroplazmik
toprak aktivatörleri veya sıvı organik gübre en az 300-400 litre su
ile sulandırır. Holder veya taral  gibi puverizatörleri ile
arazilerinin durumuna göre 3500-7000 metre kare alana eşit şekilde
uygulanır.
ARAZİNİN DURUMU NASIL TAYİN EDİLİR
Klasik kimyasal gübrelerle toprağın gübrelenmesine rağmen her yıl ürün
düşüşü yaşanıyorsa , o arazide kimyasal birikintinin aşırı olması
nedeniyle topraktaki tuz miktarında, kireç miktarında aşırı yükselme
ve organik madde miktarında 0,01 ‘lere  kadar düşüşler meydana gelmiş
olabilir. Lütfen uygulama yapılacak arazide toprak analizi yaptırınız.
B5A Grubu Gübreler Toprak Analiz Sonuçlarına Göre Nasıl Kullanılır:
Yapılan toprak  analizlerinde organik  madde miktarı 0-2  olan
topraklarda  1 litre B5A 3500 4000 metre kare alanda kullanılır .
organik 2-3  olan toprak türlerinde 4000- 5000 metre kare alanda
yapılır. Organik madde miktarı 3 ten yukarıda ise 5000-7000 metre kare
alanda kullanılması  önerilir.
B5A grubu gübreler  toprak  analiz sonuçlarına göre nasıl kullanılır
Yapılan  toprak  analizlerinde organik  madde miktarı 0-2 olan
topraklarda 1 litre B5A  3500 4000metre kare alanda yapılır. Organik
madde miktarı 2-3 olan toprak türlerinde 4000-7000 metre kare alanda
kullanılması önerilir.
B5A sıvı organik  gübre veya B5A grubu diğer gübreler, özellikle
yabancı ot veya zararlı böcek veya diğer mikrobik hastalıklara karşı
kullanılan (İnsektisit , fungisit , herbisit gibi)   ilaçlama
çalışmalarından en az 20-22 gün süreyle bitkilerde  büyüme ve
gelişmeyi durdulur bitki bu dönemde strese girer. Hava sıcaklarının da
artmasıyla  bitki gelişmeden ürüne dönmek zorunda kalır. Gelişmesini
tamamlamamış bir bitkide ürün oluşumu  gerçekleşmez.
İlaçlamanın 10 gün  sonrası 1 litre B5A en az 300-400litre su ile
sulandırılarak holder taral  ve her  türlü pulverizatörler ile eşit
miktarda önceden tayin edilmiş alana uygulanır. Toprak düzeyini
kapatmadığı sürece uygulama kökten  yapılmalıdır. Buğdaygiller ve
yoncagiller gibi bitkilerde  toprak  yüzeyi bitkilerce kapatıldığında
yapraktan uygulama yapılabilir
Nohut ,Burçak, Darı, Kimyon, Mercimek ve diğer bir yılık otsu
bitkilerde de, diğer tarla bitkilerinde de olduğu gibi yukarıda
belirtilen şekilde uygulama yapılır.
SEBZELERDE (TARLADAN) UYGULAMA:
1) EKİM  ÖNCESİ  UYGULAMA
    Yumru bitkiler (patates, turp, havuç, pancar  vs.) veya fide
olarak ekimi yapılan (domates biber salatalık patlıcan vs.) bitkiler
ekim yapılmadan önce toprak analizi, alan ve kullanılacak B5A gurubu
gübrenin miktarı göz önünde bulundurularak uygulama yapılacak alan ve
kullanılacak gübre miktarı tespit edilir. Tarla sürüm öncesi veya
işleme öncesi mevcut sulama sistemlerine karıştırılarak veya her türlü
pulverizatör ile tarlaya eşit miktarda uygulama yapılır. Aynı gün
içerisinde sürme, çapalama veya kaz ayağı ile işleme yapılması
önerilir. Uygulamayı takiben 7 gün içerisinde ekim dikim yapılmalıdır.
2-) BİTKİ GELİŞİMİ İÇİN UYGULAMA
Bitkinin topraktan çıkımından itibaren 4-8 yaprak olmasından sonra
yapılan uygulamadır. Fide dikimi yapılmış ise fide dikiminden sonra
uygulanır. Uygulama öncesi yabancı ot ilacı veya böcek ilacı
uygulanacaksa bu tür ilaçların uygulamasından 10 gün sonra B5A gurubu
gübreler kullanılabilir. Uygulama yine analiz sonuçlarına göre B5A
gurubu gübre miktarı gibi tespit edilir. Örneğin analiz sonuçlarında
organik madde miktarı 2 den düşükse 3500 m2 alana 1 lt. B5A gurubu
gübre en az 300-400 lt. suya karıştırılarak uygulama yapılır. Uygulama
için her türlü pülverizatör kullanılabildiği gibi mevcut sulama
sistemlerine de karıştırılarak uygulama yapılır.
3-) ÇİÇEKLENME VE ÜRÜN ÖNCESİ UYGULAMA
Tarla da açık yetiştirilen sebzelerde bitki geşimi tamamlayıp
çiçeklenmeye başladığı zaman çiçeklerin daha fazla döl tutması ve
çiçek dökümünün önlenmesi için kullanılır. Çiçeklenme öncesi kimyasal
ilaç kullanılmış ise kimyasal zirai ilaçların kullanımından 10 gün
sonra :B5A sıvı organik gübre kullanımı yapılmalıdır. Uygulama
yapılacak alan, alan/miktar olarak veya önceden yapılmış toprak
analizi sonuçlarına göre alan hesaplanmalıdır.
Örneğin 2000 m2 açık tarlamız var; toprak analiz sonuçlarında organik
madde miktarı 2 den düşük geldi. Daha önceden yoğun miktarlarda
kimyasal ilaç ve gübre kullandık. Bu durumda 1 lt. B5A en az 300-400
lt. suya karıştırılarak 3500 m2 alana uygulanır. Şayet 7000 m2 tarla
gübrelenecekse 600-800 lt. su ile karıştırılarak 7000 m2 alan (tarla)
gübrelenmelidir. Ayrıca B5A ürünlerinin kullanımında su miktarı ne
kadar çok olursa, o kadar olumlu sonuç elde ederiz.
SERALARDA UYGULAMA
1-EKİM VE DİKİM ÖNCESİ UYGULAMA
Uygulama öncesi toprak analizi sonuçlarına göre B5A gurubu gübre
miktarı ve kullanılacak alan tespiti yapılır. Mevcut sulama sistemler
veya pülverizatör ile uygulama yapılır. Uygulama esnasında seranın
havalandırılmasına dikkat edilmelidir. Uygulamayı takiben toprak
işlenerek ekime hazır hale gelir. Uygulamayı takiben 10 gün içerisinde
ekim veya fide dikme işlemleri yapılır.
2- BİTKİ GELİŞİMİNDE UYGULAMA
Bitkinin topraktan çıkmasından sonra 2-8 yaprak olmasından itibaren
B5A uygulanmalıdır. Ekim öncesi yapılan uygulama miktarı ve alana göre
pülverizatörlerle veya mevcut sulama sistemlerine karıştırılarak
seraya eşit miktarda uygulanması sağlanır. Bitki örtüsü toprak
yüzeyini kapatmadığı sürece kökten uygulama yapılması tavsiye edilir.
Çok özel durumlarda bitki mukavemetini arttırmak amaçlı hem kökten
hemde yapraktan uygulama yapılabilir.
           3-ÇİÇEKLENME ÖNCESİ, ÇİÇEKLENME VEYA ÜRÜN OLUŞUMUNDA
UYGULAMA
Seralarda kullanılan gübre ve ilaçlar nedeniyle bitkilerde
çiçeklenmede azalma veya çiçek dökümleri çoğalır veya üründe küçükken
dökülmeler oluşur. Bu durumların önlenmesi için ekimde tespit edilen
miktarlarda mevcut sulama sistemleriyle veya pülverizatörler ile B5A
uygulaması hem kökten hemde yapraktan yapılabilir. Uygulama da 1 lt.
B5A en az 300-400 litre suyla karıştırılır. Su miktarının fazla
olmasında yarar vardır.
        AĞAÇLARDA UYGULAMA
AĞAÇLARDA İLK UYGULAMA
Her türlü ağaçlarda (üzüm asması, elma,
erik,armut,vişne,kiraz,zeytin,antepfıstığı,fındık vs.) ilk uygulama
aynıdır. Öncelikle toprak analizi yapılması önerilir. Toprak
analizlerinde ki organik madde miktarı göz önünde bulundurularak ve ;
dekara düşen ağaç sayısına göre alan miktarı tespit edilir. Örneğin
toprak analizinde ki organik madde miktarı 2 den düşük ise, 1000 m2 ye
30 ağaç düşüyorsa, 3500 m2 de 105 ağaç olduğu tespit edilir. Ağaçların
yaşı ve büyüklerine göre kullanılabileceği tespit edilir.
0-5 yaşlı ağaçlarda kullanılacak su miktarı = 5-10 lt.
5-10 yaşlı ağaçlarda kullanılacak su miktarı = 5-15 lt.
10-15 yaşlı ağaçlarda kullanılacak su miktarı = 10-20 lt.
             15 yaşından büyük ağaçlarda kullanılacak su miktarı
=20-40 lt. olmalıdır.
Yukarıdaki formatlarla ağaçların büyüklükler ve yaşlarına göre ağaç
başına harcanacak su miktarı tespit edilir. Örneğin 15 yaşında
ağaçlarınız var; ağaç başına 20 lt. su düzenlenir. 105 ağaçta 2100 lt.
suya 1 lt. B5A gurubu gübre konur. İlk uygulama ağaçların yaprak veya
çiçek gözlerini oluşturmaya başlamadan 10 öncesinden köklere yapılır.
Uygulama şekilleri mevcut sulama sistemleriyle veya pülverizatörlerle
yapılabilir. Uygulama, ağaçların bulunduğu alan komple yapılmalıdır.
Toprak uygulamanın yapıldığı gün çapalama veya sürme şeklinde
işlenmelidir.
MEYVE AĞAÇLARINDA İKİNCİ UYGULAMA
İkinci uygulama ağaç türlerine göre değişir. Elma, armut, erik, vişne,
kiraz, ceviz, fındık, şeftali, kayısı türleri, badem, dut, antep
fıstığı, portakal, mandalina , limon ,greyfurt, nar, ayva, incir vs.
ağaçlarda uygulamalarda kullanılacak su ve gübre miktarları ilk
uygulamadaki miktarlarda olmalıdır. Uygulama zamanı çiçeklenme ve
çiçeklenmeden sonraki 10 günlük süreç içerisinde yapılmalıdır. Bu
dönemlerde  kimyasal ilaç kullanma zorunluluğu varsa kimyasal ilaç
kullanımını takiben 5 gün sonra uygulama yapılmalıdır. Uygulama şeklin
aynısı olabilir veya hem yapraktan hem kökten veribilir
MEYVE   OLUŞUMU  VE SONBAHAR UYGULAMALARI :
a-) meyveler belirli büyüklüğe gelmeye başlamasıyla dökülmeler ve
kurtlanmalar başlar. Hatta soğukve sıcaktan, hastalıklardan,veya dış
etmenlerden dolayı meyve üzerinde lekeler ve kalitede düşüşler olur.
Meyvelerden bu tür olumsuzluklardan oluşmaması. İçin meyvelerin
oluşmasından yaklaşık bir ay öncesinden itibaren B5A uygulaması
yapılmalıdır. Uygulanacak  alan, güre ve su miktarıilk uygulama
miktarlarınca olmalıdır. Uygulamalar bütün aşamalarda sabah erken
saatlerde veya akşam gün batımından sonra (gün batımından en az 2 saat
sonra) yapılır . uygulama sıcaklıklarına göre su miktarı
artırılmalııdr.
b- ) Ağaçlarda diğer bu uygulama şekilde  şu şekildedir;Gübreleme
yapılacak ağaçların yaklaşık olarak gövdeden 1-1-5 metre mesafeden en
az 15-20cm derinliğinde ağacın etrafına daire şekilde hendek
açılır .yukarıdaki de belirttiği gibi sulandırılmış B5A açılan hendeğe
gezdirerek dökülür .hemen arkasından hendek kapatılır.
ÜZÜM ASMASINDA, ZEYTİNDE VE ANTEP FISTIĞINDA İKİNCİ UYGULAMA
Zeytin ve üzüm asmalarında seenenein ilk yapraklarının açmasıyla ve
filizlerin sürdürmesiyle ikinci uygulama yapılır .B5A uygulaması
ağacın yaşı ve arazinin analizine göre testpit edilir.
ÜZÜM ASMALARINDA YAŞLARINA GÖRE KULLANILACAK SU MİKTARI
0-5 yaşlı asma fidanlarında kullanacak su miktarı =5-8 ıt
5-10 yaşlı asma fidanlarında kullanılacak su miktarı= 5-14 ıt
10 yaşlarından büyük asma  fidanlarında kullacak su miktarı =8 – 20
ıtü
Su miktarındaki değişkenlik bölgelerin kuraklığı, mevsimlere göre
değişkenlik gösterdiği içindir.
ZEYTİNLERDE VE ANTEPFISTIKLARINDA YAŞLARINA GÖRE KULLANILACAK SU
MİKTARI
0-5 yaşlı zeytin ve antep fıstığı ağaçlarında kullanılacak su miktarı
5-12ıt
5-10 yaşlı zeytin ve antep fıstığı ağaçlarda kullanılacak su miktarı
8-18 ıt
10-20 yaşlı zeytin ve antep fıstığı ağaçlardan kullanılacak su miktarı
14-24 ıt
20 yaşından büyük zeytin ve antep fıstığı  ağaçlarında kullanılacak su
miktarı 18-35ıt
yukarıda belirtilen su miktarları asgari kullanılması gereken su
miktarları dır. Mevsim yağışları veya yağışları veya toprak nemine
göre kullanılacak su miktarı belirlenir.
Kullanılacak gübre, arazi ve toprak yapısı tespit edildikten sonra
mevcut sulama sistemler ile pülverizatörler ile yapılır. Bu tür
ağaçlarda yaprak ve meyvelerde anormallikler gözlendiğin de yapraktaki
uygulamada 1lt B5A =400 lt su formülüne göre hazırlanır ve 5000metre
kare alanda yapraktan uygulanır. Bu uygulama akşam saatlerinde
yapılmalıdır.yapraktan yapılan uygulama sonrası yaprak en geç 1 gün
sonra su ile yıkanmalıdır.(gübreler gibi bitki yapraklarına su
atılmalıdır.)
ÜZÜM ASMASI, ZEYTİN VE ANTEP FISTIKLARINDA ÜÇÜNCÜ UYGULAMA
Bu tür ağaçlarda B5A’ya karıştırmada kullanılan su miktarı ve mevsim
kuraklığına göre %50 oranlarına kadar arttırılabilinir. Normal
şartlarda yukarıdaki çizelge esas alınmalıdır. Bu dönemler sıcakların
en fazla olup ürün gelişmesinin en çok etkilendiği dönemlerdir. Antep
fıstıkları iç yapmadan dökülmeye başlar, zeytinlerde yağ ve kalite
düşer, üzümlerde lekeler ve salkımlarda bozulmalar başlar. Bu dönem de
B5A uygulaması şöyle olmalıdır:topraktaki organik madde
miktarı,ağaçların yaşı ve büyüklüğüne ve arazinin büyüklüğüne göre
kullanılması gereken B5A miktarı tespit edilir. Ağaçların etrafları
gövdeden  1-2 metre uzağında 15-20 cm derinliğinde daire şeklinde
hendek açılır. Sulandırılmış gübre bu hendeklere ağaç başına düşen su
miktarınca dökülür. Aynı gün içerisin de ,hatta hiç vakit kaybetmeden
hendekler kapatılır.
BU DÖNEMDE YAPRAKLARDA KESİNLİKLE UYGULAMA YAPILMAZ
ORAGANİK TARIM KLAVUZU — TÜRKİYE DE ORGANİK TARIM NASIL YAPILIR.
Dünya ve Türkiye tarım mevzuatlarına göre bir bölgede organik tarım
yapılabilmesi için organik tarım yapılacak arazinin 20 km. çevresinde
4 yıl süresince klasik kimyasal gübreli hormonal veya kimyasal tarım
ilacı kullanılmamalıdır. 5. yıl organik tarım çalışmaları başlar. 5.
yapılan ziraat çalışmalarında ve önceki 4 yıl süresince kesinlikle
kimyasal gübre ve kimyasal tarım ilaçları kullanılamaz. Elde edilen
ürünün organik tarım sertifikasyonu yapılan kurumlardan sertifikası
alındıktan sonra organik ürün olarak piyasaya arz-ı gerçekleştirilir.
KİMYASAL GÜBRE ve KİMYASAL İLAÇLAR NELERDİR.
Kimyasal gübreler üzerinde organik özellik belirtilmeyen her tülü
gübre toprak düzenleyici enzim içerikli gübrelerin tamamıdır. (DAP,
20-20,trible,üre,azot vs.)
Kimyasal ilaçların ise içeriğinde insektisit (böcek ve haşarat
ilaçları) herbisit (yabancı ot ilaçları) fungisit kimyasal içeriğinde
zehirli maddeler bulunmaktadır. Bu ilaçlar türlerine göre sıvı veya
katı şekillerde piyasaya arz edilirler. Yabancı ot ilaçları genelde
esterli veya aminli olarak tanınırlar. Son yıllarda yer altı sularının
aşırı kirlenmesi ve azalmaları nedeniyle esterli ot ilaçlarının
kullanımı tamamen yasaklanmış olup aminli ot ilaçlarının kullanımında
da kısıtlamaya gidilmesi için bir takım çalışmalar yapılmaktadır.
ORGANİK TARIMIN ÖNEMİ
Son yıllarda organik tarım daha iyi anlaşılmaya başlamıştır. Organik
tarımının öneminin anlaşılmasının en önemli etmenlerini şöyle
sıralayabiliriz.
1- Son 2 yılda kanser vakalarında ki artış % 339 dur. Bunun en önemli
nedenlerinden birisi kimyasal gübre ve kimyasal tarım ilaçlarının
bitki ve ürün üzerinde oluşturduğu ve organizmalarda mutasyona neden
olan kimyasal birikintilerdir.
2- Kimyasal gübre ve kimyasal tarım ilaçlarının yer altı sularında
aşırı kirlenmeye yol açtığı ve yer altı sularının daha derinlere
inmesinin en önemli nedenlerinden birisi olduğunun daha iyi
anlaşılmasıdır.
3- Kimyasal gübrelerin hormonların ve bir kısım kimyasal tarım
ilaçlarının toprakta yaşayan organizmaların ve mikroorganizmaların
ölmelerine neden oldukları açık bir gerçektir. Ayrıca yaban hayatının
% 98 e varan bir bölümünü yok ettiği tespit edilmiştir. Örneğin bir
solucanın 1 yılda işlediği toprak miktarı 1 traktörün 1 saatlik
çalışmasına denk olduğunu yapılan araştırmalar göstermiştir.
İlaçlanmış tarlalardan bırakınız solucan, karınca vb. hayvanlar ile
bir kısım mikroorganizmaların ayrıca bu tarlalarda ki ürünlerde
bulunan kuşlarda toplu kuş ölümleri (bıldırcın, keklik vb. ve diğer
kuş türlerinde yok olma aşaması geldiği tespit edilmiştir. Buna benzer
bir sürü faydalı canlıların yok olduğu ve zararlı canlıların artışı
organik tarımın öneminin daha iyi kavranmasına neden olmuştur. Çünkü
ekolojik denge tahrip edilmektedir.
4- Kimyasala dayalı tarımda her yıl azalan verimli içerik kalitesi
açısından son derece düşük kaliteli yada kalitesiz ürünler oluşmaya
başlamıştır.
5- Kimyasala dayalı tarımın her yıl toprakları işlevsiz hale getirdiği
ve son 10 yılda Van gölünün 26 kat alanın çöl haline gelmesine sebep
olduğu tespit edilmiştir.
Dünya bilim adamları tarafından yapılan açıklamalara göre küresel
ısınmanın en önemli nedeni kimyasallara dayalı tarımdır.
Kimyasala dayalı tarım: bu yönlerinden bakıldığında kesinlikle
yapılmaması gereken bir tarım yöntemidir. Kimyasala dayalı tarımın
zararları her geçen gün artmaktadır. Bu yüzden de insanlık için
üzerinde yaşayabileceğimiz bir dünya için kimyasal tarımdan vazgeçip
organik tarım yapmak zorundayız. Zararın neresinden dönülürse kardır.
Her üretici çocukları için doğru bir karar alarak organik tarıma
geçmek zorundadır. Unutmamalıyız ki biz bu toprakları atamalarımızdan
emanet aldık. Çocuklarımıza daha iyi bir dünya ve miras bırakmak
istiyorsak hemen hemen bütün gıdamızı karşılayan toprağı yok etmemek
ve bir an önce organik tarıma geçmek zorundayız. Atalarımızın
kanlarla, savaşlarla, şehitler vererek kazandığı toprakları şimdi
kimyasal ilaçlarla, gübrelerle kaybedemeyiz.
TARIMDA YAPILAN YANLIŞLIKLAR
1- Öncelikli olarak tarımda yapılan en büyük yanlışlık anız ve bitki
artıklarını yakma olayıdır.
Türk çiftçisi bu konuda kim ne derse desin büyük hatalar yapmıştır ve
yapmaya devam etmektedir. Bitki atıkları ve anız yakma faaliyetlerinde
gübre olabilecek bitki artıklarını yok ettiğimiz gibi toprakta yaşayan
ve ekolojik denge içerisinde çok büyük görevleri olan canlı ve
organizmaları (karınca,solucan ve diğer toprak işleyen böcekler) ve
mikroorganizmaları yok etmekteyiz. Anız ve bitki artıkları yakılan bir
tarlada gübreleme ve toprak işleme maliyetleri ortalama olarak % 36
artarken üründe ve kalitede % 50 lere varan düşüşler olmaktadır.
Yakmak insana yakışan bir hareket asla değildir. Avrupa ve gelişmiş
ülkelerde yakma işlemi insanlık ayıbı ve suçu sayılmaktadır.
Vicdanlarımızda böyle demiyormuydu.
2- Esterli yabancı ot ilaçlarının kullanımı
insektisit,herbisit,fungusit türü kimyasal ilaçların aşırı kullanımı.
Toprak yapıları bölge bölge değişim gösterir.Örneğin adı x olan bir
yabancı ot ilacı adı x olan bir yabancı ota karşı üretilmiş olsun. Bu
ilaç Fransız yada Hollanda patentli olsun. Fransa da veya Hollanda da
ki otun yapısı Türkiye deki otun yapısı ile aynı değildir. Ayrıca
toprak yapısı da farklıdır.o nedenle en az dozdan başlayarak yavaş
yavaş arttırarak etkili olacağı dozun tespit edilmesi gerekir.
Bilinçsizce dozlarda yabancı ot ilaçlarını kullanarak yer altı
sularımız kirlenmiştir. Yer altı sularımız şimdi daha da çok derinlere
indir. Üretilen ürünler kanserojen etki yapmaya başladı. Ürün kalitesi
o kadar çok düştü ki anlatılamaz, toprağın normalde organik madde
üretmesi ve depolaması gerekirken, oluşan organik maddeleri yok eder
hale gelmiştir. Sadece esterli ot ilaçlarımı yapıyor bunu ? hayır
aminlisi de aynı… kısacası biz kimyasalın her türlüsüne karşıyız.
50 gr. Deterjanı 1 lt. su ile sulandırıp toprağa attığımız o toprak
kendisini 23 yılda temizleyebiliyor. Olayın toprağımız için ne kadar
vahim görülmektedir.
3- Kimyasal gübrelerin Kullanılması : Kimyasal gübrelerin zararları
konusunda Mustafa Kemal Atatürk  üreticilere söyle bir konuşma
yapmıştır. "EFENDİLER !… SİZLERE MODERN TARIM TEKNİKLERİ ADI ALTINDA
EMPOZE EDİLMEYE ÇALIŞILAN GÜBRELEME TEKNİKLERİNİN, HER YIL %20 LERE
VARAN DÜŞÜŞ YAŞATACAĞINI, %35 LERE VARAN MADDİ GİRDİLERİNİZİ
ARTTIRACAĞINI, ÇEŞİTLİ HASTALIKLARIN ARTACAĞINI VE BEŞ YIL SONRA BEN
BEŞ YIL ÖNCE ALDIĞIM ÜRÜNÜ ALAMIYORUM DİYE YAKINACAĞIZI BİLSEYDİNİZ
İSTERMİYDİNİZ"
Köylüler hep bir ağızdan "İSTEMEZDİK" demişler. Şimdi ise değil
kimyasal gübre hormonlar kullanılıyor. Pazardan domates alıyorsunuz 3
gün sonra aldığınız domatesin gramajı artıyor. Avrupa Birliği
ülkelerinde kullanımı yasak olan kimyasal gübre ve ilaçlar neden
Türkiye de kullanılıyor. Dağda ki araziler hiç gübrelenmeden, hiç
kimyasal ilaç kullanılmadan bitki ve ağaç yetişiyor; bunlarda toprak
ve bitki hastalıkları olmuyor da neden sizin tarlanızda bitki
büyümüyor, neden sizin tarlanızda hastalıklar bitmiyor.
Türkiye de son 10 yılda 24 tane Van Gölü kadar alan çölleşmiştir.
Nevşehir toprakları patates ziraatine kapatılmıştır. Yok ettiğimiz
topraklardan yarın ne isteyeceksiniz? Tarlada kalan sapın, dökülen
yaprağın, otun harikulade bir gübre olduğunu bilmiyor musunuz acaba?
4- Tarlaların yanlış ve derin sürülmesi;
Köylümüzde şöyle bir kanı var; "toprağın etkili kısmı daha
derinlerdedir" Yanlış; çünkü organik maddeler hiçbir zaman derinlere
inmez. Organik maddelerin toprak yüzeyinde kalmasını sağlayan dengeyi
bitkiler oluşturur. Çöl topraklarda ve toprak özelliğini kaybetmiş
topraklarda organik madde yer altı suları ile birlikte derinlere
inmektedir. Derine su ile inmiş organik maddeleri değil traktörle
tankla sürseniz yer üstüne çıkaramazsınız. Boşuna traktöre ve mazota
masraf etmeyin.
Eğimli araziler eğime paralel sürülüyor. Çünkü kolayı bu. Oysa
arazilerin eğime dik sürülmesi gerekmektedir. Eğime paralel sürülen
topraklarda erozyon  %80 daha  fazla oluşur. Bu tür işlenen
topraklarda rüzgarla dahi toprak kaybı (erozyon) yaşanır.
5-Hibrit tohumların kullanılması
Bu gün Avrupa Birliği ülkelerinde hibrit tohumu 10 yıldan beri
kullanılmamaktadır. Neden ? Şöyle düşünelim. Gözle görülmeyen en küçük
canlıdan en büyük hayvana , insanından bitkilerine kadar bütün
canlılar neslini devam ettirmeye çalışır. Üreme eğilimindedirler.
Bitkiler tohum yapar. Hayvanlar eşleşir. Mikroorganizmalar mitoz veya
mayoz bölünme ile çoğalırlar. Hatta kanser hücreleri bile çoğalmaya
çalışırlar. Her türlü mücadele neslinin devamı içindir. Sizlere sorsak
çocuklarımıza iyi bir şeyler bırakmak için veya çoluk çocuğumuz için
çalışırız diye cevap verirsiniz.
Sağlıklı olan her canlı üreme işlevini yerine getirir. Hasta bir
insanın çocuğu olurmu ? Olmaz. Peki tohumlarda genetik modifikasyonla
zürriyetlerinin önüne geçilmesi ne demek ? biz söyleyelim hastalık
demek, sağlıksızlık demek. Tarlamıza hastalık ekiyoruz. Canlıların
genlerinin en rahat oynanma şekli virüsleri kullanarak yapılan
çeklidir. Mesela karaciğer sirozunun Hepatit B, Hepatit C virüslerince
oluştuğu tespit edilmiştir. Bu virüsler tohumdan bitkiye, hayvana ve
insana geçiyor olmasın.
5- Gündüz sulama işlemi;
Gündüz yapılan sulamalarda özellikle güneşli havalarda yapılıyorsa,
sulama suyunun çok ama çok büyük bir kısmını buhar yapıyoruz demektir.
(%30-70) Toprak soğuduktan sonra veya gün doğmadan önce sabahın erken
saatlerinde yaparsanız hem daha az su kullanırsınız hemde daha az
masraf etmiş olursunuz.
a-) Yaprak üzerinde oluşan damlacıklar mercek görevi görerek
yaprakların yanmalarına neden olur. Ayrıca sıcaklığı muhafaza ettiği
için kaynama yapacağından dolayı damlacığın kapladığı alanın 12 katına
kadarlık bir alanda deformasyon yapar. Bu durum bitkiyi sürekli yaprak
yenilemeye zorlar. Sürekli yaprak yenileyen bir bitki üründe düşüş
yapar.
b-) Gündüz yapılan sulamalarda kullanılan su miktarı %30 ile %70
arasında buharlaşır. Bu da kıt olan su kaynaklarımızın tükenmesine
neden olur. Her gün suyun kıtlığını ve önemini, yaşanan kuraklıklarda
ve küresel ısınmada anlıyoruz .
c-) Gündüz yapılan sulamalarda fazla su kullanıldığı için tarlalarda
göllenme ve bitki köklerinde çürümelere neden olmaktadır.
      7- Şelatlama ve tohum ilaçlama;
Tohumların şelatlanması ve tohumların ilaçlanmasına neden ihtiyaç
duyulmuştur önce bunu anlatalım:
Kimyasal gübreler ve tarım ilaçları ürünlerin üzerinde genetik
mutasyonlara neden olmaktadır. Bu mutasyonlar ürünlerde bir takım
arızalar yapar. Bu arızaları aza indirgemek için kimyasallarda
tohumdan filiz çıkışını hızlandırma yöntemleri araştırılmış ve yanlış
olsa da bu yöntemler kabul görmüştür. Çünkü işin kolayı budur.
8-Yaban hayatının %98 gibi bir kısmı neden yok olmuştur.
Eskiler hep anlatırlar; eskiden şöyle keklik yakalıyorduk, böyle
bıldırcın avlıyorduk, bizim dağda geyikler olurdu, toy kuşları uçardı,
sülün yaşardı şuydu buydu vs. şimdi hayvanları hayvanat bahçesinde
görebiliyoruz. Ne oldu bu hayvanlara? Arkasından köylüler ekliyorlar;
"bir ot ilacı aldım, tarlaya attım ertesi gün 7 tane tavşan ölüsü,
veya yavrularıyla beraber keklik, ve bıldırcınlar ölmüşler.. Ne
kuvvetliymiş bee meret"… diyor.
Üretici kardeşim yaban hayatının %86 ile %98 in kimyasal tarım
ürünleri yüzünden yok olduğunu biliyor musun ? Bundan sonra o ölen
hayvanların ve ölecek hayvanların sorumluluğunu üzerinde taşıyabilecek
misin? Yaban domuzlarını hiç sevmezsiniz ama dağları onlar olmasa kim
çapalayacak ? kim sürecek ? En zararlısının dahi ekolojik denge
içerisinde büyük faydaları vardır. Yılanlar yok olmaya başlayınca
tarlanı fareler istila etmeyecek mi ?
      9- Hayvan dışkılarının organik gübre adı altında bilinçsizce
kullanılması;
Günümüzde furya haline gelen çeşitli hayvan dışkılarının direk tarlaya
serilmesi yanlışlıkları moda oldu. Bazı bölgelerde kanatlı hayvan
dışkısı, bazı bölgelerde yarasa dışkısı, bazı bölgelerde büyük baş
hayvan dışkısı, bazı bölgelerde de küçük baş hayvan dışkısı tarlalarda
gübre olarak kullanılmaktadır.Hayvanın türü ne olursa olsun sindirim
sistemindeki enzimlerin etkileri yok edilmedikçe o tarlaya ve ürüne
zarar verebilecek durumdadırlar. Örneğin; genelde ve en çok büyük baş
hayvanların karaciğerlerinde üretilen katalaz enziminin 28,5 gramı
500.000 lt. sütü 1,5 saatte yok edebilecek kadar güçlüdür. Bu
enzimlerin etkileri zamanla azaldı diyelim. Bu kez de kurtlanmalar
başlar. Buğday, arpa, nohut vs. gibi bitkilerin köklerini kurt kesmeye
başlar. Kısaca bilinçsiz kullanılan hayvan dışkısı veya diğer bir
deyimle hayvan gübresi tarlada ki bitki ölümlerine ve tarlanızda
zararlı kurt oluşumuna neden olmaktadır. Ayrıca hayvanlarda kullanılan
kimyasal ilaç ve antibiyotiklerin büyük bir kısmı hiç bozulmadan dışkı
ve idrar yoluyla dışarı atılır. Bunlarda toprakta kimyasal
birikintilere yol açar. Antibiyotikler bilindiği gibi mikro organizmal
canlıları öldürücü özelliğe sahiptir. Topraktaki mikroorganizmaların
da yok olmalarının nedenlerinden sayılmaktadır.
10- Buğday ekimi sırasında tohumların çıkışını arttırmak için
kullanılan kimyasallar;
Genelde toprağa atılan tarım ilaçları nedeniyle, bitki gelişiminin
önüne geçilmektedir. Gelişmesi engellenen veya tam gelişemeyen bitki
tohumları yeterli olgunluğa erişemez. Olgunluğa ulaşamayan bitki
tohumlarının çıkış kapasiteleri de azalmaktadır. Zaten çıkış imkanı az
olan  tohumların çıkış güçlerini arttırmanın tek yolu hormon veya ağır
kimyasallardan geçer. Bu kimyasallar  toprakta da yok edilemediği gibi
bitki ve üründe de birikintiler yapar. Bu birikintiler de insan ve
doğa sağlığı için son derece zararlıdır.
TOPRAKTAKİ KİMYASAL BİRİKİNTİNİN ÖNÜNE NASIL GEÇİLİR ?
Günümüzde toprak kirliliği gittikçe artmaktadır. Daha da önemlisi
küresel ısınmayı en çok tetikleyen unsurlardan en önemlisi toprak
kirliliğidir. Toprak kirliliğinin artışında öncelikle kimyasala dayalı
tarım, sanayi ve nükleer atıklar, eksoz gazları ve sera gazları rol
oynamaktadır. Toprak kirliliğinde ki çok çeşitlilik organik tarıma
geçmeyi tamamen önlemektedir. Örneğin kimyasal tarım yapılan
topraklardan buharlaşan kimyasallar, rüzgarla taşınarak onlarca
kilometre uzaklıktaki bir başka tarlaya yağmurla düşebilmektedir.
Günümüzde organik tarım yapılan bölgeler de bu kötü koşullardan aşırı
derecede etkilenmektedir. Bu nedenle organik tarıma kısım kısım geçmek
çok uzun bir sürece yayılacaktır.
Organik tarıma geçebilmek için öyle bir toprak aktivatörü olması
gerekir ki ; (toprağı kimyasallardan temizleyen, renatüre eden)
toprağı kimyasal birikintilerden çok kısa zamanda yok edebilsin.
Günümüze kadar böyle bir ürün tarım alanında henüz bulunmamıştır.
Bizler B5A yı 7 yıllık bir araştırmanın ve çalışmanın sunucunda ve
binlerce tarım üreticisi ile birlikte uygulamalar yaparak piyasaya arz
etmiş bulunuyoruz.
B5A sıvı organik gübre, toprağa uygulanır uygulanmaz dünyada en kısa
süre içerisinde etkilerini gösteren, bir başka muadili olmayan bir
üründür. Toprağa uygulanarak topraktaki mikroorganizmaların artışını;
ve bu mikroorganizmaları replike ederek daha dirençli ve daha güçlü
olmasını sağlayan ORGANİK BİR GÜBREDİR. Böylece çözülmesi ve
parçalanması en güçlü olan kimyasalları yok ederek etkisiz hale
gelmesini sağlar. Bir diğer özelliği de içersinde peptid, dipeptid,
tripeptid ve polipeptid protin zinciri sayesinde bitkinin
ihtiyaçlarının tamamını toprakta oluşumunu ve topraktan almasını
sağlamasıdır.
Tarımda kimyasal birikintinin önüne, kimyasal birikintiyi olduğu yerde
yok etme ve takip edecek kimyasal birikintileri topraktaki
organizmaları güçlendirecek ve çoğaltarak ( toprağı güçlendirerek)
geçmek mümkündür.
Normalde organik tarıma geçiş dönemi oldukça uzundur. (5yıl) önemli
olan bu geçiş döneminde kısaltmak olduğu özellikle B5A grubu toprak
ıslah ürünlerinin önemi artmaktadır.
B5A insanlık adına, Türk Milleti adına sunulmuş bir üründür.
Önemli uyarı : Şayet tarlanızda anız ve bitkisel artıklar yakılıyorsa
ve kimyasal gübre  ve zirai ilaç kullanma zorunluluğunuz varsa, bu tür
uygulamanın tatbikinden 10 gün sonra B5A SIVI ORGANİK GÜBRE
uygulanabilir. (Anız yakılması kesinlikle doğru değildir.)

DEREOTU

Orjinal Adı: Anethum graveolens

Diğer Adları: Durakotu, Tarhanaotu, Tereotu

Besin Değerleri : 100 gr. taze dereotu yaprak ve saplarının içerdiği
besin değerleri şunlardır: 28 kalori; 2,8 gr. protein; 5,1 gr.
karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,4 gr. yağ; 0,5 gr. lif; 21 mgr. fosfor;
100 mgr. kalsiyum: 2,7 mgr. demir: 397 mgr. potasyum: 3.500 IU A
vitamini ve 31 mgr. C vitamini.

Maydanozgiller familyasındandır. Akdeniz havzası kökenli, bir ya da
ikiyılIık dayanıklı otsu bitki olup ükemizde yaygın olarak yetişir. 60
cm. kadar boylanabilir. Gövdesi yeşil ya da mavi-yeşil renkli,
yuvarlak kesitli, içi boş ve bir ana gövdeden dallara ayrılan
yapıdadır. Hoş kokulu, iplik gibi ince yapılı ve tüylü olan yeşil ya
da mavi-yeşil yaprakları; yaz ortalarında 20 cm. kadar genişlikte
şemsiyeye benzer salkımlar oluşturarak açan sarımsı renkli, hoş kokulu
minik çiçekleri vardır. Oval biçimli, yassı ve esmer kahverengi küçük
tohumları (meyvesi) da hoş kokulu olur. Bitki, tohumlarıyla çoğalır.

Dereotunun tıbbi bakımından en önemli bölümü olan tohumları,
bileşiminde karvon: limonen adlı maddeler bulunan % 4 oranındaki uçucu
yağ ile ayrıca pektin, reçine ve bazı mineralleri içerir. Bu tohumlar
aynen ya da ezilip baharat olarak bazı yemek ve besinlere katılır.
Bitkinin yaprakları, çeşni vermesi için, yemek ve salatalara konur.

Tibbi Etkileri ve Kullanımı Besin ve ilaç olarak bedene yararlı
nitelikleri ta Eski Mısırlılar zamanından beri bilinen dereotunun
tıbbi etkileri ve bunlardan yararlanma yöntemleri şöylece
sıralanabilir:

* Sinirleri yatıştırır ve bedeni rahatlatır.

* Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Özellikle küçük çocuklarda gaz
söktürücü etkisi önemlidir.

* Sindirimi kolaylaştırır. Karın ağrılarına iyi gelir.

* Mineral yönünden zengin olduğu için tuzsuz rejimlerde yer alır.

* Hıçkırığı kesici etkisi vardır.

* Süt bezlerini uyardığından emzikli annelerde süt gelişini artırır.

* Kusma refleksini bastırır.

Bütün bu etkilerini sağlamak üzere, tohumları iyice olgunlaşmadan önce
bitki kesilip çok sıkı olmayan demetler halinde bağlanarak kurutulur.
Tohumları iyice olgunlaşıp renkleri esmer kahverengine dönüşünce yere
temiz bez ya da kâğıt serilip üzerinde demetler dövülerek tohumlarını
dökmesi sağlanır. Bu tohumlardan 1-2 tatlı kaşığı alınarak hafifçe
ezilip üzerine 1 bardak kaynar su dökülür ve 10-15 dakika süreyle
demlendirilir. Yemeklerden önce bu infüzyondan birer bardak içilir.

* Dereotu nefesin kötü kokusunu temizler. Bunun için tohumlan ağızda
çiğnenir.

Salata, çorba, sos, balık ve et yemeklerinde kullanılan dereotunun tam
bir şifa kaynağı olduğu ortaya çıktı. Yrd. Doç. Dr. Atnan Uğur, gaz
söktürücü, yatıştırıcı ve hazmettirici özellikleri bulunan dereotunun
nefes açmak ve kötü ağız kokulardan arınmak için yarım ya da bir çay
kaşığı tohumunun çiğnenmesinin yeterli olacağını belirtti. Dereotunun
mide krampları ve spazmlarında da oldukça etkili olduğu dile getiren
Yrd. Doç. Dr. Atnan Uğur, tohumlarının kusma, hıçkırık ve karın
şişmesi gibi rahatsızlıklara da iyi geldiğini kaydetti.

NEFESİ AÇIYOR, AĞRIYI GEÇİRİYOR

Dereotu tohumunun bal ile şerbet yapılarak içilirse kusmayı
kolaylaştıracağını dile getiren Yrd. Doç. Uğur, "Tohumlarından yapılan
çay, bağırsak yanmaları, karın ağrıları ve idrar yapamama gibi
durumlarda fayda sağlamaktadır. Dereotu çayı yapmak için, ezilmiş 2
çay kaşığı dereotu tohumunu, kaynamakta olan suya atarak 2-3 dakika
kaynatılması yeterlidir. On dakika kadar çayın demlenmesi beklendikten
sonra, her yudumda nefesin açıldığı hissedilecektir. Çocuklara, gaz ve
sancı durumlarında, seyreltilmiş çaydan daha az miktarlarda
verilebilir" dedi.

ANNE SÜTÜNÜ ARTIRIYOR

Dereotunun aynı zamanda sindirime yardımcı ve idrar söktürücü
özelliğinin de bulunduğunu belirten Uğur "Düzenli tüketilmesi
durumunda, emzikli kadınların sütünü arttırma gibi özellikleri ile de
halk reçetelerine girmiştir. Çürüme, ezilme, sancı, öksürük,
uykusuzluk, sarılık, iskorbüt, ağrılı yerler, karaciğer, safra ve
bağırsak problemleri, böcek sokmaları gibi rahatsızlıklarda
kullanılmaktadır.

KOLESTEROLÜ AZALTIYOR

Tohumları, sindirim sisteminde ishale neden olan birçok bakteriye
karşı vücudu koruyor. Lapası rahimdeki enfeksiyonları temizliyor.
Hayvanlar üzerindeki denemelerde, damarlarda genişlemeyi arttırdığı ve
kan basıncını düşürdüğü, solunumu teşvik ettiği ve kalp atış hızını
azalttığı belirlenmiştir. Yine fareler üzerinde yapılan denemelerde,
dereotu yapraklarından çıkarılan coumarin (vanilyaya benzeyen koku) 14
günlük kürü ile farelerin kan serumunda trigliserit seviyesinde yüzde
50, toplam kolesterol seviyesinde ise yüzde 20 azalma belirlenmiştir"

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Dereotu bitkisi tohumlarıyla çoğaltılır. Bayat olmayan tohumları
bahçelerde, derince kazılıp gübrelenerek düzeltilen yerlerine
ilkbaharda, nisan ayının ılık bir gününde öğle saatlerinde toprağa
serpilerek ekilir. Tohumların üzeri ince bir toprak tabakasıyla
örtülür. Süzgeçle sık sık sulanarak çimlenmeleri sağlanır. Çimlenen
fidelerden aşırı sıklık yaratanları ve zayıf olanları sökülerek
seyreltme yapılır. Ya da tohumlar başlangıçta 15-20 cm. aralıkla çok
derine olmamak üzere elle ekilir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ilıman ve sıcak iklimleri seven dereotu bitkisi,
bahçemizin bol güneş gören yerine ekilmelidir.

Toprak isteği: Toprak bakımından aşırı seçici olmayan dereotu bitkisi
hafif, kumlu, süzek (suyu iyi akıntılı) ve organik madde yönünden
zengin olan topraklarda iyi yetişir.

Sulama: Su isteği makul derecede olan dereotu bitkisinin toprağı,
kurak havalarda sulanıp nemli tutulmalıdır.

Gübreleme: Bitkinin ekileceği yeri hazırlarken toprağa verilen iyi
yanmış çiftlik gübresinden başka bir kez de yaz ortalarında kompoze
fenni gübre serpilmesi yararlı sonuçlar verir.

Hasat (Derim): Yaz ortalarında dereotunun sap ve yaprakları
geliştikçe, bunlar koparılarak sürekli hasat edilir. Dereotu
tohumlarının hasadı için bitkinin yaz sonuna doğru olgunlaşan çiçek
şemsiyeleri uzun saplarıyla birlikte kesilip toplanır. Çok sıkı
olmayan demetler halinde bağlanır, yüksek bir yere baş aşağı asılıp
iyece kurutulur. Sonra, temiz bir örtü ya da kâğıt üzerine tutulan
demetlere vurularak veya bu demetler silkelenerek tohumların dökülmesi
ve toplanması sağlanır.
Doğal Tedavi Evi

Doğal depo çözümü

Posted On Haziran 2, 2008

Filed under dogal depo çözümü

Comments Dropped leave a response

Büyük bir kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Konya, İzmir, Bursa, Trakya, Aydın, Manisa ve Erzurum gibi bölgeleri susuz bırakmamak için yeraltındaki kapalı akiferlere su pompalanacak.
Bu arada akiferler; içlerinde suyun serbestçe girebileceği veya hareket edebileceği boyutta ve miktarda birbiriyle bağlantılı, boşluk içeren kayaçlardan oluşmuş kesimler olarak biliniyor. Dünyayı tehdit eden küresel ısınma Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nı da harekete geçirdi. Bakanlık Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğü bünyesinde küresel ısınmanın etkilerini bilimsel olarak inceleyecek bir çalışma grubu oluşturdu. Sosyolog, jeolog, biyolog, arkeolog, ziraat mühendisi, psikolog, paleontolog ve jeofizik mühendislerinden oluşan çalışma grubu Devlet Su İşleri (DSİ) ve üniversitelerle de işbirliği yaparak Türkiye’nin iklim periyotlarını bilimsel olarak inceleyecek. Çalışma grubu, iklim değişiklikliğinin kalıcı olup olmadığını, eski yağışların tekrar gelip gelmeyeceğini, Türkiye’nin küresel ısınmadan ne şekilde etkileneceğini araştıracak, küresel ısınmanın yağış rejimine, sıcaklık artışına, çevreye, insan psikolojisine, tarıma, hayvancılığa etkilerini ortaya koyacak. Ortaya konulan verilere göre doğayı ve canlıları koruma, tehdit olan ya da olabilecek unsurları önlemleme amacıyla yerbilimleri ve yerbilimleriile ilişkili diğer bilim dalları ile multidisipliner ve hatta çok uluslu projeler ortaya konulacak, gerektiğinde yasal mevzuatta yapılması gereken değişiklikler konusunda önerilerde bulunacak. İlk iş yeraltı akiferlerine su doldurulması Küresel iklim değişikliklerine bağlı olarak ortaya yağmurların azalmasının insan ve diğer canlıların yaşamı için temel gereksinim olan su kaynaklarının, denizlerin, akarsuların, meraların ve sulak alanların giderek yok olmasına yol açtığını belirten MTA yetkilileri, Türkiye’de başta Konya olmak üzere İzmir, Bursa, Erzurum ve Trakya’daki Ergene ovalarındaki yeraltı suları ile Küçük Menderes, Büyük Menderes, Gediz nehirleri ve daha birçok akarsu, göl ve akiferin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekti. Yaşamın kaynağı olan suyun azalmasının tarımsal ve hayvansal üretimin yok olması ve bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkması riskini beraberinde getireceğini belirten yetkililer, önümüzdeki yıllarda yaşanacak olası kuraklığa karşı kuraklık riski taşıyan bölgeler başta olmak üzereTürkiye genelinde yeraltı akiferlerinin su ile besleneceğini bildirdi.
Kaynak: CNN Türk

AHIR GÜBRESİ MUHAFAZASI VE UYGULANMASI

Posted On Haziran 2, 2008

Filed under ahır(hayvan)gübresi

Comments Dropped leave a response

Ahır gübreleri, tarihin ilk çağlarından beri, bitkisel üretimi artırmak için kullanılmıştır. Ahır gübreleri biryandan bitkilerin gelişmesi için lazım olan besim maddelerini sağlarken, diğer yandan da toprağın yapısını tarım için en uygun hale getirirler. Ahır gübrelerinin bitkilere sağladığı besin elementleri bakımından ticari gübreler gibi tek yönlü değildir. İçerisinde birçok besin elementleri bulundurmaktadır. Bu dersinizde ahır gübresi nedir, nasıl oluşur faydaları nelerdir, nasıl muhafaza edilmelidir bunları göreceğiz. Ahır gübresinin kıymetini bilelim, kullanalım ve bol ürün alalım. AHIR GÜBRESİ Ahır hayvanlarının sıvı ve katı dışkıları ile yataklıklarının karışımında oluşan artıklar ahır gübresi olarak adlandırılır. BESİN MADDELERİ Hayvanlar yedikleri yemlerdeki besin maddelerinin ancak % 45’inden yararlanabilirler, yemdeki bitki besin maddelerinin yarısından fazlası dışkı ile ahır gübresine geçer. Böylece ahır gübreleri içerdikleri besin maddelerinden dolayı bitkiler için zengin bir besin maddesi deposudur. BESİN MADDELERİNİN OLUŞUMU NELERE BAĞLIDIR? Ahır gübresinin içindeki bitki besin maddelerinin oluşumu aşağıdaki faktörlerle bağıntılıdır. – Hayvanın cinsine ve yaşına – Hayvana yedirilen yemin miktarı ve besin değerine – Hayvanların yemden yararlanma durumuna – Hayvanların gördüğü işe – Kullanılan yataklığın cins ve miktarına – Gübrenin saklanma tekniği gibi faktörlere bağlıdır. Şimdi bu saydığımız faktörleri sırasıyla inceleyelim. HAYVANIN CİNS VE YAŞI Ahır gübrelerinin içerdikleri bitki besin maddeleri; dışkının alındığı hayvanların türüne göre büyük farklılıklar gösterir. Koyun ve tavuktan elde edilen ahır gübrelerinin besin maddesi miktar ve çeşidi sağır ve beygirden elde edilenlere göre daha yüksektir. Bu kıyaslamayı aşağıdaki tabloyu inceleyince daha iyi anlayacaksınız. Hayvanların cinsine göre, ahır gübresi içindeki bitki besin maddeleri dağılımı Hayvanın Cinsi Azot Fosfor Potasyum Kalsiyum % N % P2 O5 % K20 % CaOSığır 0.29 0.17 0.10 0.34 Beygir 0.44 0.35 0.35 0.15 Koyun 0.55 0.31 0.15 0.46 Tavuk 1.70 1.40 0.90 2.0 Genç hayvanlar kendi kemik yapılarını ve kas yapılarını geliştirmek için fazla miktarda fosfor, potasyum, kalsiyum gibi besin maddelerine ve proteinlere ihtiyaçları vardır. Ve bu besin maddeleri ile proteinleri kendi gelişmeleri için kullanırlar. Bu nedenle genç hayvanlardan elde edilen ahır gübreleri azot, fosfor, potasyum ve kalsiyum gibi bitki besin maddeleri açısından, yaşlı hayvanlardan elde edilen gübrelere göre daha düşüktür.YEMİN BESİN DEGERİ Besin değeri yüksek yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen ahır gübrelerinin bitki besin maddesi değeri, daha yüksektir. HAYVANIN GÖRDÜĞÜ İŞ Süt veren ineklerden süt verme dönemlerinde elde edilen ahır gübrelerinin, içindeki bitki besin maddesi miktarı, kurudaki zamanlarına göre daha az azot, fosfor ve potasyum gibi bitki besin maddelerine sahiptir. Çünkü, süt inekleri, süt verebilmek için yemden fazlası ile yararlanmak zorundadırlar. Besi sığırları ve süt ineklerinden elde edilen ahır gübrelerinin içinde bulunan azot besin maddesi bakımından bir farklılık bulunmamasına rağmen, Besi sığırlarından elde edilen ahır gübresi süt sığırından elde edilen ahır gübresine göre fosfor ve potasyum besin maddesi bakımından daha zengindir. KULLANILAN YATAKLIĞIN CİNS VE MİKTARI İyi bir ahır gübresi elde edebilmek için mutlaka yataklık kullanılmalıdır. Ahırlarda kullandığımız yataklık hayvanın idrarını emerek yıkanmasını ve sıvı dışkı kaybını önler. Eğer yeterli miktarda yataklık kullanırsak sıvı dışkı kaybı hiçbir zaman söz konusu değildir. Yataklık kullanımı ile amonyum ve gübrenin yitirilmesine engel oluruz. Organik maddeleri ve bitki besin maddelerini ahır gübresine verir. Gübrenin değerini korumanın en iyi şekli yeterli yataklık kullanmaktır. GÜBRENİN MUHAFAZA EDİLMESİ Önemi: Ahır gübresinin bitkilere faydalı olabilmesi için içinde bulundurduğu Karbon/Azot oranı büyük önem taşımaktadır. Mesela taze sığır dışkısında yataklıkla birlikte bu oran 60 karbona karşı bir azot, (60/1) beygir dışkısında 40 karbona karşı bir azottur. (40/1) Halbuki iyi bir gübrede bu oranın sığır dışkısında 15/1 beygir dışkısında 20/1 olması gerekmektedir. Ahır gübrelerinde bu karbon/azot oranı değeri küçüldükçe, bu gübrelerden bitkiler daha iyi yararlanırlar. Ahır gübresi taze halde toprağa verilirse bu taze gübrenin içindeki karbon/azot oranı büyük olduğundan bitki bu gübreden yararlanamaz.Gübre toprakta kurur ve atıldığı yerde çürümeden kalır. Gübrenin bitkiye faydalı olabilmesi için olgunlaştırılarak bu karbon, azot oranının küçültülmesini sağlamak gerekmektedir. Bunu sağlamakta iyi bir muhafaza ile mümkündür.Muhafaza: Ahır gübrelerinin tarlaya verilinceye kadar geçen zaman içerisinde gübre değerini kaybetmeden muhafaza edilmesi en önemli konulardan bir tanesidir. Ahır gübresinin muhafazası iki şekilde yapılır. Ahır içerisinde muhafaza B. Ahır dışında muhafaza şimdi bunların nasıl yapıldığını görelim. A. Ahır gübresinin ahır içerisinde muhafaza edilmesi: Ahırda muhafaza, gübrenin değerini koruma bakımından en iyi korumu şeklidir. Ahırda muhafazada, hayvanlar sürekli olarak ahır gübresinin üzerinde gezindiklerinden, ahır gübresi ve yataklık iyice sıkışır. bu sıkışma sunucu havasız koşullar oluşur. Ahır gübresinin ayrışması havasız koşullarda gerçekleştiğinden, içindeki organik madde ve azot kaybı en aza iner. Gübre ahırın içinde olduğu için yağmur almaz ve dolayısıyla da yıkanma olmaz. Yıkanma olmadığı içinde besin maddelerinin kaybı söz konusu değildir. Ancak ahır gübresinin bu şekilde ahır içerisinde muhafaza edilmesi hayvan sağlığı açısından iyi değildir. Çünkü ahır gübresinin ayrışması sırasında açığa çıkan amonyak, kükürtlü hidrojen gibi gazlar ahırın havasının bozulmasına neden olur. Buna bağlı olarak da hayvanların sağlığı bozulur. Kötü kokulu gazlar, süt hayvanlarının sütünün temizliğini ve kalitesini olumsuz etkiler. bu koşullarda elde edilen sütler, hem çabuk bozulur hem kötü kokar. Ahır gübresinin ahır içerisinde muhafazası süt inekçiliği ve besicilikte hiç tavsiye edilmez. Ama koyun ve keçi ağıllarında rahatlıkla uygulanabilir.B. Ahır gübresinin ahır dışında muhafaza edilmesi: Ahır gübresinin ahır dışında muhafazası da iki şekilde yapılır. 1 . Dağınık olgunlaştırma 2. Toplu olgunlaştırma 1. Dağınık olgunlaştırma: Ahırdan alınıp, ahır dışındaki gübreliğe dikkatsizce, gelişi güzel yığılan gübrelerin bekletilmesi işlemidir. Böyle gelişi güzel ve dağınık olarak atılan gübrelerin olgunlaşması gübrenin her kısmında aynı olmaz. Bu tip gübre yığınlarının alt kısımlarının ıslak ve sulu olmasına rağmen üst kısımları gevşek ve kurudur. Böyle gelişigüzel yığılan gübre yığınlarının üst kısmında havalı ayrışma, alt taraflarında ise havasız ayrışma meydana gelecektir. Bu durumda gübre istenildiği gibi olgunlaşmayacağı gibi gübreden gaz halinde azotun kaybolması da söz konusudur. 2. Toplu olgunlaştırma: Toplu olgunlaştırmada ahırdan çıkarılan taze gübre gübrelikte, toplu ve muntazam bir şekilde muhafaza edilir. Toplu olgunlaştırma soğuk ve sıcak olmak üzere iki şekilde yapılır. a. Soğuk olgunlaştırma Soğuk olgunlaştırmada; ahırdan çıkarılan ve gübreliğe getirilen ahır gübresi gübrelikte iyice sıkıştırılır. Sıkıştırırken gübrenin yeteri kadar nemli olması gerekmektedir. Eğer sıkıştıracağımız gübre kuru ise önce ıslatılmalı sonra sıkıştırılmalıdır. Ahır gübresinin olgunlaşması havasız koşullarda oluştuğundan, bu gübre yığınının ısısı pek yükselmez. Sıkıştırma nedeniylede gübre yığının içerisine gübre içindeki besin maddelerinin yıkanmasına yol açabilecek suyun sızması önlenmiş olur. b. Sıcak Olgunlaştırma Sıcak olgunlaştırmada; Ahırdan çıkarılan ve gübreliğe getirilen gübre önce yaklaşık 60 cm’lik bir tabaka halinde sıkıştırılmadan bırakılır. Böylece gübrenin olgunlaşması havalı koşullarda oluşur. Yığının ısısı kısa sürede 70 °C ye yükselir. Gübrenin içindeki bakterilerin yardımı ile gübre yanmaya başlar. Daha sonra bu gübre yığınını ıslatıp sıkıştırılır. Gübrenin sıkışması ile bu sefer havasız şartlarda olgunlaşmayı sağlayan bakteriler çalışmaya devam ederek yanmayı tamamlar. Buraya kadar gübrenin muhafaza şekillerini vermeye çalıştık şimdide ahır gübresinin muhafazasında kullandığımız gübreliğin taşıyacağı özellikler nelerdir onları görelim. GÜBRELİĞİN ÖZELLİKLERİ -Gübrelik gübrenin ahırdan kolaylıkla taşınabilmesi için ahırın yanında olmalıdır. -Gübrenin serin kalabilmesi için kuzey tarafa yapılmalıdır. -Gübreliğin büyüklüğü; hayvan sayısı, hayvandan elde edilen gübre miktarı ve gübrenin gübrelikte bekletilme süresi gözönünde tutularak belirlenmelidir. (bir büyükbaş hayvanın 12 aylık gübresini muhafaza etmek için yaklaşık S-8 m3 yere ihtiyaç vardır.) -Gübreliğin tabanı, sıvı ifrazatın toprak altına sızmasını önleyecek şekilde yapılmalıdır. mümkünse beton, aksi takdirde sıkıştırılmış kil üzerine taş döşemek suretiyle yapılmalıdır. -Gübreliğin tabanı toprak seviyesinden 50 cm derinde ve şerbet kuyusuna doğru hafif meyilli olmalıdır. -Şerbet kuyusu ise gübreliğin taban seviyesinden 60-70 cm daha aşağıda olup; üzeri bir kapak ile kapatılmalıdır. AHIR GÜBRESİNDE MEYDANA GELEN KAYIPLAR Hazırlanan ahır gübresi, gerekli önlemler alınıp korunmazsa tarlaya verilinceye kadar geçen süre içerisinde, organik madde ve bitki besin maddeleri bakımından büyük kayıplara uğrar. Bu kayıplar nasıl olur? Bu kayıplar, gübrenin içindeki bitki besin maddelerinin sıvı dışkı ile uzaklaşması, yağmur ile yıkanması ve gaz şekline dönüşüp uçması şeklinde olur. AHIR GÜBRESİNDE MEYDANA GELEN KAYIPLARIN ÖNLENMESİ Kayıpları önlemek için ne yapmalıyız – Ahır içerisinde mutlaka yataklık kullanılmalıdır. Çünkü yataklık hayvan idrarını tutarak yıkanma yoluyla kayıpları önler, amonyak kaybını engeller. Yataklık içinde bulunan organik madde ve bitki besin maddelerini gübreye verir ve gübrenin kullanımını kolaylaştırır. – Olgunlaştırma sırasında ahır gübresindeki mevcut azotun kaybını önlemek için ahır gübresine jıbbs, CaCl2, Ca(No3)2 gibi koruyucu maddeler katılabilir. – 1 ton ahır gübresine 30-35 kg normal süper Fosfat eklemek suretiyle hem gübredeki azot kaybını engellemiş oluruz, hem de gübrenin fosfor değerini artırmış oluruz. – Ahır gübresinin muhafazası sırasında mümkün olduğu kadar havasız şartlarda, sıkıştırılmış olarak olgunlaştırılması sağlanmalıdır. Böylece azot ve organik madde kaybı yarı yarıya azalır. – Kayıpları önlemek için, ahır gübresi fazla yağış alan alanlarda üstü kapalı olarak muhafaza edilmelidir. Az yağış alan yerlerde ise rüzgar tutmayan, oldukça yüksek bir yerde ve iyice sıkıştırılmış yığın halinde muhafaza edilmelidir. Buradaki gübrenin üzerine ince bir toprak tabakası veya organik maddece zengin bir örtü tabakası ile kapatılmış olarak muhafaza edilmelidir. – Kayıpların önlenmesi ve ahır gübresinin korunmasını sağlamak için gübreliğin yukarda da belirttiğimiz gibi uygun olması gerekir. AHIR GÜBRESİNİN KULLANIMI NE ZAMAN NEKADAR NASIL kullanmalıyız. Ahır gübresinin tarlaya verilmesi için en uygun mevsimler ilkbahar ve Sonbahardır. Kullanılacak ahır gübresi miktarı da genellikle dönüme 2- 4 tondur. Ahır gübresi özellikle az yağış alan bölgelerde ve ağır bünyeli topraklarda Sonbahar mevsiminde uygulanır. Çok yağış alan bölgelerde ve kumlu topraklarda ise ilkbahar aylarında gübreleme yapılır. İçerisinde fazla sap bulunan olgunlaşmamış gübreler bahar ekiminden az önce toprağa atıldıkları takdirde fayda yerine zarar verirler. çünkü olgunlaşmamış gübre ve içinde saplar toprakta derhal çürümeye başlar, bu esnada çoğalan bakteri dediğimiz küçük canlılar topraktaki bitkiye yarayışlı besin maddelerini tüketirler. Ve gelişmekte olan bitkilerin faydalanmasına engel olur. bu sakıncayı yok etmek için ahır gübrelerinin güz mevsiminde toprakla karıştırılmaları, ve baharda ise çapa bitkilerinin ekilmesi en uygunudur. Ahır gübresinden organik madde ve besin maddeleri kaybını önlemek için, tarlaya atılır atılmaz pullukla toprak altına gömülmelidir. Eğer bu işlem yapılmazsa attığımız gübrenin tarlada bekletilme süresi ve şekline bağlı olarak gübre değerinden çok şey kaybeder. AHIR GÜBRESİNİN FAYDALARI Ahır gübrelerinin bitkilerin gelişmesi ve toprağın yapısına olan faydalarını görelim. – Ahır gübresinin kullanılması ile toprağımızın su tutma kapasitesi artar. Toprağın su geçirgenliği iyileşir. Böylece ahır gübresi atılan topraklarda suyun toprak yüzeninden akıp gitmesi ve buharlaşmasına engel olunur. Su toprak yüzeyinden akarken tarıma elverişli toprakları da götüreceğinden toprağın tarlamızda kalmasını sağlar. Bu durum erozyonun son derece büyük zararlar verdiği ülkemiz toprakları için gerçekten çok önemlidir. – Ahır gübresi toprağın kolay tava gelmesini sağlar ve işlenmesini kolaylaştırır. – Ahır gübresi kullanılan ince yapılı ve kumlu topraklarda toprak parçacıklarının birbirine bağlanmasını sağlar. Ağır killi topraklarda ise toprağın gevşemesini ve toprak içeride boşlukları artırır. Her iki durumda da toprağı bitki gelişimi için daha iyi bir yapı kazandırır. – Ahır gübresinin en önemli özelliklerinden biriside zengin mikro- organizma kaynağı olmasıdır. 1 gram sığır dışkısında 60 ila 137 milyar bakteri bulunmaktadır. Toprağa katılan ahır gübresi, topraktaki mikro- organizma sayısını ve etkinliğini artırır. Böylece bitkilerin gelişmesi için çok yararlı olan, topraktaki faaliyetleri artırır. – Ahır gübresi yapısı nedeniyle toprağın havalanmasını uygun hale getirir. Yine ahır gübresi toprakta var olan ve bitkilerin kullanamadığı bazı besin maddelerini bitkiler için faydalı hale getirir. – Ahır gübresi bitkilerin gelişmesi için lazım olan besin maddelerini, doğrudan toprağa sağlar.

ORGANİK GÜBRE NEDİR VE NEDEN KULLANILMALIDIR ?

Posted On Haziran 2, 2008

Filed under organik gübreleme

Comments Dropped leave a response

Organik gübre; Bitki besin maddelerini bünyesinde organik bileşikler halinde bulunduran, asıl amacı toprağın fiziksel ve kimyasal yapısını düzelterek bitki besin maddelerinin alımını kolaylaştıran, canlılara ait (bitki, hayvan vb) atıklardan veya yan ürünlerinden hazırlanmış bir üründür. Organik Gübre, yüksek organik madde içeriğiyle, sentetik gübre kullanımı sonucunda ortaya çıkan olumsuz etkilerin tersine döndürülmesinde ve toprakların veriminin artırılmasında kullanılacak çok önemli bir araçtır. Yıllardır kimyasal gübrelerin kullanımı verimi artırmanın yanında, toprakta yorgunluğa ve canlılığın azalmasına sebep olmuştur. Bu durum ne yazık ki, topraklarımızın çoraklaşmasını hızlandırmaktadır. Toprakta su ve oksijeni tutan, besin maddelerini absorbe eden, mikro-organizma faaliyetini hızlandıran en önemli etmen organik maddelerdir. Organik Tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, esas olarak sentetik kimyasal tarım ilaçları, hormonlar ve mineral gübrelerin kullanımını ortadan kaldırmakla beraber, yetiştirilen ve insanın tüketimine sunulan tarım ürünlerinin sağlık açısından yine insana getireceği faydalar bakımından çok önemlidir.
Halen topraklarımızda anızın çürümesi çok zor olmakta hatta çürümeden baharı bulmaktadır. Organik gübre toprağın kil katmanları ile bitki kökleri arasında tampon görevi görerek bitki besin maddelerinin bitkinin kolayca almasını sağlamaktadır. Toprakta organik maddenin artması ile birlikte toprağın su tutma kapasitesi artmakta 6 – 7 su ile yetişen ürün 3 – 4 sulama ile daha kaliteli olarak yetiştirilmektedir. Bu da sulama maliyetini düşürmektedir. Organik madde toprakta bünyeyi hafifleterek keseksiz kaba yapılı işlemesi kolay topraklar oluşturur. Organik madde zenginleştikçe toprak rengi koyulaşır ve boz toprak görüntüsü kaybolur.
Toprağın gıdası: Organik atıklar
BİTKİ ve hayvan artıklarından oluşan organik gübreler, topraktaki, dolayısıyla yiyeceklerdeki besin maddesi ihtiyacını karşılıyor. Ekolojik tarımda, ekonomik değeri olan, besin zincirini tamamlayıcı, toprağı doldurma değeri yüksek olan bitki ve hayvan artıklarından oluşan gübreler kullanılıyor. Toprağa besin maddeleri takviyesi yapmaktan çok, toprak yapısının, su ve hava içeriğinin düzeltilmesini amaçlayan organik gübreleme, toprağın mikrobiyolojik aktivitesini artırıyor. Ahır gübresi: Buna “hayvan gübresi” ya da “çiftlik gübresi” de denir. Bu gübre, ahır ve çiftlik avlularında biriken hayvan dışkıları (sıvı ve katı) ile yataklık, saman ve ot kalıntılarının karışımından oluşur. Ahır gübresi tarımsal açıdan değerlidir, çünkü; organik maddelerin çürümesiyle birlikte topraktaki besin maddeleri daha fazla faydalanılır hale gelir. Ahır gübresi, topraktaki humus miktarını ve kolloidal maddeleri artırır, toprağa yararlı bakteriler katar ve onların çoğalması için uygun toprak şartları sağlar, toprak için uzun süreli bir azot kaynağıdır, toprağın katyon alış-veriş kapasitesini artırır, asit karakterini düzeltir ve erozyondan korunmasına yardımcı olur. Ahır gübresinin toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri üzerine olumlu etkilerinin bir sonucu olarak toprak verimliliği de büyük ölçüde artar. Değişik ürün gruplarında yapılan araştırmalar, ahır gübresinin ürün artırmadaki etkisinin azalarak 3-4 sene devam ettiğini göstermiştir. Kompost: Kompost, kısmen ayrıştırılmış ve fermantasyona uğratılmış organik atıklardan meydana gelir. Özellikle organik tarımda, işlenmiş ve işlenmemiş toprağın organik madde içeriğini artırmak için başvurulan yöntemlerden biri kompost kullanımıdır. Kompost kullanımı ile, çeşitli şekillerde topraktan kaybolan organik maddeler tekrar toprağa verilmekte ve bu sayede besin maddesi kaybı azalmaktadır. Kompost, besin maddesi sağlar, hava sirkülasyonuna izin verir, nemli topraklarda mikrobik hareketi engelleyerek havayı dışarıda bırakır, materyallerin dıştan içeriye döngüsünü azaltır, toprağın havalanmasına ve sıcaklığın artmasına izin verir. Tarım işletmelerinde olduğu kadar endüstri işletmelerinde de bitki besinlerini içeren, fakat gübrelemede kullanılamayacak organik maddeler vardır. Bu organik maddeleri kompost yaparak gübrelemede kullanmak mümkündür. Tüm hayvan ve bitki artıkları kompost olabilir. Ancak odunsu ve iri materyaller oldukları gibi kullanılmazlar. İri materyaller, yığınlara eklenmeden önce parçalanmalıdır. Patates yaprakları, dökülmüş yapraklar, mısır sapları, her çeşit çalı çırpı, sebze artıkları, yabani otlar, yem artıkları, çürümüş yemler, kül, havuzların temizlenmesinden toplanan çamur, mezbaha artıkları, boynuz, kemik gibi organik maddeler bir tarım işletmesinde kompost yapmak için kullanılan gereçlerdir. Yeşil gübreler: Bitkilerin olağan şekilde hasadı yapılmayarak tümü ile toprağa karışmasıyla yapılan gübrelere “yeşil gübre” denir. Yeşil gübreler; toprağa ekilecek yeni ürünün faydalanabileceği azot ile diğer besin maddeleri yönünden katkıda bulunurlar, mineralleri hareketlendirerek, organik madde ve azot meydana getirerek toprağın verimlilik gücünü artırırlar, toprağı erozyondan korurlar, toprağın fiziksel şartlarını düzelterek bitkilerin besinlerden daha fazla yararlanmalarını sağlarlar, yıkanmayı önleyerek besin maddelerinin birikmesini kolaylaştırırlar ve toprak tavını koruyarak bakteri faaliyetini artırırlar. Yeşil gübre olarak kullanılacak bitkiler, kısa sürede çabuk gelişen, bol sap ve yaprak veren, kökleri oldukça derine giden, tohumu ucuz, tarımı kolay ve az giderli ürünlerden seçilir. Bu gibi bitkiler, kendilerinden sonra ekilecek ürünlerin veriminde yüzde 100 artış sağlayabilirler. Özellikle baklagiller, köklerindeki nodoziteler (baklagillerle ortak yaşama ilişkisi kuran özel bakteriler) yardımıyla havanın azotunu hapsederek, bitkiye istenen azotlu besinleri sağlarlar. Baklagiller dışında yeşil gübre olarak kullanılan bitkiler de vardır. Ancak bunlar, toprağa havanın azotunu verme özelliğine sahip değildir. En çok kullanılan yeşil gübre bitkileri; baklagillerden tırfıl (kırmızı, crimson), yonca, hayvan börülcesi, yer fıstığı, soya fasulyesi, kışlık bezelye, bakla, lüpen (acı bakla), Japon tırfılı (lespedeza); baklagil olmayanlardan ise yulaf, çavdar, sudan otu, ak darı ve mısırdır. Çöp gübreleri: Çöp, tanım olarak; evlerden, işyerlerinden, kamu kurum ve kuruluşlarından ve ortak kullanılan altyapı tesislerinden (yol, park ve kanalizasyon hariç diğer belediye alanlarından) toplanan atıkları kapsar. Yığılan çöp herhangi bir işleme tabi tutulmazsa, depo yerlerinin neden olduğu parazit ve sineklerin yaygınlaştırdığı hastalıklar, çöp sularının yeraltı ve yerüstü sularını kirletmesi, çöplerin çıkardığı kötü koku sonucu çevre ve halk sağlığı açısından oldukça zararlı olur. Bunun için bazı önlemlerin alınması gerekir. Bu önlemlerden biri çöplerin dezenfekte edilmesidir ki oldukça pahalı bir işlemdir. Bir diğer önlem, çöplerin üzerinin buldozer yardımı ile zaman zaman toprakla örtülmesi olabilir. Bu yöntem ilkine göre daha ucuzdur. Ya da nakliyat masrafı, koku ve haşerelerden kurtulmak ve enerji olarak faydalanmak için yakılarak imhası düşünülebilir, ama bu da tesis ve işletme masrafı oldukça yüksek bir yöntemdir. Ayrıca, içerdiği organik maddeler imha edildiği için, tarımsal açıdan da ekonomik değildir. Tarımsal anlamda ele alındığında, çöplerin en iyi değerlendirilme şekli, toplanma ve biriktirilmesinde bazı kural ve tekniklere uymak şartıyla uygun bir yöntemle kompost elde edilerek kullanılmasıdır. Yapılan araştırmalar, çöplerden gübre olarak yararlanmada en pratik yolun, yabancı maddeler olabildiğince ayıklandıktan sonra çöpün, belli yığınlar halinde yeterli nem ve havalanmayla fermente edilerek, çürütülerek ve yakılarak gübreye dönüştürülmesi olduğunu gösteriyor. Yanmanın çabuklaştırılması için gübrenin iki üç kez aktarılması, karıştırılması gerekir. Çöpün belli başlı özellikleri arasında kolay fermente olabilirliği geliyor. Çöpteki artıkların fermantasyon yoluyla tekrar kazanılması, kompost gübre üretiminin esasını oluşturuyor. Çöp gübresi kullanıldığında, baklagiller, tahıl, buğday, arpa, yulaf, şeker pancarı, patates, kereviz ve diğer yumru bitkiler ile zeytin, incir, şeftali, erik gibi meyve ağaçlarının verimi artıyor. Ancak gübrenin tam olgunlaşmaya erişmesi gerekir. Aksi halde gübrede sıcaklığın yüksek olması nedeniyle bitkiler zarar görür. Fekaller (insan gaitası): İnsanların katı ve sıvı dışkılarına fekal denir. Fekal, katı kısım (faeses) ile idrardan meydana gelir. Faeses miktarı, fazla et yiyenlerde az, daha çok bitkisel ve selülozca zengin besin alan insanlarda fazladır. Çin ve Japonya gibi Uzakdoğu ülkelerinde çok eski devirlerden beri, toprakların verimliliğini artırmak ve daha fazla ürün almak için, insanların katı ve sıvı dışkılarından oluşan fekali doğrudan doğruya tarlaya verdikleri bilinmektedir. Hindistan’da da aynı amaçla fekal kullanılmaktadır. Fekal daha çok kompost yapılarak değerlendirilmektedir. Fekalin tohum ve bitkilere olabilecek sakıncalarını en aza indirebilmek için sulandırılmasının ve olgunlaştırılmasının gerektiği yine Çinli çiftçiler tarafından eskilerden beri bilinip uygulanmaktadır. Kuş guanosu: Kuşların kendi vücut artıkları, yumurtaları ve dışkıları karışık, çürümüş halde bulunur. Kuş gübresi yüzde 100 doğaldır. Guano bileşimindeki bitki besin madde miktarları, yataklarının yaşına ve o bölgenin iklim koşullarına bağlı olarak değişir. Deniz kuşlarının dışkıları ile vücut artıklarının yüzlerce sene yığılarak çürümesinden oluşan organik yapıdaki guano, Pasifik Okyanusu’ndaki bazı adalarda, özellikle Peru sınırındaki Chincha adalarında fazla miktarda bulunduğundan buna Peru guanosu adı verilmiştir. Bunun yanında büyük mağaralarda yarasaların dışkılarından oluşan guanolara da rastlanmaktadır. Indiana ve Missouri eyaletleri ile Yeni Zelanda’daki büyük mağaralarda olduğu gibi Türkiye’deki pek çok mağarada da yarasa guanosu bulunur. Guanonun bileşimindeki azotun büyük bir kısmından bitki süratle yararlanabilmektedir. Hümik asit: Binlerce yılda, sıkışma ile oluşan basınç altında kalarak meydana gelen maden filizlerinin ayrıştırılması ile ortaya çıkan hümik asit, Dünya’da yapılan pek çok araştırmaya göre, gübrelerin etkilerini son derece artırmaktadır. Çözünmesi zor halde bulunan besin maddelerini erir hale geçirip bitkiler tarafından kullanılmaya hazır hale getirmektedir. Topraktaki yararlı mikroorganizmaların faaliyetlerini artırmaktadır. Balık guanosu (Balık unu): Deniz kenarlarındaki balık pazarlarında değerlendirilmesi mümkün olmayan balıklar ile balık artıkları, organik gübre olarak değerlendirilirler. Balık artıkları, hem sterilize edilmek hem de olabildiğince kötü kokusunu giderebilmek için önce buharda pişirilir daha sonra da öğütülerek un haline getirilir. Balık unu, toprağa uygulandığında çok süratli ayrışır ve kötü kokusu da çabucak geçer. Yüksek oranda azot, aşağı yukarı bütün mikro elementler ve aminoasitler ile birçok vitamin -özellikle de B vitamini kompleksleri- içeriyor olması balık ununun yararlarıdır. Kemik unu: Kemiklerin fosforca zengin olduğu 18. yüzyılın ortalarında anlaşılmış ve daha sonra Avrupa, tarımda geniş ölçüde kemik unu kullanmıştır. Kemik doğrudan doğruya toprağa verildiğinde ayrışması çok güç olduğundan olabildiğince ince un haline getirilerek gübre şeklinde değerlendirilebilmektedir. Kemikte yaklaşık olarak yüzde 10 oranında bulunan yağ, kemikteki fosfatın toprakta ayrışmasını yavaşlattığından gübreleme açısından bu yağın uzaklaştırılması tercih edilir. Kan tozu (Unu): Mezbahalarda hayvan kesiminden ortaya çıkan kanın kurutulmasıyla, yani kanın suyunu (serum) diğer proteinli (plazma) kısmından ayırıp uzaklaştırdıktan sonra geride kalan çökeleği kurutup öğüterek elde edilir. Genel olarak 100 kısım taze kandan 20-25 kısım kuru kan elde edilir. Bileşimindeki azot, organik halde ve özellikle protein halinde bulunur ve kan tozu toprağa verildiğinde süratle bitki tarafından kullanılabilir hale geçer. Bu özelliğinden dolayı kan tozu, diğer organik gübre materyallerinden daha üstündür, ancak daha pahalı ve kullanım miktarı azdır. Deri tozu: Her türlü deri işlenen yerlerde arta kalan materyalin öğütülmesiyle elde edilir. Deri tozunda yaklaşık olarak yüzde 6-10 arasında azot bulunmasına rağmen, deri tozundaki azotun toprakta zor ayrışması nedeniyle gübre değeri oldukça düşüktür. Deri tozu, kompost yapımında değerlendirilir. Boynuz ve tırnak tozu: Hayvanların kesiminden arta kalan tırnak ve boynuzların öğütülmesiyle elde edilir. Boynuz ve tırnaklarda keratin olduğu için çok ince toz haline getirilmiş olsalar da toprakta çok yavaş ayrışırlar. Bu nedenle topraktaki etkileri çok yavaş olup, dört beş sene devam eder. Su yosunu: Tüm ürün programları için uygun olan su yosununun özelliği, bitkiler için tonik etkisi yapmasıdır. Bitki için dinçleştirici ve bitki sağlığını artırıcı etkisi vardır. Tütün tozu: Tütün işleyen fabrikalarda ince toz, yaklaşık olarak yüzde 6 potasyum ve oldukça az miktarda da azot (yüzde 2) içerir. Tütün tozu, kompost yapımında kullanılır. Pamuk çiğidi küspesi ve diğer endüstri artıkları: Yağı çıkarılmak üzere preslenmiş pamuk çiğidi küspesi, hayvan yemi olarak değerlendirildiği gibi gübre olarak da kullanılabilir. Topraktaki etkisi oldukça yavaş olan pamuk çiğidi küspesi toprağa verildiğinde yapısındaki bitki besin maddelerinin çoğu, bitkiye yararlı şekle dönüşür. İkinci ve üçüncü senelerde de ürün artışına etkisi görülebilir. Daha çok, elde edildiği bölgede gübre olarak değerlendirilmesi, ekonomik olması bakımından yararlıdır. Diğer bitkisel yağ elde edilen fabrika artıkları da gübre olarak değerlendirilmekle beraber, daha çok hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Ayçiçeği sapı külü: Kompost yapımında kullanılan bitkisel kaynaklı organik gübrelerdendir. Potasyum bakımından zengindir. Çay artığı: Çay fabrikalarında elde edilir. Kompost şeklinde değerlendirilen gübrelerdir. Azot bakımından zengindir.

TOPRAKSIZ TARIM

Posted On Haziran 2, 2008

Filed under topraksız tarım

Comments Dropped leave a response

Topraksız tarım; her türlü tarımsal üretimin durgun veya akan besin eriyiklerinde, sis şeklinde verilmiş besin eriyiğinde veya besin eriyikleriyle beslenmiş katı ortamlarda gerçekleştirilmesidir. Topraksız tarımın amacı; bitkilerin gelişmesini besin solüsyonu yardımıyla sağlamak, bitkilerin besin madde ve su gereksinimlerini stres oluşturmadan karşılamak ve bunu en ekonomik bir şekilde gerçekleştirmektir. Topraksız tarım aslında örtüaltı (özellikle seralarda) yetiştiricilikte uygulanan ancak son zamanlarda açıkta da kullanılmaya başlanan bir yetiştiricilik yöntemidir. TOPRAKSIZ TARIMIN NEDENLERİ Topraksız tarımı gerektiren nedenleri toprak kaybı; toprak yorgunluğu; hastalık, zararlı ve yabancı ot sorunu; aşırı gübre tüketimi; su tüketimi şeklinde sıralamak mümkündür: -Toprak kaybı: Hızlı nüfus artışı ve bu nüfusun besin ihtiyacının karşılanması için tarım yapılacak toprakların yetersiz kalma ihtimali vardır. Çünkü normal tarım topraklarının bulunmadığı çöllerin hakim olduğu ülkelerde; ülkemizin Akdeniz sahillerindeki meyilli-taşlı arazilerde teraslama yaparak taşıma toprakla tarım yapılmaya çalışılan yerlerde; erozyon, çoraklaşma ve tarım topraklarının yerleşim ve turizm alanlarına ayrılan alanlarda bu durumla karşılaşılmaktadır. -Toprak Yorgunluğu: Seralarda aynı ürünün arka arkaya uzun yıllar yetiştirilmesi toprak yorgunluğuna neden olmakta bu ise verimliliği düşürmektedir. Toprak yorgunluğuna çözümde, toprak değişimi ve yetiştirilecek üründe değişiklik yapmak (ekim nöbeti) gibi yöntemler kullanılabilirse de; bu tür uygulamalar üreticiler için fazla pratik olmadığı gibi fazla ekonomik de değildir. Üstelik modern tarımda alınan tüm önlemlere rağmen, verim ve kalitede istenilen boyutlarda artışlar kaydedilememektedir.-Hastalık, zararlı ve yabancı ot sorunu: Yoğun tarımın yapıldığı ve sürekli aynı ürünün yetiştirildiği yerlerde bağışıklık kazanan ve üretimde önemli sorunlara neden olan hastalık, zararlı ve yabancı otlarla kontrolde modern tarımda ilaçlı mücadele yapılarak ilerlemeler kaydetmiş olmasına karşın tam bir kontrol sağlanamadığı gibi, sağlığa zararlı ilaç kullanımı özellikle dışa ürün satımında sorunlara neden olmaktadır. -Aşırı gübre ve su tüketimi: Topraklı tarım yapılan alanlarda ve özellikle seralarda yoğun üretim girdilerinden birisi bitkilerden daha çok verim ve kalite elde etmek için gübre kullanımıdır. Bu durumun ileride gübre açığına ve toprak ile çevrede kirletici etkilerinin olabileceği kuşkularını doğurmaktadır. Topraklı tarım yapılan alanlarda, verilen suyun bitkilerce kullanılan miktarını saptamaktaki güçlükler (toprağın derinliklerine sızması ile toprak ve bitkiden buharlaşma ile kaybolması sonucu) nedeniyle bitkileri sulamak için kullanılan su tüketimi topraksız tarımda kullanılanın 4-5 katı olabilmektedir.-Enerji ve işgücü tasarrufu: Topraklı tarımdaki tüm kültürel uygulamalar için işgücü gereklidir. Toprağın işlenmesi, ekim-dikime hazırlanması, çapalanması, sulamaya elverişli hale getirilmesi, sterilizasyonu, bitkilerin gübrelenmesi, yabancı ot kontrolü gibi işlemler nedeniyle işgücü gereksinimi bir hayli fazladır. Başta traktör ve bağlantı ekipmanlar olmak üzere bir çok alet ve ekipmanın çalıştırılması için bir hayli enerjiye gereksinim bulunmaktadır.
TOPRAKSIZ TARIMIN FAYDALARIToprağı uygun olmayan yerlerde tarımsal üretim olanağı: Topraksız tarım toprağa bağlı kalmadan yapılabilen bir üretim yöntemi olduğu için uygun olmayan alanlarda da tarım yapılabilir.Erkencilik, verim ve kalite artışı: Dengeli bir beslenme ve bakım olanakları sağladığı için bitkiler erkenden ve daha fazla verime yatar. Bitkilere istenilen besin elementi gerekli miktarlarda verildiği için erkenci ve kaliteli ürün alma olanağı vardır.Bitkilerin kontrollü beslenmesi: Bitkilere verilecek besinleri seçmek ve istenilen miktarlarda vermek mümkündür. Böylece bitki besleme kontrollü bir şekilde yapılabilir. Bitkilere eşit bir şekilde gübre vererek bitkileri eşit düzeylerde büyüme-gelişmelerini sağlamak ve birbirine yakın verim elde etmek kolaylaşır. Bazı besinlerin (Mangan, Demir, Çinko, Molibden, Bakır gibi) zararlı etkilerinden kaçılabilir. Topraklı yetiştiricilikte bitki beslemede olumsuz etki yapan pH ve Ec gibi sorunların önüne geçilebilir. Ayrıca kök çevresindeki ortamda sıcaklık ve oksijen denetimi yapılabildiğinden bitkilerin besinlerden faydalanma performansı olumlu etkilenir.Su ekonomisi ve kontrolü: Topraksız tarımda bitkileri verilen su toprağa sızma yoluyla, suda tutularak veya buharlaşma nedeniyle fazlaca kullanılır. Sulama için tarım alanlarında her yıl su karık veya tavalarını oluşturmak gibi işlemlere çok fazla masraf ta gerekir. Topraksız tarımda verilen su ölçülebilir olduğu ve kontrollü bir şekilde bitkilere verildiği için fazla israf edilmez ve otomasyona bağlı olduğu için de sulama sistemleri daha az para gerektirir.Enerji ve iş gücünün azaltılması: Topraklı tarımdaki işlemler için gerekli olan işgücünde tamamen teknolojik ve otomasyon sistemleri devreye girdiği için önemli kazançlar elde edilir. Daha az enerji sarf edilir.Hastalık, zararlı ve yabancı ot kontrolü: Bitkilerin beslenmesi için kullanılan besin solüsyonu ve yetiştirme ortamı sterilize edilebilir. Böylece kökten kaynaklanan hastalıkların önüne geçilebilir. Ayrıca yetiştirme dönemi boyunca kontrollü bir üretim söz konusu olduğu için hastalık ve zararlı riski oldukça azaltılabilir. Yetiştirme su veya katı ortamda olduğu için yabancı ot sorunu yoktur.TOPRAKSIZ TARIM TİPLERİ Topraksız tarım, değişik ülkelerde ve farklı araştırıcılara göre pek çok şekilde sınıflamaktadır. Ancak topraksız tarımı, genelde su kültürü ve katı ortam kültürü olmak üzere iki gruba ayırarak incelemek olanak dahilindedir.

1. Su (Solüsyon=Hidroponik) Kültürü: Bitkilerin her hangi katı bir ortam içermeyen yapılarda özel besin eriyiklerinde veya bu besin eriyiklerinin belli aralıklarla bitki köklerine püskürtülmesi ile yetiştirilmesi yöntemidir.
Durgun Su Kültürü: Bitkilerin 30 cm derinlikteki tekne, tank ve benzeri yapılara konulan besin eriyiklerinden sadece kökleri temas ettirilerek beslenmesi ve bu besin eriyiğinin türlere göre değişmekle birlikte 7-14 gün aralıklarla değiştirilmesi esasına dayanan yetiştiricilik sistemidir Durgun su kültürü, bir havalandırma tüpü kullanılarak havalandırmalı durgun su kültürü şeklinde de yapılabilir.

Akan Su Kültürü (NFT=Nutrient Film Culture= Besleyici Fim Tekniği): Bitki köklerinin, değişik kanallar içerisinden sürekli veya aralıklı olarak birkaç mm’den 4-5 cm’e kadar derinlikte geçirilen besin eriyikleri içerinde tutularak beslenmesi şeklindeki üretim metodudur. Sistemde bitkiler verilen besin eriyiği eğimli bir kanaldan geçirilerek besin tanklarında depolanır ve eksiklikleri tamamlandıktan sonra tekrar ortama motorlar aracılığı ile pompalanır
Aeroponik Kültürü: Bitkilerin köklerine besin eriyiklerinin sürekli veya aralıklı bir şekilde sis veya buhar halinde püskürtülmesi şeklinde uygulanan bir topraksız kültür yöntemidir. Diğer sistemlere göre su ve gübre tasarrufu sağlayan bu sistemde besin çözeltisini atmaya yarayan başlıklar ve sistemi basınçlı bir şekilde çalıştıran motor düzeneği bulunmaktadır.

2. Katı Ortam (Substrat=Agregat) Kültürü: Bitkilerin; köklerinin gelişip dağılabilmesi için besin eriyikleriyle zenginleştirilmiş, destek sağlayan, besin ve su kaybı az olan, iyi havalanabilir, kolay bulunabilen ve ucuz olan katı ortam doldurulmuşlar saksı- paket, torba, yatak ve hazır blok yapılarda yetiştirilmesidir.
Yatak Kültürü: Yatak kültürü 15-20 cm derinlik, 30-120 cm genişlik ve sera boyuna göre değişen uzunluklarda; yere yatay veya tavana asılı olarak dikey olarak yerleştirilmiş yapılardır. Yataklar, sera toprağında derince açılmış oyukların plastikle kaplanması ile oluşturulabileceği gibi beton, tahta veya metal konstrüksiyon yapı üzerine yerleştirilmiş ve değişik (en fazla plastik) malzemeler kullanılarak oluşturulabilir. Bitkiler bu yapılar içerisine doldurulmuş katı ortamların kullanılması, damla sulama ile su ve gübre verilmesi ile üretilirler. Atık su ise yataklara verilen eğimden faydalanılarak sistemden uzaklaştırılır.
Saksı, Torba veya Paket Kültürü: Bitkilerin besin maddesi destekli veya besin maddesiz, eksik besin maddelerinin besin eriyiği ile verilebildiği, başta damla sulama olmak üzere değişik şekillerde sulanan, herhangi bir katı ortamla doldurulmuş saksı, torba, paket veya benzeri kaplarda yetiştirilmesi şeklinde üretilmesidir.
Hazır Blok Kültürü: En çok kaya yününün kullanıldığı bu sistemde bitkilerin yetiştiriciliği, tabana yerleştirilen (kalınlığı 5-10 cm, genişliği 15-30 cm ve uzunluğu 100 cm) büyük kayayünü blokları içerisine, ortasındaki çukura tohum ekimi yapıldıktan sonra daha büyük fide blokları veya dorudan hazır fide yetiştirmeye uygun kayayünü blokları (kalınlığı 2-7 cm, genişliği 2-10 cm ve uzunluğu 2-10 cm) yerleştirilerek yapılır. Bitkilerin beslenmesi ve sulamasında damla sulama yöntemi ile yapılır.
Kum: Çeşitli kayaçların iklim olayları ile parçalanması oluşan, substratlar içinde en ucuz olan katı ortamdır. Topraksı tarıma en uygun kum tane iriliği 0.5-2 mm arasındadır. Daha küçük irilikteki kumlar, drenaj ve havalanmayı önleyebilir. Tekrar yıkanıp, sterilize edilerek kullanılabilen uzun ömürlü bir ortamdır

Çakıl: İriliği 2-20 mm arasında ve kumdan iri kayaçlardır. Küçük, yuvarlak ve benzer irilikte olmaları istenir. Kum gibi yıkanıp, sterilize edilerek kullanılabilir.

Perlit: Perlit volkanik kayaçların öğütülüp, 900-1000°C’de yüksek sıcaklıklara maruz bırakılması ile elde edilen Al, Na, K silikattan oluşur. Beyaz renkli, hafif, steril ve nötr (ph: 6.5-7.5) yapılıdır. Bünyesinde çok küçük hava kabarcıkları bulunduğu için bitki köklerinin havalanması ve nem tutması açısından çok uygundur.

Vermikulit: Vermikulit yataklarından çıkarılan vermikulitin 1000°C’de fırınlanması ile elde edilen mika mineralidir. Topraksız tarım için uygun vermikulit iriliği 1-3 mm’dir. Vermikulit; su tutma kapasitesi yüksek, köklerin havalanmasında oldukça iyi, steril ve hafif bir maddedir.

Pomza: Kraterlerden çıkan köpük halindeki mağmanın soğuması ve poroziteli halde katılaşması ile oluşur. Asidik olanları beyaz veya kirli beyaz renkte, bazik olanların rengi ise kahverengi veya siyahtır. Tane iriliği 1-5 mm olan steril bir materyaldir.

İşlenmiş Kil: Silis kumunun yüksek sıcaklıklarda ergitilerek elyaf haline getirilmesi ile elde edilen bir ısı yalıtım malzemesidir. Su tutma kapasitesi ve havalanması iyidir

Zeolit: Temel yapısını SiO4 veveya AlO4 oluşturan bir sulualimünasilikat bir mineraldir. Beyazımsı bir renge sahip olan zeolit, içinde diğeşebilir katyonlar bulundurur. İçerdiği boşluk ve kanallar ile iyi bir nem tutucu ve havalanmaya yardımcıdır. Bu nedenlerle adsrobsiyon, iyon değişimi ve dehidrasyon uygulamalarında başarıyla kullanılır. Su tutma kapasitesi ve havalanması iyidir

Sepiolit: Magnezyum silikat minerali olan sepiolit, doğada tabakalı ve masif olarak bulunur. İçerdiği hava boşlukları yardımıyla nem tutma kabiliyeti ve köklerin havalanması için iyi bir ortamdır.

Poliüretan: Plastik köpük olarak bilinen bir maddedir. Hava boşlukları yardımıyla bitkiler için gerekli suyun kullanılmasında ve köklerin havalanmasında etkilidir.

Polistiren: İçerdiği hava boşlukları sayesinde bitki köklerinin havalanmasında yardımcı olur. Suyu tutma gücü fazla değildir

Kaya Yünü: Kayayünü % 60 diabase, % 20 kireç ve % 20 kömür tozunun 1500-200°C’de fırınlarda eritilip, çok ince tabakalar halinde çıkartılıktan sonra ip halinde kesilmesi ve reçine eklendikten sonra sıkıştırılması sonucu elde edilir. Başlangıçta steril, yüksek su tutma kapasitesine sahip, gözenekli ve oksijence zengin, besin eriyiklerini emme gücü yüksek bir ortamdır

Cam Yünü: Silis kumunun yüksek sıcaklıklarda ergitilerek elyaf haline getirilmesi ile elde edilen bir ısı yalıtım malzemesidir. Su tutma kapasitesi ve havalanması iyidir

Styrofoam (Strafor): Plastik köpük olarak bilinen diğer bir maddedir. Besin içermez ve ortamı etkilemez. Endüstriyel olarak üretilir, kolay ve ucuza temin edilebilir. Hava boşlukları çok fazla olduğu için köklerin havalanması da yararlıdır. Su tutma gücü azdır

Kompost: Çeltik ve yer fıstığı kavuzu; buğday, arpa, mantar gibi tahıl samanları; mısır gibi bitkilerin kurutulmuş, işlenmiş ve dezenfekte edilmiş artıkları bu amaç için kullanılabilir. Bitki artıkları önce fermantasyona alınarak çürütülmeli ondan sonra kullanılmalıdır. Bunlar hafif, su tutma bitki türüne göre değişebilen materyallerdir. Yerleşim yeri ve hayvansal artıklar da kompost yapımında kullanılabilirse de bunlarda dikkatli olunmalıdır.

Ağaç Kabuğu: Çam, kayın, meşe gibi ağaçların kabuklarından oluşur. Organik ortam kültürlerinde özellikle işlenmiş halde kullanılması durumunda hastalık ve zararlı yönünden de avantajlıdır. Sahip oldukları hava boşlukları ile su tutma kabiliyetleri iyidir.

Talaş: Değişik ağaçlardan elde edilen talaş, ince veya kaba yapılı olabilir. Nem tutma yönünden oldukça iyidir. Belirli bir süre kullanıldıktan sonra değiştirilmesi gerekebilir.

Torf: Bataklıklarda yetişen bitkilerin bıraktıkları artıklarının havasız koşullarda yığınlar halinde birikmesinden elde edilir. Topraksız ortamda en fazla kullanılan ortamlardan birisidir. Bir çok firma tarafından değişik boyutlardaki paketlerde ticareti yapılmaktadır. Su tutma kabiliyeti en yüksek ortamlardan birisi olduğu gibi içerdiği besin maddeleri bakımından da dikkat çeker.
Kokopit: Hindistan cevizi liflerinden üretilir. Hindistan cevizi kabuklarının doğrudan kullanımı yanında işlenip, sıkıştırıldıktan sonra farklı boyutlarda bloklar halinde kullanımı da söz konusudur. Torf gibi çok yüksek su tutma kapasitesi sayesinde bitki köklerinin beslenmesinde ve havalanmasında önemli katkı sağlar. İthal ürün olması nedeniyle fiyatı yüksektir.
BESİN ÇÖZELTİSİ Gerek katı ve gerekse sıvı kültür ortamlarında bitkilerin topraktan sağladıkları besinleri sağlayamazlar. Topraksız kültürdeki en önemli konulardan birisi bitkilerin sürekli ve yeterli besin ile beslenmeleridir. Bu ise kaliteli bir suda, değişik gübrelerin çözülerek besin solüsyonlarına dönüştürülmeleri ve bitkilere verilmesi ile gerçekleştirilir. Besin solüsyonlarında gübre olarak Sevgican (1999) tarafından önerilen aşağıdaki makro ve mikro elementlerin kullanılması gereklidir. Besin solüsyonları hazırlanırken pH ve Ec değerlerinin ayarlanması unutulmamalıdır.KAYNAKLARAnonim, 2005a. Low Cost Soilless Culture. http://www.ku.ac.thAnonim, 2005b. Consumer Guide to Hydroponic System Types. http://www.hydroponics.co.ukHochmuth, G., Hochmuth, R. 2005. Open-Field Soilless Culture of Vegetables. http://edis.ifas.ufl.eduİkeda, H. 2005. Soilles Culture in Japan. http://www.hydrofarm.comOlympios, C.M. 1999. Overview of Soilless Culture: Advantages, Constraints andPerspectives for its Use in Mediterranean Countries. Cahiers Options Méditerranéennes 31: 307-324Papadopoulos, A.T. 1994. Growing greenhouse seedless cucumbers in soi1 and in soilless media. Agriculture and Agri-Food Canada. Publication 1902/E, 127p.Sevgican, A. 1999. Örtüaltı Sebzeciliği. Topraksız Tarım. Cilt II. EÜZF. Yayın No: 526, 130sJensen, M.E. Hydroponic culture for the tropics: opportunities and alternatives
Uluslararası topraksız tarım derneği (ISOSC) topraksız tarımı kısaca şöyle tanımlıyor :”Sucul olmayan bitkilerin köklerinin besin solüsyonuyla desteklenmiş tamamen inorganik ortamlarda yetiştirilmesi.”daha detaylı tanımlayacak olursak topraksız tarım; her türlü tarımsal üretimin durgun veya akan besin eriyiklerinde, sis şeklinde verilmiş besin eriyiğinde veya besin eriyikleriyle beslenmiş katı ortamlarda gerçekleştirilmesidir.Topraksız tarımın amacı; bitkilerin gelişmesini besin solüsyonu yardımıyla sağlamak, bitkilerin besin madde ve su gereksinimlerini stres oluşturmadan karşılamak ve bunu en ekonomik bir şekilde gerçekleştirmektir. Topraksız tarım aslında örtüaltı (özellikle seralarda) yetiştiricilikte uygulanan ancak son zamanlarda açıkta da kullanılmaya başlanan bir yetiştiricilik yöntemidir.topraksız tarım günümüz için yeni bir teknoloji sayılabilir ancak tarihte buna örnekler bulmak mümkün;çinlilerin pirinç yetiştiriciliği,eski mısırlılar’ın milattan yüzlerce yıl önce nil nehri’nin sularında topraksız yetiştiricilik yapmaları hidroponik sistem için tarihten birer örnek.bir çok araştırmacı babilin bahçelerinde oksijen ve besin maddesince zengin suyun sürekli pompalanmasının aslında hidroponik sistemle uyumlu olduğunu belirtiyor. daha sonra orta amerika’da azteklerin tenochtitlan gölünden çıkardıkları göl tabanı tortullarını sallara (chinampa) doldurarak göl üzerinde yüzen bahçeler yaptıkları biliniyo. bitki kökleri çamur ve dalların içerisinden geçerek suyun içerisine uzanıyor ve yüzen adalar oluşturuyorlardı. hiç batmayan bu chinampalar pazarlara yüzdürülerek götürülüyor ve üzerlerinde yetiştirilen sebze ve çiçekler toplanarak taze olarak satılıyordu. bu işlerle uğraşan köyler birleşerek günümüzde meksika’nın başkenti olan mexico city’yi oluşturmuş.Topraksız tarım tekniği, su kültürü,katım ortam kültürü olarak iki çeşit yapılıyor.gelecekte var olan tarım alanlarının kısıtlanmasıyla ülkelerin topraksız tarıma daha fazla önem verileceğine kesin olarak bakılıyor.

ORGANİK TARIM

Posted On Haziran 2, 2008

Filed under organik tarım

Comments Dropped leave a response

Organik Tarım (Ekolojik Tarım-Biyolojik Tarım) Nedir? Tarımsal üretimde kullanılan kimyasalların (ilaç, gübre gibi) olumsuz etkilerinin insan ve toplum sağlığı üzerindeki zararları artarak kendini hissettirmeye başlamıştır. Tüm bu olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması amacıyla kimyasal gübre ve tarımsal savaş ilaçlarının hiç ya da mümkün olduğu kadar az kullanılması, bunların yerini aynı görevi yapan organik gübre ve biyolojik savaş yöntemlerinin alması temeline dayanan Ekolojik Tarım Sistemi geliştirilmiştir. FAO ve Avrupa Birliği tarafından konvansiyonel tarıma alternatif olarak da kabul edilen bu üretim şekli değişik ülkelerde farklı isimlerle anılmaktadır. Almanca ve Kuzey Avrupa dillerinde “Ekolojik Tarım”, Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca’da “Biyolojik Tarım”, İngilizce’de “Organik Tarım” Türkiye’de ise “Ekolojik veya Organik Tarım” eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Organik Tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, esas olarak sentetik kimyasal tarım ilaçları, hormonlar ve mineral gübrelerin kullanımını yasaklaması yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, bitkinin direncini artırma, doğal düşmanlardan faydalanmayı tavsiye eden, bütün bu olanakların kapalı bir sistemde oluşturulmasını öneren, üretimde sadece miktar artışının değil aynı zamanda ürün kalitesinin de yükselmesini amaçlayan alternatif bir üretim şeklidir.Organik Tarımın İlkeleriEkolojik tarımın başlıca 3 ilkesi bulunmaktadır. Bunlar:Doğa ile uyumlu üretimKapalı Sistem (Kendine Yeterli Tarım)Ekim Nöbeti Bu ilkeler altında ülkesel ve yöresel koşullar dikkate alınarak ekolojik tarım aktiviteleri değişkenlikler kazanabilirler. Ancak, genel olarak aşağıdaki faaliyetleri içerirler. Bitkisel Üretimde; * Uygun yöntemlerle minimum toprak işleme * Toprak verimliliğinin korunmasına ve artırılmasına yönelik çalışmalar * Kimyasal gübre yerine organik gübre kullanımı * Dayanıklı, sağlıklı tohum ve bitki çeşitlerinin seçimi * Uygun ekim-dikim yöntemi * Bitki korumada doğrudan kimyasal girdi kullanımı yerine ekolojik yöntem ve girdi kullanımı * Hasat, depolama, işleme ve paketleme faaliyetlerinin ekolojik yöntemler içinde yürütülmesi. Hayvansal Üretimde; * Sağlıklı hayvan yetiştiriciliği * Uygun ahır koşulları * Organik yemlerden yararlanma * Damızlık ve ırk seçiminde ekolojik uygunl Tüm ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ekolojik tarım belirli bir kültürel ortamdaki sosyal, ekonomik ve ekolojik faktörlerin dengeli gelişmesini sağladığı görülmektedir. Kültürel yapı içinde tüm faktörlerin birleştiği sistem-felsefe ekolojik tarımdır. Organik Tarımın Avantaj ve Dezavantajları Organik Tarım Sisteminin Avantajları*Ülkemizde sentetik kimyasallar çiftçilerimizin büyük bir kısmı tarafından ya çok az kullanılmakta, ya da hiç kullanılmamaktadır. Bu nedenle ekolojik tarıma geçişin kolay olması beklenebilir.*Üretici geliri ürüne bağlı olarak artmaktadır (Ortalama %10 artış olduğu tahmin edilmektedir.).*Fiyatı hızla artan kimyasal gübre, pestisit ve enerji girdilerinden tasarruf edilmektedir.*Sözleşmeli tarımla üreticinin tüm ürününün alınması garanti edilmektedir.*Ekolojik ürünlerin ihraç fiyatı diğer ürünlerden % 10-20 oranında daha yüksektir.*Ekolojik Ürünlerin ihracatı ile ülkemiz tarım ürünleri için ilave bir kapasite yaratılmaktadır. Dolayısıyla ihraç edilen her ton daha önce ulaşılamayan tüketici kitlesine gitmektedir.*Özel bilgi isteyen ekolojik tarım modeli Ziraat mühendisleri için yeni istihdam sahaları yaratmaktadır.Organik Tarım Sisteminin Dezavantajları*Ülkemizde tarımsal ürün arzında yıldan yıla önemli dalgalanmalar görülmektedir. Hızla artıp gençleşen nüfus, tüketim düzeyinin ve çeşitliliğinin sürekli artması ve çevredeki ülkelerin hemen hepsinin tarımsal ürün talep eden özellikleri sebebiyle organik tarımın (verimde meydana gelebilecek azalma nedeniyle) kısa vadede gelişmesi zor görünmektedir.*Ekolojik tarım metoduyla bitkisel üretimde ortaya çıkan bir sorun, arazilerin çok küçük, parçalı ve birbirine yakın olmasıdır. Bu durum organik üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Çünkü ekolojik üretim yapan bir işletmenin çevrede üretim yapan diğer klasik işletmelerde kullanılan kimyasallardan etkilenmemesi mümkün değildir*Ekolojik tarım sisteminde yetiştirilen ürünlerin pazarlanması özellikle iç piyasa için yeni ve belirsiz bir konudur. .*Konunun yeni olması nedeniyle yeterli tarımsal yayım çalışmaları ve eleman bulunmaması ekolojik tarımın diğer olumsuz yanıdır.
Toprakta Organik Madde Bulunmasının Faydaları:1. Toprak taneciklerinin bir araya gelerek agregat oluşturmasını ve bunların dayanıklılığını sağlar.2. Toprağın iyon değişim kapasitesini artırır.3. Toprağa tamponluk kazandırır.4. Toprağın su ve besin tutma kapasitesini artırır.5. Toprağın daha iyi havalanmasını sağlar.6. Toprak erozyonunu azaltır.7. Toprağın kolay ufalanabilir hale gelmesini, böylece daha kolay işlenebilir olmasını sağlar.8. Toprak pH’sını olumlu etkiler.9. Toprak rengini koyulaştırır ve dolayısıyla toprak sıcaklığının artmasını sağlar.10. Bitki besin maddeleri kaynağı olarak görev yapar ve bunların yarayışlılıklarını artırır.11. Topraktaki organizmalar için besin ve enerji kaynağıdır.12. Tarım ilaçlarının adsorpsiyonuna yada deaktivasyonuna veya her ikisine birden etkilidir.

Sulama Sistemleri

Posted On Haziran 2, 2008

Filed under sulama

Comments Dropped leave a response



Sulama genellikle, bitki gelişmesi için gerekli olan ancak doğal yollarla karşılanamayan suyun, çevre sorunu oluşturmadan, toprağa verilmesi şeklinde tanımlanır. Bununla birlikte, sulama daha kapsamlı bir tanımlamayla aşağıda belirtilen altı amaçtan birisi veya bir kaçı için suyun toprağa uygulanmasıdır.
Bitki gelişimi için gerekli nemi sağlamak amacıyla toprağa su eklemek;
Kısa dönemli kuraklıklara karşı ürünü sigorta etmek;
Toprağın ve atmosferin serinletilmesi, böylece bitki gelişimi için daha elverişli bir ortam hazırlamak;
Toprakta bulunan tuzun eritilmesi ve yıkanmasını sağlamak;
Toprakta çatlamaların zararını azaltmak;
Taban taşının yumuşatılmasını sağlamak.
Bu nedenle sulama hangi iklim kuşağında olursa olsun diğer gelişim etmenlerinin değerlendirilmesine hizmet eden , üretimde kararlılığı sağlayan ve tarımda yoğunlaşmanın (entansive) ayrılmaz bir parçası olan bir üretim etmenidir. Kurak ve yarı kurak bölgelerde, diğer gelişim etmenlerinin elverişli olmaları durumunda, sulamayla kuruya göre 3-7 kat üretim artışı sağlanabilir.
Sulamada esas ilke tarla başına kadar getirilmiş suyun, en az kayıpla bütün tarlaya üniform bir şekilde yayılmasıdır. Sulama konusunda pek çok sistem vardır. Tabii bunlardan birinin yada birkaçının seçilmesi birçok faktöre bağlıdır. Örneğin tarlanın tesviyesinin düzgün olup olmaması, yetiştirilen mahsulün cinsi, toprağın ve toprak altının kimyasal ve fiziksel özellikleri, sulama suyunun miktarı ve kalitesi, çiftçi alışkanlıkları, bazı sulama yöntemlerinin ek yatırımı gerektirmesi nedeniyle çiftçilerin ekonomik durumu , bölgenin rüzgar -sıcaklık-oransal nem-don-yağış gibi egemen iklim şartları sulama sistemlerini etkiler. Örneğin tesviyeli arazilerde bütün sulama sistemleri uygulanabildiği halde tesviyesiz arazilerde yağmurlama sulama, hakim rüzgarı şiddetli bir bölgede yağmurlama sulama sistemi yerine ya damla sulama yada karık sulama daha uygun bir sulama sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Geleneksel Sulama Yöntemleri
Salma sulama yöntemi (vahşi sulama) :
Bu sulama yönteminde tarlabaşı kanalından tarla parseline alınan su parsel boyunca arazi üzerinde rastgele yayılmaya bırakılır. Su toprak yüzeyinde ilerlerken bir yandan da infiltrasyonla toprak içerisine girer ve bitki kök bölgesinde depolanır. Bu uygulama biçiminde sulama doğrultusunda eğimin % 3 ü geçmemesi ve sulamaya dik yönde eğimin olmaması gerekir. Bu yöntem sulama suyunun bol ve sulama kültürünün olmadığı yerlerde kullanılır. Bu tip sulamada su kaybı fazla sulama randımanı da çok düşüktür. Ayrıca tarla yüzeyinde üniform bir su dağılımı da sağlanamaz ve erozyona neden olabilir.
Tava (göllendirme) sulama yöntemi :
Sulanacak tarla parseli toprak seddelerle çevrilerek eğimsiz alt parsellere ayrılır. Bu alt parsellere tava adı verilir. Tarlabaşı kanalından alınan su bu tavalara bir yada birkaç yerden verilir. Burada sulama için arazi önceden tavalara bölünür. Sık ekilen hububat, yem bitkileri ve meyve bahçelerinin sulanmasında kullanılır. Bu yöntemde suyun tavada kısa sürede göllendirilmesi için 30 l/sn üzerinde debili su kaynağına ihtiyaç vardır. Ayrıca suyun çok fazla verilip derine sızmasını önlemek için kontrollü sulama yapılmalı ve drenaj tedbirleri de alınmalıdır. Bu yöntemin en olumsuz yanı da su sarfiyatı ve sulama zamanının fazla olmasıdır.
Karık sulama yöntemi :
Bu yöntemde bitki sıra aralarına karık adı verilen küçük kanalcıklar açılır ve su bu karıklara verilir. Su karık boyunca ilerlerken bir yandan da infiltrasyonla toprak içerisine girer ve bitki kök bölgesinde depolanır. Sulama sırasında mevcut debiye göre çok sayıda karığa su verilebilir. Karık sulama yöntemi sıraya ekilen yada dikilen tarla bitkileri, sebzeler meyve bahçeleri ve bağlarda kullanılır. Bitkiler burada karık üzerindeki sırtlara yapıldığından bitki kök boğazının ıslatılması söz konusu değildir. Bu nedenle adi sulama ve tava sulamaya göre sulama randımanı, su tasarrufu ve bitki hastalıkları yönünden en uygun sulama metodudur. Ancak bu sulama yönteminin tuzlu topraklarda uygulanması son derece sakıncalıdır. Çünkü su karık içerisinde hareket ederken su kapillarite ile karık sırtlarına doğru yükselir ve bitki kök bölgesinde tuz yoğunlaşmasına neden olarak bitkilerin zarar görmesine neden olur.
Kapalı borulu sulama sistemleri
Sulanacak arazilerde su dağıtımının kapalı borulu bir iletim sistemiyle yapıldığı sistemlere kapalı borulu sulama sistemleri denir. Bunlar da basınçlı ve basınçsız borulu sulama sistemleri olmak üzere ikiye ayrılır.
Basınçsız borulu sulama sistemleri
Toprak altına gömülü, basıncı 0,8 atm. den az sistemlerdir. Bu sistemlerde su dağıtımı priz veya vanalarla bırakılan suyun basınçsız olarak kullanıcıya teslimi ile gerçekleştirilir. Dolayısıyla sulama pratiği ve kullanıcı yönünden klasik açık kanal şebekeli veya kanaletli sistemden bir farkı yoktur. Tek fark iletim sisteminin kapalı oluşudur. Kapalı borulu sistemler gömülü olduğu için açık kanal ve kanaletli sistemlere göre tarım arazisinde kayıp yoktur. Kamulaştırma alanı diğer şebekelere göre çok azalır, işletme ve bakım onarım giderleri düşüktür, otlanma sorunu yoktur. Sulama alanında kanal ve kanaletlere oranla sanat yapısı çok azdır. Bu nedenle makinalı tarım için şartlar daha elverişlidir. İnşaat suresi de çok daha kısa olup inşaat sırasında mevsimin yaz veya kış oluşu gibi kısıtlayıcı faktörler yoktur, her mevsim inşaat yapılabilir. İnşaat kalitesi yönünden düşünülürse boru, fittings vb malzemeler fabrikada standart olarak imal edildiği için daha kalitelidir, yani inşaat unsurları fabrikadan itibaren kaynağında denetlenebilmektedir. Tabii bu durumda tesis ömrü daha uzun olmaktadır. Ayrıca tesis inşaatında münhani veya tarla sınırı takip etme sorunu olmaması nedeniyle şebeke boyu daha da kısalmaktadır. Açık sistemlere göre iletim randımanı daha yüksektir. Buharlaşma kayıpları hiç yok denecek kadar azalmıştır..
Kapalı basınçsız sulama sistemlerinin sakıncalarına gelince; sistem unsurlarından olan, pompa bacası, saptırma, hava ve basınç düşürme baca ve vanaları inşaatı, şebekeyle bağlantıları hem inşaat maliyetini artırmakta, hem de sızma yoluyla tesisin çalışmasında zorluklar ortaya çıkmaktadır. Sistem düşük basınçla çalıştığı için su hızı düşük olmakta buna bağlı olarak boru çapının daha büyük seçilme zorunluluğu nedeniyle yatırım masrafı artmaktadır. Su kaynağında sediment mevcutsa tesiste sediment çökelmesine bağlı olarak daralma ve tıkanmalar olmaktadır. Ayrıca bitki köklerinin de boruya girerek tıkanma yaptığı görülmüştür.
Bu sulama şeklinde sulama karık veya tava şeklinde yapılacağı için ilave yatırım olarak arazi tesviyesine gerek vardır. Aksi taktirde sulama suyu toprak erozyonuna neden olacaktır. Ayrıca su alma hızı yüksek hafif bünyeli topraklarda suyun karıkla ilerleyememesi sonucu sızma yoluyla büyük oranda su kaybı oluşur. Burada tabana sızan su drenaj problemine sebep olur
Ayrıca beton boruların işletme sırasında hasar görmeleri halinde diğer plastik veya çelik borular gibi mahallinde anında temin edilememesi sonucu su isalesi durmakta sulama yapılamamaktadır. Bu malzemelerin temini halinde bile tesise montajı özel işçilik gerektirmektedir..
Kapalı borulu sulama sistemleri basınçlı olmadığı için günümüzde kullanımı artan yağmurlama, damla vb sulama yöntemleri için günümüzde çiftçi ihtiyaçlarına cevap verecek durumda değildir. Çiftçiler yağmurlama ve damla sulama için kanalet ve kapalı borulu sistemlerden motopompla su almaktadırlar. Burada da tek tek çiftçiler için motopomp ve enerji girdisi yönüyle büyük mali külfet ortaya çıkmaktadır.
Basınçlı sulama sistemleri
Bilindiği gibi günümüzde su kaynakları son derece kısıtlıdır. Buna karşılık çeşitli sektörlerdeki su kullanımı çok artmıştır. Basınçlı sulama yöntemleri yüzey akışıyla ve derine sızma ile meydana gelen su kayıplarını ortadan kaldırdığı için günümüzde en çok tercih edilen yöntemler haline gelmişlerdir.
1. Yağmurlama sulama
Yağmurlama sulama yönteminde arazi üzerinde belirli aralıklarla yerleştirilen yağmurlama başlıklarından basınç altında havaya verilen sulama suyu buradan arazi yüzeyine düşer ve infiltrasyonla toprak içerisine girerek bitki kök bölgesinde depolanır. Bu su uygulama biçimi doğal yağışa benzediği için yağmurlama yöntemi adını almıştır. Suyun başlıklardan basınç altında verilmesi için basınçlı bir boru sisteminin bulunması ve işletme basıncının ya pompa birimiyle ya da su kaynağının yüksekte olması halinde yerçekimiyle sağlanması gerekmektedir.
Yağmurlama sisteminin unsurları
Su kaynağı :
Bu yöntemde her türlü su kaynağından yararlanılabilir. Yani herhangi bir akarsu, göl, keson kuyu, derin kuyu gölet. baraj, sulama kanalı vb. olabilir. Suyun kalite açısından sulamaya uygun olması ve fazla miktarda sediment ve yüzücü cisimler içermemesi gerekir aksi taktirde bu maddeler boru hatları ve başlıklarda tıkanmaya neden olacaktır.
Pompa birimi :
Yağmurlama sulama sistemlerinde gerekli işletme basıncı genellikle pompa birimi ile sağlanır. Statik emme yüksekliğinin fazla olmadığı koşullarda santrifüj tipi, derin kuyularda dik milli derin kuyu pompalar yada dalgıç tipi pompalar kullanılır. Pompalar ya akaryakıtla ya da elektrikle işletilirler. İşletme kolaylığı, tesis maliyeti ve enerji girdilerinde sağladığı ekonomi nedeniyle elektrik motorlu pompalar tercih edilir.
Boru hatları :
Ana boru hattı kaynaktan alınan suyu lateral boru hatlarına iletir. Bu borular gömülü veya açıkta olabilir. Ancak arazide yer kaplamaması ve işletme kolaylığı yönünden gömülü olması tercih edilmelidir. Lateral boru hatları üzerinde yağmurlama başlığı bulunan hatlardır. Ana boru hattından aldıkları suyu yağmurlama başlıklarına iletirler ve genellikle toprak yüzeyine döşenebildikleri gibi sabit sistemlerde toprak altına da döşenebilmektedirler.
Yağmurlama başlıkları :
Bu başlıklar lateral boru hatları üzerinde yer alır. Lateral boru hatları ile yağmurlama başlıkları arasındaki bağlantı bitki boyuna göre seçilen yükseltici borularla sağlanır. Yağmurlama başlıkları; dönüş hızlarına , işletme basınçlarına, ve işlevlerine göre sınıflandırılabilir; Başlık dönme hızı dakikada 1 devirden az ise yavaş dönen, 1 devirden fazla ise hızlı dönen başlık adını alır. Uygulamada dönme hızı 0.8-1.2 devir/dak olan başlıklar yaygındır. Aynı şekilde işletme basıncı 2 atmosferden az ise düşük basınçlı , 2-4 atmosfer ise orta basınçlı, 4 atmosferden fazla ise yüksek basınçlı başlık, 6-8 atmosfer basınçla çalışan sistemlere de jet tipi yağmurlama başlığı denmektedir. Yağmurlama başlıklarını işlevine göre, tarla ve bahçe tipi yağmurlama başlıkları biçiminde sınıflandırmak mümkündür.
Yağmurlama sistemleri kaplanan alana, tesisi ve işletme durumuna ve suyun bitkiye veriliş biçimine göre üç ana gruba ayrılır.
Kaplanan alana göre :
Tarla sistemleri
Çiftlik sistemleri
Tarla sisteminden çiftlik sistemine geçiş sistemleri
Toplu sistemler.
Tesis ve işletme durumuna göre :
Taşınabilir sistemler
Yarı sabit sistemler
Sabit sistemler
Suyun bitkiye veriliş biçimine göre :
Ağaç üstü sulama sistemleri
Ağaç altı sulama sistemleri (mikro-mini spring, bublers sulama)
2. Mini sprinkler
Meyve bahçelerinin ağaç altından sulanmasında özel olarak yapılmış küçük yağmurlama başlıkları kullanılmaktadır. Bu sistemde her ağaç sırasına yüzeye serili bir polietilen (PE) lateral boru hattı döşenir ve her ağacın altına özel olarak yapılmış küçük bir yağmurlama başlığı yerleştirilir. Sistem bütünüyle sabittir. Sulama sezonu sonunda toprak yüzeyine serili lateral boru hatlarıyla yağmurlama başlıkları da toplanır. Bu tip sistemlere ağaç altı mikro yağmurlama sistemi de denilmektedir. Bu sistemlerde işletme basıncı 1-2 atmosfer kadardır. Bir yağmurlama başlığı yaklaşık bir ağaç tacının çapı kadar bir alanı ıslatır.
Avantajları:
Diğer normal yağmurlama sistemlerinin avantajlarına ilave olarak;
Bütün su iletim sisteminin gömülü olması nedeniyle zirai faaliyetin engellenmemesi
Sistemin tümden gömülü olması nedeniyle ömrünün uzun olması kuş ve kemirgenlerden zarar görmemesi
Metodun ağaç kök gelişimine rahatça ayak uydurabilmesi,
Normal yağmurlama sistemlerine göre ilk tesis giderlerinin daha az olması,
Damla sulamaya göre meme delikleri daha büyük olduğu için daha geniş açıklıklı filtreden geçirilerek kullanılabilmesi,
Damla sulama yöntemine göre daha fazla alan ıslatıldığı için ağacın kök yapısının doğal olarak yayılabilmesi,
Normal yağmurlama sistemlerinde ağaç tacının sulama sırasında ıslanması nedeniyle meyve ve yapraklarda mantari hastalıklar geliştiği için çoğu zaman kullanılamadığı halde mini springin burada emniyetle kullanılabilmesidir.
4. Damla sulama
Damla sulama yönteminde temel ilke, bitkide nem eksikliğinden kaynaklanan bir gerilim oluşturmadan, her defasında az miktarda sulama suyunu sık aralıklarla yalnızca bitki köklerinin geliştiği ortama vermektir. Bu yöntemde bazen her gün, hatta günde birden fazla sulama yapılabilmektedir. Damla sulama yönteminde arındırılmış su, basınçlı bir boru ağıyla bitki yakınına yerleştirilen damlatıcılara kadar iletilir ve damlatıcılardan düşük basınç altında toprak yüzeyine verilir. Su buradan infiltrasyonla toprak içerisine girer, yerçekimi ve kapillar kuvvetlerin etkisi ile bitki köklerinin geliştiği toprak hacmi ıslatır. Başka bir deyişle, bu yöntemde genellikle alanın tamamı ıslatılmaz. Bitki sırası boyunca ıslak bir şerit elde edilir ve bitki sıraları arasında ıslatılmayan kuru bir alan kalır. Böylece, mevcut sulama suyundan en üst düzeyde yararlanılır. Damla sulama sistemi sabit sistem biçimindedir. Sistem unsurları, sulama mevsimi boyunca aynı konumda kalırlar. Ancak, sulama mevsimi sonunda bazı unsurlar araziden kaldırılır.
Damla Sulama Sisteminin Unsurları
Bir damla sulama sistemi sırasıyla pompa birimi, kontrol birimi, ana boru hattı, ara (manifold) boru hatları, lateral boru hatları ve damlatıcılardan oluşur.
Su kaynağı :
Damla sulama yönteminde her türlü su kaynağından yararlanılabilir. Ancak suyun fazla miktarda kum, sediment ve yüzücü cisim içermemesi gerekir. Ayrıca, fazla miktarda kalsiyum ve magnezyum bileşikleri ile demir bileşikleri içeren sular da damla sulama yöntemi için uygun değildir.
Pompa Birimi :
Su kaynağının yeteri kadar yüksekte olmadığı koşullarda, gerekli işletme basıncı pompa birimi ile sağlanır. Su kaynağının tipine bağlı olarak santrifüj, derin kuyu yada dalgıç tipi pompalardan biri kullanılabilir. Pompanın elektrik motoru ile çalıştırılması tercih edilir.
Kontrol Birimi :
Damla sulamada, suyun çok iyi süzüldükten sonra sisteme verilmesi gerekir. Aksi durumda damlatıcıların tıkanması sorunuyla karşılaşılır. Bu işlem kontrol biriminde yapılır. Kontrol biriminde ayrıca, sisteme verilecek sulama suyunun basınç ve miktarı denetlenir ve bitki besin maddeleri sulama suyuna karıştırılır.
Kontrol birimi genellikle ana boru hattının başlangıcına kurulur.
Kontrol biriminde; hidrosiklon, kum-çakıl filtre tankı, gübre tankı, elek filtre, basınç regülatörü, su ölçüm araçları, manometreler ve vanalar bulunur. Hidrosiklon, suda bulunabilecek kum parçacıklarının sisteme girmeden önce tutulduğu araçtır. Su hidrosiklonun üst kısmından çepere doğru girer ve çeper boyunca aşağıya doğru iner. Daha sonra su ortadan yukarıya doğru yükselir ve kum parçacıkları ağır olduğundan tabanda kalır. Kumdan arınan su hidrosiklonun üzerinden sisteme verilir. Tabanda biriken kum belirli aralıklarla temizlenir. Kum-çakıl, filtre tankında, sulama suyunda bulunabilecek sediment ve yüzücü cisimler tutulur. Su tanka üstten girer, kum ve çakıl katmanlarından geçtikten sonra tankın altından çıkar. Bu arada sediment ve yüzücü cisimler genellikle üst kesimde tutulur. Tankın tabanında, etrafı elek filtre ile sarılmış delikli boru bulunur. Burada amaç, tanktan su ile birlikte kumun çıkışını engellemektir. Kum-çakıl, filtre tankında ayrıca suyun alttan girişini ve üstteki vanadan çıkışını sağlayan geri yıkama borusu bulunur. Bu boru aracılığıyla, zaman zaman tankın üst kesiminde biriken sediment ve yüzücü cisimler yıkanarak tank temizlenir. Damla sulama sistemlerinde bitki besin maddeleri sulama suyuna karıştırılarak uygulanır. Bu amaçla sıvı gübre kullanılır. Sulanacak alanın büyüklüğüne göre hesaplanan sıvı gübre miktarı, kontrol birimindeki gübre tankının içerisine konur. Gübre tankı ana boruya üzerinde vanalar bulunan hortumlarla iki noktadan bağlanır. Biri gübre tankına su girişi, diğeri ise su çıkışı içindir. Ana boru üzerine ayrıca, değinilen iki nokta arasında basınç farklılığı yaratmak amacıyla bir vana daha yerleştirilir. Gübre uygulanacağı zaman ana boru üzerindeki vana kısmen kapatılır, gübre tankı giriş ve çıkış vanaları açılır. Böylece, ana borudaki suyun bir kısmı gübre tankına girer, sıvı gübre ile karışır ve tekrar ana boruya döner.
Kontrol birimine, gübre tankından sonra elek filtre yerleştirilir. Filtre genellikle silindir biçimindedir. Tek yada iç içe geçmiş iki filtreden oluşabilir. Elek filtrelerin 80-200 mesh arasında olması önerilmektedir. Dış filtrenin elek numarası genellikle daha düşüktür. Elek filtre ile, kum-çakıl filtre tankında süzülemeyen sediment ve gübre tankından gelebilecek gübre parçacıkları tutulur. Her sulamadan sonra elek filtreler sökülür ve yıkanarak temizlenir. Elek filtreden sonra, suyun boru hattında sabit basınç altında verilmesini sağlamak için bir basınç regülatörleri yerleştirilir. Basınç regülatörleri bazen manifold boru hattı girişine de yerleştirilebilir. Kontrol biriminde ayrıca, kum-çakıl filtre tankının giriş ve çıkışı ile elek filtre girişindeki basıncın ölçülmesi gerekmektedir. Bu amaçla, üç yollu bir manometreden yararlanılır. Böylelikle, basınç farklılıklarından filtrelerin tıkanma derecesi saptanır ve gerekli zamanlarda filtreler temizlenir.Ana Boru Hattı : Suyu kaynaktan manifold boru hatlarına iletir. Genellikle gömülüdür ve sert PVC borulardan oluşturulur. Küçük sistemlerde ana boru hattı toprak yüzeyine döşenebilir. Bu koşullarda sert PE borular kullanılır.
Ara (Manifold) Boru Hattı :
Suyu ana boru hattından laterallere iletir. Laterallerin doğrudan ana boru hattına bağlanması durumunda, su girişini denetlemek için her lateralin başına bir vananın yerleştirilmesi zorunluluğu vardır. Bu ise hem sistem maliyetini çok önemli boyutlarda arttırır hem de sistemin işletilmesini güçleştirir. Bunun yerine, belirli sayıdaki lateral boru hattı manifold boru hattına bağlanır ve manifoldun ana boru hattıyla bağlantısı bir vana ile sağlanır. Manifold boru hattına bağlı laterallerin tümü bir işletme birimini oluşturur. Manifold başlangıcındaki vana açıldığında işletme birimindeki tüm laterallere aynı anda su verilmiş olur. Ana boru hatlarında olduğu gibi, manifold boru hatları da genellikle gömülüdür ve sert PVC borulardan oluşturulur. Küçük sistemlerde manifold boru hatları bazen toprak yüzeyine serilir ve bu durumda PE borular kullanılır. Manifold boru hatları, tesviye eğrilerine paralel (eğimsiz) yada bayır aşağı eğimde döşenmelidir. Bayır yukarı eğimde döşemekten kesinlikle kaçınılmalıdır. Bu hatlar, ana boru hattına dik olabileceği gibi paralel de olabilir.
Lateral Boru Hatları :
Üzerine damlatıcıların yerleştirildiği borulardan oluşur. Toprak yüzeyine serilir ve bu amaçla yumuşak PE borular kullanılır. Genellikle her bitki sırasına bir lateral döşenir. Bazen, her bitki sırasına iki lateral ya da iki bitki sırasına bir lateral yerleştirilebilmektedir. Lateral boru hatları da, manifold boru hatlarında olduğu gibi, tesviye eğrilerine paralel (eğimsiz) ya da bayır aşağı eğimli döşenmelidir ve bayır yukarı döşemekten kaçınılmalıdır.Damlatıcılar : Sistemin en önemli ve en dikkatle seçilmesi gereken elemanlarıdır. Lateral borulardaki basınçlı su damlatıcıya geçtikten sonra, damlatıcı içerisindeki akış yolu boyunca ilerlerken, suyun enerjisi sürtünme ile önemli ölçüde kırılır. Bunun sonucunda, su damlatıcıdan damlalar biçiminde çok küçük debi ile çıkar ve toprağa infiltre olur. Damlatıcılar genellikle lateral üzerine geçik (on-line) ve laterale boylamasına geçik (in-line) olmak üzere iki tipte yapılmaktadır. Lateral üzerine geçik damlatıcılarda, damlatıcı girişi lateral boru içinde ve gövde borunun dışındadır. Bu tip damlatıcılar orifis girişli ve genellikle kısa akış yolludur. Suyun enerjisi, girişteki orifis ve akış yolu boyunca kırılır. Laterale boyuna geçik damlatıcılarda ya laterel boru damlatıcının iki ucuna bağlanmakta ya da damlatıcılar lateral boru içerisine sabit aralıklarla ve boylamasına yerleştirilmektedir. Akış yolu genellikle uzundur. Su lateral boru çeperinden damlatıcıya girmekte, uzun akış yolu boyunca enerjisi kırılmakta ve lateral boru dışından çıkmaktadır. Basınçlı sulama yöntemleriyle (Yağmurlama, damla sulama vb.) büyük oranda su tasarrufu sağlanır. Bu suyla da daha fazla alan sulanır. Buda daha fazla çiftçiye hizmet götürülmesi yönüyle sosyal adaletin sağlanması, üretim artışı ve milli gelir artışı demektir.
5. Basınçlı Sulama Sistemlerinin Avantajları ve Dezavantajları
Basınçlı sulama sistemlerinin yararları :
Topoğrafik yönden düzgün olmayan tarım alanları tesviyeye gerek kalmadan bu yöntemle sulanabilir. Salma sulamaya bağlı erozyon önlenir.
Geçirgenliği yüksek olan topraklarda karık akışına bağlı su kaybına neden olmaksızın tüm tarla alanında ekonomik ve üniform olarak yüksek randımanla sulama yapılır.
Taban suyunun yüksek olduğu yerlerde taban su seviyesini yükseltmeden sulama yapılır.
Kanalet ve kapalı borulu sistemlerde sulama yapmak için gerekli tarla içi hendeklere gerek kalmadığından ekim alanı artmakta sulama işçiliği de azalmaktadır.
Ticari gübreler sulama suyuyla sadece bitki kök bölgesine verilebilir, böylece gübre ve işçilikten de tasarruf sağlanır.
Bu sistemlerde bitki kök bölgesinde düşük gerilimle tutulan devamlı bir nem bulunduğundan bitki suyu topraktan fazla bir enerji harcamaksızın alır. Bu da ürün artışı sağlayan önemli bir faktördür.
Tohum yataklarının hazırlanması, tohumların çimlendirilmesi fide seyreltmesi için üniform ve yeterli toprak nemi kontrollü bir şekilde sağlanabilir.
Sulama suyu proje sahasına istenilen miktarda denetim altında verilir. Gerekirse bireysel olarak kullanılan su, sayaç takılarak net olarak saptanıp miktarına göre kullanım bedeli tahsil edilebilir. Tesisin kontrolü kolaydır.
Basınçlı sulama sistemlerinin sakıncaları :
Sistemin birim alana düşen ilk yatırım bedeli diğer sistemlere göre yüksektir. Ancak aynı suyla daha fazla alanın sulanabilmesi, verim artışı, drenaj sorununu azaltması, tesviye yatırımına ihtiyaç duyulmaması, çiftçilerin gelir artışı fazla olan ürünlerin ekilmesine yönelmesi nedeniyle yatırım maliyeti farkı kısa sürede kendini amorti edecektir.
Su kaynağı kotu sulanacak arazinin kotundan fazla olmayıp basınç pompajla sağlanıyorsa işletme gideri fazla olacaktır. Ancak getirisi yüksek olan ürün ekimlerinde bu sistem ekonomik olmaktadır. Bireysel çiftçi sulama sistemlerinde bu durum net olarak gözlemlenmektedir.
Sulama yapılacak bölgede sulama esnasında kuvvetli rüzgarın olması, veya devamlı hakim rüzgarın olması su dağılımını olumsuz etkiler.
Bazı bitkilerde yağmurlama sulama çiçeklenme döneminde tozlaşmayı olumsuz etkiler. Ayrıca mantari hastalıklara da yol açabilir. Burada uygun sulama zamanı ve uygun sulama yöntemi tüm bu sakıncaları ortadan kaldırmaktadır.
Cazibeli basınçlı olarak çalışabilecek sulama tesisleri öncelikle ve mutlaka kapalı basınçlı olarak inşa edilmelidir.
Sonuç olarak basınçlı sulama sistemleri; sulanacak alana ilişkin iklim, toprak, tarımı yapılan bitki paterni, çiftçilerin alışkanlıkları, eğitim ve sosyal yapılarının dikkate alınmasıyla hazırlanacak kaliteli bir sulama projesi ve sonrasında tesiste iyi bir işletme anlayışıyla son derece başarılı bir şekilde çalışacaktır.

SOFRA DÜZENİ

Posted On Haziran 2, 2008

Filed under düzen, SAĞLIK, sofra

Comments Dropped leave a response

Çoğu zaman samimi yemek davetlerinin dışında “özel” diye tanımlanacak bazı davetler vermeye mecbur kalırız. Evimizde vereceğimiz bu davetlerde zaman zaman gerek sofra düzeni gerekse servis esnasında bazı endişelerimiz oluşur. Bu “özel davet”in en mükemmel olması amacımızdır. Uzun süre verdiğimiz davet hakkında övgü ile konuşulması hangimizi mutlu etmez ki?… Davetin hazırlanması, amaca göre davet edilen kişilerin saptanması ile başlar… Resmiyet derecesine göre davet edilecek kişiler en az üç hafta öncesinden davetiye veya telefon ile aranarak davet edilmelidir. Çok resmi davetlerde baskılı davetiye daha uygun olacaktır. Ancak; “kişi adı” el yazısı ile yazılmalıdır. Bu davet edilen kişiye verilen değerin bir göstergesidir. Son yıllarda bazı büyük hediye merkezlerinde bu tarz özel kartlar satılmaktadır. Sadece boşlukları doldurmanız yeterli olacaktır. Davet eden kişinin bu nezaketli davranışına karşı cevap verilmesi gerekmektedir.

Davete katılıp katılamayacağınızı bildirmek bir görgü kuralıdır. Eğer davetiye yollandıysa (L.C.V-lütfen cevap verin’in kısaltılması) davet eden kişiye davete katılıp katılamayacağınızı telefon açarak bildirmelisiniz.Ziyafet MasasıZiyafet masası hazırlamak zevk işidir. Herkes imkanlarına ve gönlüne göre hazırlar. Ancak; aşağıdaki noktalara da dikkat etmek gerekir. Öncelikle masa örtüsü titizlikle seçilmelidir. Masaya pastel rengi keten, beyaz keten, nakışlı keten veya dantel örtü konmalıdır. Çok renkli alacalı örtü seçimleri ağır davetler için uygun değildir. Masaya konan örtü 30.cm.den fazla sarkmamalıdır. Oturan kişilerin ayaklarına dolanacak şekilde abartılı bir uzunlukta olmamasına dikkat etmek gerekir. Penguen Gıda, 15 Mart 2006 Dünya Tüketiciler Günü’nde “Tüm Tüketicileri Koruma Derneği” tarafından gerçekleştirilen ödül töreninde “2006 yılının Altın Markası” ödülüne layık görülerek; kalitesi, doğallığı ve lezzetiyle mutfaklarımızın daimi üyesi olmuştur. Türkiye’de birçok ilke imza atan ve damaklarımızı farklı lezzetlerle tatlandıran Penguen, şimdi de Balkan mutfaklarına özgü Herse (Közlenmiş Patlıcan Salatası), Pincur (Közlenmiş Biber Salatası) ve Ajvar (Közlenmiş Patlıcanlı Biber Ezmesi) ile dünya mutfaklarından üç yeni tatla sofralarımızı renklendirdi.Damak zevkimizi zenginleştirecek bu yeni tatlar, bizim beslenme alışkanlıklarımızla da örtüşüyor. Herse, Pinjur ve Ajvar’ı ister kahvaltıda ekmeğinize sürün, ister meze olarak yiyin, ister makarnanıza sos olarak kullanın, isterseniz de etinizin yanına garnitür olarak alın. Ya da televizyonunuzun karşısında heyecanlı bir film seyrederken elinizdeki cipse eşlik etsin. Seçim size kalmış.Masa’da “uyum” Çok önemlidir. Yemek takımları, bardaklar, örtü ve diğer gereçler “uyum” içinde olmalıdır. Uyum sofanın ortasına yerleştirilecek bir tanzimle daha da çarpıcı bir hale getirilir. Burada, seçilecek çiçekler bile mümkünse yemek takımlarınızla ve masa örtüsüyle uyum içinde olmalıdır. Bir renk armonisi yaratmak özenle hazırladığınız bu daveti daha da hatırda kalıcı yapacaktır. Vereceğiniz mönüye uygun olarak tabakları yerleştirmelisiniz. Şayet; mönü’de çorba yer alıyorsa, o takdirde düz yemek tabaklarının üzerinde çorba tabakları yer almalıdır. Eğer çorba mönüde yer almıyorsa o takdirde ordövr servisi için düz ve büyük tabaklar yerleştirilmelidir. Tabakların yerleştirilmesi mönü’deki düzenlemeyle paraleldir.Sofranızı hazırlarken “peçeteler” özenle katlanmalı ve yerleştirilmelidir. Değişik şekillerde katlanan peçeteler, isteğinize göre yine yemek takımlarınıza uygun halka biçimde bir peçetelik arasına konarak ta sofralarda yerini alabilir.İste bazı peçete katlamaları; Kare; Peçete her yönde bir kere katlanır. Sonra “kare” sekline getirilir.üçgen; peçete önce “kare” sekline getirilir. Sonra, aksi köşeler birleştirilerek “üçgen” sekli verilir.Koni; peçete önce “kare”, sonra da “üçgen” seklinde katlanır. Dışarıda kalan uç “dik” duracak şekilde olmalıdır.Çatal-kaşık-bıçakKullanış amaçlarına göre, dıştan başlayıp içe doğru gelecek şekilde yerleştirilir. Tabağın sağına kasık ve Bıçak, soluna ise çatal konur. Bıçağın ağzı tabağa dönük olmalıdır. Tabaklar Servis tabağı, yemek tabağı, salata tabağı ve ekmek tabağı kullanılmalıdır. Ancak yukarda da bahsedildiği gibi yemek mönüsünde yer alan yiyeceklere göre uygun tabaklar ilave edilebilir.Masaya Konan Takımların YerleriYemek Çatalı: Tabağın solunda.Yemek bıçağı; Tabağın sağında. Yemek kasığı: Tabağın sağında, bıçağın dışında. Balık Çatalı: Tabağın solunda, çatalın dışında. Balık bıçağı: Tabağın sağında, yemek bıçağı dışında.Meze Çatalı: Tabağın solunda, diğer Çatalların dışında. Meze kasığı: Tabağın ön kısmında. Çerez ve pasta çatalı: Tabağın ön kısmında, sapı sola doğru. Çerez ve pasta bıçağı: Tabağın ön kısmında, keskin tarafı tabağa, sapı sağa doğru. Çatalın yanında. Su bardağı: Tabağın sol ön kısmındaŞarap bardağı: Su bardağının sağında. Rakı bardağı: Su bardağının yanında. Tuz, biberlik: İki servis tabağı arasındaYağ, sirke: Sofranın ortasına yakin. Hardal ve diğer soslar: Yağ ile sirkeye yakin.Yağ tabağı: Servis tabağının sol ilerisinde. Salata tabağı: Servis tabağının sol ilerisinde. Meyve tabağı: Ortada. Ekmek tabağı: Ortada. Çiçek tanzimleri: Masanın ortasında. Peçete: Servis tabağının solunda.Yemeklerde Unutulmaması Gerekenler Yemek süresince dikkat edilmesi gereken bazı davranışlar vardır; bunlardan bazıları… Tabakta yemek bırakmak pek hös bir davranış değildir. Ekmeğin ufalanarak yenmesi, yemeğin koklanarak adeta “test” edilmesi, masada saç taramak, makyaj tazelemek, elleri masanın altında tutmak, masada şampanya patlatmak, kürdansız ve aleni bir şekilde diş karıştırmak, sesli bir biçimde burun temizlemek, ev sahibinden önce yemeğe başlamak ve masada kül tablası konmamışsa ısrarla sigara içmeye çalışmak, puro vb. herkesçe hoşlanılmayacak tütünleri müsaadesiz içmek ve yemek devam ederken izinsizce sofrayı terk etmek, abartılı gülmek veya uzun sıkıcı konuşmalar yaparak diğer konukları rahatsız etmek yapılmaması gereken davranışlardandır.Servis Kuralları Servisi evin hanimi yapıyorsa, sağında oturan bayandan başlanır. Servisi garson yapıyorsa, servise ev sahibinin sağında oturan bayandan baslar, soldan devam eder, en son ev sahibine servis yapar. Garsonun elinden hiç bir şey alınmaz. Garsondan bir şey istenecekse alçak sesle istenir. Tatlı servisinden önce masa temizlenir. İçki istenmediği zaman açıkça söylenmelidir. Kadeh el ile veya ters kapatılmaz. Servisler yapılırken ısrarcı olunmamalıdır. Ancak; yemeğin niteliğine göre serviste 2. kez istenip istenmediği kişilere sorulabilir. Yemekte Görgü KurallarıBıçak kullanmak gerekince, Çatal sol elle tutulur. Bu durumda bıçak sağ elle tutulur ve işaret parmağı bıçağın keskin olmayan tarafına bastırılarak “kesme” işlemi yapılır. Bıçak kullanıldıktan sonra masaya bırakılmaz. Tabağın üst yarısına, kendinize doğru yanlamasına ve keskin tarafı içe gelecek şekilde konur. Çatal da kullanıldıktan sonra masaya bırakılmaz. Bıçağa paralel şekilde soluna ve sapı sağda, ağzı yukarı doğru konur. Çorba kasığı, Çorba tabağının sağına konur. Kaşık da bıçak gibi kullanılır. Salata ve Çerez çatalı, yemek çatalından daha kısadır. Yemekle birlikte salata da verilecekse, salata çatalı yemek tabağının soluna, yemek çatalının iç tarafına konur. Balık Çatalı ise daha kısa ve düzdür. Kasığın sağına konur. Tatlı kaşığı, tatlı tabağının içine konur. Servis Çatal ve kasıkları, servis yapılacak yemeklerin tabaklarına konur. Kişi rahatça alabilmelidir. Ancak; konukların önüne 3’den fazla Çatal, kaşık ve bıçak koymamaya dikkat edilmelidir. Gerekirse yemek esnasında bu servisler kaldırılır ve gerekli olanlar düzenlenir.Peçeteler resmi olmayan yemeklerde çatalların soluna, resmi yemeklerde ise servis tabağının içine konur. Ancak; bahsettiğimiz gibi eğer dekoratif bir peçetelik söz konusuysa tabağın sol tarafına veya önüne gelecek şekilde yerleştirilebilir. Peçete, sağ üst kösesinden tutularak açılır. Dizlerin üzerine yerleştirilir. İşi bittikten sonra yemek tabağının sağına katlanarak konur. Buruşturarak koymamaya özen gösterilmelidir. Kağıt peçete kullanılmışsa “top” yapılıp tabağa konmaz. özel davetlerde her ne kadar kullanılmıyorsa da kumaş peçeteleri aratmayacak güzellikte kağıt peçeteler eğer sofraya uyum sağlıyorsa kullanılabilir. Davet bitiminde ev sahibine teşekkür etmek unutulmamalıdır. Hatta bir gün sonrasında tekrar telefon edilmeli ve bu nazik davet ve güzel yemek için bir kez daha iltifat edilmelidir

Beslenmede Kara listelik yiyecekler

Posted On Haziran 1, 2008

Filed under öneri, püf noktası, SAĞLIK

Comments Dropped leave a response

 

Bir yiyeceği zararlı hale içerdiği kaloriler getirir… Ama aynı zamanda içerdiği kalbe zararlı maddeler; örneğin doymuş yağlar… Diyetisyenler genellikle sebze ağırlıklı beslenme biçimlerini öneriyorlar, çünkü sebze ağırlıklı diyetlerde, zararlı yağlar olabildiğince az kullanılıyor.. Ancak beslenme uzmanlarının altını çizdiği bir şey daha var; "Sevdiğimiz yiyeceklerden tamamıyla uzak durmak, uzun vadede daha çok yeme isteğine yol açar…"
Bu durumda siz en iyisi, sevdiğiniz zararlı yiyecekleri çok özel günlerinize saklayın ve kalan zamanda sağlıklı alternatifleri deneyin…

DİYET İÇECEKLERİ
> Zararı: 330 ml’lik bir diyet içeceğinde 2 kalori var, yağ ve şeker bulunmuyor. Böylece hemen hemen hiç kalori ve yağ almıyorum diyorsanız, diyet içeceklerinde aynı zamanda hiçbir besleyici diğer bulunmadığını da hatırlatalım.
> Sağlıklı alternatif: Taze hazırlanmış meyve kokteyli! 330 ml’de hiç yağ yok. Yapay tatlandırıcılı içecekler yerine favori meyve suyunuza vanilya aroması ya da soda katabilirsiniz.

HAZIR BİSKÜVİLER
> Zararı: Bir küçük bisküvi 80 kalori ve 4.5 gram yağ içeriyor. Kekler, bisküviler ve krakerler gibi hazır abur cubur ürünleri zararlı yağları en çok barındıran yiyecekler.
> Sağlıklı alternatif: Ev yapımı meyveli kurabiyeler! Örneğin evde hazırladığınız incirli kurabiyelerin bir tanesinde ortalama 11 kalori ve 1 gram yağ bulunuyor.

CİPSLER
> Zararı: Örneğin 1 paket soğanlı cipste ortalama 164 kalori, 11 gram yağ ve 0.8 gram tuz bulunuyor. Bu boş kaloriler vücudumuza zarar vermekten başka bir işe yaramıyor.
> Sağlıklı alternatif: Yoğurt soslu havuç dilimleri. Şaşırabilirsiniz fakat canınız abur cubur çektiğinde bunu deneyebilirisiniz. Tadından hoşlanacaksınız. Sosunu hazırlamak için haşlanmış iki dilim karnabaharı ezip, kırmızı biber ve baharat ekleyerek yoğurtla karıştırın.

KIZARTMA ETLER
> Zararı: İki dilim kızarmış ette ortalama 200 kalori ve 19 gram yağ bulunuyor. Bu tür et ve pastırmalar içerdikleri koruyucu maddeler sebebiyle mideye zarar verebilir hatta kolon kanserine bile yol açabilir.
> Sağlıklı alternatif: İyi pişmiş iki dilim ızgara et, ortalama 74 kalori ve 4 gram yağ içeriyor. Ayrıca iyi bir demir ve B6 vitamin kaynağı. 

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.